15 Yıl Sonra.. Gaffar Yakınca'nın Cevabı..

15 Yıl Sonra.. Gaffar Yakınca'nın Cevabı..

Evrensel ahlak, insani değerler, özgürlük, eşitlik, mutluluk, iletişim düzeyi açısından 15 yıl sonra insanlık ülkemizde ve dünyada nasıl olacak? Öngörünüz nedir, bunun nedenleri nedir?

Bugün için bahsi geçen tüm bu değerlerin referansı Batı medeniyetidir. Bunun başka türlü olması düşünülemezdi. En az üç asırdır Dünyada ekonomik, siyasi ve askeri egemenliği elinde tutan gücün ortak değerleri de belirlemesi kaçınılmazdır. Ancak Batı, büyük vaatler ile eline aldığı bu değerlere ihanet etti. Batının ekonomik ve felsefi gücünün zirvesinden insanlığın payına çokça kan ve gözyaşı düştü.

 

Batı medeniyetinin uzunca bir süredir “tabular” olarak karşımıza diktiği bu kavramlar aslında sadece onun cürümlerini perdelemeye yarayan ve istediği zaman buruşturup attığı kağıttan dekorlardan ibaret. Çünkü, Batının “akıl merkezli sömürüye” dayanan sisteminin yürüyebilmesi için sürekli olarak kendi değerlerine ihanet etmesi gerekmektedir. Bu, daha önce benzeri görülmemiş bir ahlak dışılıktır. Bizim kendi mekteplerimizde okuttuğumuz, allayıp pulladığımız Batı düşüncesinin son yüz yıllık işlevi de aslında bu ahlak dışılığı sürdürülebilir kılmaktır. Öldürülen değerleri her defasında yeni bir kılıfla tekrar piyasaya süren bu düşünce, artık insanlığa bir şey vaat etmiyor. Batı, sadece adaletsiz ekonomik modeli ile değil, düşüncesi ile de çürümüş halde.

 

Yaşanan son salgın hastalık bu gerçeği bütün çıplaklığı ile bir kez daha görmemize yol açtı. Kendini insani değerlerin zirvesinde gören (ve bizim de öyle sandığımız) Batı, vatandaşlarının ölüm rakamları üzerinden ekonomik kurtuluş planları yapıyor.

 

Milli sınırların bir engel olduğunu söyleyenler koşa koşa o sınırların içindeki güvenlikli alana sığınmaya çalışıyor. Özgürlüğü bireyin gezip tozması, vücuduna demir çakıp resim yapması olarak paketleyen Batı kafası, kamu menfaati denilen şeyi yeniden keşfediyor. Telefon şirketi reklamlarındaki “özgür kızı” hatırlayın. O özgür kız, şimdi evinde oturmuş “sokağa çıkma yasağı ilan edilsin” diye kampanya yürütüyor.

 

Batılılar (ve onların ardı sıra koşan bizler) ilk kez gerçek eşitliğin ne demek olduğunu anlıyoruz. Meğerse eşitlik siyaset kitaplarında yazıldığı, uyduruk ütopyalarda sayıklandığı gibi bir şey değilmiş. “Bu kadar para, medeniyet vs. içinde bize bir şey olmaz” diyenlerle, dünyanın geri kalanı bir anda eşitlenebiliyormuş!

 

Hülasa, tüm dünyaya hakim ve tüm sorunları çözmüş bir medeniyet illüzyonu, Eyfel Kulesinin tepesinden paldır küldür aşağı yuvarlanmış, Batı’nın “insanlık kandırmacası” çökmüştür. Batı, değerler anlamında da artık insanlığın öncüsü olamaz, bu rolü yürütecek ehliyeti kadük olmuştur.

 

Bu perspektiften baktığımızda 15 yıl sonra Dünyanın kesinlikle daha iyi bir yerde olacağını söyleyebiliriz. Emperyalist hegemonya iyice zayıflamış, dolayısı ile dayattığı değerler sistemi de büyük oranda reddedilmiş olacak. Bunun, “mutlak iyi” olarak dayatılan liberal demokrasiler açısından bir hüsran olacağını düşünüyorum. Çünkü bu düzen büyük bir ikiyüzlülük üzerinde yürümektedir ve zayıflaması insanlığın hayrınadır. 

 

Milletler, bugüne dek kendilerine yutturulan evrensel değerlerin yerine milli olanları, gerçek olanları koyacak. Şüphesiz bunların içinde hoşumuza gitmeyenler de olacak, ama işte ancak o zaman birbirimize gerçekten saygı gösteriyor olacağız. Yine uzak olmayan bir vadede bugüne dek bastırılmış milli değerlerin ortak bir evrensel bütüne ulaşması için çabaların ortaya çıkacağını düşünüyorum. Tüm bunları, üzerimizden ölü toprağının kalkması olarak tarif edebiliriz.

 

Önümüzdeki kritik soru ise şudur: Tüm bu kavramların yeniden tanımlanacağı bu dönemde Türkiye söz sahibi olabilecek mi? Daha açık bir değiş ile, son iki yüz yılını sözde evrensel olduğunu sandığı ancak, içinde kendine ait tek zerre bulunmayan bir kısım değerleri yutmaya çalışarak geçiren Türkler, gelecek asırları da benzer bir şekilde heba mı edecekler? Yoksa bu yeni Dünyaya kendi öz değerleri ile katılmayı başarabilecekler mi?

 

Bu konuda umutluyum. Yeni dönemde Türk milletinin Dünyanın direksiyonu tutan iradenin bir parçası olma şansı yüksektir. Çünkü 3 bin yıllık Türklük ve bin yıllık Müslüman-Türklük tarihimiz sayesinde muazzam bir değerler birikimi ile teçhiz edilmiş durumdayız.

 

Bu doğrultuda olumlu ne gibi çabalar var, varsa bunlar hangi çevrelerden geliyor? Mümkünse aklınıza gelen çevre ve veya eğilimler…

Geniş toplum kesimleri açısından “doğululuk” artık utanılacak bir şey olmaktan çıkıyor. Türkiye, tarihinin hiçbir döneminde Batılı normlara karşı bu denli mesafeli olmamıştı. Bu durumdan feryat figan şikayet eden çok fazla “medya insanı” var. Bu medya insanlarının tamamı Batıdan kiralanmış kafalarla düşünen kimseler olması iyiye gittiğimize dair bir işarettir, Türklerin artık kendilerine geldiklerinin bir göstergesidir. Milletin geniş bir kesimi, bugüne dek ithal edilen özgürlük, eşitlik vb değerleri sorguluyor, yerine “yerli” olanların konulması gerektiğini düşünüyor.

 

Ancak bu, hiç de kolay değil. Bu işi “şanlı tarihimizi” anlatarak kotaramayız. Bugünün dünyasına temas eden, bugünün ihtiyaçlarına cevap üreten yapıların yaygınlaşması lazım. Özellikle Anadolu’da bunun ilk nüveleri görülüyor. Küçük taşra kentlerine kadar yayılmış olan yüksek okulların öğrencileri örgütlülükleri ve arayışları ile bu yeni “milli dönemin” ilk işaretlerini veriyorlar. Türkiye geneline yayılmış yüzlerce öğrenci derneği ve kulübünü bu dönemin ana aktörleri olarak görüyorum. Gençler, hem yerli bir kültürün egemen kılınmasında, hem de bunun tüm Dünya milletlerinin hizmetine sunulmasında çok etkili olacaklar.

 

Bu doğrultuda olumsuz, yıkıcı, bozucu faaliyetler ne yönde? Bunların başını kimler çekiyor? Hangi eğilimler ve veya çevreler?

Türkiye’de Batı modeli içinde yetişmiş ve değerleri Batı normları ile şekillenmiş geniş bir kesim var. Değişime ayak direyenler de esas itibarı ile bunlardır. Tüm dünyada egemenliği sona eren bir sistemin Türkiye acentesi olan bu insanların isyan etmesi doğaldır. Genel olarak Batıcılar diye niteleyebileceğimiz bu kesimin sadece belirli bir siyasi görüş çerçevesi içinde olmadığını, her siyasi eğilimin içinde barındığını görebilirsiniz. Vahim olan ise solcuların neredeyse bir bütün halinde bunların peşine takılmış olmasıdır. Herkesten daha çok yerli ve milli olması gereken sol, bugün hem eylem hem de söylem itibarı ile Batılı değerlerin gönüllü avukatı haline gelmiş durumda. Hemen her konuda yerli olanı, Doğulu olanı aşağılamak adeta solculuğun bir alamet-i farikası haline getirildi. Bunun sebepleri uzun uzun tartışılabilir, ama kısa vadeli sonucu solun yok olmasıdır. Bu, değerler anlamında da bir yok oluştur. Ekrem İmamoğlu’nun giydiği smokin sosyolojik anlamda bir değer olamayacağına göre, solun artık kendine ait olan hiçbir değeri kalmamıştır.

Solcuları da içinde eritmiş olan Batı ittifakı, geçmişi yaşıyor, Batının çoktan ölmüş değerlerini diriltmeye çalışıyor. 15 yıl sonranın dünyasına bir etkileri olabileceğini sanmıyorum. Bizim de kafamızı böylesi “gericilerden” ziyade, ilerlemeden yana olan kuvvetlere yormamız gerekir diye düşünüyorum.

Gaffar Yakınca


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Fahri Kumbul

    Fahri Kumbul 25.03.2020

    Benden de teşekkürler Sayın Gaffar Bey. Yurtsever olmayana insan demek zor. Çarpıcı sözlerin zamanını, kaynağını ve nedenlerini biliyoruz. Yalnızca gelenek- göreneklere sahip çıkmakla ve batı karşıtlığı ile bir yere kadar yol alırız. Yazınızda bilim, sanat ve önemli başka değerlerin eksik kaldığına dikkat çekmek istemiştim. İncelikli yanıtınız için çok teşekkür ederim. Saygılar.

  • Gaffar Yakınca

    Gaffar Yakınca 25.03.2020

    Değerli Fahri Bey, yorumunuz için teşekkür ederim. Açıklık kazanması açısından belirtmek isterim: Türk öğün çalış güven sözü Atatürk'e aittir ve evet benim zihniyetimi de ana hatları ile ifade etmektedir. Diğer kimseler belki politik tartışmalara sebep olabilir ama Zeki Velidi, Türk dünyasının en saygın bilim insanlarından biriydi. Solculuğun kaç türü olduğunu inanın ben de bilmiyorum, kendimi de "solcu" olarak nitelemekten imtina ediyorum. Her görüş gibi solculuğun da farklı istikametleri/yorumları olacaktır. İlla solcu olmak gerekecekse ben "Türkiyeci ve milliyetçi bir solcu" olmayı tercih ederim. Selamlarımla.

  • fahri kumbul

    fahri kumbul 22.03.2020

    Yayılımcı ve ikiyüzlü güçlere karşı tavrını benimsemekle birlikte, yazının; aklıma “Türk budun ertin ökün”, “Türk! öğün, çalış güven!”, “Ey Türk! titre ve kendine gel!" gibi sloganlar ve Zeki Velidi Togan, Hüseyin Nihal Atsız, Türkeş, Yazıcıoğlu vb. isimleri getirmesi beni şaşırttı ve ürküttü. “Yeni dönemde Türk milletinin Dünyanın direksiyonu tutan iradenin bir parçası olma şansı yüksektir” cümlesi de aklıma aynı çiftlikten gelmiş Bahçeli ve RTE ikilisini getirdi. Maddenin şu anda tanımlanmış toplam 16 hali varmış. Bunlar “Klasik haller dışında; sıvı kristal, amorf katı, manyetik düzenli, süperiletken, süperakışkan, Bose-Einstein yoğunlaşması, Rydberg molekülü,plazma(iyonlaşmış gaz), kuark-gluon plazması, dejenere madde, süperkatı, sicimsi sıvı ve süpercam” imiş. Solun kaç hali var bilmiyorum. Ben solu anlayamadım.

  • Saffet Öztürk

    Saffet Öztürk 21.03.2020

    Aborjin bilgeye soruyorlar, İngilizlerin Aborjinlere uyguladıkları soykırım hakında ne düşünüyorsun, İngilizlerden nefret ediyormusun? Bilge gülümseyerek; onlardan neden nefret edeyim ki, onlar mutant (mutasyona uğramış insan, insan değil) bir timsahın ağzına elini verirsen, timsah elini parçalar, doğasında var çünkü, mutantların da doğasında var. Demiş. "Bir çift yürek, kıtabından" Hiç bir batı kültüründe nehir kirlenmesin diye, tasla su alıp nehir dışında ellerini yıkamak yoktur, avının başında avında özür dileyen, avına teşekkür eden yoktur.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.