Değişip Gelişemeyen Her Şey Çürür!

Değişip Gelişemeyen Her Şey Çürür!

Değişip gelişemeyen her şey çürür. Yaşamın bütün alanlarında geçerli bir yargıdır bu. Ama şimdilerde bu çürümüşlüğün şiir ortamında dayanılmaz bir işlerliği var. Hüseyin Cöntürk’ün ‘Türk edebiyatının yüzde ellisi dedikoduyla işler.’ saptamasının hiçbir uyarıcı etkisi olmamış onca yıl geçmesine karşın. Nereye bakılırsa bakılsın, sözün bittiği bir noktada olunduğu görülüyor. Herkes bunun farkında, ama yumruk mesafesinin dışında olmanın verdiği rahatlıkla; durmadan üretilen kara, yağlı karaya dönüştürülüyor. Ölüp gitmek bile; bazılarının, onlara kininin dinmesine yetmemiş. Bazıları ise karanlıkta ve içinden söverek bir şeyler yapmış olmanın rahatlığı içinde.

Bütün yaşamını öfke biriktirmeye ayıranlar da var. Bu öfkeyi ortalığa saçtıklarında, Pirus zaferinin ötesine geçemediklerini görememeleri ne tuhaf! Kazandığını sanırken, kaybetmek buna denir işte. Onca zamandır ‘Şairin Şiir Yüzü; Şair Vur Kendini” demek de işe yaramadı. Sanırım, yaktıkları ateşin içerisinde akrep olanlar; şiir yazmayı bırakmalılar. Zaten şiir, hiçbir zaman onlardan yana olmadı. Oysa, kim sorsanız, şiirin içtenliği gerektirdiğini söyleyecektir. Fazıl Hüsnü Dağlarca’ın, ‘şiir yazmadan da şair olunabilir’ önermesini, bu bağlamda anlamak gerekiyor. Elbette, şiire saygı duymak da şairliktir; ama gözlenen işleyiş bu değil. Bir iktidar alanı olarak görülüyor şiir. Herkesin kendine dönük sarışın bir cumhuriyeti var işlerlikte olan. İsteyip de bunlardan birine giremeyenler de hemen kendi gettolarını kuruyor. Çıkan, birkaç sayı sonra kaybolup giden onca dergi bu açıdan değerlendirilmeli ve şiiri ne denli geciktirdikleri düşünülmeli kanısındayım. Çünkü şiire giden yol, böylesi aranışlardan geçmiyor. Önce, yazdığı şiiri ustaların şiirlerinin yanına koyabilmeyi hak etmeli kişi, bu düzeyi yakalamalı. Sonrası gelir kesinlikle. Bu bilinçte olamayınca, yazılanın şiir olmayışı gibi, gösterilen eylemliliğin de şiire zarar verdiği görülemeyecektir elbette. Duruşu böyle olanların, şiire katkı olabilecek, şiire yön gösterecek bildiriler sunmalarının olanağı da olamaz kuşkusuz. Bu yalama olmuş durum, sürekliliği olan dergileri de köreltti iyice. Bugün Türk şiirine açılım getiren tek editör yazısının olmayışının nedeni de, bu yanılgıya alışmak olsa gerek. Şiirin sahipsizliği bu. Oysa bir ‘şey’in sahipsizliği, herkesin sahip olmasını gerektirir. Bunun, şair, eleştirmen, okuyucu; herkesin sorumlu olduğu anlamına geldiğini de görmek gerekiyor. İşte anlaşılmayan da bu. Böyle olunca da çağın şiirini bireysel, toplumsal, politik, etik, estetik… bakımdan karşılayan bir dergi ve dergicilik anlayışı yok.

Bu noktaya taşınmanın temel nedeni de gelenek olgusunun doğru kavranmayışı olsa gerek. Var olanı, yok saymak olanaksızdır. Bu bile kavranmadığı için, şiir denilen ev; çatısından yapılmaya başlanıyor. Bunun olanaksızlığı içerisinde oluşturulan metinler, biçimler, karalamalar…, ister istemez, şiir olamıyor. Oysa, soruna diyalektik bakılabilse yadsıma gündeme gelecek; gelenekle yüzleşme ve geleneği dönüştürme çabası başlayabilecek. Ancak bu başarıldığında gelenekle dönüştürücü bir çatışma yaşanabilecektir. Şiir yazmaya koyulanların, şiirle olan ikiyüzlü ilişkisinin giderilmesi de buna bağlı. Günümüz şiirinin temel sorunlarından biri de budur. Türk şiirinde, bu bağlamda bir hesaplaşmadan söz edilemez şimdilerde. Şiir eleştirisi de bu açmazın içerisindedir. Daha doğrusu, şiir eleştirisi, şiirin dışındadır, yoktur yani. Bu parçalanmışlık içerisinde bir şiir kuşağının oluşması, olanaksızdır. Şiirde, sanatta kuşak olmak, politik, ekonomik, estetik bir tasarımı, yapılanmayı gerektirir. Bu da kendini bütünlemiş öznelerle olanaklıdır. Oysa Türk şiirinde bu öznelerin olmadığı rahatça söylenebilir. Bir kültürel donanım sağlamadan, ya da üç-beş şiir okuyarak, geleneği yok sayarak şair olunacağını sananların, bir şiir kuşağı oluşturması, düşünülebilir mi? Elbette hayır! Olsa olsa, bir mahalle çetesi kurulabilir, olan da bu zaten. Bunun, kendi rengini üreterek, Türk şiirinin içerisinde ama kendine özgü bir şair tipini yaratması da olanaksızdır kuşkusuz.

Geçmişte, Türk şiirinde bağımsız şairlerden söz edilmesi de doğru bir değerlendirme değil. Dilin, imge yaratma yollarının, söz ve anlam sanatlarının ortak oluşu, bütün şairleri buluşturur. Ayrışma ve farklılaşma, dilin olanakları kullanmada kendini gösterir. Bunu en iyi başaranlar, şiirde belirleyici olmaya başlar.

Dili, dilin olanaklarını yok sayarak özgün ve bağımsız şair olunamayacağı açıktır. Şiirin, şiir dilinin derin anlamları, insanî anlamları içerdiği, içermek durumunda olduğu da unutulmamalı. Dilin, kelimelerin gücü yok sayılarak; yazılan metinlerin hiçbiri şiir olamaz. Görsel (somut, bilinç biçimli) şiir aranışı da bu bağlamda değerlendirilmeli. Ekonominin, üretim ilişkilerinin, teknolojinin gelişimine paralel olarak dillere eklenen kelimelere karşı da dikkatli olmak gerekir. ‘70’lı yıllarda Türkçede bolca yeni kelime üretilmişti. Bazı şairlerde bunları kullanma çabası, bir aşırılık olarak yaşanmıştı. Öz Türkçenin şairi olmak gibi bir aranıştı bu. Kısa zamanda bunun büyük bir yanılgı olduğu görüldü. Bir dilin, Türkçenin şairi olunabilir. Bugün bunun anlaşılmayı, ürkütücü bir bellek yanılgısı olsa gerek. Gene unutulmamalı ki şiirin gereksindiği kelimeler yüz yaşında ve birçok yan anlamlar kazanmış olmalı. Yoksa yeni kelimelerin tek, gerçek, temel anlamlarıyla yetinmek durumunda kalırsınız; yani değişmece (mecaz) bile yapamazsınız. “Şiir için mecaz bilgisi şart.” diyen Behçet Necatigil’e katılmıyorsanız, sorun yok elbette. Bilgisayara dayalı terimlerin sıkça kullanıldığı görülüyor şimdilerde. Bunların, teknolojik gelişme karşısında bir-iki yılda eskidiği görülmüyor mu? Ne tuhaf! Halkın yabancı olduğu bu kelimeler dünyasında, oluşturulan metinlerin yeni, avangart olarak değerlendirilmesinin de yanılgı olduğu açıktır. Modernleşme sürecinden geçmemiş, bu yenilikçi refleksi gösterememiş hiç kimse avangart bir metin oluşturamaz. Geleneği dönüştüremeden, gelenekle yüzleşmeden, onu içerip aşmadan varılan yer, diyalektik bir nokta olamaz. Bu bağlamda yapılacak her değerlendirme, Türk şiirinde yenilik adına yapılanların avangart olmadığını saptayabilir. Argoya yaslanan şiiri de bu açıdan değerlendirmek gerek. Bilindiği üzere argo, kendiliğinden, dil açısından şiirsel bir içerik taşır. Argo, kendiliğinden şiirdir. Çünkü yüzlerce yıl içerisinde değişmece anlamlar kazanmıştır. Yani, şairin dile bir katkısı yoktur argoyu kullanırken. Bu yargı, atasözlerine, deyimlere dayalı şiir dili için de geçerlidir. Buradan bakarak folklorik değerlere uzak durmak anlaşılır, olabilir. Ama argonun, deyimlerin içerdiği şiir bilgisini de edinmek gerek. İşte bu bilinçle şiir aranışlarına girilmediği için, dilin ve hayatın dışına düşülüyor. Şiirin ne olduğunu anlamamaktır bu. Nereye baksa, kendini gören bir şair tipinin toplumsal gerçeklik gibi bir derdi olabilir mi?

Anlamını yitirmiş bir şairin (!) toplumsal anlar üretmesi olanaksızdır, ne yazık ki…

Şair, genelde şiirin dışına çıkmayı seçmiştir. Şiirden, şiir bilgisinden uzak kalarak şiir yazılabileceği anlayışı iyice yerleşmiş görünüyor. Şiir, artık bir oyuncaktır şiir yazmaya koyulanların elinde. Ekonomik, politik, estetik, ideolojik, toplum, birey, dil, gelenek… gibi sorunu yoktur bu şiir aranışlarının.

Görünen o, ki önce, şiirden yana olan, şiir öznelerine gereksinme var. Öncelikle bunun anlaşılması ve bu öznelerin yaratılması gerek. Çaresiz yapılması gereken bu. Ne derseniz?

Veysel Çolak

 


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Mete Demirtürk

    Mete Demirtürk 20.12.2016

    Sayın V. Çolak, geçikmiş bir övgü ve saygı üstünedir sözlerim. Bir yılı aşkın zamandır sitenin okuruyum. Eski insabu da yayınlanan " Bir Fotoğraf Dağılıyor" adlı şiiriniz gerek site de, gerek diğer mecralarda okuduklarım içinde en güzeliydi. Dönüp dönüp kaç kez okudum hatırlamıyorum. Diğer emeklere haksızlık etmek istemem, benim güzelim beni sarıp sarmalayan, içinde yaşatandır. Ve sözü, bu güzel, onlar değil anlamında söylemiyorum. Bizleri ihmal etmeseniz ve şiirinizi daha çok okusak sitemizde. Saygılar...

  • Nihat Ateş

    Nihat Ateş 19.12.2016

    Merhaba Sevgili Ağabey, Yazı için biz teşekkür ederiz tabii. Sanırım senin internet tarayıcının (Explorer, Choreme, Mozilla?) ayarlarından kaynaklanıyor. Bende, başka arkadaşlarda bir görüntüleme sorunu yok.

  • Veysel Çolak

    Veysel Çolak 19.12.2016

    Merhaba Arkadaşlar, Yazı için teşekkür ederim. Sanırım yazıyı biraz daraltmak gerekiyor. Sağ taraftan sözcükler kesiliyor, okuma zorlaşıyor. İyi yıllar.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.