Ozan Genç’ten edebiyatın karanlık yüzü

Ozan Genç’ten edebiyatın karanlık yüzü

Ozan Genç’ten edebiyatın karanlık yüzü

            Tahir Abacı’nın, Akatalpa dergisinde Ozan Genç takma adıyla yazdığı, anı – denemeleri ikaros yayınlarından çıktı. Abacı, günümüz edebiyat oligarklarını, akbabalarını takma adlarla kurgulayıp, ipliklerini pazara sermiş. Çok alıntı yapıp kitabı önemsizleştiririm kaygısıyla birkaç önemli noktayı vurgulamalıyım, diye düşündüm. Kitabın kapağındaki ipini koparmış balon, üfürükten edebiyatın içi boşalan balonu gibi gökyüzünde sürükleniyor.

 

            Akatalpa’da yayımlandığında, ne yazık ki takip edemediğim, okuyamadığım, Abacı’nın bu anı-denemeleri; tahmin edip de delillendirmekte güçlük çektiğimiz ya da zararı dokunmasın diye görüp/bilip de söyleyip/yazamadığımız birçok edepsizliği barındırıyor. Günümüz edebiyat dünyasındaki soluk benizlilere karşın yaşam sürdüğümüzden belki de bu edepsizliklerle bu denli içli dışlı olamadık. Farkında olup da yazamayanlara bir kamçı olacak nitelikte Abacı’nın kitabı.

 

            Günümüzde edebiyatta geçer akçeler: ahbaplık/yakınlık, ödülcülük, bir araya gelip çekiştirmecilik gibi edep dışı edimlerden/yöntemlerden oluşuyor. Abacı’nın vurguladığı gibi: “Biliyorum, kalabalıkta şöyle bir sıçrıyor, boşluğa yumruklar tekmeler savuruyor, havaya manifestolar saçıyor, yıllıklar, oturuşumlar, duruşumlar düzenliyor, dergilerle duruma “müdahale” ediyor, ödüller kafalıyor, kitap dergilerine kapaktan giriyorsunuz ama yine de mutsuzsunuz, hep mutsuzsunuz…” (s.163) Bu mutsuzlukları üzerinden bir de mağduriyetler üretirler. Bu mağduriyetlerin de, Abacı’nın yazılarının büyük çoğunda sözünü ettiği içkili/çaylı/ballı börekli sofralarında karşı tarafın mağduriyetine evrildiği bir gerçektir. Sofranın hesabını karşısındaki yüklemektir, özcesi. Abacı, Yaşar Ortaboy’la (takma isimli şair), bir sofrada yiyip içtikten sonra lavaboya giden Ortaboy’un mekândan nasıl sıvıştığını anlatır. “Siz siz olun o ozanlarla akçalı işlere ve ilişkilere girmeyin” diyor (s.84), Abacı. Bunun gibi edep dışı konuları ve benzerlerini farklı bir boyutuyla,  “parayla şiir kitabı bastırmak”, “sen beni öv, ben de seni öveyim”, “sen şu kitabım üzerine yaz, ben de senin tükenmiş su kitabını yeniden bastırayım” gibi daha birçok çıkar ilişkisinde bulmak mümkün.  

 

            Dergilerde sıkça gördüğümüz kavram çorbasına da değinmiş, Abacı. Yeni bir yazı yazdığını ve adının “Yazınsal Dilin Dönüşümleri ve Şiir Varlıkbilimindeki Edimsel Yansımaları Kuramına Bir Giriş Denemesi” olduğunu yazdıktan sonra, yazıdan şunları aktarıyor: “Adorno, ‘Geç olgunlaştığı söylenen kişide en ufak bir içsel sarsıntıya uğramadan sürüp giden ben –olmayanla temas, erken olgunlaşanda hep son derece acil bir gerekseme durumundadır.” Der Minima Moralia’da. Noam Chomsky ise, insan dili ile hayvan iletişim dizgeleri arasındaki ilişki bağlamında karşılaştırmalı ırabilimci W.H.Thorpe’un ‘İnsan dışındaki memelilerin sesleri öykünme yeteneğinden yoksun göründükleri, bu nedenle memelilerin değil kuşların gerçek anlamda dili geliştirme yeteneğine sahip olması gereken grup olmasının beklenebileceği’ vurgusuna gönderme yapar ve “sözdizimsel” ile “önermesel” ayrımına dikkat çeker…”

           

            Hemen her dergide bu türden kavram çorbalarına rastlamak olanaklıdır. “-sal”, “-sel” eki olur olmadık her yerde kullanılmaktadır, “… yazıyor olmak”, “…okuyor olmak”, “…oluyor olmasının olanağı” gibi daha niceleri, kavram çorbasında bulunmaktadır. Yazmak, okumak gitti iki edim bir araya geldi, “Türkilizce” etrafı sardı. Felsefi kavramları yazılarda, şiirlerde kullanmak (:kullanıyor olmak mı demeli) çok bilmekten mi ileri geliyor? Yoksa bilgiçliğin mi göstergesi? Episdemik, ontolojik, hermetik (:hermetique diye de yazan var) gibi kavramları, uyumlu mu uyumsuz mu, doğru mu yanlış mı düşünmeden/tartmadan biteviye yazmak. Ortaya çıkan mandanın ahırda yaptığının biraz daha küçüğü! Sonuçta ‘ağır’ yazıyorlar, onun için ‘ağır’ bir yanıt vermek gerekiyordu!

            Abacı’nın kitabının her sayfası acınacak hâlimizin bir örneğini taşıyor, daha doğrusu edebiyatı acınacak hâle getiren bu kadar insan var mıymış? Diye düşünmekten alamıyorsunuz kendinizi. “Çarşıdan Aldım bin tane, eve getirdim bir tane” (s. 113) başlıklı yazıda, edebiyat dergilerinin eski sayılarından söz açmaktadır: “Sağdan soldan, eşten dosttan, bit pazarından sahaftan topladım çoğunu. İlk gerçek, nesnel, özgül, özgür, içten, kuşatıcı, kapsayıcı, özümseyici, gözetici şiir yıllığını hazırlıyorum ya, o yüzden topladım getirdim tümceğizini önceki yıl çıkmış dergilerin. Getirdim de iyi mi ettim bilmiyorum. Gerçi eş dost, hatta sahaflar dergileri seve seve verdiler, ortalığı temizlediğim için hoşnut göründüler…” Bu dergilerin hepsini tek tek inceliyor, Abacı. Bir dergide yer alan isimlerle ilgili şunları yazıyor: “Türkiye yazınını kuşatmayı es geçmemişler, başka dergilerde yer alan ozan ve yazar arkadaşlara onlar da neredeyse eksiksiz yer vermişlerdi. Ayrıksı, yeni, özgün bir dergi onlarsız olabilir miydi? Kamber’siz düğün mü olurdu?” Abacı, aynı isimlerin her dergide yer almasından dem vuruyor. Bir de aynı isimden hem deneme hem şiir, hem anı hem deneme, hem şiir hem de yeni kitabı hakkında bir yazı furyası başladı. Yani aynı dergide tek bir imza yetmiyor yenilikçi şair/yazar takımına.

 

            Abacı, dergileri incelemeye devam ederken, şunu da yazmış: “Tam on bir dergide Haşmet Eliuzun “Selim Gecikmiş’in Şiiri”ni, tam dokuz dergide Selim Gecikmiş “Haşmet Eliuzun’un Şiiri”ni yazmıştı. (Selim, biraz çaba, iki yazı kadar borcun kalmış Haşmet’e…” Kırk beş dergide Rıfat Avdet ile söyleşi vardı. Gıpta ettim: Her söyleşide yeni, özgün, ayrıksı, irdeleyici, dürtükleyici, irkiltici sözler bulup söyleyebilmişti bu tektını (monoton) şiirler ozanı sevgili arkadaşımız. Hemen her dergide Derrida adında birine derinden göndermeler vardı. Ayrıca daha epeyce Gavuristanlı ad anılmaktaydı ki anımsamak için anlık ve anlak gerek. Falan filanın şiirleri için kimileri “Yeniden İnşa Denemesi” kimileri “Yeniden Kurma Denemesi” kimileri “(Bilmem Ne) Bağlamında Okuma Denemesi” başlıklı epey yazı vardı.” Abacı, bu yazıyı Nisan 2014’te yazmış. Aradan geçmiş iki yıl. Dolayısıyla dergilerin devam sayılarından tekrar bir inceleme yapılsa, kim bilir daha neler çıkacak!

 

            Abacı, öz Türkçecilere de göndermelerde bulunuyor. Bir sürü saçma Türkçeleştirme kitapta yer alıyor. Onları da okuyuculara bırakıyorum. Edebiyatın hüzünlü hâlini görmek açısından kitabı baştan ayağa irdelemek gerekiyor.

Kaan Turhan

 

Tahir Abacı, Türk Şiirinin Bir Türlü Yükselemeyen Yıldızı: Ozan Genç, İkaros Yayınları, Mart 2016, İstanbul

  


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Ezel Parsa

    Ezel Parsa 11.11.2016

    Kültür endüstrisi, standartlaşmış ürünler sunarak kitlenin algısında azalmaya neden olur ve toplumsal eşitsizliklerin sürekliliğini sağlar. Kültür direnişin ve iktidarın işleyiş alanıdır ve ekonomiden daha önemli bir mücadele alanıdır. Kültür sermayesi, sanat eserlerine atfettiğimiz anlamların çoğalmasıdır ve derinleşmesidir. Kültür sermayesinin topluma yayılması ve toplum tarafından kullanılmasını hedeflemeyen tüm iktidar mücadeleleri güdük kalacaktır. Günümüz kültürünü elinde bulunduran ve sığlık yayan iktidarına karşı bu sitede verdiğiniz mücadele, sonuna kadar haklıdır.

  • Bahadır Özdemir

    Bahadır Özdemir 07.11.2016

    Ödül gerekçesi bana oldukça açık ve anlaşılır geldi. Yalnızca şairane ifade etmişler. Yani demek istiyorlar ki: "Artık modası geçmiş bazı duygu ve düşünceleri, şiir dilinden uzak ve dümdüz bir dille anlatıyor olmasına rağmen arkadaşımızdır, kardeşimizdir dedik ve ödüle layık gördük." Bu kadar açık bir söylem karşısında da yalnızca "hayırlı olsun" demek gerekir bence. (B.Ö.)

  • Kaan Turhan

    Kaan Turhan 07.11.2016

    Metin Altıok Şiir Ödülü Seçici Kurulu, 21 Eylül 2016 günü toplanarak, Metin Altıok Şiir Ödülü'nün bu yıl "Gelecek Günlerin Şarabı​"​ ​isimli eseriyle Tuğrul Tanyol'a​ ​verilmesini kararlaştırmıştı. Doğan Hızlan​,​ Hilmi Yavuz​, ​Ahmet Telli​, ​Haydar Ergülen​, ​Şükrü Erbaş​, ​Ali Cengizkan​ ve​ Eray Canberk'ten oluşan Seçici Kurul ​ödülün Tuğrul Tanyol'a​ verilme gerekçesini dillere destan bir biçimde şu şekilde açıklamıştı: “Belleğin, unutuş ve yabancılaşma yalnızlığında çırpınmasını; varoluşun, güncelin sığlığı ile onurlu bir gelecek arzusu arasında bunalmasını; ölüm korkusu ve zaman acısının insana hayatı yeniden sevdirmesini, son derece yalın bir dille şiire dönüştürmedeki başarısı nedeniyle, 9. Metin Altıok Şiir Ödülü'nün, Gelecek Günlerin Şarabı kitabıyla Tuğrul Tanyol'a verilmesi uygun görülmüştür.” Başarıyı yani ödül gerekçesini anlayabilen beri gelsin vallahi!

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.