15 YIL SONRA

15 YIL SONRA

Başlangıçta 13 yazar arkadaşın katılımıyla İnsan BU’da yeni bir yazı dizisi oluşturuyoruz. “15 Yıl Sonra Kongresi” adıyla.

15 yıl sonrasının dünyasını ve Türkiyesi’ni bugünden öngörmeye çalışacağız. 15 yıl sonraya bugünden notlar bırakacağız. 15 yıl sonrası için yaşadığımız dönemin güncesini yazacağız. Bu arada bugüne, bugünün eğilim, çevre ve şahsiyetlerine olumlu ve olumsuz değerlerini biçeceğiz.

Siyaset, özellikle sol siyaset, geçmişte bir gençlik işiydi. Bugün her bakımdan yaşlılara kalmış durumda. Güncel siyaseti bir tarafa koyalım, dünya görüşü, yaşam anlayışı, insani ilişkiler bakımından giderek daha hızlanan değişim yaşanmakta, altımızdaki zemin hep kaygandı, artık adeta uçmakta. Kafamızdaki dünya ile, bizim doğrularımızla yeni nesillerin yaşam biçimi ve anlayışları arasında her çağda yaşanan kopukluk, içinde bulunduğumuz yeni dünyada daha da derinleşmekte.

O yüzden 15 yıl sonra Türkiye’de ve dünyada nasıl bir yaşam hakim olacak, insan ne hale gelecek… Kestirmesi çok güç. 15 yıl sonra ne olacağını geçmişteki kuşaklar da doğru öngöremiyordu. Bizler için bu şimdi hem daha zor, hem daha endişe verici. Hem varsa bir umut veya motivasyon kaynağı, onları işlemek geçmiş çağlardan çok daha güçlü bir akıl gerektiriyor.

Dünya yakın zamanda, evrensel sorunlardan, ülke problemlerinden büyük ölçüde kendini soyutlamış, günü ve şahsi geleceğini kurtarma derdindeki bugünün çocuklarına ve gençlerine kalacak. Yoksa öyle değil mi? Onlar bizim kuşakların oluşturduğundan daha güzel bir yeni dünya mı yaratacak? Böyle bir işaret neredeyse hiç görülmüyor ama yanılmaya hevesliyiz. Keşke birileri çıksa, tersine ikna etse bizleri. Şu da var ki belli yaştan insanlar olarak, aramızdaki az sayıda gençle birlikte, her gün ateşli tartışmalarla “ülkeyi kurtarıp” durur, dünyayı şevkle “düzeltmekle” meşgulken… Çok geniş genç-çocuk yığınlar tamamen farklı bir alemde. Sanki tamamen farklı bir insan türü. Onlara bugünden ne gibi bir sağlam düşünsel ve pratik miras bırakıyoruz? Daha iyisini nasıl yapabiliriz?   

İşte orada da büyük bir sorun var. Geleceğe bir şeyler bırakabilmek, bunların hiç değilse bazılarının doğruluğuna inanıyorsak gerekli, ama başka çağlara göre daha da zor. Muazzam ve büyük ölçüde de kasıtlı bir bilgi sağanağı, tufanı söz konusu. Fikir ishali içinde herkes her şeyi biliyor, ama azcık kazıyınca kimsenin bir şey bilmediği hemen ortaya çıkıyor. Ve sanki insanlığın kültürel hafızası böylece siliniyor.  

Projenin birinci amacı, 15 yıl sonraki düşünen ve aktif insanlara bir şeyler bırakabilmek. Bugünün güncesini yaratabilmek. Dünyadan ayrılan ve başka bir gezegene, bilinmeyen bir aleme giden uzay gemisi yolcularının düştükleri notlar, bıraktıkları günceler gibi… Bunu topluca yaparsak başarma şansımız artar.

İkinci amaç, bugüne olabildiğince müdahale edebilmek. Hemen hepimiz bunu bir şekilde yapmaya çalışıyoruz. Ancak daha güçlü bir müdahale imkanı için bu yolu seçtik. Bu 13 yazar ile bir anlamda bugünün “jürisi”ni kurduk. “Jüri” denince fazla iddialı ve “densiz” bir çıkış gibi gelmesin size. Öyle gelebilir, hatta bu 13 yazar arkadaştan da bazıları “jüri işiyse, işin o kısmında ben olmam” dediler. Haklılar bir bakıma. O yüzden “jüri gibi” diyoruz. Şöyle ki:

Hani sistemin adamlarının, kadınlarının güzel taktikleri var ya. Devamlı star yaratıyor ve beyinleri o starlar yoluyla ele geçiriyorlar ya. Bunu başarıyla yerine getirdikleri halde onunla yetinmeyip hani sık sık yarışmalar, ödüller düzenliyor, jüriler oluşturuyor, notlar veriyor ve insanları böyle teslim alıyorlar ya. Buna karşı güçlü bir tepki verelim, dedik.

Şahıs isimlerine pek girmemeye çalışacağız, ama bellli başlı eğilimleri, ideolojik akımları, siyasi kampları, değerlendireceğiz. Medyadan yayın isimleri vereceğiz. Siyasi grup, parti ya da kitle örgütü diye geçen yapılanmaları da olumlu ve olumsuz yönleriyle ele alabileceğiz. Her alanda benzer yapılanmalar mevcut. Örneğin “doğa” konusunu işlesek, “sağlık” ya da “edebiyat” konusu üstünde dursak birbirine benzer aynı eğilimler, yapılar çıkıyor karşımıza. Her yazar kendince onlara not verecek. Şahıs ismi vermek isteyen de elbette verecek. Şahıs isimlerine girdiğimiz zaman ilgi ve okunuş en az bir kat artacaktır, ama sakıncalar da artacaktır. Bu sakıncaların başında konunun kişiselleşmesi, genel sorundan sahsiyetlere kayması, kişisel kavgaların kızışması geliyor. Bence şahıs ismi vermek isteyen de bunu kısaca şifreli ya da imalı olarak vermeli. Sonraki karşılıklı tartışma ve yorumlarda belki isimler daha ön plana çıkabilir.   

Bu yönde değerlendirme yapmak istemeyen yazarlarımız da kendilerini zaten belli edecek, onlar değerlendirme bölümünde bir şey söylemeyecek ya da kendilerince belli sınırlarda örnekler verecekler.

Olumlu örnek olarak yazarlarımız birbirlerini göstermeyecek, ayrıca sitemizden de bu anlamda bahsedilmeyecek.

Üçüncü amaç, bunları yaparken fikirlerimizi geliştirmek, tartışmak, akılca daha ileri noktalara gelebilmek ve de bu fikirleri yayabilmek. Okurlarla birlikte de tartışma gelişirse bir akıl canlılığı oluşur, benzer görüşte insanların iletişimi artar. Aksi görüştekilerle belki tartışma doğar ve ayrıca ikinci maddedeki işlevimizle birlikte bir baskı gücü oluştururuz.

Başlangıçtaki 13 ismi bugüne dek bu konularda düzenli yazmış yazarlardan seçtik. Ancak başka yazarlar ve her okurumuz aynı konularda, aynı sorulara yorum bölümünde cevaplar verebilir. Verirlerse iyi olur, bu yolla tartışma ve fikir zenginleşir. Başka bir şey, her yazarımız her konuda fikir belirtmek zorunda değil. Diziyi başlangıçta 6 paket, yani altı ayrı konuda soru ve cevaplar şeklinde planladık. Bazı yazarlarımız her konuda yazacak, bazıları belli konularda yazacak.

Dizi bittiğinde tüm yazıları ve seçtiğimiz bazı yorumları bir kitap halinde basıp yayımlamayı düşünüyoruz.

Dördüncü ve en eğlenceli amaç ise, hayatta olanlarımızla birlikte, ki umarım hepimiz, tüm okur ve yorumcularla birlikte, 15 yıl sonra bu yazdıklarımızı değerlendiririz. Düşünürüz, güleriz ya da “vayy bee..” deriz.

Muhalefette ve “sol” da yanılmak en başat gelenek, adeta işin olmazsa olmazı. Durmadan, usanmadan yanıldıktan sonra hiç yanılmamış gibi pişkince ahkam kesmek de bir büyük “sol” gelenek. Bakalım biz ne ölçüde hata yapacağız. Birlikte görmeye çalışacağız. 

SONUÇTA BİR ÇEŞİT ANKET ÇALIŞMASI… ŞİMDİLİK 6 GRUP konu etrafında yazarlara sorular gidecek. Aynı sorular gidecek. Onlar da belli bir vuruş sayısını aşmamak üzere kısa yanıtlarını gönderecekler.

Birinci paket İnsan konusu, 15 yıl sonraki insanlık; ikinci paket bugünün ve 15 yıl sonranın çocukları, gençleri konusu; üçüncü paket 15 yıl sonra sistem, sosyalizm, kapitalizm vb. sorunları; dördüncü paket siyaset, sınırlar, savaşlar, milletler, dinler vb.. konusu; beşinci paket doğa ve sağlık konusu; altıncı paket medya, iletişim, sanat ve edebiyat vb. konusu.

BİRİNCİ GRUP SORULAR : 1- Evrensel ahlak, insani değerler, özgürlük, eşitlik, mutluluk, iletişim düzeyi açısından 15 yıl sonra insanlık ülkemizde ve dünyada nasıl olacak? Öngörünüz nedir, bunun nedenleri nedir? 2- Bu doğrultuda olumlu ne gibi çabalar var, varsa bunlar hangi çevrelerden geliyor? İlk aklınıza gelen örmekler. 3- Bu doğrultuda olumsuz, yıkıcı, bozucu faaliyetler ne yönde? Bunların başını kimler çekiyor? Hangi eğilimler ve veya çevreler?  

Hazırlık yapılması bakımından KABACA İKİNCİ GRUBUN SORULARI: 15 yıl sonra dünyaya hakim olacak bugünün gençliği ve çocukları bizden iyi mi kötü mü? Hangi bakımlardan iyi, hangi bakımlardan kötü? 15 yıl sonra dünyayı yürütecek bu kuşağın özellikleri dünyaya iyi bir şeyler mi katacak, kötü şeyler mi? Bunun işaretleri ne?

BU DİZİNİN YAZARLARI: Ahmet Yıldız, Akif Akalın, Ali Rıza Üçer (şimdilik belli konularda yazacak), Alper Levent Yakış, Gaffar Yakınca, İlknur Arslanoğlu, Kaan Arslanoğlu, Kerem Cankoçak (şimdilik belli konularda yazacak), Mehmet Tanju Akad, Nedim Pala, Özgür Coşar (şimdilik sadece medya konusunda yazacak), Özgür Keşaplı Didrickson, Turabi Yerli  

NOT 1 - Bu 13 yazar aynı zamanda “15 Yıl Sonra Kongresi”nin “board”u, yani kurulu. Herkes kendini kurul üyesi görmeli. Daha çok zaman ve emek verenler tabii öne çıkabilir, sonraki tartışmalar neticesi onlardan bir özel kurul, bir “editör kurulu” da oluşturabiliriz.

İlk düşündüğüm isim sadece “15 Yıl Sonra” idi. Gaffar Yakınca’nın “biraz daha kurumsal bir isim olsun” önerisiyle “15 Yıl Sonra Kongresi” oldu.

NOT 2 – Bu dizinin nereye evrileceğini, nasıl yürüyeceğini şimdiden öngöremiyorum. Nasıl yazılar gelecek, nasıl başlayacak, onu da kestiremiyorum. Çünkü bu satırları yazarken kendi ilk cevaplarım nasıl olacak, onu da bilmiyorum. (Yazı uzunluk kısıtlaması ve kısa cevaplarla ne kadar şey ifade edilebilir, ayrı bir soru, sorun.)

O yüzden örnek olsun diye ilk yazıyı (cevapları) ben aşağıda yazıp koyuyorum. Arkadaşların cevapları geldikçe, duruma göre tek tek veya gruplar halinde siteye koyacağız.

Son söz olarak hemen cevap gönderebileceklerden en kısa zamanda yazılarını bekliyoruz. Bazı arkadaşlar belki bir, belki iki hafta sonra cevap verebilecek. Onlar da sırasıyla yayımlanacak. YAZI UZUNLUĞU BOŞLUKLU OLARAK 6 BİN VURUŞU GEÇMEYECEK.    

Kaan Arslanoğlu

 

1. GRUP 1. YAZI

Evrensel ahlak, insani değerler, özgürlük, eşitlik, mutluluk, iletişim düzeyi açısından 15 yıl sonra insanlık ülkemizde ve dünyada nasıl olacak? Öngörünüz nedir, bunun nedenleri nedir?

Adam olacak çocuk bokundan bellidir. Geleceğe dair öngörüler yapılırken geçmişten bugüne grafiğin eğrileri nedir, ona bakılır. O eğri ve günün karakteri neler gösteriyor? İnsan hakları alanında biçimsel, kağıt üzerindeki kazanımlar 15 yıl sonra daha da artacak. Ancak bu haklardan fiilen yararlanma oranı azalacak. Özgürlükler için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Gerçek özgürlük, kendini gerçekleştirme özgürlüğü de formel olarak artacak. Ama tektipleşme daha da hızlanacak. Geleceğin insanı muhtemeldir bugünkünden daha “sürü” olacak. Çünkü özgürlükten anlaşılan şey ya başkalarının kafasına basarak yükselme ya da sınırsızca tüketebilme. Eşitlik kavramı sadece egoist entellerin işaretleşme lafzında kalacak. Eşitlik ve toplumsal sorumluluk bilinci hızla yok oluyor. İnsani erdemler denen şeyler kapitalizmin ekonomik işleyişine uygun biçinde törpülenmeye devam edecek. İletişim bugünden daha fazla nasıl artar bilemiyorum. Zaten insan beyin kapasitesinin çok üstünde bir bilgi sağanağı altındayız. Bu bilgiyi işleyecek beyin içi omurga ise bitti, bitecek. Bugün diyelim Ortadoğu’da ölen bir genç için sosyal medyada kıyameti kopartan, ama yanı başındaki bir açın acılarını görmeyen nesiller iletişip duruyor. Büyük olasılıkla 15 yıl sonraki popülasyon bu romantik duyarlılıktan da sıyrılacak. Uzak mekanlarla ancak turizm açısından ilgilenecek. Bu kuşkusuz çok daha samimi ve akılcı bir tutumdur. Eğer kalmışsa bir cinsel enerjisi, gücünü orada harcayacak. Ya da yiyerek, içerek, daha fazla psikoaktif madde kullanarak. İntiharlar artacak ama belki sanal mutluluk da artacak. İğne atsan yere düşmez lafı, pek çok büyük kent hayatında somut anlamda geçerlilik kazanacak. Sokakta, eğlencede. Yalnızlık katlanacak. Bilişimsel yetenek ve teknoloji kullanımı daha da artacak. Ne var ki bire bir insani ilişkilerde gerileme sürecek, daha büyük sorunlar çıkacak. Kültür teknolojiye bağımlı halde, o yaşamın izin verdiği çerçevede, çok daha yaygınlaşacak, ancak sığlığı bizler için dayanılmaz seviyeye inecek. İnsanlar çok daha az kelime haznesiyle konuşacak.

Grafik eğrisi bunu gösteriyor, peki çizgiyi ne değiştirebilir? Değiştirecek tek şey, bugünlerde Avustralya’da gördüğümüz felaketin tüm dünyaya yayılmasıdır örneğin. Aşırı nüfusun getirdiği patlamalar, yeni göç dalgaları ve çevre felaketleri. O zaman insanların aklı başına gelir mi? Bugünkü veriler ışığında hayır! Ama bazı katı kurallar zorunluluktan ötürü getirilebilir ve insanlar tekrar toplumsal sorumluluk alma, olguları toplumsal açıdan düşünme kanalına bu yolla gelebilir. Ancak bugünkü veriler ışığında düşünürsek, yeni düzenlemeleri getirecek güç çok büyük ihtimalle yine sistemin yöneticileri olacaktır. Zaten öylesi felaket durumlarında biçimsel de kalsa özgürlükçü rejimlere değil, aksine baskıcı rejimlere ihtiyaç duyulur. Bu da büyük olasılıkla yeni tip bir faşizmi, küçük olasılıkla disiplinli bir sosyalizmi doğuracak. İkincisini şahsen tercih ederim, ancak 15 yıl sonraki insan tipiyle gerçekleşme şansı hayli düşük. Bu tablonun değişik ülkelerde değişik çeşitlemeleri yaşanacak. Şu da var ki bugünkü gelişmiş kapitalist ülkelerde bile yaşam, başta alt tabaka olmak üzere herkes için hayli zorlaşacak.

15 yıl sonra Türkiye’de insan nasıl olacak, sorusunu başka bir grupta ele alacağız. Şu kadarını söyleyeyim: Siyasal İslamın gücü büyük ölçüde azalacak. Ama buna rağmen “mutluluk” ortalaması artmayacak, azalacak.  

Bu doğrultuda olumlu ne gibi çabalar var, varsa bunlar hangi çevrelerden geliyor? İlk aklınıza gelen örmekler…

Bugün dünyada 15 yıl sonrasının daha güzel bir dünyası için çaba harcayan pek az güç kaldı. Küba başta Latin Amerika solu en ileri noktadır. Ancak onun da zemini kaygandır. En ileri partilerin bile sağlam insan gücü ve ideolojik donanımı yok. Solun ütopyasını kaybetmesiyle, insanlık da idealizmini yitirdi. Bugün alt ve üst yapısını geçmiş dönemlere göre çok güçlendirmiş, ideolojik hegemonyasını kale gibi sağlamlaştırmış şu kapitalizm karşısında yeni bir sol dalga yaratmaktan, ortaya çıkarsa buna önderlik etmekten çok uzaklar. Bizim ülkemizde ise çok, ama çok az sayıda insanın içinde kırıntı halinde kalmış sosyalist ya da kamucu ya da Atatürkçü fikir ve ideallerle bu korkunç kapitalizm boranı altında orada burada iyi bir şeyler yapmaya çalışanlar bir başlangıç noktası, umut gibi görülebilir mi? “Çıkmadık candan umut kesilmez” diyerek, evet, diyelim, ama 15 yıl sonraki tablo için güçlenmelerine yine düşük ihtimal olarak bakarım.

Bu doğrultuda olumsuz, yıkıcı, bozucu faaliyetler ne yönde? Bunların başını kimler çekiyor? Hangi eğilimler ve veya çevreler?

Bunun suçlusu kim? Biz, hepimiz. Bir şeylere kalkıştık, beceremedik, belki zaten baştan yanlıştı yöntemimiz. Sonra büyük çoğunluğumuz hızla yozlaştı. Söylemleri hala sol, yaşamları  ise bencilce ve hatta bazıları için alçakça kapitalist, milyonlarca insan çıktı geçmiş görece temiz soldan ortaya. Onların yetiştirdiği, rol modellik yaptığı çocuklar ve gençlik bu yere kadar gelişmişse yine iyidir.  “Sol değer mi? O nedir?” denecek noktaya gelmişsek herhalde kabahat kendi bitikliğimizdedir. Tabii asıl suçlu dünya kapitalizminin küresel elebaşları, yiyicileri, ideologlarıydı. Eşitsizliğe ve haksızlığa dayanan bir dünyayı büyük başarıyla kurdular. Karşılarındaki, yine bizim gibi sosyalizmi yüzüne gözüne bulaştıran devletleri hızla kapitalistleştirdiler, beyinleri tümden esir aldılar. Küresel emperyalizme çok çeşitli nedenlerle ve değişik derecelerde direnen çevredeki güçlerin bazıları dışında dost kabul edilebilecek hiçbir siyasi güç yok. Günümüz Batı solu, yeşilcileri, liberalleri, aşırı sağcıdır, emperyalist saldırganlığın en tehlikeli ajanlarıdır. Tıpkı bizdeki uzantıları gibi. Bizdeki bu yeni rejim de sol, sosyalist, hatta komünist görünümlü liberallerin büyük desteğiyle kuruldu ve halen onlar sayesinde ayakta. O çevrelerim şu andaki AKP hükümetine çok keskin biçimlerde muhalefet göstermesi, hatta son yıllarda bundan zaman zaman zarar görmeleri kimseyi yanıltmasın. “Yanıltmasın” diyoruz ama, küçük dünyaları için adeta bile isteye yanılan Türkiye’deki çoğunluklar için yanılmak, bir yaşam biçimi, bir kimlik kazanımı, hatta bir zevk kaynağı.  

Kaan Arslanoğlu


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • fahri kumbul

    fahri kumbul 23.01.2020

    Türkiye’ye özgü Kamu kaynakları yağması artarak devam edecek. Yoksulluk sınırı altında yaşayanlar çoğalacak. Zorunlu askerlik kalkacak, Çarkacı ve taşeron sistemi kurulacak. Türkiye’de 15 yıl önce çevre ve insan gözetilmeden yapılan HES’lerle başlatılan kıyım, 15 yıl sonra da su sorununu öne çıkaracak. Var olan bütün fonlar hazineye aktarılıp, yerlerine başka fonlar kurulacak. Türkiye gerek nitelik ve gerekse nicelik olarak daha da Araplaşacak. Ama yine de RTE halife olamayacak. Yaşayalım, görelim.

  • fahri kumbul

    fahri kumbul 23.01.2020

    Göçmen, açlık, nükleer silah tehdidi, su ve enerji savaşları azalmayacak, azacak. Sanal ortam etiği, tıp ve biyolojideki yeniliklerin ve teknolojik gelişmelere bağlı sonuçların etikte oluşturduğu (biyoetik) sorunlar ve sıcaklık (iklim) sorunları ile uğraşılıcak. Güneş fırtınası (radyasyon) etkisi artacak. Taciz, tecavüz, rüşvet, hırsızlık, ekonomik ve dini kötüye kullanma düzeyi yükselecek. Gelir dağılımı daha da bozulacak. Öbekleşme ve boşalmalar nedeniyle dünya nüfus dağılımı ve de gelir dağılımı daha dengesizleşecek. Teknoloji boyutunda uzay hareketlenecek. Sürücüsüz araçlar artacak. Yeni tip mutluluk arayışları etkili olacak .Sosyal devlet giderek ortadan kalkacak.

  • osman turna

    osman turna 22.01.2020

    sn. UĞUR ÖZDAĞLI henüz yapay zeka diye bir şey yoktur "yapay taklit" vardır vede makineler bunu gerçekten insandan daha iyi yapıyorlar. insanoğlu sömürme içgüdüsünde sınır tanımıyor. .

  • Uğur Özdağlı

    Uğur Özdağlı 20.01.2020

    İlginç çalışmanızı merakla bekliyorum . Yapay zekanın geleceği, insanlığı bir araya getirebilecek yeni değerleri, sokağı ,dünyayı terkederek gittikçe yalnızlaşan ve kendi kabuğuna çekilen insanoğlunun bu döngüyü nasıl aşabileceğine ait öngörülerinizde görmeyi dilerim. Saygı ve selamla kolay gelsin

  • Fatih Torun

    Fatih Torun 20.01.2020

    Bu çalışmanın hepimize yarar sağlayacağına inanıyorum. Düşünsel zenginliğimiz artacak. Bu arada kendimizi tartma, eleştirme ve geliştirme şansımız olacak. Umarım “15 Yıl Sonra Kongresi” toplumda iyi bir karşılık bulur.

  • osman turna

    osman turna 20.01.2020

    zamanın belli bir süre "15 yıl yada farlı bir süre ötesine" baktığımızda en temel öğe insan ve dünya nın bakış açılarıdır.bu noktada dünya yerine evrim diyelim.evrim gerceğinde iyi-kötü, doğru-yanlış, kapitalizm-emperyalizm yada çelişkileri sıralayacağımız binlerce madde ile ilgilenmiyor. kaldıki insanimi, değilmi ayrımı ?? evrim açısında çok komik bir soru insan denen evrim sürecinin bir oluşumu ki evrimin hiçte umrunda olmayan tamamen bizlere "insana" ait bir bakış açısı. 15 yıl sonrası için bugünden farklı bir ortam beklemek evrimsel inkardır. evrimsel bir bakış açısında suçlu yoktur boşuna aamayın haa illaki arıyor iseniz tanrı da buluşusunuz ve bu suçu tanrıya mal ediniz..

  • Gelecekten Gelen

    Gelecekten Gelen 19.01.2020

    Vekalet savaşları bir çok ülkeyi paramparça etmiş. Yeni bir tiranlık çağının eşiği. Dünya iki merkezden yönetiliyor. Çin, Amerika(İsrail). Bu ülkelere doğrudan yeni sömürge olarak bağımlı şehir ve devletler. Rusya, Türkiye, İran toprak kaybetmiş. Türkiye ABD eksenine daha güçlü bir şekilde oturmuş. Rusya Sibirya ve ötesini Çin'e bırakmak zorunda kalmış. Özellikle yapay zeka teknolojisindeki değiş ekonomik sistemlerin ve dolayısıyla toplumsal sistemin yeniden şekillenmesi. Teknoloji ile ilişkileri artan insan daha çabuk bireyleşmiş. Bu bireyleşme aslında kendini toplumsal yapıdan izole etme manasında bir bireyselleşme. Daha fazla kapalı alanlarda vakit geçiren genç yığınlar. Şehir devletlerinin sayısı artıyor. Bu şehir devletlerini yeni tiranlar yönetiyor. Tek tanrılı dinlerin insanlar üzerinde etkisi azalmış. İdeolojiler hâlâ var. Fakat yeni sınıflar oluşmuş ve mücadeleler başvermiş. Fakat mücadele imkanları daha kısıtlı. Denetim daha sıkı. Her adımımız takip ediliyor. 2035.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 19.01.2020

    Demek ki çıtayı daha yüksek tutmak gerek değerli Sibel Dursun... Bundan sonraki yazılarda kendimizi daha da zorlarız... Tabii öteki yazarların benden daha yeni, daha çarpıcı şeyler yazması da gerek. Bunu istiyor, bekliyor, umuyorum, başarılar diliyorum.. Mamafih bu yazıları bugüne dek bizi okumamış kişilere ulaştırmayı hedefliyoruz. Onlara yeni gelecektir. Yeni geldiği oranda büyük kısmı çemkirecektir.. Bir de sizlerin de alışkanlık yapmasın diye daha seyrek okuması lazım. :) :) :) Saygılar.

  • Sibel Dursun

    Sibel Dursun 19.01.2020

    Yazınızın girişinde çok farklı ve güzel bir amaç koymuşsunuz. Heyecan vericiydi. Ancak bu duygu ve amacı karşılayan bir yazı okuyamadım. Ne bekliyordunuz diyeceksiniz? Daha önce işaret ettiklerinizi aşan düşünce bekliyordum.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.