Gülmek Üzerine Tuhaf Tuhaf Düşünceler

Gülmek Üzerine Tuhaf Tuhaf Düşünceler

Hangi düşünür demişti, “insan gülen hayvandır” diye? Henri Bergson ise, “İnsan gülen hayvandan çok, güldüren hayvandır”, der ve ekler “çünkü hayvanlarda insana özgü bulduğumuz şeylere güleriz.” (Gülme, s. 12-13) Evet insan gülen-güldüren hayvandır, ama peygamberler, tanrılar, muktedirler, krallar, padişahlar gülmez. Gülebilmek için ne soytarılar, ne yalakalar bulmuş, ne servet dökmüşlerdir halbuki tarih boyunca, okuruz. Buna ilk dikkat çeken Charles Baudelaire olur. “Ortadoks görüş açısından bakarsak, insan gülmesi eski bir günah, fiziksel ve törel bir alçalmaya bağlıdır sıkı sıkıya. Gülme ve acı, isteklerin, buyrukların, içimizin iyiliğinin ya da kötülüğünün sergilendiği organlarımızla yani gözlerimizle ve ağzımızla dile getirilir. Dünya cennetinde (Sosyalistlerin ya da dinbilimcilerin var saydığı gibi, geçmişte ya da gelecekte) yani yaratılmış tüm şeylerin insanoğluna iyi, güzel göründüğü bir çevrede, gülmenin içinde sevinç yoktu. Sevinç gülmeyle belli etmiyordu kendini. İnsanoğlunu üzen hiçbir tasa olmadığından onun yüzü yalın ve hep aynıydı. (...) Gülme ya da gözyaşı mutluluk cennetinde yokturlar; acının çocuklarıdır onlar; ortaya çıkışlarının nedeni öfkeli insanların onları baskı altında gücü olmamasındandır.”(Gülmenin Özü, s.4-5) Ne yaparsa yapsın acıyla doğmuş gülüşü engelleyemiyor egemen. Bergson'un ileri sürdüğü gibi insanı güldüren bir canlıya dönüştürme çabaları da tutmuyor, ortaya soytarılardan başka bir şey çıkmıyor; çünkü insan kendisinden başka bir şeye gülemez. Ne güzel.

 

İnsanı “homo politicus”, “homo economicus”tan başlayarak konuştuğumuz tanıma kadar, anlama ve çözümlemede, en ayrıksı olanın bu tanımlama olduğu kesin. Gülmeyle ilgili bu saptamalar insanın doğasına değil “kültürel tarihine” gönderme yapıyor. İnsan kültürleşerek ayın zamanda politikleşir, insanın önüne “ekonomicus” sıfatının gelmesiyse bilindiği gibi çok daha sonra, doğrudan doğruya kapitalizmin insana eklediği bir tanımdır. Kültürel tarihimize gönderme yapıyor; ama kendimize gülmekse doğamızın bir parçası. Onun için belki de gülümsemeyi bulmuşuz, iki arada bir derede bir ifade.

 

Yoksulsak, üzüm gibi sıkılıyorsak, sevgilimiz bizi terk ettiyse, aşk bizim için o asude bahar ülkesine dönmüşse, “zaten doğarken ağladığımızdandır”. İnsanın “ağlamak”la ilişkisi bu kadar derine iniyor, ama bir beşiğin başında durup pembe yüzlü bebeği acaba gülecek mi diye beklemek, bebek acaba ağlayacak mı diye korkmamızdan daha heyecan verici bir eylemdir bizim için. Değil midir yoksa? Biz gülmesini beklerken içimizde taşıdığımız umut biraz da onun yarınlarına dair değil midir?

 

Akıyor zaman; ama zamanın içinde insan kültürleşerek evrilir. Bebek zamanın içinde ağlayarak ve gülerek büyür. İlk bebek gülümsemesinin ardından belki on yıl geçmiş. Acaba bebeğimiz aynı o ilk andaki gibi mi gülüyor diye bir karşılaştırma yapsak gülmediğini de görürüz. Yüzü değişmiştir zamanla, yüzüyle birlikte kültürü de. On yaşındaki bir çocuk gibi gülecektir yine de.

 

Nasıl güler on yaşında bir çocuk? Bugün bir milyon anne, Türkiye’de çocuklarının karnını doyuramıyor. Mutlak açlıktan bebekler öldü, sarayların yapıldığı bu ülkede. Anne nasıl bekledi beşiğinin başında onun ilk gülümsemesini. Umutla... Yine de gülüyor çocuklar, Türkiye’de, Irak’ta, Afganistan’da küçücük bir şeytan uçurtmasına. Gülmenin umutla kurduğu bu doğal ve zorlamasız ilişki ne güzeldir.

 

Bir on yıl daha büyümüştür bebeğimiz. Yirmi yıl geçmiş aradan. İlk bebek gülümsemesinden yirmi yıl... Artık yüzüne oturmuştur ölünceye dek çıkmayacak sureti. İlk tıraş olunmuştur bir iki yıl önce... Bakışlar keskinleşmiştir yirmi yaşın ilkbaharıyla. Gülümsemesi daha bir farklıdır bebeğimizin. Nasıl güler yirmi yaşında bir delikanlı? Ciğerlerini ve ağzını doldura doldura bir kahkaha koyvermeyi nerede öğrenmiştir böyle? Şaşar kalırsınız. Yine de için için o kahkahadaki gölgeyi görür gibi olursunuz. Zaman ve o iktidar gölgesi gelip kırar gülümsemesini. Utangaçça gülmeyi de öğrenmiştir, pervasızca da, anlatılan fıkraya. Aşk bu gülüşlerin içinden göstermiştir başını. Yirmi yaşında, âşık bir delikanlı nasıl gülecektir sizce? Sevimli, kaygılı, bir nilüferin bir derenin üstünde salınışı gibi salınır yüzünde gülümseyişi.

 

Yirminin üzerinden bir on yıl daha geçmiştir. Onun yüzündeki gülümseyişlerin zamanla değişmesinin tonlarını yakalamaya çalışırken, o da sizin gülümsemenizi izlemeye başlamıştır çoktan. Annem-babam on yıl önce böyle güler miydi diye geçirmeye başlamıştır içinden. Zamanı daha soyut düzlemde izleyebilme yeteneği en uç noktaya çıkmıştır. Kırık bir gülümsemenin ardındaki gölgeyi hızla okumaya başlamıştır yüzünüzde. Birbirinize gülerek baktığınızda ince bir kadife kırışmıştır sanki aranızda. Umut zamana yağan yağmur damlaları gibi ıslatır ikinizin de yüreğini. Sıcacık, buram buram umut, bebeğin gelecekteki gülümsemelerine dairdir. Beklenti gülüşün beklentisi olunca umut daha mı kavurucu oluyor ne? Ne olursa olsun gülüşle umut arasındaki ilişkiye zaman da eklenince kültür dediğimiz, kültürleşme dediğimiz o engin pencere açılıyor önümüzde...

 

Kırk, elli, altmış... Zamanın yüzümüze daha acımasız yansıdığı günler geçirmeye başlamıştır bebeğimiz. Siz artık onu izleyemiyorsunuz, o sizin yerinizi aldığı günden beri bebeğinin yüzündeki gülümseyişi izliyor. Gülümsemesi artık bir kelebek şarkısına dönüşmüş. Her anda ve her şeyde anımsayıverdiği yaşam parçaları kırıveriyor gülümsemesini orta yerinden. Yine de güneş daha bir farklı yansıyor gülümsemesine, yağmur daha farklı.

 

Bir gülüşün yazısına Mona Lisa’lı bir son yakışır elbette. Kırılgan, ipeksi ve tıpkı bir nilüferin derenin yüzeyinde kayıp gitmesi gibi geçip giden gülüşlerimize, umuda yakışır bir sondur Mona Lisa. Onun gülümsemesinde zaman donmamıştır, yanılmayın.

 

Nihat Ateş

 

 

Kaynaklar: Charles Baudelaire, Gülmeni Özü, Türkçesi İrfan Yalçın, İris Yay, s. 4, 1997

Henri Bergson, Gülme, Komiğin Anlamı Üzerine, Fransızcadan çeviren Yaşar Avunç, Ayrıntı Yay, 3. Basım 2011


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Nihat Ateş

    Nihat Ateş 15.03.2017

    Bu kadarcık hakkı kocaman emeklerle kazandın, olacak o kadar. Çok teşekkür ederim.

  • Nihat Ateş

    Nihat Ateş 15.03.2017

    Değerli Fahri Kumbul, "İnsanoğlu" gülerken bile derdimiz, değil mi? Sağ olun,

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 15.03.2017

    Ben de doğru dürüst okumamışım bu yazıyı... Okuyunca bir şey fark ettim.. Nihat'a bugün "artık senden yeni yazılar bekliyoruz" diye bir de üste çıktığımı :))) Okur olmak ne güzel bir şeymiş. Okumadan yargıda bulunmak hakkım var bir kere. Yazarlara, editörlere çemkirme hakkım var. İyiymiş :)) Şaka tabii. Eline, aklına sağlık Nihat.

  • Fahri Kumbul

    Fahri Kumbul 15.03.2017

    Yazıya kimse katkı yapmamış; oysa hak ediyor: Gülümsemenin içinde gül var; pembe, kırmızı, beyaz... Kimi açılmış, kimi tomurcuk; yumuk yumuk; yanakta güller açar hani. Gülümsemekten kaş çatmaya, tepesinden duman çıkmaya, cemalden celâlliğe geçiş; hava ılımanken esnek, serinlikte gerilime doğru, ah insanoğlu, ah insanoğlu!

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.