Bir Alev Gibi

Bir Alev Gibi

Küçük bir alev. Duyarlı ve titreşimli.

Dönüp dönüp okuduğumuz şiirlerdir onlar. Aslında bütün edebiyat türlerinde bu “dönüp dönüp okumak” kategorisinin içinde yer alan metinler vardır. Belki de klasikler bunun en güzel örneğini oluştururlar. Italio Calvino, klasikler için “Haklarında her zaman ‘yeniden okuyorum’ denilen, hiçbir zaman ‘şu sıra okuyorum’ denilmeyen kitaplardır” derken, benim dönüp dönüp okumak diye anlatmaya çalıştığımı, yeniden okumak'la karşılıyor. Arada biraz fark olsa da, her ikisi de bir edebiyat yapıtının, okuyanın kişisel tarihine gönderme yaptığı kesin. Kişisel tarihimizle birlikte, yıllar içinde okuduğumuz edebiyat eserlerine de yüklediğimiz değer değişiyor. Değişiyor değişmesine ya; hiç azalmıyor. Deneyimlerimiz, bilgilerimiz, görgülerimiz, insana, topluma bakışımız evrildikçe, kuşatıcılığı artıyormuş gibi gelmeye başlıyor insana.

Belki de en çok şiir için geçerli bir durum bu. Özellikle bazı şiirlerin bireysel tarihimizde eskimeyen yönlerini o şiirle karşılaştığımız ilk zamanlarda veremesek bile, daha sonra hayatımızın belli bir anında bizde neden hiç eskimediğinin yanıtını bulabiliyoruz. O zaman o şiir, kişisel tarihimizin “eskimeyen şiiri” olabiliyor. Eskimeyen romanı, eskimeyen şarkısı gibi. Ama yine de bütün saptamaları bireysel tarihimizin dünü ile bugünü için yaptığımızı, aynı tarihin geleceği içinse ancak az çok kestirimde bulanabileceğimizi de aklımızın bir köşesinde tutmamız gerekiyor. Çünkü bir şiiri bizim yapan belki de en önemli unsur, onunla ilk karşılaşmamızda duygu dünyamızın duvarlarına nasıl bir şiddetle çarptığıyla ilgili oluyor. Onu bizde yarattığı “empati”yle kavrıyoruz.

Dünümden bugünüme beni de etkileyen böyle ne çok şiir varmış meğer. İlk önce Dıranas’ın Serenad’ı... O ilk gençlik yıllarımın, tel tel dökülen aşkımın, tel tel dökülen şiiri... Ne kadar gezdirdim hafızamda; şiirin bütünü hâlâ belleğimde midir? Sanmıyorum. Ya da Melih Cevdet’in o güzelim çevirisiyle Poe’nun Annabell Lee’si... Yirmili yaşlarıma daha gelmemiştim. Sevgilim Kadıköy yakasında otururdu. Okulundan çıkınca buluşur, Karaköy iskelesinden vapura binerdik. “Bir deniz ülkesinde / Yaşayan bir kız vardı, bileceksiniz / İsmi Annabell Lee” dizelerini söylediğimde, sevgilimin gözleri kısılır, dudakları hafifçe büzülür, sigarasını diplerdi. Sanki Kadıköy bizden uzaklaştıkça uzaklaşırdı, taa şiir bitene kadar. Ben de böyle şiirler yazabilecek miydim Allahım? Kıskançlıktan içim kabarırdı. Daha sonra Annabell Lee de sevgilimle birlikte gitti. Bir bulutun rüzgârından üşüdüğünden mi, yoksa bu şiirin artık bizi taşıyamamasından mı bilemiyorum. Şimdi her iki şiirle de o kadar az karşılaşıyorum ki! Karşılaştığımdaysa küçük bir esinti geçiyor saçlarımdan ve “kıskançlık” duygusunu hatırlıyorum en çok.

Kemal Özer’in “Bir Alev Gibi”siyle de hemen bu iki şiirden sonra karşılaştım diyebilirim. Şiir hayatla nasıl buluşur yahu? diyerek çılgın gibi; bu buluştu, bu buluşmadı diye şiirler yazıp sonra da yırtıp attığım bir dönemde geldi karşıma kuruldu. Yani şiirlerle ilgi sahici soruları sorup, yanıtlarını el yordamıyla aradığım bir dönemimde. Böyle bir “dünümde.” Bu şiiri benim için öteki iki şiirden ayırarak “bugünüm” yapan şey de işte burada. Yani duygusal çırpınışlarla birlikte de olsa şiir bilincinin oluşmaya başladığı yerde.

Bir Alev Gibi’yi ilk okuduğumda içimi yakan duygu; Annabell Lee’yi ve Serenad’ı yanına alarak giden sevgilime bu şiiri okuyamamamdan kaynaklanan ezinç duygusuydu. İki üç kez çantamda “Araya Giren Görüntüler”le Karaköy iskelesinde onu beklediğimi bile anımsıyorum. Karşılaşsaydık eğer ve bu şiiri okusaydım, onu da yanına alıp gider miydi bilmiyorum ama şimdi buna izin vermezdim diye düşünüyorum. Belki de verirdim. Ama yine Bir Alev Gibi “bugünüm”de benle olmaya devam ederdi. Niye mi? Çünkü şiirin hayatla buluştuğu noktanın gizini bana hâlâ çok iyi gösterdiğinden, çünkü bir kılavuz olarak bana yol göstermeye devam ettiğinden. Bireysel tarihimle, şiir tarihimin kesiştiği yerin tam ortasında bulunmasından ötürü belki de. Dünümden bugünüme gelirken yarattığı duygusal ve bilinçsel itkiyi, geleceğimde de hayatın bütün yapıp ettiklerine karşı (değişim, farklı bakış açıları ve estetik birikim) aynı itkiyi benim için taşıyacakmış duygusunu uyandırdığından. Çünkü şimdiye kadar olduğu gibi geleceğimde de durağan gibi gözüken bir görüntünün altında usul usul akan birçok hayatın bulunduğunu bana her okuyuşumda hatırlatıyor oluşundan; “hayatın çekilmiş fotoğraflarının” altındakini okuyabilme merakını kamçılıyor olmasından; yani bir ozanda hiç eksik olmaması gereken “merak” duygusunu durmadan, her okuyuşumda hatırlatıyor olmasından ötürü. Küçük, duyarlı ve titreşimli bir alevi, hayatın hemen her anında çakabilecek bir özü barındırıyor olması da başka bir düzeyi bu şiirin benim için.

Belki de başka okuyanlarda, yüreğin bilinçle eğitilip, oradan direnmeye ve inada kadar açılacak duygusal bağları kuruyordur bu şiir. Kurması kaçınılmaz. Belki ozanı da yazarken okurda bu sorgulamaları ve açılımları yaratmak istemiştir. Ama ben Bir Alev Gibi için başkaları adına konuşmak istemem tabii. Bu Bir Alev Gibi, benim olanı. Benim dünümle başlayıp, bugünümle devam eden şiiri. Sadeliğinin içindeki o liriklik.

Artık bu şiiri ilk okuduğum zamandan daha hızlı değişiyor hayat. Ama bu şiirin, anların içinde bir anı donduruyor olması, onun altındakini okuyabilmeyi göstermesi bir yana, bu hızla akıp gidene durup soğukkanlılıkla bakmayı hatırlatıyor bana artık. Dur ve gördüğünün altındakini kavramaya çalış diyor.

Zaman, müdahale edilmezse kayıtsızdır her şeye. Şiir bu kayıtsız akıp giden zamana yapılmış insani bir müdahaledir. Bir Alev Gibi, akıp giden hayatıma durup bakmamı istiyor ve müdahale etmemi. Halbuki o bize ilk bakışta bir an'ı durdurmuş gibi gözükür. İlk önce böyle algılarız onu:

...

okuduğu satırlarla eğitti yüreğini

sürekli dönüştüren ellerinden öğrendi

ne vakit bir işe sarıldıysa

sonuç alana kadar direnmeyi.

dediğinde ozan, bu duranlığın nasıl birden harekete, coşkuya, bilmeye dönüşebileceğini sezdirir. Bunun için de geleceğime evrilir. Zamana, insanın adına yapılan şiirsel gelecek muştusudur bu dizeler.

Hızla giden bir otobüsün içinden dışarıya bakarken, (özellikle uzun yolculuklarda) akıp giden sen değil dışarısıymış gibi gelir ya insana. Evler, insanlar, dağlar, ovalar, bozkırlar hızla geçip gider yanınızdan. İşte öyle geçiyor artık zaman. Bir kara trenden dışarıya bakmak gibi değildir bugünlerde bir trenden dışarıya bakmak. Kara trenden bakarken dışarısı daha yavaş akar, sanki zaman da öyledir, yavaş ve dingin. Bir Alev Gibi içimden dışarıya doğru bakarken, hızla akıp gidenin ben olduğumu, gördükleriminse yerinde durduğunu hatırlatıyor bana ve öylece bakmamam gerektiğini, bir uçurumun kenarına gelip dayansam bile.

Dönüp dönüp okusam da, yeniden okusam da, dünümden bugünüme ve geleceğime güven duymamı sağlıyor bu şiir. Belki de beraber öğrendik hayatı. Hadi kabul edeyim. O ilk karşılaştığımız andan bugüne kadar hep bir iki adım önde oldu. Olsun. Zaten onu yanımda taşımam da bu yüzden değil mi?

Küçük bir alev. Duyarlı ve titreşimli. Bana hayatımın parlayıp sönen bir saman alevi olmadığını göstermesi... Eh bir şiir daha başka ne yapsın ki?

 

 

Fotoğraf: Joakim Kraemer

 


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Bahadır Özdemir

    Bahadır Özdemir 05.10.2016

    Ben sadece "bir alev gibi" şiirinin edebi yönünü farklı bir açıdan değerlendirdim. Yoksa senin yazı ve şiirlerinde zaman algısını nasıl zorladığını fark etmiyor değilim. Bu nedenle de seni ilgiyle izliyor ve kutluyorum. Bana sitem eden Aya'ya da "Şu sıralar maça kıtlığı çekiyorum o yüzden kupalarla idare ediyorum" şeklinde bir açıklama yapabilirim. (B.Ö.)

  • Nihat Ateş

    Nihat Ateş 05.10.2016

    Mehmet Harma Hocama, Deniz Can'a çok teşekkür ederim. Bahadır Özdemir'in yazdıklarındansa bir şey anlamadım. Doktorlara şiir eğitimi belki, ama şairlere tıp eğitimi hakikaten zorlu olur:)) Sevgiler

  • mehmet harma

    mehmet harma 04.10.2016

    Bu yazının içinde bir şiir var. Uzun ve teferruatlı bir şiir. Sn. Ateş yazının içine saklamış sanki. Şairce hissedişi bize anlatmak için böyle belki de.

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 04.10.2016

    anaaa, hoşgeldin bö. nerelerdeydin? özlettin kendini valla. eğer sadece şiirli yazıların altında yorum yazcaksan senin için şiir bile yazarım. yeter ki sen o kadar uzun geceler boyunca gayba karışma. a.y.a. bö'ye velkamsss ve tülay hoca'sına cevaba geçsss

  • Bahadır Özdemir

    Bahadır Özdemir 04.10.2016

    Gelenekte, karısı için lirizmi yüksek şiir yazana fazla rastlanmaz. "Karısı için yazmış" denilen şiirlerin daha sonradan sevgili için yazıldığı ortaya çıkar. Bunun nedeni bana göre, sorunlu ve tutkulu bir aşk yaşanan kişiyle evlenilmemesi ya da evlenilen kişiyle daha çok sosyal içerikli nedenlerle evlenilmesidir. O zaman şiir gibi lirik bir durumda kafa otomatikman diğer kişiye kayar. Farklı şekilde söylersek, hangi sevgili beyinden dopamin, seratonin, endorfin, adrenalin gibi hormonların yoğun şekilde salgılanmasına/salgılatılmasına ve beyne aşırı yük binmesine neden olduysa/oluyorsa, beyni harekete geçiren şiir yazma anında da o kişiyle ilgili yaşantılar canlanır. Kemal Özer, "Bir Alev Gibi" şiirinde bu durumu: "Onun tuttuğu aynada görüyor ozan / ilerde şiire dönüşecek ilk ipuçlarını." dizeleriyle ifade ediyor. Şiiri tümüyle okuduğumuzda ise şairin doğru kişiyle evlendiğini ve ilk baştan beri hissettiği aşkın "küçük bir alev" değil, "koskoca bir ateş" olduğunu anlıyoruz. (B.Ö.)

  • Deniz Can

    Deniz Can 03.10.2016

    Şairlerin yazıları da şiir gibi oluyor, duygu yüklü, okunası, kaleminize sağlık.

  • Nihat Ateş

    Nihat Ateş 03.10.2016

    Tülay Hocama çok teşekkür ederim. Ne Orhan Pamuk gibi babadan kalma mal mülk, ne Hamdi Koç gibi Karadeniz'in yayla evlerinde dağ havasını çeke çeke roman yazdıracak akar, ne Ece Temelkuran gibi yazacağı her kitap için dünyayı dolaştıracak sponsorum var. İşçi Fehmi'nin oğlu, maraba Nihat Ateş:)) Daha sık yazmayı ben de istiyorum. Bir gün o da olacak:)Hürmetler, sevgiler efendim...

  • Tülay Yılmaz

    Tülay Yılmaz 03.10.2016

    Nihat bey kardeşimiz yazınca ne güzel yazıyor. Neden daha sık yazmaz diye insan sormadan edemiyor. Hürmetler, sevgilerle selamlar efendim.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.