PIRLANTADAKİ KAN (*)

PIRLANTADAKİ KAN (*)

Baştan söyleyeyim ki bu yazı kadın okuyucuların pek de hoşuna gitmeyebilir. Buna mukabil birçok erkek okuyucudan teşekkür mesajları gelirse de şaşırmam.

 

            Her geçen yıl daha da büyük bir tüketim çılgınlığına dönüş(türül)en 14 Şubat "Sevgililer Günü" yaklaşıyor. Her yeri saran afişler, yazılı ve görsel medyayı kaplayan reklamlar, hatta neredeyse taciz boyutuna gelen cep telefonu mesajlarıyla insanlarımız bu "kutsal" günde mutlaka birşeyler yapmaya, satın almaya, tüketmeye teşvik ediliyor. Bu tüketim ürünlerinden biri de "lüks" tüketim sınıfına giren "PIRLANTA". Bu arada her nedense gümrük işlemlerinde pırlantanın, lüks tüketim değil hammadde sınıfına sokulup ÖTV'den muaf tutulduğunu da geçerken belirtelim.

 

            Pırlantanın, daha doğrusu pırlanta üretiminde kullanılan elmasın çok kanlı bir tarihi var. Hatta geçtiğimiz yıllarda başrolünü Leonardo Di Caprio'nun oynadığı "Kanlı Elmaslar" adlı bir film bile çekildi. Keyifle değilse de ibretle izlenebilecek bir film. Tarih boyunca daha çok tesadüflere bağlı olarak bulunan ve mücevher olarak kullanılan elmasın "kanlı" tarihi, Afrika'da bugün Zimbabwe olarak bilinen eski adıyla Rhodezya ülkesinde çok zengin bir elmas madeninin keşfedilmesiyle başlıyor. Ülkenin bu eski adı, kendini bir İngiliz sömürge imparatorluğu kurmaya adamış olan Lord Cecil Rhodes'dan geliyor. Mısır'dan Güney Afrika'ya uzanan toprakları İngiliz İmparatorluğu'na katmayı kafasına koymuş olan Rhodes'un temel hedefi elbette bu toprakların bütün yeraltı ve yerüstü kaynaklarını yağmalamak. Bu toprakların gerçek sahibi olan Afrika'nın yerli halkının payına ise bu muazzam zenginliklerden hiç pay düşmüyor. Pardon... Afrika halklarının payına düşen, kendi topraklarında köle olarak çalışmak... Karşı çıkmayı deneyenler ise defalarca gerçekleşen savaşlarda soykırım derecesinde korkunç katliamlara uğramış. Bütün bunlar, internette Cecil Rhodes, Afrika, elmas v.b. kelimelerle yapılacak basit bir aramayla oldukça ayrıntılı olarak öğrenilebilecek bilgiler. Biz ise her zaman olduğu gibi konunun gözden kaçan, kaçırılan yönlerine dikkat çekmeye, açık kaynaklarda pek az rastlanabilecek bilgileri derleyip büyük resme bakmaya çalışacağız.

 

            Elmasın, özellikle de pırlantanın, diğer kıymetli mallardan farklı bir özelliği var. Petrol, altın v.b. ürünlerin fiyatları zaman zaman yaşanan çeşitli dalgalanmalarla inip çıkabiliyor ama pırlanta fiyatları sürekli artıyor. Keşfedilen yeni madenlerden, piyasadaki ve stoklardaki pırlanta miktarından bağımsız olarak gerçekleşen bir artış bu. İki temel nedeni var. Birincisi, pırlanta, ne petrol gibi tüketilen, ne de altın gibi sürekli alınıp satılan ve dolaşımda olan bir ürün değil. Bir kere alındı mı, ömür boyu elimizde kalıyor. Çünkü aşk ve sevginin ifadesi olarak kutsal bir fetişe dönüştürülmüş durumda ve en zor durumlarda bile satmayı kolay kolay düşünmediğimiz bir ürün. Tam da bu yüzden fiyatı sürekli artıyor. İkinci sebep de çok uzun yıllardır Dünya üzerindeki hemen tüm pırlanta üretiminin, stok, pazarlama ve dağıtımının tek bir şirketin elinde bulunuyor olması. Gerçek bir "kartel" konumundaki De Beers şirketi bu. Ve fiyatlardaki sürekli artış, pırlantalı mücevher satın alan tüketicilerin değil de, herkese ayrı pırlanta satan bu kartelin işine yarıyor. Geçmişte bir dönem Sibirya'da keşfedilen elmas madenleri yüzünden De Beers'in bu durumu hafif sallantı geçirmişse de, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra yaşanan özelleştirme ve yağma sürecinde şirket yeniden Dünya piyasalarını ele geçirmiş durumda.

 

            De Beers şirketinin kuruluş ve gelişme sürecinin ayrıntıları da yine internette yapılacak birkaç saniyelik bir aramayla öğrenilebilir. Biz burada sadece, Cecil Rhodes'un eşcinsel olmasından dolayı hiç evlenmeden ve varis bırakmadan öldüğünü, servetinin büyük bölümünün (önceki yazılarımızda birkaç kez bahsedilen ve küresel egemenlik sisteminin tepesinde bulunan) Rothschild ailesine kaldığını, bu esnada elmas şirketi De Beers'in de Oppenheimer ailesinin eline geçtiğini belirtmekle yetinelim. Bu Oppenheimer ailesi de zaten asırlardır Rothschild ailesiyle akraba ve ortak. Hatırlatalım ki her iki aile 100 yıldan uzun bir süredir Siyonizm hedeflerinin takipçisi ve kurulduğu günden bugüne kadar da İsrail Devleti'nin destekçisi konumunda. Pek muhafazakâr ve Müslüman kuyumcu esnafımıza ve Türkiye piyasasına hakim olan kuyumculuk şirketlerimize hatırlatayım dedim. Dünyada alınıp satılan her pırlanta, dolaylı yollardan da olsa Filistinli çocuklara sıkılan kurşunların, atılan fosfor bombalarının finansmanına katkı sağlıyor.

 

            Tektaşımızı kimler alıyor?

 

            Peki pırlantanın bir "aşk fetişi"ne dönüşmesi, aşkın ve sevginin neredeyse tek ifadesi hâline gelmesi nasıl sağlanmış? Bunun için, toplumun büyük bir hayranlık duyduğu, tanınmış bir "ikon" gerekiyor. 1950'li ve 1960'lı yılların Amerikası'nda ve tüm dünyada tanınmış bir yıldız olan, her giysisi, her hareketi, saç rengi ve modeli taklit edilen Marilyn Monroe, bu iş için biçilmiş kaftan. 1953 yapımı "Erkekler Sarışın Sever" filminde "Diamonds are a girl's best friend" (Pırlantalar bir kızın en iyi arkadaşıdır) şarkısını söyleyince film kopuyor. Devamını tahmin etmek güç olmasa gerek.

 

            Eminim bu örnek size Türkiye'de bu sürecin nasıl patladığına dönük bir çağrışım yapmıştır. Türkiye örneğine değinmeden önce bir bilgi notunu kaydetmekte yarar var. 2003 yılındaki Irak saldırısı sırasında ABD, NATO müttefiki konumundaki diğer ülkelerden, Irak'ın işgaline katılması için asker talebinde bulunmuştu. Bu talebi reddeden ülkelerden biri de Belçika idi. ABD'de buna misilleme olarak 2004 yılında Belçika'ya yönelik örtülü bir ambargo sürecini işletmeye başladı. Ki Belçika'nın Anvers (Antwerpen) limanı, her tür ticari mallar açısından Avrupa'nın en büyük ihraç kapısı. Dünyanın 3 elmas işleme merkezinden biri de burası (Diğer ikisi Londra ve İsrail). Elmaslar Belçika'dan deniz yoluyla çıkamayınca, karadan ve doğu yönüne doğru bir hareket oluşuyor. Bu rota üzerindeki en geniş potansiyele sahip pazar ise Türkiye. İşte az önce de çoğunuzun aklından geçtiği üzere "Ben özgürüm!" diye kendini dağlara bayırlara vuran güzide bir şarkıcı kızımızın "Tektaşımı kendim aldım" şarkısı da tam bugünlerde piyasaya çıkıyor. TV'lerde, eğlence mekanlarında milyonlarca kez çalınan "hit" bir şarkıya dönüşüyor. Yine aynı dönemde, önde gelen kuyumculuk şirketlerinin, en yüksek reytingi yapan dizilere sponsor olmaya başladığını görüyoruz. Hatta bu dizilerin bazılarında sevgililer günü ve pırlanta motifi senaryolara kadar giriyor. Devamını zaten biliyorsunuz. Kredi kartına bilmemkaç taksitle bile pırlanta satılmaya başlandı ve kazanmadığımız paraları harcamaya devam ettik.

 

            Rüşvet ve kara para aklama aracı pırlanta

 

            2000'li yıllara gelmeden önce yıllık 300-400 milyon dolar civarında olan Türkiye’deki pırlanta "ciro"su, işte bu sürecin sonunda bugün 1,5-2 milyar dolara ulaşmış durumda. İlginç olan bir durumsa, perakende olarak satılan pırlanta "ciro"sunun, bu rakamın oldukça altında olması. Peki geri kalan pırlantalara ne oluyor? Rivayet o ki, yukarıda sözünü ettiğimiz sürekli değer artımından dolayı pırlanta, oldukça iyi bir rüşvet ödeme ve kara para aklama aracı olarak da kullanılıyormuş. Öyle ya, külçe külçe altınları, kasalar ve kutular dolusu dövizleri açıklamak zor olabilir ama milyon dolar değerinde pırlantalı bir mücevheri "nereden buldun?" diye soran olursa, "Ah şekerim, rahmetli babaannemden kaldı. Ona da evlenirken paşa dedem almış" deyiverirsiniz olur biter(!)

 

            14 Şubat'ın yaklaştığı şu "mübarek" günlerde bütün bunları şöyle bir hatırlatmak istedim. Belki kadınlarımız pırlanta hediye beklentisine girerken, eşleri ya da sevgilileri de pırlanta hediyeler alırken iki kere düşünürler. Hatta belki erkek okuyucular, bu yazının çıktısını alıp, pırlanta yerine alacakları başka bir hediyenin ambalajı olarak kullanabilirler(!!!)

 

Sait Kaya              

 

(*) Bu yazı ilk defa 11.02.2014 tarihinde ekonominingundemi.com sitesinde yayınlanmıştır.

Editörün Notu: Belirtildiği üzere bu yazı, yazarımız Sait Kaya'nın daha önce başka bir yayın organı için (ekonomi gündemi) yazdığı makaledir. Yoksa sanıyoruz ki ne İnsan BU'nun erkek okur kitlesi malumunuz üzere "tektaş" alma, ne de kadın okur kitlesi pırlanta hediye kabul etme alışkanlığındadır. Ama belli mi olur!

Yine de değişik gerekçelerle tüketme ve hediye alma çılgınlığını teşvik edenlere karşı ilaç niyetine!

 


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.


Bu habere henüz yorum yapılmamıştır, ilk yapan siz olun!...