İnsancıl Dergisi Nereye Gidiyor?

İnsancıl Dergisi Nereye Gidiyor?

            Edebiyat, kişilerle, belirli siyasal kültürel kimliklerle daraltıldığında; estetik değerler öteleniyor. Taylan Kara’nın internette yazdığı küçük ama etkisi büyük yazısı, İnsancıl için kendilerini sorgulayacak bir kavşak olmalı. İnsancıl’da söyleşisi yer alan Pelin Batu’nun, her yerde görünen, magazin değeri yüksek bir kişi olması, İnsancıl Dergisi’ni ileriye götürmemiş, bardağı taşıran son damla olmuştur. İnsancıl'ın, edebiyatı, Pelin Batu seviyesine düşürmesiyse; edebiyat için ciddi bir yaradır. Taylan Kara’nın yazısı şöyleydi: “İnsancıl Dergisi’ne Kayyum Mu Atandı? Bilgisi olan İnsancıl okurları lütfen beni bilgilendirsin. İnsancıl’ın Aralık 2016 sayısında Pelin Batu söyleşisi var. Memet Fuat’a övgü dolu bir yazı var. Pelin Batu nedir? İnsancıl Dergisi’ne girecek, söyleşi verecek hangi sanatsal etkinliği vardır? Madem Pelin Batu 27. yılda bu dergiye girecekti, İnsancıl niçin “sanatta star sistemi” ne karşı durdu? Pelin Batu’dan daha “star” kim var? CNN’den, Haber Türk’den, büyük medyadan kovulan diğer “starlar” da İnsancıl’da yer alacak mıdır? Fatih Altaylı’nın da süper şiirleri varmış, Ayşe Arman da müthiş kompozisyon yazıyormuş. İnsancıl piyasaya mı “arz edildi”? Memet Fuat’la ilgili İnsancıl Dergisi ne zaman görüş değiştirdi? Memet Fuat’la ilgili onlarca olumsuz eleştiri yazısı “yürürlükten kaldırıldı” mı? Bunları niye mi yazıyorum? Çamur atmak için değil. İnsancıl Dergisi sadece bir dergi değil, bir duruş, bir dirençtir. Piyasa Edebiyatı’na karşı yıllarca bizi aydınlatan bir deniz feneridir. Ben İnsancıl Dergisi’ni daima kendi okulum olarak gördüm, görüyorum. Kapısından bir kez bile girmediğim ancak ortaya koyduğu bakış açısıyla şekillendiğim, açtığı yolda kendimce ilerlemeye çalıştığım bir okul… Beni bu yazıyı yazmaya, 20 yıldır takip ettiğim, bütün kitaplarını, yüzlerce yazısını okuduğum Cengiz Gündoğdu’dan öğrendiklerim zorluyor. Bunları yazmamı, bana hocam Cengiz Gündoğdu söyledi. Bu eleştirim, İnsancıl Dergisi’ne karşı duyduğum derin dostluğun ve minnet duygusunun üzerime yüklediği ahlaki bir görevdir. Cengiz Gündoğdu emekli olup yerine Haydar Ergülen mi geçti?  İnsancıl Dergisi’ne kayyum mu atandı? Bilgisi olan lütfen beni aydınlatsın.  Saygılarımla İnsancıl Okulu 1A sınıfından Taylan Kara”

 

            Cengiz Gündoğdu’nun hemen tüm kitaplarını (Romanda Estetik Kalkışma 1 ve 2 hariç) okumuştum. Ayrı bir okuldu İnsancıl bu yönüyle. Dergilerin son sayılarını, maddi güçlüklerden ötürü edinemiyordum. Ankara’dan, küçük bir kasaba olan Edremit’e yerleştikten sonra dergilere ulaşmak iyiden iyiye zorlaştı. Son sayılarda, herkes Recep Çitikbel’i yazıyor, yorumluyordu. Ubeydullah Günel arkadaştan, ilgili yazıların fotoğrafını çekip bana göndermesini rica etmiştim. Günel de beni kırmayıp, Çitikbel ile ilgili yazıları bana ulaştırdı. Böylelikle okuma fırsatı bulabildim. Lâkin “Sen Türkülerini Söyle” kitabında şiire rastlayamadım. Yazılan abartılı yazılardaki zorlama güzel tanımıyla, Çitikbel’in mahpusluğundan mazlumluk devşirmenin de estetik çıtayı yükseltemediğini görmek güç değildi. İnsancıl’da yayınlanan şiirler, her yerde yazı yayınlayan Hasan Akarsu yazıları, -de/-da bağlaçlarının yanlış yazılması, basit yazım kurallarına uyulmaması bir eleştiri yazısı yazmayı gerekli kılmıştı. Pelin Batu olayıysa bu eleştiri yazısını yazma gerekliliğini pekiştirdi.

 

            Pelin Batu, İnsancıl’ın Aralık 2016 sayısında, “Kadıköy Söyleşileri” kapsamında, Nusret Karaca ile söyleşisiyle yer aldı. Taylan Kara’nın söylediği gibi, İnsancıl’ın tanıtım bültenlerinde Pelin Batu ismi yoktu. Bu da İnsancıl’ın çekinceli bir tercihi olduğunu gösteriyordu. İnal Batu’nın kızı olunca maalesef sadece biyolojik neden sonuç ilişkisi gündeme geliyor. Edebiyat, dil üzerine olumlu bir katkıdan söz edilemiyor. Nusret Karaca, söyleşinin giriş bölümünde, “Pelin Batu’yla söyleşi yapmayı aklıma koymuştum. Onun bu doğal, samimi, içten davranışından…” diye cümle kurmuş. Samimi, içten aynı/benzer duyguları anlattığı için aynı cümlede peşi sıra kullanmak, anlatım bozukluğu doğuruyor. Batu’nun, söyleşi için, başlıkta iri yazıyla önce çıkarılmış sözü de şu: “Ben ısrarla şiire devam ediyorum.” Doğrusu: “Ben, şiire ısrarla devam ediyorum” olacaktır. Israrlı davranış şiirin niteliği değil, devam etmenin niteliğidir.

 

            Batu söyleşisinde: “Tarihi, yazılarımı fitillemek için, heyecan bulmak için, yazı yazama şevkim için kullandım ve kullanıyorum…” Tarihle ilgili okumalarını yazacağı yazılar için başat bir beslenme kaynağı olduğunu söylüyor. Ancak araç kullanır gibi, tornavida kullanır gibi “kullanıyor”. Tarihten beslenmek, tarihle donatmak kendini ya da tarihle güçlenmek, tarihten yararlanmak varken; kullanma eylemini tercih ediyor. Pelin Batu, tarihin romanların ve filmlerin sos’u olarak görüyor. Sanırsınız yemek tarifi yazıyor. Ayrıca yabancı sözcükleri/kavramları yerli yersiz kullanmak, aydın olmanın gereği olarak görülüyor: “…açıkça söyleyemediğimiz, kendimize bile telaffuz edemediğimiz şeyleri dolaylı olarak psikiyatristlerin dediği gibi “süblime” ederek yaparız.” Süblimenin, yüce, ulu, ulvî gibi anlamları var. Psikiyatride de süblime kavramı; bilinçaltındaki güdüleri iyiye yöneltmek olarak değerlendiriliyor. Edebiyat söyleşisi için çok bir şey ifade etmiyor, bu kavram. Bir başka soruya, Pelin Batu yanıt veriyor: “Kendi aile tarihlerimizi, sokak isimlerinin hikâyelerini, şehirlerimizin dönüşüm süreçleriyle incelemeye başlarsak, belki büyük resmi görmemize yardımcı olur” diyor. Bu da küreselleşmenin, yerel tarih bilinci safsatalarını içerdiğinden, postmodern kalıbın içinde yer alıyor.

 

            İnsancıl’da yer alan Pelin Batu söyleşisinde; yazılı olana az, görsele/imajlara daha fazla yer vermek, şair/yazarın gösteri toplumunun bir parçasına dönüşmesine içkin bir yaklaşımdır. Bu konu hakkında Hayati Baki şunları yazmıştı[1]: “Bugünün şairi, şiirden başka her şeyiyle gösteriliyor. Şiirin ya da şiirinin oluşturduğu bir şair imajı söz konusu bile değil. Küçük İskender’in ya da bir başkasının küçücük şiirlerinin yanında neredeyse sayfanın tamamını kaplayan bir fotoğraf yayınlanıyor. Öküz, Gösteri gibi dergiler, şiiri değil şairi göstermek için elinden geleni yapıyor. Onlara yetişmeye çalışan dergiler de cabası (!) Okur, şiiri değil, şairi görüyor, şairi okuyor. Şairle gösteri sözcüğü nasıl yan yana getirilebilir? Gösteri toplumunda şairin magazinel dergileri süsleyen boy boy fotoğraflardan başka hiçbir şeyciği yok! Orada da kalınmıyor, şairin cinselliği ya da cinsel kimliği gösterenin bir parçası olarak öne çıkarılıyor. İç dünyasıdır diye cinselliğinin gösterimi sağlanıyor… Şairin imajı o iktidarkaygısı ve gösterilme tutkusuyla şekillenip ortaya çıkıyor, yani şair gösteriyle var, gösterildiği kadar var! İmajı oluşturan o gösteri. Böyle olunca da şair için, imaj diye bir şeyi tartışmak bile gerekmiyor.” Dolayısıyla, Pelin Batu’yu da yazısından/söyleşisinden önce göstermek, Batu’nun yazıda var olamamasından, söyleşide söylediklerinin üfürük olmasından kaynaklanıyor. İmaj görüntüde yer alıyor. Güzel bir kadının, seksi bir kadının yazının önünde kurgulanıp, maganizel bir fetiş olarak yansıtılmasından ibarettir.

 

            Öncelikle İnsancıl’ın temel bakış açısıyla, Memet Fuat’la ilgili olumsuz yaklaşımı yanlıştır. Mehmet Fuat, Cemal Süreya, Edip Cansever, Ece Ayhan ve diğer ikinci yeni şair/yazarlarıyla birlikte çağdaş Türk yazınındaki şair ve yazarlar Türk Edebiyat’ına estetik düzey kazandırmışlardır. Dogmatik temelli Marksist görüşle, özellikle ikinci yeninin devrimci tavrını bir çırpıda hiçleştirmek edebiyat için büyük bir zarardır. Dogmatik solun, köktenci İslami dogmatizmden farkı yoktur. “Allah’ın kılıcıyla”, “Tanrısızlığın kılıcı” aynı başı aynı keskinlikte keser. Slogancı şiir, slogancı yazı gelişme üzerine bir adım atamayacak kadar dogmatiktir. İnsancıl’ın yirmi yedinci sanat yılı ve Recep Çitikbel’e saygı gecesindeki toplantıda; Cengiz Gündoğu, sol aydınların, maalesef ki kaba bir bakışla yazdıklarını, estetik değer oluşturamadıkları üzerine saptama yapmış, Recep Çitikbel’in bir şiirinden birkaç mısra okuyup, Çitikbel’in iyi şair olduğunu ifade etmişti.

 

            Cengiz Gündoğdu, Berrin Taş, Sibel Özbudun ve Temel Demirer; Recep Çitikbel’in şiirleri üzerine yazdı. Sibel Özbudun veTemel Demirer’in birlikte yazdıkları yazı İnsancıl’ın 309. Sayısında yayınlanmıştı. Yazının ilk üç paragrafından sonra Çitikbel’in ismini görebildiğimiz bu yazıda: “Hakkında saatlerce konuşulabilecek sayfalarca yazılabilecek duyguları, durumları kısacık yazıyla anlatabilme sanatıdır, şiir” diye bir tanım var ki evlere şenlik! Sadece duygu ve durumlar mı anlatılır şiirde? Fikirler, duyumlar yer almaz mı? Şiir “kısacık yazı” olarak tanımlanabilir mi? Çitikbel’in şiiri:“içerdesin/duvarla örülü her yanın/haftada on dakika telefon/senden çok, konuşur karşıdaki/Yılda birkaç kez/ Gelenin olur/ Gider sarılırsın/ zaman geçer/ unutursun yaşını / bir avuç gökyüzüne bakarsın/ yakarsın bir cigara…”Çitikbel, öykü, anlatı, günce belki de deneme yazmıyor; günlük dille şiir kaleme alıyor. Yukarıdaki şiirde, şiire dair bir şey göremezsiniz. Estetik, biçim, içerik yoktur. Sibel Özbudun’la Temel Demirer zorla yazmıştır bu yazıyı. Çitikbel üzerine yazıda: Turgut Uyar, Pablo Neruda, Octavia Paz, Hasan Hüseyin, Süreyya Berfe, Ahmed Arif, Kemal Özer, İlhan Berk, Mehmet Uzun, Mevlana, Shakespeare, Nazım Hikmet, David Kanue, Aragon, Gorki, Wallence Stevens, Allen Ginsberg, Ceyhun Atuf Kansu, Can Yücel, Oktay Akbal, Guillen Alen’den bolca alıntı vardır. Yerli yersiz alıntılarla bezeli yazı, şiir üzerine sloganlarla bezeli bir küçük çalakalem yazıdır. Özetin özeti, Çitikbel’in şiiri, “Arthur Rimbaud’un ifadesiyle şunu kanıtlamış: “şiir eyleme uymaz, eylemin önünde yer alır”Dolayısıyla, Recep Çitikbel’in şiiri üzerine yazılan yazıda, onca şair/yazardan alıntı yapılmış ancak Çitikbel’in şiiri anlatılmamıştır. Recep Çitikbel, yaşama ilişkin, dünyaya ilişkin sol tavrı benimsemiş olabilir. Bunun için mahpus da olabilir. Lâkin bu durumuyla, şiirinde estetiği, biçimi, içeriğibelirli bir düzeydeymiş gibigöstermeye çalışmak boş ve zorlama bir çaba olarak kalacaktır. Sibel Özbudun, Temel Demirer yazıda onca şair ve yazardan alıntı yapmış ama Nurullah Ataç’tan: “şiir, sözcüklerle yeni biçimler kurmak sanatıdır.” sözüyle; Melih Cevdet Anday’dan: “şiir, bilinen sözcüklerle bilinmeyen sözler oluşturmaktır.” sözünü alıntılamamıştır. Dil içinde ayrı bir dildir, şiir. Şiir için bir iç-dil denebilir. Dolayısıyla Çitikbel’in şiiri, bir iç-dil değil; hayatın içindeki dildir. Günlük konuşma dilinin kafiyeli dizilimidir. İnsanlık değerlerini, yurt savunmasını, sol değerleri şiirde işlemek, ne şiiri devrimci yapar ne de devrimciyi şair yapar! Ortaya gündelik dilin mısralara dönük yüzü çıkar. Bu sonuç da dil içinde dil kurmak olan şiire ulaşamamakla sonuçlanır. Ayrıca devrimci eylemi şiirle anlatmak mıdır geçerli olan yoksa şiiri devrimci eylemle taçlandırmak diyebileceğimiz yolu mu denemek geçerli olacaktır? Salt devrimci değil, herhangi bir siyasal tutumun şiirle anlatılması, şiiri siyasal olana indirger ve şiirin kuruluşuna zarar verir. Eylem, tutum şiire içkin hâlde kurulamıyorsa; eylem, tutum kaba slogan olmaktan öteye gidemez. Bu da şiiri küçültür ve hiçleştirir.

 

            Recep Çitikbel’in “Sen Türkülerini Söyle” kitabından devam edelim. Şiirinin aslında gündelik dilin ötesine geçemediğini görebileceğiz.

 

            “Dilinde Türkün” başlıklı şiirinde: “Cep telefonları unuttursa da/ Mektup yazmayı/ içerde yazmak/ bir de okumak, bağlar insanı yaşama…” düz bir anlatımla devam ediyor: “içerde, zaman, sana bağlı değil/ mektup beklersin, gelmez/ bazı bazı çalınır kapın..” Hiçbir imge, benzetme ya da dil işçiliği yok bu yazılanlarda.

 

            “Benim Sesim” başlıklı şiir, ilk dizede büyük harf, sonraki iki düze küçük harf, dördüncü dize tekrar büyük harf, altı dize sonra tekrar büyük harf diye keyfi bir kullanımla örülmüş. Aynı şiirde: “bilincinde, aydınlığın ışığını taşır.” dizesi var. Aydınlık kavram olarak zaten ışık’tır, parlaktır. “Aydınlığın tacını taşır” demek şiir olabilir. Ancak yakın anlamlı kavram ve sözcüklerle dizenin örülmesi, onu şiir kılmıyor. Anlamı daraltıp, yok ediyor.

 

            “İçerde Olmak” başlıklı şiir, alışılmış, durağan, kalıp tamlamalarla dolu: “Duvarların dili yoktur/ Suskundur, konuşmaz / Dökülen Sıvaları, eskiyen/ Kapıları da, yenik düşer zaman/ içinde insanlar!” Şiirde geçen, “duvarların dili”, “zamana yenik düşmek” bir yaratıcılığı taşımamaktadır. Ayrıca “duvarların dili yoktur” dedikten sonra, “suskundur, konuşmaz” demek gereksizdir, çünkü dili yok demek yeterlidir.

 

            “Kızımın Konuşması” şiirinde, basit dil bilgisi kuralları hiçe sayılmıştır. Amcanın kız kardeşi hala ile hâlâ birbirine karışmıştır.

 

            “Kızımın Sesi” şiirinde, düz, günlük konuşma şiir diye konulmuştur: “…Çocukken, bıraktığım gibi/ tutum, kızımın ellerinden/ Bıraktığımda, sekiz yaşındaydı/ Ben, yirmi dokuzunda/ Şimdi, yirmi dokuzunda kızım/ üç de çocuğu olmuş/ babasızlığın yokluğunda…”Çitikbel’in, yoksulluk, yoksunluk, kaybetmek, karanlık, yalnızlık gibi birçok ifadeyi, çağrışımları, imgeleri kullanmadan, doğrudan şiirine yerleştirmesi durağan bir sesi sürekli tekrarlamasını doğuruyor.

 

            Berrin Taş’a atfettiği, “Ozan Sesi” şiirinde: “ Güneş kadar parlak”, “ışık olan fener” dizeleri, kendince anlamı güçlendirmek için kullandığı niteleme ve benzetmeler, tam tersine anlamı yormaktadır. Parlak zaten parlayan, göz kamaştıran demektir, ayrıca güneş kadar demek zenginlik kazandırmıyor. Fenerse zaten ışık verir. Dolayısıyla sözcüklerin gücünden yararlanmıyor, Çitikbel. Ve daima sözcüklerin neden ve sonuçlarını pekiştireç olarak kullanıyor.

 

            “Gidersen Uzaklara” şiiri, kaba sol slogancı bir şiirdir. “Korkma, bu karanlıklardan/ ekmeği için/ Kavga edenleri düşün / Nasıl acı çektiklerini zorbalığın elinden/ Çakal sürüleri, sömürücülerdir/ Sürü halinde saldırırlar sana.” Aynı şiirde, “şirin yüzlü soysuzlar” ifadesi de var. Soysuz diye nitelenen kişi ya da görüş sahipleri, soysuzlukları gereği şirin yüzlü olamazlar.

 

            “Bilincin Işığın Olsun” başlıklı şiirde: “…Çarpsa da seni esen fırtına” dizesinde, fırtınanın estiğini söylüyor Çitikbel. Oysaki fırtına kopar, söker! Esense, yel olur, rüzgâr olur! “Gecenin karanlığında/ Düşersin pusulara, korkma!/ Karanlığın pusularında namlular saklı olur” dizelerindeki hata da, gece zaten karanlıktır ve pusular zaten karanlık bir kavramdır. Dolayısıyla bu kullanım yersizdir ve anlamı perçinlemez, sakatlar.

 

            “Kuşanacağım Bilincimi” şiirinde, “çıkmışım, kaos kargaşadan” dizesinde hem kaos, hem kargaşa kavramı kullanılmıştır. Benzer anlamı taşıyan sözcükler peşi sıra gelmiştir.

 

            “Bilincin erdemi” şiirinde, “insan kalmakta öyle!”–de bağlacı bitişik yazılmış, doğrusu: “insan kalmak da öyle!” olmalıdır.

 

            “Demir kapı, kör pencere/ ve hücre/ Ey özgürlük/Buranın zenginliğine/ Değer senin yoksulluğun!” dizelerinde de olumsuz hücre koşullarını, zenginlik olarak değerlendirmiştir.

 

            “Bir hayatın vardı” şiirinde: “ve sürüngenler baykuşlar karakargalar” dizesinde, “kara karga”, karakarga olarak bitişik yazılmalıdır.

 

            Recep Çitikbel’in “Sen Türkülerini Söyle” kitabına,Berrin Taş“İnsan Kokulu Şiirler…” başlıklı bir önsöz yazmış. Yazısında: “Dört duvar arasında yaşamak zorunda kalarak yaratıcılığı önleyemiyor.” diyor. Hâlbuki Çitikbel’in şiirlerinde, söz konusu yaratıcılığı görmek olanaksızdır. Çünkü yoktur! Yaratıcılık dediğimiz, kendine özgü bir dil kurmaktır, bir uslûp oluşturmaktır. Ancak Çitikbel sloganlarla, gereksiz tamlama ve günlük yazı/konuşma dilinde şiir yazmıştır.

 

            Çitikbel’in hapishanede olması, üstüne üstlük hasta olması insanî bir durum değildir ve bu koşullarda mahpusluğunun sürmesini kabul etmek mümkün değildir. Ancak Berrin Taş’ın söylediği gibi, Çitikbel’in bilince çıkardığı duyguların içimizi titretmesi duygusunu yaşayacağımızı öngörmesi gerçeklerle bağdaşmamaktadır.

 

            Cengiz Gündoğdu, İnsancıl’ın Şubat 2016 sayısındaki güncesinde şunları yazmıştı: “Türkiye’de sosyalistler yiğittir. Korkusuzca savaşımını sürdürür. İşkence… baskı… hapis… korkutmaz sosyalisti… Buna karşın estetik bilinci cılızdır… felsefi birikimi yoktur. Dam altına düştükte önce şiire başlar… kötüdür şiiri… öykü yazar… öyküsü kötüdür… düşün yazıları yazar, yazı elektir. Ama bakın n’oldu. Estetik düzey için çok çalışıldı… Sonunda Recep Çitikbel şiirlerini gönderdi. Berrin Taş ilgilendi. Estetik düzeyi tutturan Recep Çitikbel’in şiirleri İnsancıl’da yayınlandı… Karşı gerçekçi küçük burjuva yazınına karşı bir duruş, Çitikbel’le Öztel’in ürünleri… Gerçekçi… güzel ürünler…Gündoğdu’ya göre Çitikbel, şiirde estetik düzeyi tutturmuş, sanırım iyi şiirlerinin olduğu başkaca bir şiir dosyasından söz ediyor, Gündoğdu. Ayrıca, Gündoğdu“hapis korkutmaz sosyalisti… buna karşın estetik bilinci cılızdır…” diyor. Karşın, rağmen yerine karşı/karşılık demesi gerekiyordu. O zaman şu oluyor, sosyalist korkmaz buna karşı olarak estetik bilinci de zayıftır. Gündoğdu, Çitikbel’in şiirleri için “ürün” tanımını kullanıyor. Ürün, ticaret metasıdır ve fabrikada üretilen domates salçasına ürün denir. Dolayısıyla, kapitalizmi eleştirirken kılı kırk yaran Gündoğu’nun edebiyat eserine “ürün” demesini anlamlandırmak güçtür.

 

            İnsancıl’da yayınlanan şiirlerden örnekler, İnsancıl’ın gidişatı hakkında önemli ipuçları verecektir.

 

            Berrin Taş’ın “Ağla Türkiyem” şiirinde, yirmi defa “ağla” sözcüğü geçiyor. “gözyaşlarımda boğulur belki cehaletin kof cesareti” dizesinde; kof, dolu olması gereken anlamındadır. Dolayısıyla, cehaletin dolu olması gereken cesareti anlamına gelir. Yani cehalet içi boş olarak tanımlanması gerekirken, kof olarak tanımlanmıştır. “Başına örülen çoraplara ağla” gibi gündelik dille şiir yazmanın kofluğudur Berrin Taş’ın şiiri.

 

            Mehmet Ercan’ın “Düşün Bulursun” şiiri, durağan bir şiirdir. “Ara bulursun”, “Arın bulursun”, “üşü bulursun”, “bırak bulursun”, “inan bulursun” gibi tek düze nakaratlarla doludur.

 

            Mustafa Göksoy, “Suruç Düşünseli” başlıklı şiirinde, Suruç’ta yaşanan katliama dikkat çekmektedir. Dizenin biri şöyledir: “öfkeli umutla elbet görülüp örülecek” Umut içinde olumlu duygu ve tutum barındırır, dirençtir umut etmek ama umut öfke gibi olumsuz bir duyguyu barındırmaz. Direnç olan umut yapıcıdır, iyiye dönüktür; öfkeyse yıkıcı, sonucu kötücüldür.

 

            Baki Çatakoğlu, “Ekinoks” şiirinde, sanki coğrafya dersinde ilkokul öğrencilerine ders anlatmaktadır. “Hani mart ve eylülde/ gece ile gündüz eşit olur ya/ işte öyle eşit olmalı insan” Bu sığ şiire, şiir demeye dili varmıyor insanın. Yani yılda iki kez mi eşit olacak insanoğlu?

 

            Çetin Örgen, “Bir Utanç Belgeseli” şiirinde, “toprak toprak olduğundan utanır mı/ utandı bugün/ bunca kan/ akan / bunca yabanıllık” dizelerini kurmuş. Hiçbir yaracılık, farklılık ve dil bilinci yok bu dizelerde.

 

            Molla Demirel, “Dönen Çark ve Aklım” şiirindeki dizelerden: “Biz oturmuşuz bisiklete/ çeviriyor pedalı ayaklarımız/ projeler üretiliyor doğayı korumak için/ lambanın ampulü sönmüş/ polis yazıyor cezayı” Bu satırları, şiir diye yayınlamak en hafifinden aymazlıktır. Bisiklete zaten oturulur, bisikletin pedallarını elle çeviremezsiniz… “projeler üretiliyor doğayı korumak için” dizesiyse fecaattir. Bir de o projeler için Avrupa Birliği’nden alınan hibeleri de ekleseydi şiirine, Molla Demirel!

 

            Meriç Yılmaz, “Sakız Sardunya” şiirinde: “Saksısından aşağıya doğru kıvranan süssüz ve sade yaprakları” dizesi var ki, neresinden tutarsanız elinizde kalıyor. Yapraklar için, hem süssüz, hem sade nitelemesi var ki ikisi de aynı anlama geliyor. Ayrıca yaprak saksıdan aşağı doğru kıvrılır, kıvranmaz! Çünkü yaprakların karnı ağrımaz ki kıvransın!

 

            Mehmet Aslan, “Ölüm” başlıklı şiirinde “zorbaların egemen olduğu ülkemde/ bazen / polisin sıktığı gaz kapsülüne bürünür” diyor. Günlük dil, slogancı dil Aslan’ın kaleminde kol geziyor.

 

            Rahime Henden,“Artvinli Ol” şiirinde “Yeşilinde Artvin’in yeniden doğ/savun dağlı namelerinde;/ akarsuyu, çayı, gözeyi… / Gel Artvinli Ol!” dizeleriyle, Artvinli olmanın önemini bize bahşediyor.

 

            H. Nur’un “AN-KARAdakiler İçin…” başlıklı şiirinde, “Ankara’da beni parçaladılar/ AN-KARA’nın/ kalbinde kayboldular/ sevgili gençler / alabilirim sizler için” diyor.

 

            Mustafa Göksoy’un “Cerattepe İnsanım” şiirinden: “Kıyım kıyım kıydılar insanıma”. Yine Mustafa Göksoy’un “An Karanlıktan Paris’e” şirinden: “an karanlıktan Paris’e/ acı bile eridi / suyunuzu alırsanız / Güzel dünyamızdan alın

 

            Ali Can Güçlü’nün “Söz” şiirinden: “Tabancadan çıkan kurşun gibidir düşünülmüş sözler / hele de toplumsal normlara uydu mu/ üç-beş onay aldı mı/ ateşledikten sonra geri almak zordur.” “Yaş” şiirinden: “Koca adam bunu yapar mı, deme. Yapar / Bilmez misin. Her konuda farklı yaşta insan”

 

            F. Nurten Ergen’in “Muhacir Mahallesinde Tütün İşçiliği” şiirinden: “Katran karası”, “serin ağustos avluları”

 

            Özgür Akbudak’ın “Barışa Geliyoruz” şiirinden: “Ey savaş çığırtkanları/ korkuya… secde eden/ Başıbozuk intikam kulları / ezin, parçalayın, liğme liğme edin kara bandırılmış niyetlerinizi”

 

            Hülya Köksal Coşkun’un “Yürek Çıkmazlarında” şiirinden: “Toplar çöpçüler bütün kirlenmişliğini insanlığın / yine de kalır yaşamın göbeğinde dev bir çöplük yıkıntıların yıkıntısında kurulan kentlerde…”

 

            Sıtkı Salih Gör’ün “İnce Rapsodi” şiirinden: “İzmir’de, Güzelbahçe’de yürüyorum / usunda İnciraltı, o düğün yapılan yer/ oğlum oynayanların arasında bir şaşkın / akşam yeli esiyor ama masalarda gün / ışıklı güllerini serpiyor o canlara”

 

            Rasim Demirtaş’ın, “Yaşam İzleri” şiirinden: “eylül sevmez/ güneş gözlüklerini/ su tabancası/ yaşatan sevinçli/ umut kenarlı / havluda dantel/ gemide bayrak neyse/ ahşap evde duman o / ilaç oda sıcaklığını sever / insan, insan sıcaklığını”

 

            Hasan Şahin’in, “Aşkın Hilesi” şiirinden: “Aşkın türlü türlü hilesi vardır/ nerde nasıl geleceği bilinmez/ belki bir yaz akşamı belki de/ bir seher belki çarpıtıverir kalbini

 

            Güldane Bulut’un, “Kapitalizm” şiirinden: “Kapitalizmi gördün mü, karşısında çelikleşeceksin/ çelikleşmezsen eğer/ Bedeninde sıvı denen ne varsa sünger gibi emer/ kuru bir iskelete kalakalırsın”

 

            Seçkin Zengin’in, “Dostlarım” şiirinden: “güneş doğduğu yerden batıyor/ güzel yerlerde uyuyan dostlarım/ duydunuz mu/ namlunun ucunda…”

 

            Hasan Çepik’in şiirlerinden, yorumsuz alıntılar. “Madenci” şiirinden: “babamın öldüğü yerden aldım kazmayı/ kaz kaz kazdığın karanlık olur ki”. “Kendisinin Korkağı” şiirinden: “yumuşak karınlarda hak’landı yanlış/ halk kavun oldu sultaların rakısına/ seni sorduk sen diye bir şey yokmuş, sanrının işine bak!” “Doğal Şiirdir Çocuklar” şiirinden: “babam saat alınca bana tanıştım zamanla/ tik-takları rakip devlerin yürüyüşü sandım/ saatlerce anlattım saati arkadaşlarıma/ Kurbağa izlemeye indir sonra dere boyuna/ Oh! Su almaz saatimle, hiç bozulmaz zaman da”.

 

            İnsancıl’da yayınlanan şiirler ve yazılar, sol içerikle sorumluluk taşımaya çabalayan bir yönsemede. Ancak bu çabalar sloganlarla, günlük dil çerçevesinde kurulan bayağı dille sönüyor. Anlatılmak istenen sömürü düzeni, kapitalist ilişkiler, faşist yönetimin zulümleri olsa da bu estetik kaygıyı ötelememeli. Lenin’in halkçı yazar üzerine yazdıkları, kuşkusuz İnsancıl’ın bilmediği bir şey değil. Lenin şöyle yazmıştı[2]: “Halkçı yazar, yalın ve genel anlamda bilinen olgulardan hareketle okuyucusunu daha derin düşüncelere, daha derin incelemelere doğru götürür; yalın kanıtlar ya da çarpıcı örnekler yardımıyla bu olgulardan çıkarılabilecek ana sonuçları göstererek, düşünen okuyucunun zihninde yepyeni sorular uyandırır. Halkçı bir yazar, düşünmeyen ya da düşünmek istemeyen bir okuyucusu olduğundan hareket etmez, tam tersine, gelişmemiş okuyucunun, kafasını cidden çalıştırmak istediğini düşünerek ve ona destek olarak kendi başına ilerlemesini öğretir.”

 

            Lenin öğrettiği şey, “daha derin düşünce”, “daha derin inceleme”, “yalın kanıtlar”, “çarpıcı örnekler” ile okuyucuyu daha ileriye ve daha gelişmiş olana yönlendirmektir.

 

Pekiyi bu eleştiri yazısında sözünü ettiğimiz hangi şiir, hangi yazı ve hangi söyleşi bu bilinci, bu düzeyi tutturabilmiştir? Sahi, İnsancıl Dergisi nereye gitmektedir?

 

Kaan Turhan

1- Halim Şafak, Bireyliğin Ardında Bakanda Dönüşüyor Düşünce, Hayati Baki Şairlerle Konuşuyor, Kavram Karmaşa, Sayı: 10, 1998, s. 41

2- Marks, Engels, Lenin, Sanat ve Edebiyat, Çeviren: Aziz Çalışlar, İçinde, Lenin, Svoboda Dergisi, Toplu Yapıtlar, Cilt 5, Ss. 311 – 312, Evrensel Basım Yayım, 1996


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • İMPARATOR

    İMPARATOR 07.03.2017

    Neredeyse her değerin çürüdüğü, yozlaştırıldığı, edebiyat dergilerinin ve kitap eklerinin bile metalaştırıldığı bu sistemde İnsancıl gibi değerlere sahip çıkılmalı bence, elimizde kalan birkaç değerli eserden biridir insancıl dergisi...Cengiz Gündoğdu ve Berrin Taş bence çok değerli bir emek sonucu İnsancıl'ı yaşatmaya çabalıyorlar, İnsancıl'da yayınlanan eserlere eleştirel yaklaşılabilir tabii ki, ama İnsancıl edebiyat dünyamıza katma değer sağlıyor, başarısız şiirler yayınlanıyor mu bunun değerlendirmesini yapabilecek biri değilim, ben dergiyi Gündoğdu'yu okumak için alıyorum açıkçası... İnsancıl sanatta star sistemine karşı mücadele ediyor...

  • imparator

    imparator 05.03.2017

    Sibel Özbudun ve Temel Demirer bu yazıya cevaben bir yazı yayınladılar İnsancıl'ın mart sayısında, bilmem bilginiz var mı Kaan bey....

  • Bahadır ÖZDEMİR

    Bahadır ÖZDEMİR 23.02.2017

    Bakın, burada Kaan Turhan tam olarak ifade edememiş ama ben söyleyeyim. Tamam dergi güzel, şiirler güzel, şiir yazan arkadaşlar da uğraşmışlar iyi kötü (ki herkese göre değişebilir) bir şeyler yazmışlar. Tabii ki daha çok kişi şiir yazsın, daha çok şiir yazılsın istiyoruz. Şimdi şiirleri eleştirilen arkadaşların düşünmesi gereken şey şu: Ben uzaktan bakınca: "Bu şiirler acaba Cengiz Gündoğdu beğensin diye mi yazılmış, yoksa tamamen Cengiz Gündoğdu'dan bağımsız olarak mı yazılmış?" diye kendi kendime soruyorum. Yani şimdi şiir yazan arkadaş, kendi kendine: "Ne Cengiz Gündoğdu'su. Şiiri yazarken adam aklıma bile gelmedi" diyebiliyorsa (bana değil, kendi kendine diyebiliyorsa) tamam hiçbir sorun yok. Ama bu konuda (ya da işte Cengiz Gündoğdu değil de derginin çizgisi vb. hakkında) bazı kaygılar taşıdığını hatırlıyorsa, o zaman bağımsız bir söylem için biraz daha çaba harcaması gerekir diye düşünüyorum. Ayrıca tabii Cengiz Gündoğdu da çok değerli ve saygı hak eden bir eleştirmendir.(B.Ö)

  • ali can güçlü

    ali can güçlü 23.02.2017

    şiirin estetiğini içeriğinden ayrı düşünemezsin. bunlar birbirini besler. şiirlerin bir kısmını alıp başka şiirlerle aynı torbada eleştirmek, hele ki estetik açıdan eleştirmek, nereden baksan elinde kalır. hayır bir de makasladığın kısmı bari doğru alsaydın. yazım hataları vb... bir şey üretmek zor, eleştiri kolayken. siz kolay olanı bile yapamamışsınız. öte yandan estetik olarak bence de eleştirilir şiirlerim ama okuduğunuzu anlıyorsanız şiirlerimde solcu ezberler olmadığını görmeniz çok zor olmayacaktır.

  • Tahir ŞİLKAN

    Tahir ŞİLKAN 26.01.2017

    Sayın Kaan Turhan, yazınızı bir kaç kez okudum. Sizin yanıtınızı okuduktan sonra yeniden okudum. Yazınızda;"İnsancıl’da yayınlanan şiirler ve yazılar, sol içerikle sorumluluk taşımaya çabalayan bir yönsemede. Ancak bu çabalar sloganlarla, günlük dil çerçevesinde kurulan bayağı dille sönüyor. Anlatılmak istenen sömürü düzeni, kapitalist ilişkiler, faşist yönetimin zulümleri olsa da bu estetik kaygıyı ötelememeli." demişsiniz. Yazınızda, Dergide yayınlanan bütün yazılar ve şiirlerden söz ettiğiniz için bu değerlendirmenizi hak eden " yazılardan" örnek verilmediğini belirterek bir değerlendirmede bulundum. Yazınızda, "Sibel Özbudun’la Temel Demirer zorla yazmıştır bu yazıyı." diyerek bence inanılmaz bir değerlendirme yaptığınız yazı ile C.G. yazısı dışında şiir üstüne eleştirileriniz. Hiç şüphesiz her yazı ve şiir kitap eleştirilebilir. C. G. da eleştiriden azade değil. Ama belki de fazladan eklenmiş bir harften dolayı yapılan eleştiri için daha iyi bir sözcük bulamadım. Selamlar.

  • kaan turhan

    kaan turhan 22.01.2017

    Pelin Batu, 'öteki'nin magazinel yüzüdür, sayın Nusret Karaca. Sizinle ilgili ya da sizin birkiminizle ilgili ya da konuyu sizin aleyhinizde şahsileştiren bir yaklaşımım olmadı. İnsancıl'ın Türkçe'ye, devrimciliğe ve estetiğe bakışını; yayınlanan, örnek şiir ve yazılarla eleştirmeye çalıştım. Durum budur.

  • Nusret Karaca

    Nusret Karaca 22.01.2017

    Bununla birlikte HALİÇ teki rant kokusu tarafımdan yazılmış ve bu İNSAN BU da yayınlanmıştır.

  • Nusret Karaca

    Nusret Karaca 22.01.2017

    İnsancıl da bir çok edebiyatçı ile söyleşim yayınlanmıştır...Ve bunları İnsancıl'da paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. Ülkemizin "BİZ" olma günlerinde üretmek yerine "ÖTEKİ" düşüncesine hiç bir zaman kapılmadan.HER ELİ KALEM TUTAN Ve SANAT,BİLİM,SPOR ile uğraşanları içten kucaklıyorum.

  • Nusret Karaca

    Nusret Karaca 22.01.2017

    Bir yazar ve hele eğitimciyse her bireye ve o bireyin düşüncesine,emeğine,yaşam biçimine,kalemine saygı duymak durumundadır.Birilerinin istediğini ve istediklerini yazmak değil kendi istediğini yazmak bir özgünlüktür.Yoksa herkese aynı beden!F ark nerede?Tarihçi ve şiirler yazan,kitapları olan bir kişiyi 2011 yılında KADIKÖY BELEDİYESİ kitap günlerine çağırmış ve bir çok yazar ile Pelin Batu da Yoğurtçu Parkı’nda sahneye çıkmıştır.İnsancıl Aralık 2016 sayısında da bu fotoğraf karesi vardır..O karede bulunan Osman Şahin,Eray Canberk,Tansu Bele,Emin Karaca,M.Tanju Akerman(ki SANAT YAPRAĞI dergisinde Pelin Batu yu kapak yaparak ve onunla geniş bir de söyleşi gerçekleştirmiştir.) edebiyat dünyasının önemli kalemleridir.

  • Nusret Karaca

    Nusret Karaca 22.01.2017

    Emeğin, direnişin, alın teri nin, gecekondu yıkımlarının ,sel baskınlarının, fabrika dumanlarının içinden gelen bir HALİÇ ÇOCUĞU Nusret Karaca... Kadıköy’e yerleşince Edebiyat Dünyası içinde yer alan usta kalemlerle tanışan, onların övgü ve desteğini alarak birlikte bir çok etkinlik içinde yer alan bir tarihçi,şair,yazar…Arşivinde Şükran Kurdakul,Vedat Günyol,Salah Birsel,Mehmet Başaran,Halil İ.Bahar,Tülay Ferah,Müge İplikçi,Orhan Kural,Yetkin Dikinciler,Ediz Hun,Nevra Bucak,Erdal Atabek,Osman Şahin,Eray Canberk,Ahmet Necdet,Zihni Göktay,Orhan Kural.Emine Erbaş,Ahmet Miskioğlu'nun da aralarında bulunduğu sanat,edebiyat ve bilim insanları ile ilgili yazı ve söyleşileri KADIKÖY SÖYLEŞİLERİ adı altında topladım..Şu an da kitap haline getirilse bir özel "KİTAP" olur.. Bu çalışmalar eğitimi sadece dört duvar içinde görmeyen ve klasik öğretmen kabuğunu kırma uğraşı veren bir kişinin edebiyat,sanat ve bilim insanlarına verdiği önemi göstermektedir.

  • kaan turhan

    kaan turhan 20.01.2017

    sayın Tahir Şilkan, yukarıdaki yazıyı okuduğunuza emin misiniz? Epeyce somut örnek verdiğimi düşünüyorum. Nefret duygusu duyduğum çıkarsaması da son derecede zor bir okumadır. kimse eleştirilemez değildir. bu cengiz hoca olsa da!

  • Tahir ŞİLKAN

    Tahir ŞİLKAN 20.01.2017

    "İnsancıl Dergisi'ne karşı dostça bir yaklaşım ifade eden" yazıyı okuduğumda dostluk duygusunu hiç ama hiç hissetmedim. İnsancıl Dergisi'nde yazıları yayınlanan bir yazar olarak, Editörlerden hiç olmazsa Dergide yazıları yayınlanan onlarca yazardan örnek verilmek suretiyle, yazıların nasıl " sloganlarla günlük dil çerçevesinde kurulan bayağı dille sönümlendiğini, estetik kaygıyı öteleyen yazılar" olduğuna ilişkin somut örnekler vermesini beklerdim. Bence yazı " dostane" değil Cengiz Gündoğdu'ya duyulan "nefret" duygusuyla yazılmış. Selamlar.

  • kaan arslanoğlu

    kaan arslanoğlu 20.01.2017

    EDİTÖRÜN NOTU: Epey beklettik bu yazıyı. Madem İnsancıl Dergisi'ni eleştiriyor ve ona karşı dostça bir yaklaşım ifade ediyor, orada yayımlansın, dedik. Red cevabı alınca yine bize kaldı. Şiirden anlamadığımı her fırsatta söylerim, bu yazıda şiir ağırlıkta, ama genel yaklaşımı hayli doğru gibi göründü. Taylan ve ben yayımlamakta pek istekli davranmadık. Yazı kötüdür diye değil, polemikten korktuğumuzdan da değil. Sadece polemiklerin, örneğin Taylan'ın face'deki paylaşımı altındaki polemiklerin düzeyini gördüğümüzden. Fakat ne yapalım, hiçbir yerde çıkmayacaksa, bizde çıksın. Haber resmini de çoğu zaman olduğu gibi ben yaptım, fakat bu berbat oldu. Solda, derginin estetik anlamda korkunç kapaklarından biri ile sağdaki resim tezatı kalitesiz bir post-modern performans gibi durdu :)) Editörlüğe acil taze kan aranıyor...

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.