Marksist İnanç ile Dinsel İnancın Tıpatıp 14 Benzerliği – Terapi Odası (12)

Marksist İnanç ile Dinsel İnancın Tıpatıp 14 Benzerliği – Terapi Odası (12)

Koral G. Yunuk hocanın gönderdiği metni aynen yayımlıyoruz:

BİR: Dinsel inanç insana iyi gelir. Dinsel inanç insanın doğasında – genetiğinde vardır. Evrimsel seçilim yasası gereğidir. İnanç 200 bin yıldır insan beynine kazılıdır ve hep kalacaktır. Yaşamda kalmasını, soyun devamını sağlar. O yüzden bir rastlantı değil, tabiat kanunudur. İnsana umut, huzur ve güç verir. Coşkusunu artırır ve aynı zamanda rahatlatır. Marksist inanç da öteki inançlarla ortak özellikler gösterir. İnsan doğasına uygundur ve o yüzden yayılır, süregider. Doğru ve yararlı yanları çoktur. Kardeşlik, eşitlik vaaz eder. Bu yüzden ne dine ne Marksizme doğrudan cephe almak gerekir. Olumsuz yanlarıyla mücadele edilmeli, olumlu yanları öne çıkarılmalıdır. Ama yaşama aşırı müdahalesi, her bir şeyi açıklama iddiasına set çekilmelidir.   

İKİ: Her ikisi de cennet vaat eder. Dinler ruhsal alemde ve öte dünyada, Marksizm ise bu dünyada. Pek fark etmez. Marksizmin vaad ettiği cennet komünizmdir. O da dinsel cennet gibi ne zaman geleceği, nasıl gerçekleşeceği, tanımı belirsiz bir ideadır. Dinler de Marksizm de felsefi idealizmden kaynaklanır. İnsanın hayal alemindeki güzelliklere seslenir. Kardeşlik vaaz ederler ama yaşadığımız dünyada bunun gerçekleşmeyeceğini bilirler. Ona ulaşmak için her ikisinde de yol, mücadele, çile ve savaştır.

ÜÇ: Dinler, reel dinsel uygulamaların kötü taraflarından asla kendilerini sorumlu tutmazlar. Dindarlara göre dinin olumsuz ve zararlı etkileri gerçek dinsellikten sapma sonucu ortaya çıkar. Din devletleri, grupları büyük fenalıklar yapmışsa, yapıyorsa burada kabahat dinde değildir. Marksizm de öyledir. Marksistlerin yol açtığı hiçbir kötülükten Marksizm sorumlu değildir. Fakat Marksizm de dinler de kendi getirdikleri yararları, iyilikleri iftiharla, kıvançla sahiplenirler.

DÖRT: Dine inananlar peygamberleri ve kutsal kitapları kusurlardan arınmış sayarlar. Varsa ortaya çıkan hatalar, onların yanlış anlaşılması, yanlış yorumlanması veya onlara gereği gibi uyulmamasından kaynaklanmaktadır. Marksistler için Marx ve kitapları da aynen öyledir. Çok bariz hataları bile gösterilse, “Hayır” denir. “Sen yanlış anlamışsın, sen yoldan sapmışsın, kusur sende…” Marx’ın kitaplarındaki belirsizlikler onun engin düşünce kapasitesi ve çok yönlü bakma yeteneğinden kaynaklanmaktadır. Çelişkiler ve yanlışlar da geliştirilmeyi bekleyen dahice hipotezlerdir.

BEŞ: Dinler reel olguların dinsel önermeleri yanlışlamasıyla ilgilenmez. Bilimin, bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu gerçeklerle de… Dinsel inanç ve önermeler gerçeklik üstü, bilim üstüdür. İnanan insanlar her gerçekte ve her bilimsel doğruda kendilerini haklı çıkaracak bir nokta bulabilir. Marksistler de aynen öyledir. Marx’ın önerdiği gibi kapitalizm çökmemiştir. Krizlerden kurtulamamış değildir. Aksine her kriz onu güçlendirir. Kapitalizm Marx’ın önerdiği doğrultuda da gelişmemiş olabilir. Bir avuç patron ve çok geniş işçi sınıfı ortasında kalan ara sınıflar bir dönem daralmış, azalmıştı. Şimdi yeniden genişledi. Önümüzdeki dönem ara sınıflar çığ gibi artacak. Şimdiden bu yaşanıyor zaten. Marksistler bu gerçeklerle ilgilenmez. Önermenin az çok doğru çıkan yanlarını öne çıkarmada olağanüstü mahirlerdir. Tıpkı tefsir ustaları gibi. Hiçbir sosyalist devrim Marx’ın öngördüğü biçimde gerçekleşmemiştir. Olsun!

O devrimciler kendilerine Marksist diyorlar ya, bu yeter. Tüm devrimler yurtsever, milliyetçi damardan çıkmıştır. Tüm devrimler köylü ve küçük burjuvazi ağırlıklıdır. Olsun, hepsi kendilerini işçi sınıfı sözcüsü sayıyorlar ya, bu yeter. Marksizmi yanlışlamak hiçbir biçimde mümkün değildir. Çünkü o bir inanç sistemidir.

Marx’ın en sağlam göründüğü iktisat teorisi bile gediklerle doludur. Meta ekonomisi, işçi üretimi ve artı değer kapitalizme özgü değildir örneğin. Kapitalizmden çok önce, ilk çağda ortaya çıkmıştır. Yaygınlaşması kapitalizme özgüdür. Ne var ki tüm sosyalist devletlerde meta üretimi, işçi üretimi, artı değer üretimi, para ekonomisi aynen sürer. Eğer bunlar kapitalizme özgü kavramlar ise demek ki kapitalizm sonsuza dek yaşayacaktır. Sosyalizmi kurmak olası değildir. Eğer kapitalizme özgü temel yapılar değilseler kapitalizmi ne niteler? Kuramı sil baştan yenilemek gerekir. Fakat marksist iktisatçılar, siyasetçiler bu sorunla hiç ilgilenmezler.  

ALTI: Dinsel sistemlerde Tanrı sürekli insana ve dünyaya müdahale edemeyeceğine ve de peygamberler birer fani olarak dünyadan göçtüklerine göre, din adına, Tanrı adına toplumları kim yönetecektir? Her dönem Tanrı adına toplumları yöneten idareciler çıkar. Başka türlüsü de mümkün değildir. Bunların bir kısmı adil ve iyi yönetir, çoğu ise diktatörce ve kötü yönetir. Hatta birçoğu kendini Tanrı veya peygamberin yerine koyar. Büyük çoğunluk da zorla veya rızayla onlara inanır. Marksizmde Tanrı ekonomi-emektir, onun yeryüzündeki temsilcisi işçi sınıfıdır. İşçi sınıfı ülkeyi doğrudan yönetemeyeceğine göre (Eski Yunan’dan beri tartışılan, denenen ve fakat uygulaması imkansız sorunsal) işçi sınıfı adına birileri toplumu yönetecektir.

Gelin görün ki, bu yöneticiler daha dün akşam işçi olanların arasından seçilseler bile, yönetici koltuğuna oturtulduklarında hızla öz değiştirmekte ve işçi olmaktan çıkmaktadırlar. Marksizm bu en temel problemi öngörmemiştir bile. Uygulayıcıları ise aşmaya çalışmışlar ama hiçbir zaman hiçbir örnekte aşamamışlardır. İşçi sınıfı adına toplumu yöneten sınıf işçi sınıfı değildir. O başka bir sınıftır. İlla bir şeye benzetilecekse bu sınıf en çok büyük burjuvaziye ve onun temsilcisi devlet bürokrasisine benzemektedir. Marksizm bu sorunu tartışmak bir yana tartışılmasını dinden çıkmak sayar ve şiddetle yasaklar.

Sorunun çözülmeye çalışıldığı deneyler ve tartışmalar istisnasız biçimde daha büyük yasaklar ve şiddeti beraberinde getirir. (Stalin, Çin, Kamboçya örnekleri.) Tüm bunlara karşın işçi sınıfında Marksizm yaygınlaşmaz. (Bunun için de özel kuramlar geliştirilmiştir: İşçi sınıfına bilinç dışardan verilir.. Lenin.) Ne ki günümüz işçi sınıfı artık burjuvazi kadar okumuş ve bilinçlidir. Sonuç yine değişmez. Marksizmi benimsemezler. Sosyalist ülkelerde de işçiler Marksizmi takmazlar.

YEDİ: Dine dışardan getirilen eleştirilerde o dinin mensupları genelde ortak ve şiddeti değişen derecelerde güçlü tepki gösterir. Hatta genel olarak dinselliğe yapılan eleştirilerde tüm farklı dinlerden unsurlar ortak tepki gösterir. Marksizme yapılan temel eleştirilere de aralarındaki derin görüş ayrılıklarına bakmaksızın tüm Marksistler ortak tepki gösterir. İşi gücü bırakıp hepsi o eleştirene saldırırlar. Fanatik Marksistler fanatik dinciler kadar bağnazdır. Tartışma veya sorgulamak yerine saldırmayı yeğlerler.

En kibar yanıtları “Salak – Cahil – Meczup – Marx’ı hiç okumamışsın - Kibirli – Dönek…” türünden kısa ve öz nitelemelerdir. Marksist kişi sosyalist duruş ile Marksist duruşu bir ve aynı görür çünkü. Oysa gerçek çoğu zaman tam tersidir. Sosyalist duruştan en kolay uzaklaşanlar genellikle Marksistlerdir. Herhangi bir tarikatten, mezhepten kişi her dinsel eleştiriyi Tanrıya küfür olarak görür. Oysa genellikle Tanrı’ya şirk koşan, onun yerine geçmek isteyen kendileridir.  

SEKİZ: Yedinci madde de bahsettik, dinsel düşünceye bir eleştiri neredeyse tüm dindarları birleştirir diye… Buradan dinlerin toplumlara barış ve huzur getirdiği, hiç değilse aynı dinin mensupları arasında barış ve birlik havası estiği sanılmasın. Bunu bazen sağlar. Çokca sağlayamaz. Din savaşları savaşların en önemli birkaç nedeninden biridir. Din savaşlarında yüz milyonlarca insan ölmüştür. Hatta aynı dinin mezhepleri arasındaki savaşlarda yüz milyondan fazla insan ölmüştür. Dinler dünyaya barış getirme sözü verir ama savaşı da kutsal sayarlar.

Marksizm de tıpatıp aynıdır. Dünyada binlerce Marksist akım, Türkiye’de yüzlercesi çıkmıştır… Bunların bir kısmı ortak hareket eder, bazıları ise tümüyle ayrı cephelerde birbiriyle savaşır. Marksistler arasındaki kavga ve çatışmalarda 200 yılı bulmayan kısacık Marksizm tarihinde on milyonlarca insan ölmüştür.

DOKUZ: Dinlere göre belirgin, bilimsel olarak tanımlanabilir ve ölçülebilir bir insan doğası yoktur. Tanrının çizdiği yol, Tanrının inayeti ve kader vardır. Marksizme göre de insan doğası diye bir şey yoktur. Ekonomik ve sosyal ilişkilerin sonucu olan ve hayvandan tümüyle farklı bir mucizevi yaratık vardır. Dinlere göre eğer Tanrı isterse bazı seçilmiş kulları Tanrı katına yükselir. Marksizme göre eğer ekonomi eşitlikçi olursa bir süre sonra insan Tanrılar katına yükselir.

ON: İnsanın seçme gücü ve iradesiyle ilgili dinsel önermeler bazen onu yüceltici, bazen ise hiçe sayıcıdır. İnsan, koşullar – kendi doğası – iradesi üçgeninde bazen Tanrı tarafından bağışlanır, bazense en ağır şekilde cezalandırılır. Bu konudaki savlar çok belirsizdir, çünkü zaten gerçek yargılayıcı Tanrı’dır. Onun ne zaman ne yapacağını biz bilemeyiz. Marksizmde de koşullar ve insan iradesi çelişkisi üstündeki önermeler belirsiz ve çelişkilidir.

Örneğin sosyalist devrim nasıl gerçekleştirilecek? Kimi zaman koşulların bunu kendiliğinden yaratacağı, kimi zaman zorlu bir irade gerektiği yolundaki önermeler öne çıkarılır. Marx’ta her ikisi de vardır çünkü. Buna göre siyasi-ideolojik ayrışmalar, büyük kavgalar yaşanır. İradeyi ön plana alanlarda ayrışmalar katlanarak büyür, ama kendiliğindenliği öne çıkaranlar da az bölünmezler…

ON BİR: Dindar bir kişi dine karşıymış gibi görünebilen her türlü ideolojik-siyasi-ahlaki akım veya oluşumu dindarlığıyla beraber savunabilir, her oluşum içinde bulunabilir. Örnek verirsek dindar kişi tüm dünyada sağcı, solcu, faşist, komünist, sosyalist, liberal, tutucu veya radikal olabilir. Marksist kişi de keza dindar, ateist, deist, troçkist, maoist, sosyal demokrat, liberal, faşist, feminist, feminizm-karşıtı, ne aklınıza gelirse her türlü bir şey olabilir. Hatta bunların hepsini birlikte olabilir. Çünkü burada bir inanç sistemi vardır ve o sistemin bağlayıcı hiçbir kuralı bulunmaz.

Dinde inanç kişi ile Tanrı arasında, Marksizmde ise kişi ile proletaryanın selamı üstüne olsun yüce Marx sevgisi arasındadır. Bu ulvi hoşgörünün en güzel örnekleri bizim ülkemizde görülür. Bizde muhalefetteki büyük çoğunluk - on milyonlarca insan - aynı zamanda her şeydir: Marksist, Atatürkçü, Türk Milliyetçisi, Kürt Milliyetçisi, CHP’l, HDP’li, Sosyalist, Komünist, Liberal, Feminist… Her şeyimist!

ON İKİ: Dindar kişiler yaşadıkları ülkedeki düzene en kolay uyum sağlayabilen insanlardır. Hatta kendi dinlerinin kesin yasakladığı işleri bile büyük bir rahatlık ve ustalıkla ifa ederler. Üstelik bunu kişisel düzeyde ve kaçamak biçimde değil. Göstere göstere ve topluca ifa ederler. Dine saygılı, hatta o dinin gereklerini yerine getirme iddiasındaki devlet de aynı şeyleri örgütlü ve sistemli biçimde yapar. Ve bunlar dinsel duyguları asla incitmez. Örneğin İslam’da kumar, alkol ile kıyas kabul etmeyecek derecede ağır günah ve yasaktır. Ama adına “şans oyunları” dersiniz, biter gider. “Kul hakkı yemek” cehennemlik yasaktır. Fakat idarecinin hakkı olan payı alması şeklinde bakarsanız olaya, her dindar onaylayacaktır. Zina büyük günahtır, fakat profesyonel zinaya bir sektör ve meslek olarak baktığınızda zina olmaktan çıkar.

Aynı şekilde tüm dünyada Marksistler arasında, o lanetlenen kapitalizmi örgütleyen on milyonlarca insan yetişir. Şirket veya devlet yöneticisi, iş adamı, işletmeci, medyacı, reklamcı, sanatçı, yazar, beyaz yakalı, rantiye vb.. olarak. Kapitalizm yıkılmadığı sürece herkes bir şekilde ekmeğini kazanacak elbet. Bir şey dediğimiz yok. Ama Marksizmde buna getirilen bir açıklama da yok. Marksistler kapitalizmin en akıllı, en işlevsel örgütleyicileri haline gelmişse bundan ne sonuç çıkarılabilir? Kutsal kitaplarda hadiseye ilişkin bir ayet bulunmamakta. Kutsal “Kapital”de sosyallist devlet yöneticileri kapitalist devlet yöneticilerinden farksız haldeyse ne yapmak gerek sorusu sorulmadığı gibi, bu da sorulmamış.

ON ÜÇ: Din adamlığı- kadınlığı veya din örgütlenmesi, din propagandası bir meslektir tarih boyunca. İştir, riski, tehlikesi vardır, ama para da getirir. Bazen ve bazı kişilere iyi para getirir. Marksizm için de aynı şey söz konusur.

ON DÖRT: Dinsel ritüelller, semboller, işaretler, söylemler, aidiyet duyguları, örgütlenmeler, gösteriler ile - ki arkaik kolektif bilinçaltının ürünüdürler - marksist semboller, ritüller, işaretler, söylemler vb. arasında büyük benzerlikler bulunur. Orak-Çekiç’i ele alalım. Ay yıldızın ve de haçın daha da eski bir değişkesinden türemedir. Resmi en altta. Her iki inançta da “şehitlik” kavramı ortaya çıkmıştır. Vb.. Ayrı bir madde olarak yazmayayım. Bu on dört madde de (ki rahatlıkla yenileri eklenebilir) insan olmaktan, insanın ortak doğasından kaynaklı benzerliklere işaret eder. Hiçbiri rastlantısal değildir.

Evet, işte böyle. Gerçi sen “Evrimci Açıdan Din Psikoloji Siyaset” kitabında kaynaklar göstererek konuyu çok ayrıntılı anlatmışsın. Ama ben kendimce bir özetlemek istedim.

Yayına Hazırlayan: Kaan Arslanoğlu

İlgilenenler için 2 not:

Bir- Marksist algoritmanın tam tersi doğrultuda giderek yaygınlaşan ve güçlenen ara sınıflar: Devlet bürokrasisi, memurlar, beyaz yakalılar, parça başı iş gören küçük üreticiler, evinden çalışanlar, finans sektörü, internet sektörü, hizmet, ulaşım, turizm sektörü, emekliler, işsizlik yardımı alanlar, devletten sosyal yardım alanlar, rantiyeler, eski tip küçük burjuvazi, doktorlar, avukatlar, din sektörü, siyaset sektörü vb.. Ve bunlar arasında Marksist inanç hayli yaygındır. Bir tek işçilerde seyrek görülür.

İkiMarksist kuramın “köleci toplum”, “feodal toplum” diye fazla irdelemeden geçiştirdiği ilk ve orta çağlarda işçi sınıfı varlığı ve meta üretimi: Babil, Mısır, Çin’deki şehirlerde görüldüğü gibi ücret, erzak vb. karşılığı çalışan geniş yoksul kesimler. Bunların bir bölümüne “köle”denilmesi, hatta hepsinin köle olarak adlandırılması asıl gerçeği değiştirmiyor. Bugünkü kölelerden belirgin farkları yok. Üstelik önemli bir bölümü tek tek veya kitleler halinde bulundukları yerden göç edebiliyor.

Ayrıca devlet bürokrasisi, yöneten sınıflar ve memurlar hep olagelmiş. Üretim araçlarının doğrudan sahibi olmayan bu sınıflar “artı ürün”den daima paylarını almışlar.

Vergi denen şey zaten doğrudan artı ürün, artı değere el koyma yolu.

İşçi mi kuş mu tavuk mu olmayan paralı asker müessesesi. Tarih boyunca kalabalık bir sosyal sınıf. Halen de polis ve profesyonel asker adıyla devam etmekte. Bunlar işçi mi, üretiyor mu (hizmet sektöründeki işçilerden ne farkları var?), yoksa patron mu? Marx’ta net bir yanıtı yok. Net yanıt olmayınca kuramın temeli büyük zarar görüyor.   


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • faik

    faik 21.04.2019

    Müthiş.

  • Serhat Cansız

    Serhat Cansız 02.04.2019

    Ülkemizde ve bölgemizde marksistler, Politzer’in felsefenin temel ilkelerini Marx’tan daha çok benimsemişlerdir. Politzer’in basit, eleştiriye kapalı ve kolay anlaşılan fikirleri marksizmin değişime açık, sürekli değişen koşullara göre yenilenmesi gereken düşüncelerinin dogmatik fikirler gibi anlaşılmasına neden olmuştur. Ülkemizde çoğu marksist, Frankfurt okulu, Habermas’ın kuramları, batı marksizmi gibi yeni düşüncelere ulaşmak, anlamak için çaba gerekmesi nedeniyle ilgisizdirler. Kendi kültürlerine yakın, ataerkil, hayranlıktan ve boş yüceltmelerden beslenen, eleştiriye ve iletişime kapalı bir marksist anlayışta kısıtlanmış kalmışlardır. O nedenle eleştirilerinizin çok önemli olduğunu düşünüyorum, dönüp tekrar tekrar okuyorum Kaan bey...

  • Serhat Cansız

    Serhat Cansız 01.04.2019

    Günümüzde Bourdieu’nün de gösterdiği gibi sermayenin sadede marksistlerin öne sürdükleri gibi ekonomik sermaya olmadığı, toplumsal, kültürel ve simgesel sermayenin de kişilerin yatkınlıklarını (habituslarını) karşılıklı olarak belirlediği gösterilmiştir. Ekonomi baskın olsa da, tek başına kapitali açıklayamıyor. Bunun için çıkarların (illusio) ve kuralların (doxa) belirlediği oyun alanında, sermaye ile oluşan yatkınlıklar (habitus) asıl etkin belirleyici oluyor. Çatışma sadece ekonomik mücadele değil, aynı zamanda toplumsal, kültürel ve simgesel mücadeledir.

  • Fatih Torun

    Fatih Torun 30.03.2019

    Aslında konunun can alıcı noktası şu cümlenizde gizli; “Ne dine ne Marksizme doğrudan cephe almak gerekir. Olumsuz yanlarıyla mücadele edilmeli, olumlu yanları öne çıkarılmalıdır. Ama yaşama aşırı müdahalesi, her bir şeyi açıklama iddiasına set çekilmelidir.” Bu tespit doğru kavranabilse; konular, kısır tartışmaları aşacak, geliştirici ve heyecan verici düşünceler ortaya çıkacaktır. İnanç ve ideolojilerin insana yaptığı en büyük kötülük, sınırlar içerisinde düşünme zorunluluğunu dayatmasıdır. Çünkü var olan ya da var olabilecek her şeyi, mutlak olarak açıklama iddiası içerisindeler. Bu durum bilimsel-evrensel gerçeklikle çelişmekte, doğal bir karşıtlık üretmekte ve bu da çatışmalar doğurmaktadır. Oysa sınırlara bağlı kalmadan düşünmek ve anlamaya çalışmak, hem yaşamı daha anlamlı ve değerli kılacak hem de insanlığı daha iyiye taşıyacaktır.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 28.03.2019

    DEVAM: Bu tür bilimsel savlar tartışılmaz. Tartışılmamalıdır. Sadece okuyup araştırıp anlaşılmaya çalışılmalıdır. Okuyup araştırdıktan sonra o görüşe katılırsınız veya başka görüş ileri sürersiniz. Değerli olan budur. Şimdi yapılan ise bazı izleyenler için kurallarının bilinmediği bir spor karşılaşmasında galeyana gelmeye benziyor.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 28.03.2019

    Bu tür yazılar az çok aklı çalışan, az çok meraklı kişilerde, yeniden bir okuma, araştırma başlatmak için yazılır esas olarak. Soruya, araştırmaya, okumaya kapalı, zaten "her şeyi bilen" kişilerin çemkirmesi çerezdir. Onlar en çok "hiçbir şey bilmiyooo, en basit gerçeklerden habersiiiz" falan gibi yanıtlar vereceklerdir. Yazının öncesini sonrasını, yeni okuma önerileri ve kaynakları reddedeceklerdir. Bunların çemkirmesi kuantum fiziğine dair hiçbir şey bilmeyen bir kişinin, günümüz kuantum fiziği formüllerine "ne saçma yaaaa!" demesine benziyor. Önerilen okuma dallarının adlarını bile bilmiyorlar ki. Ya da çemkirenler sadece bu yazıya bakıp eksikler bulacaklardır. Oysa bu yazı, öncesini bilmeden elbette pek çok kişi için anlamsız gelebilir. Esasen geçen gün Yusuf Bodur dostum bir şey dedi. Biz hani tartışamıyoruz bile ya, çemkirenlerin hiçbiri 14 maddeyi irdelemiyor bile ya... Diyor ki Bodur: Devam ++++

  • Neo Paladyum

    Neo Paladyum 28.03.2019

    Empati yapıyorum, sizin ve diğer marxiszt mümin arkadaşların da kamera görüntülerinden olaya bakıyorum. Olumsuzlamada.. vefa örneği göstererek DİN ile aynı potaya koyduğunuz marxist takımın pozisyonunu tekrar tekrar farklı kamera bakış açılarından inceliyorum! .. çok enteresan ? aynı olumsuzluk potasında eritmeye çalıştığınız DİN takımının; çakma, safsatacı, en aşağı şarlatanlarının bile, Ortodoks- tabu marxsizmden çok daha fazla ikna edebilmiş, yer edinebilmiş insan- toplum içinde. Marxist aydın- materyalist entellerimizin aydınlatamadığı insanı, şarlatanlar kandırmış. Üstüne üstlük ! kamera teknolojisi geliştikçe (bilim teknoloji ilerledikçe).. marxiszmin ofsayıtlarının çok daha aççık-seççik görülebildiğini izliyorum. Öyle ki, bizim Riva’daki VAR sistemi bilem.. pozisyonun offsayd olduğunu inkâr edemez durumda. Hattaa.. marksiz takımın anlı şanlı günlerindeki taraftarları bile, artık yaşadıkları şehirlerinde başka takımları tutar olmuş.

  • 27.03.2019

    Adı geçen değerli büyüklerde emek, fikir, mücadele sıfatlarına "Tamam! Saygılar. Ama "ilmin kapısı" (bilimin kapısı) saptamasında kesinlik yok. Bunlar her zaman ve her yerde geçerli ve kesinlik taşıyan bir buluş değil; bir felsefi görüştür. Aynı zamanda mezhebi ve dini yönleri de vardır. Barış, sevgi, hoşgörü, dostluk anlayışını temel aldıkları doğrudur. Bu terimler herkes tarafından karşı çıkılmayan kavramlardır. Ancak ilmin kapısı dersek bilimi sınırlandırmış olmaz mıyız?

  • mehmet leventoğlu

    mehmet leventoğlu 27.03.2019

    Marksizm ölmedi dinlerde.. Marksizm insanlığın ekonomik anlamda kurtuluş reçetesidir dinler ise egemenlerin kitleleri sürüleştirip idare etmek için kullandıkları masallar antolojisi.. 2 kavramın ..ci ekiyle benzerlik ve zıtlıklarının kıyaslanması daha doğru olurdu bu haliyle hayli eleştiri alacaktır

  • Neo Paladyum

    Neo Paladyum 27.03.2019

    ++ İlmin kapısı Ali’nin, hacı bektaş veli’lerin, pir sultan’ların, yunus’ların, mevlana’ların yüzyılların emek, fikir ve mücadele süzgeçlerinden gelerek .. sonsuza kadar da gidecek evrensel sistem çözümlemesinin yanında bahislerinin geçmesi bile !! onları kesmemiş. Materyalizmin kalıplaştırdığı ve kilitlediği beyin yapılarıyla .. günümüz bilim ve teknolojisini takib ederek, konuyla ilgili problem, çözüm, değişik bir bakış yazan.. araştırıcı ilerici düşünürlere bile tahammülsüz bir / zihinsel kireçlenme oluşmuş.

  • Neo Paladyum

    Neo Paladyum 27.03.2019

    19. yüzyıl bilim ve teknoloji şartlarıyla tıkanıp kalan bir kurtuluş reçetesinin problemleri dillendirilince ? metabolizmaları değişip.. höyküren – çemkiren; kilitlenmiş beyinler ! günde 3 öğün bilimsellik muhabbeti yaptığı halde evrim bilim temelli bir makale karşısında ? yetersiz kültürleri gereği, bilimle alâkasız klasik canlı refleksi gösterenler.. Kaan bey aslında, benim gibi içinden geldiği ve halâ iyimser olarak umut beslediği marxist teoriye vefa örneği göstererek çok yüksek bir mevki vermiş. Hz. İbrahimden bu yana insanlığa yön vermiş, insan genlerine kadar nüfuz eden 4.000 yıllık altyapılı, musanın, isanın, hz. Muhammed’in . birbirlerini zamanla olumlu yönde güncelleyerek günümüze kadar gelen din gerçeğinin bazı yanılsamalarını ve yanlış değerlendirmelerini baz alarak maxiszmle kafa kafaya karşılaştırmış ! fekat ? bu torpilli evrimsel bakış makalesi bilem !! Ortodoks imanlı marxistlerimizi yatıştıramamış.++

  • Deniz Can

    Deniz Can 22.03.2019

    +++Kur'an’ı okumadan bilmeden İslamiyet’i sorgulamak ya da dindar olmak, aynı şekilde Marks’ı okumadan anlamadan taraf olmak ya da karşı olmak benzer durumlar. Başkalarının bu konulardaki yazılarını okumak ise asla yeterli olmuyor, hep bir şeyler havada kalıyor. Marksizm konusunda özellikle, sizinle derin tartışmalar yapabilecek birikimim olmasını isterdim. Saygıyla.

  • Deniz Can

    Deniz Can 22.03.2019

    Kaan Bey açıklamalarınız için teşekkür ediyorum. Yakın zaman önce Aytekin Yılmaz’ın bir yorumu ve onun üzerine yapılan tartışmalar beni çok şaşırtmıştı. Kendisini Marksist olarak tanımlayanların çoğunun Kapital’i okumadığını ya da anlamadığını yazmıştı ve gördüm ki gerçekten durum bu. 12 Eylül darbesi sonrasında öğrenci evimin bahçesine kitaplar atılmaya başlamıştı, ben de onları topluyordum ve iki tane Kapital kitabım olmuştu. Onlardan kurtulmam gerektiğini biliyordum ama öncesinde okuyayım istedim, ne kadar uğraştımsa olmadı, hiçbir şey anlamadım. Alelacele okunacak bir kitap değildi ve öncesinde başka kitaplar okumak gerekiyor olmalı diye düşünmüştüm. Bir kez daha denemedim. +++

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 22.03.2019

    Değerli Bahadır Özdemir, teşekkürler. Değerli Deniz Can, tekrar teşekkürler. Bir şeyi vurgulamalıyım ki, bu yazıda iki şey arasındaki benzerlikleri ele aldım. Kuşkusuz benzerlikler bununla sınırlı değildir. Ama farklılar da çok elbette. Aşağıdaki son yorumunuzda dedikleriniz doğrudur. Bir itirazla. Elbette ideal olarak Marksizm klasik dinlere ve kapitalizme göre olumlulukları ağır basan bir sistem. Ama pratikte böyle mi, o tartışılır. Bir açıdan bakarsanız evet daha iyi dersiniz, başka açıdan bakarsanız, hepsi aynı dersiniz. Yazıda ima etmiştim. Marksizm çatışma kuramıdır ve doğal olarak çatışmayı daha çok seven bireyler onu seçer. O yüzden marksistler arasında sevgisizlik, birbirini çekememe, düşmanlık yaygındır. Marksistler arasındaki çatışmalarda (yazıda on milyonlarca demişim, biraz abartılı olabilir-bu konuda yeterli kayıt-belge de yok) on milyona yakın insan ölmüştür. :(

  • Deniz Can

    Deniz Can 21.03.2019

    +++Belki şöyle denebilir. Dinler olumlu ya da olumsuz duygularımızı besliyor, Marksizm daha çok olumlu duyguları beslerken, kapitalizm çoklukla olumsuzları besliyor. Sonuçta hepsi insana ait bizlerin geliştirdiği ve ihtiyaçlarımızı tatmin eden sistemler. Sorun insanın olumsuz duygularını doğru zeminde, zarar vermeden tatmin edebilmesi, ya da onlarla baş edebilmesi ve zamanla bunlardan arınabilmesi.

  • Deniz Can

    Deniz Can 21.03.2019

    Kaan Bey teşekkür ediyorum. İnsan duygularını iyi bilen birisi olarak en azından bir açık kapı bırakmış olmanız sevindirici. İhtiyaçlar temel belirleyici gibi duruyor. Vücudumuzda değişimi yaşıyoruz, bazı organlarımız köreliyor, duruşumuz, dişimiz, tırnağımız sürekli bir değişim var. Duygusal yapımız da değişiyor olmalı, yine yavaş ve ihtiyaçlarımıza paralel bir şekilde. Dinler ve Marksizm arasındaki benzerlikler dediğinizde, her ikisinin de duygusal ihtiyaçlarımızı karşılıyor olması bu benzerliği yaratıyor olabilir mi. Ele aldığınız Kapitalizm olsaydı durum değişir miydi. Kapitalizmin var olması ve bu kadar yaygın olmasının ardında yine dinlerle olan benzerliği olamaz mı. +++

  • Bahadır Özdemir

    Bahadır Özdemir 20.03.2019

    Çok güzel bir yazı. Gerçekten de "en büyük mutluluk" vaadini ve "biz onlardan farklıyız" söylemini öne çıkaran bütün sistemler sonuçta pragmatist ve faydacıdır. Her ne kadar teorik temelleri olduğunu iddia etselerde aslında teorik düşüncenin tam tersine karşıtıdırlar. Bu pragmatizmin en önemli göstergesi ise gerek dini hukukun, gerekse Marksist hukukun uygulama aşamısında nasıl bariz adaletsizliklere yol açtıklarıdır ki bu adaletsizlik, tartışmasız şekilde hep egemen sınıfların lehinedir. Yukarıdaki yazıyı okuyan kişi bu nedenle öncelikle kendisine bakmalı ve beyninde "Ben dincilerden çok farklıyım" diye bir düşüncenin olup olmadığını kontrol etmelidir. Böyle bir düşünce varsa geçmiş olsun, ne yazık ki kendisi de gerçekte aidiyetçi bir dincidir. Belki bu şekilde kendi Marksist düşüncesinin de tıpkı dini düşünce gibi neden yoruma ve tartışmaya kapalı olduğunu anlayabilir. (B.Ö.)

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 18.03.2019

    Yazıyı okuyamadan hakaret eden dingil sayısı 8'e çıktı. Bu da diyor ki, bu yazı meşhur olmak için yazılmış.. etme eşeğilen sohbet...

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 18.03.2019

    Başka biri diyor ki (bu da klasik eleştiridir!) solla uğraşacağına, azcık muhalefet yap. Hep sola çakıyorsun. (Başkaları da onlara aynısını diyor, önemli olan bir şeyin doğruluğu yanlışlığı değil, laf çakıp, rakibi bozmak.) Burada kendilerinin asla cesaret edemeyeceği düzeyde sert birçok anti-AKP yazısı çıktı. Bu yazı da zaten esaslı bir siyasal dincilik eleştirisi. Fakat kafaları almıyor. Kendilerini hala solcu sanıyorlar. Aşırı sağ bunlar basbayağı aşırı sağ. 2 bin kişi toplanıyor, bir parti kuruyorlar, muazzam muhalefet yaptıklarını sanıyorlar. Oysa tek tek birçok kişi, bir başlarına bu partilerden daha iyi muhalefet yapabiliyor. Örnek çok. :) Fakat şimdiye dek tek kişi buradaki tamamen gerçeğe dayalı ve herkesin kabul ettiği olguları tek bir örnek vererek çürütmeye çalışmadı. Yine de gelen olumlu tepkiler çok daha fazla. Sessiz çoğunluğun çoğunluğu da gerçekleri aslında görüyor. Umut verici.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 18.03.2019

    GELEN TEPKİLER: Olası hakaret örneklerini yazının içine koymuştum. Bunlardan etmeyin, özgün hakaret bulun lütfen, diye. Gelen 7 adet hakaretten sadece bir kişininki özgündü. Yazıyı okumadan döşenmişler yine. "Marksizm insana cennet vaat eder, o da komünizmdir" diyorum. Burada bir benzetme yapıyorum. Bunu ilkokul çocukları bile anlar. Biri çıkıp ne dese beğenirsiniz: "Yalancı! Marx hiçbir zaman cennet vaat etmedi, bunu hiçbir yerde yazmadı." Şimdi bunu söyleyen kişi vaktiyle siyasi liderliğe soyunmuş, yüksek tahsilli biri. Zekası bu kadarsa vah halimize. Salağa yatıyorsa düpedüz ahlaksızlık. Uğraş dur, böyleleriyle, atış da atış.. :) Başka biri "insan doğasında inanç varmış" ne saçmalık, ne pespaye bir yazı" diyor. Belli ki insan doğası üstüne tek satır yazı okumamış, bir dakika bile düşünmemiş. Ama "pespaye" demesini gayet iyi beceriyor. Ve bunlardan o kadar çok var ki! Güya okumuş, güya çağdaş ve ilerici. DEVAM +++++

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 18.03.2019

    Yorum yapan arkadaşlara ayrı ayrı teşekkürler. Deniz Can'a cevabım: Dinlerin en önemli özelliklerinden biri aidiyet duygusu yaratmasıdır. İnsanlar bu yüzden dindar olur. (Nedenlerden biri). Hal böyle olunca "öteki" ve ötekine düşmanlık da kaçınılmaz. Tüm insanlığı kapsayan ortak din ilerde belki olur. Doğamıza uygun değil ama epeyce kuşak sonra belki. Serhat Cansız'a cevabım: Marx aslında dinselliğe olumlu yaklaşır. Kalpsiz dünyanın kalbidir, der. Kitlelerin afyonudur da der, birkaç anlamda. Bence hepsi doğru. Bu araştırmaların sürmesi gerek. Bizde konuya eğilen tek kişi Hikmet Kıvılcımlı'dır. Sol ve felsefi anlamda. Sonra da ben. Evrimci Açıdan Din Psikoloji Siyaset adlı kitabımı öneririm. Daha çok kişinin araştırması, yazması, tartışması gerek. Fakat bizde bu çok zor. Dinselliğe yaklaşım hemen siyasal dincilik zannedilip karalanıyor, laiklikten çıkma sanılıp tepki görüyor. Araştırma, incelemeye de destek değil çok büyük küfür ve köstek var. Herkese sevgiler, saygılar.

  • Cemal Öztürk

    Cemal Öztürk 18.03.2019

    ( devam) Tamam ahlaki duruşumuz soldan sosyalizmden yanadır. Marksizmin yanlış, yanılgı ve yanılsamalarını da aşmayı yeni bakış açıları geliştirmek kaydıyla yine yolumuza devam etmekte bir engel yoktur zaten. Zira ahlaki aklın yolu sosyalizmdir. Marksizm, öncelikle bilimsellik iddiasıyla ortaya çıktığına göre dinin dogmalarından eleştirel aklın özgürlüğü sayesinde ayrılır. Bu bağlamda 21. Yüzyıl sosyalistleri, hem geçmiş tecrübeleri not edecek hem de yeni koşullarda yeni bakış açılarıyla yoluna devam edeceklerdir. Bunun için öncelikle ezberleri bozacak yeni görüşler, düşünceler ve eylemler ortaya koyacaklardır. Süreci anlamak birincil aşamadır. Sonuçlar çıkarmak bilinç için ikincildir.

  • Cemal Öztürk

    Cemal Öztürk 18.03.2019

    İnsanların sağ ya da solda yer almaları, genellikle daha yalın sebeplere dayanır: Yoksulluk, ezilmişlik, etnik veya mezhepsel kimlik sorunları genelde bir insanıda sol eğilim için önemli etkenlerdir. Bu arada, yüzeysel bir ideolojik propagandayla çoğu insan kendini Marksist olduğunu sanıyor. Bu büyük bir yanılsamadır. Hepimiz gençliğimizden beri ezilenlerin, sömürülenlerin yanında yer almayı tercih ettik. Bugün de aynı saftayız. Aslında bu durum daha çok ahlaki bir duruştur. Buradaki birçok arkadaşımızın da aynı eğilimden geçtiği kanısındayım. İster bu yazıya katılsın ister katılmasın. İster HDP yi eleştirsin ister eleştirmesin. Oysa ideolojik donanıma gelince çoğu insanın sınıfta kaldığını söylemek zorundayım. Bu düzlemde yapılacak tüm tartışmalar havanda su dövmektir. Marksizmin temel tezlerini bilmeyenler onun ne derece hayata yön verdiğini nereden bilecek? Çünkü o insan hala yukarıda değindiğim ahlaki duruşunu içtenlikle öne sürecektir.

  • mete demirtürk

    mete demirtürk 18.03.2019

    Bu yazıyı bahtsız ülkemin birkaç milyonu okusun isterdim. Sanırım, köksüz düşüncelerin yarattığı kafa karışıklığına iyi gelirdi. Solcuyken, sağcı gibi düşündüğünün farkında olmayanlara, sağcıyken ağbi ben aslında solcuyum diyenlere. Dinin önemini anlamayanlara, Marksist düşüncenin her derde devâ olduğuna inananlara... Diyelim beş bin, yirmi bin okudu, doğru anlayacaklar mıydı? Teşekkürler Hoca, kafam netleşti diyecekler miydi? Ya da her zaman olduğu gibi car car mı?

  • Serhat Cansız

    Serhat Cansız 18.03.2019

    Hocam aslında buna müslüman coğrafyada ateizmin İslam’a, hristiyanların ağırlıklı yaşadığı coğrafyada ateizmin hristiyanlığa vs. yakın bir yorumu olduğunu ekleyebilir miyiz? İnsan bir dayanak bulmaya çalışıyor eninde sonunda, doğasında “herşeyin ilk nedeni” arayışı var. Gelenekleri binlerce yıldır derinden ekleyen dinlerin etkisini bir çırpıda atmak istese de atamıyor insan üzerinden. Marksizm de eski ve yeni ahidin komşuyu sevme, tanrının krallığını kurma gibi temalarından etkilenmiş midir? Araştıran var mıdır? Diğer tarafta faşizmin gelişmesine ve haklılaştırılma pratiğinde komünizm karşıtlığının destekleyici gücü üzerine düşünmek de eğitici olabilir mi? Haksızlığa karşı mücadele etmemeli mi? Burada karışıyor işler. Bir dayanak noktası bulunmalıysa mücadele ederken ne olmalı bu? Gramsci’nin kültürel hegemonyası en akla yatkını mı? Metafizik arayışı sanata yönlendirmek. Ya da Oscar Wilde’ın ortaöğretimde sanat anlayışı ve resüsitasyon öğretilen sosyalizmi çözüm olur mu?

  • Deniz Can

    Deniz Can 17.03.2019

    Ülkemizde bu iki inanç sisteminin birbirinin düşmanı olduğu gibi bir algı yaratılmış durumda. Bir yandan da Müslümanlığın sosyalizme yakın olduğu söylemleri var. Onlarca hatta yüzlerce farklı inanç sistemi olması ve bunun sonucunda kaçınılmaz olarak düşmanlık olması zorunlu mu? İnsanlık tüm bu inanç sistemlerini birleştiren ortak tek bir inanç sistemi geliştiremez mi? Saldırganlık, düşmanlık, kan dökme, yok etme duyguları hep birlik olma, birbirini sevme, anlama, hoşgörü duygularına ağır mı basacak, ya da ağır bastığı için mi bu gerçekleşemiyor? Saygıyla.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 17.03.2019

    Değerli Özgür Billur, bunları daha önce de defalarca yazdığım için zaten sol camiada "zındık" ve "düşman" muamelesi görüyorum yıllardır. Daha hoş görülü olanlar sadece "manyak" ya da "deli" diyorlar. Sevgilerle. :)

  • Özgür Billur

    Özgür Billur 17.03.2019

    Bu maddelerden herhangi biri bile sizin sol cepheden aforoz(!) edilmenize yol açar. Alın size bir benzerlik daha :)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.