OKUMUŞLARIN KÜSKÜNLÜĞÜ

OKUMUŞLARIN KÜSKÜNLÜĞÜ

Şayet "aydınlar" diye bir kategorinin varlığına inansaydım, başlığı "aydınların küskünlüğü" yapardım, ama olmaz. Kim aydınlanmış, nasıl aydınlanmış, neresinden kablo takmışlar da bunlar aydınlanmış. Bu, hayatta en nefret ettiğim kelime olabilir. Kendisini öyle görenleri ve tanımlayanları da sevmem. Aydınlanmış olmayı kendilerine yakıştırıp aynı başlıklı dilekçelere imza atanlara çok kızarım. Zırt aydınları. Neyse, konu bu değil. "Okumuşlar" lafıyla idare edelim.

Şimdi, kendisini okumuş sayanlar, her nedense (çünkü bu onları özel yapmaz) kendilerini toplumu tasarlamakla yetkili görüyorlar. Ne hakla. İki kitap okumuş olmak kimseye bu hakkı verir mi? Toplum kendi tasarladıkları yönde gelişmeyince de küsüp oturuyorlar. Yana yakıla şikayet ediyorlar. Onlar için dünyanın sonu budur.

Kaldı ki, "okumuş" kesimin cumhuriyete yaptıkları ihanetlerin hesabı soruldu mu? Bir kısmı batı özentiliğiyle ülkenin bütün kurumlarını yabancı şebekelere sattılar. Diğer kesimi de küçük hesaplarla onlara göz yumdu. Ne batının boyunduruğuna, ne de radikal köktendinci akımlara karşı cumhuriyeti koruyamadıkları gibi, bu uğurda nihai fedakarlığı göze alanları da yalnız bıraktılar. Neden sonra aralarından bazıları cesaretlerini toplayıp bir dilekçeye imza atınca da batılıların korumasına sığınmaya çalıştılar.

 

En büyük bela, batı özentiliği değil midir. Batının fikirleriyle biçilmiş elbiseleri bu millete giydirmeye çalışmak değil midir? Devlet ordusuyla, adliyesiyle, eğitimiyle batılılara teslim edilmemiş olsaydı, bu belalara uğrar mıydık?

Eğri oturalım, doğru konuşalım. Bu millet onların ülke için yaptıkları tasarımları kabul etmez. Geçmişte de etmedi. İşçiler de kabul etmedi. Neymiş efendim, bunlar proletaryaya dışarıdan bilinç götürecekmiş. Bilincin kilosu kaça. Toptan fiyatını mı soruyorsun, perakende fiyatını mı. Her şeyi sen mi biliyorsun.

Yıllar boyu, (ben de dahil) her konuda "şöyle olmalıdır," "böyle yapılmamalıdır," "buna karşı durulmalıdır," "zırttır," "zurttur" diye ahkam kesmedik mi? Elbette, herkesin, bu arada benim de dünyaya karşı taleplerimi ifade ve ısrar etme hakkım var. Her şeyi ve herkesi eleştirme hakkım da var. Tabii, iftira ve haksızlık yapmamalı. Ama sanki topluma yön vermek doğal bir hakkımız ve bunu, taleplerimiz mutlak doğruymuş gibi düşünmemiz ne yersiz bir şey. Daha da önemlisi, sanki toplumun taleplerini biz temsil ediyorduk. Sanki, yeterince söylersek istediklerimiz yayılacak, toplum bizi bunları uygulamak için yetkili kılacaktı. Gerçi, bu iddia siyasetin yapısında var, ama işte burada aşırılık ölçütleri devreye girmeli.

Evet, tüm bu geçmişimden şimdi sıkıntı ve kendim için değil de, bu arada hayatını yitirenler için büyük üzüntü duyuyorum ama utanç duymuyorum çünkü kendimiz için en ufak bir talebimiz olmadı. Hayatımızın her günü ekmeğimizi kendi çalışmamızla kazandık. Asalak yaşayıp siyaset yapanları kınadık. Onlarla bir olmadık. Bu arada siyasi hareketlerin insanları kötüye kullanmasına da karşı çıktık. Bunlarla uzlaşmadık. Bir şey beklemedik. Yolumuzu ayırdık. İyi ki ayırmışız, çünkü ayırdıklarımız ya birilerine biat ettiler, ya da batıya teslim olmak için yarışa girdiler, üç kuruş için el pençe durdular. Bunu para için değil, öyle inandıkları için yapanlar varsa, onları da aynı şekilde eleştirdik.

Sonuç olarak, ortada bir durum var. Okumuş kesimde geniş bir kitle, kendi ülkesine küsmüş durumda. Belki aralarından birkaç kişi durumu anlar diye umarız.

.....

Bizim planlarımız üfürüktür, ama, şayet kainatın hayat için bir planı varsa, belki de bir yere ulaşmak için iki veya üç bin insan neslinin ziyan olması doğal bir şeydir. Son buz çağı ile, gelmesi kaçınılmaz olan bir sonraki buz çağı arasındaki dönem belki de ham insanın olgunlaşma acılarıyla geçecek. Bari, birileri kendilerini önemsemesin, o kadar da kasıp gerilmesinler, toplum istedikleri yönde gitmiyor diye. Şart midur? Kontratları mı var? Ağlayacakları yerde anlamaya çalışsalar daha iyi olur.

Mehmet Tanju Akad 


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Murat Gülözen

    Murat Gülözen 20.12.2017

    Son buz çağı ile , gelmesinin kaçınılmaz olduğunu düşündüğünüz buz çağının arasındayız madem , çok takılmayalım ota boka .Biraz sulardan serin olmak lazım . Nasılsa hiçliğe intikal etmeyecek miyiz ? Tabi duyarsız da olalım demiyorum , bunca maskaralığa .

  • Bengü  ATAY

    Bengü ATAY 20.12.2017

    +++++ Sorunlar aleni. Neredeyse her gün dillendirilen sorunları, kendince değerli olan herkesin bildiği şeyleri günde on kere de yazsak, yirmi kere de yazsak sorun düzelmez. Bırakın bunları tartışmak yerine bazı değerlerin üstüne konup bundan geçinen insanlarla nasıl mücadele edilir, meydan nasıl boş bırakılmaz bunu konuşalım. Sorunları sadece dillendirmek yerine çözüm arayalım.

  • Bengü  ATAY

    Bengü ATAY 20.12.2017

    Türkiyeli sözde aydınları eleştirmek ayrı aydın olgusunu eleştirmek ayrı. Bazen bazı şeyleri çok basit düşünerek anlamaya çalışmak bir sonuca varmak için daha doğru bir yol olabilir. Toplumdaki her birey aynı gelişmişlikte olamaz. Kimileri fikirleri, düşünme şekli ve eylemleri ile diğerlerinden farklı olur, öne çıkar. Bu farklılık ve toplumdaki yanlışlık doğal olarak onu, toplumu düzenlemeye güdüler. Yanlışı düzeltme gibi oldukça insani bir özelliğin daha gelişmiş versiyonudur aydın olmak. Bu durumda toplumu değiştirmeye çalışmamak daha mantıksız bir eylem olmuş olur. Sıkıntı ise aydın olmayanın da aydın ilan edilmesi ya da kendini öyle görmesi. Tıpkı sıradan bir şarkıcının sanatçı olarak toplumda yer alması ya da dil bilgisinden muzdarip birinin büyük yazar sanılması gibi. Siz okumuş deyin ben sözde aydın. Aydın olmayıp aydın olan, solcu olmayıp solcu olan, yazar olmayıp yazar olan ve bunun gibi nice örnekleri saymak mümkün. +++++

  • Böööğh

    Böööğh 19.12.2017

    Okumuşlarımızın şöyle böyle olduğu doğru. Artısı var: Okumuşlarımız pek histerik. En histerik tepki veren en "in" oluyor. Mesut Yılmaz'ın oğlunun ölümü, neden ne olursa olsun tabii ki üzücü. Bütün ölümler gibi. Fakat intiharın altında yatan neden temporal lob epilepsisi imiş. Bu hastalığın açıklanması hasta sırlarının açıklanması deyu bir grup okumuşumuz sosyal medyada ayılıp bayılıyor. Günümüzde böyle histeriler bilhassa liberal camiada müthiş prim yapıyor. Dow-Jon endeksine bakıla. Hasta sırrı nasıl açıklanırmış. Tek bir sırrımız kalmış gibi. Ruhlarını CIA-BND'ye sosyal medyaya satmışlar, hala sırdan bahsedip liberal tütsü kokluyorlar. Böööğğğğh.

  • Bahadır Özdemir

    Bahadır Özdemir 19.12.2017

    "Batının fikirleriyle biçilmiş elbiseleri bu millete giydirmeye çalışmak" ifadesi, çok anlamlı olmasına rağmen gerçekte çok da anlamlı değil. Geçen yüzyılın başlarından hatta 19. yy. ın ortalarından itibaren bilim felsefesi, pozitivizm ve modernizmin etkisiyle sadece bizde değil, bütün dünyada Batlamyusçu evren görüşünü temel alan kadim bilim ve sanatlara karşı bakış açısı değişti ve bunlar gözden düştü. Yani bizde de örneğin harf devrimi hiç yapılmamış olsaydı, hatta geçmiş yüzyılların Türkçesini hala anlayabiliyor olsaydık, bugün o zamanlarda yazılmış Marifetname türü kitapları okuyup sadece gülümseyecektik. Yani bu, global ve zorunlu bir olaydı. Ortalıkta çok da öyle bir elbise uyma-uymama problemi yoktu. (B.Ö.)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.