Ortam “Solcusu”nun Gerçek Solcuya Bitmeyen Kini.. Veya Piyasa Edebiyatçısının Fethi Naci’den İntikamı…

Ortam “Solcusu”nun Gerçek Solcuya Bitmeyen Kini.. Veya Piyasa Edebiyatçısının Fethi Naci’den İntikamı…

Fethi Naci Yaşıyor… Görgüsüzleri Pataklıyor - 3 –

“Çok katmanlı bir dille çağına tanıklık ediyor” veya “okurunu keyifli bir iç yolculuğa çıkarıyor” ya da “Doğu-batı meselesini yeni bir solukla sorguluyor” gibi.. toplamı 20’yi bulmayacak son derece genel geçer.. hazır, klişe sözlerle… Okumadıkları kitapları piyasaya kakalayan yığınla eleştirmen taklidi…  Başlarında Doğan Hızlan… Kitaplara, içeriği bir değer taşıyacak tek paragraflık bir eleştiri bile yazamayan… Cephe ardında büyük şef Murat Belge… En hassas köşede bir zamanlar eleştirmen olan Semih Gümüş…

Fethi Naci’nin bir zamanlar “gadrine” uğramış bir yığın piyasa edebiyatçısını daha çok sattırmak için yeni bir hamle yapmışlar. Daha önce sayısız liste çıkarmışlardı, bir yenisini uydurmuşlar. Güya her biri, soldan yeniden intikam almışlar…

Kemal Tahir’den (bizim yayınevinin yazarı-hiç fark etmez), Orhan Pamuk’tan, Bilge Karasu, Hasan Ali Toptaş’tan üçer, beşer, altışar romanı “top 100” yapmışlar. 

Bir de Fethi Naci’nin eleştiri yöntemi ve düzeyine bakın. Tekrarlıyorum: Bu eleştiriler sonucu yaptığı saptamaların hepsine katılmayabilirsiniz. Ama akılla mantıkla tartışabileceğiniz önermelerdir hepsi. Çatışsanız da, o çatışmadan yeni bir değer yükselir. Fakat, “yeni bir soluk”, “çok katmanlı anlatım” gibi en az on bin kitap için kullanılmış yargılar zemininde ne tartışabilirsiniz?

İşte aşağıda ilk yüze galiba 6 kitapla giren Kemal Tahir hakkında Fethi Naci’nin değinmelerinden kısa alıntılar. Yüzyılın Yüz Romanı adlı eserinde Fethi Naci Kemal Tahir’in dört romanını tam 37 sayfada ele alır. (Küçük puntolu 37 sayfa… Tam bir ince işçilik…) Tahir’in bir romanının iki farklı baskısındaki değişiklikleri sıralamak yalnızca 3-4 sayfa kaplar. Tabii bunlar sonucu oluşan yargı “Doğu-batı meselesini sorguluyor” ya da “roman Rusya’da geçmektedir” gibi bir “eleştirmenlik” türünden bambaşkadır.

Fethi Naci, Kemal Tahir’in Esir Şehrin İnsanları adlı romanını çok sever. Ama Tahir’in sonraki romanları “edebiyat” açısından fecaattir. Çıkar gözetmeyen her eleştirmen gibi o da doğruları yazar. Büyük bir emek ve birikim sonucu bulduğu doğruları.

FETHİ NACİ’DEN:

Kemal Tahir için:

“Yol Ayrımı’nın, Esir Şehrin İnsanları’nın birinci ve ikinci baskılarıyla ve Esir Şehrin Mahpusu’yla birlikte okunması, ilginç bir gerçeği gözler önüne seriyor: Kemal Tahir, 1956’da yayımlanan Esir Şehrin İnsanları’nda yarattığı Kamil Beyin kişiliğini 1971’de yayımlanan Yol Ayrımı’nda –Nermin Hanıma yaptırdığı açıklamalarla- değiştirmiş; bunu yapabilmek için de Esir Şehrin İnsanları’nın 1969’da yayımlanan ikinci baskısında birçok değişiklik yapmış, romanı neredeyse yeniden yazmıştır. (…)

Nermin Hanımın Yol Ayrımı’nda anlattığı Kamil Bey, üst üste çekilmiş iki fotoğrafın verdiği izlenimi verdi bana: Kamil Beyin altında bir başkasının varlığını sezmemek olanaksız. Kemal Tahir, sanki Kamil Beyi bahane ederek bir başkasıyla hesaplaşmakta. (Ben bu ‘başkasının’ Nâzım Hikmet olduğuna inanıyorum.) Ve bu arada, tabii, kendisiyle de. Bütün çabası, Kamil Beyi suçlayarak huzura kavuşmak sanki.”

“Yorgun Savaşçı, insanlardan değil, olaylardan yola çıkan bir roman. Yakın tarihimize ilişkin çok şey öğretiyor.  Romanlaştırılmış bilgiler de diyebiliriz Yorgun Savaşçı için, tarih romanı da. Bunun için ‘yararlı bir roman’, daha doğrusu ‘güçlü bir röportaj’  demekle yetiniyorum. Yazınsal ölçütlerle bu romanı eleştirmek gereksiz geliyor bana.”

“Sevgisizliğin romancısıdır Kemal Tahir. (Büyük Mal için yazdığı yazıdan. Benim Notum.) (…) Yediçınar Yaylası ve Köyün Kamburu ile birlikte okuyunca bu gerçek açık seçik ortaya çıkıyor. Aşağı yukarı yarım yüzyıllık bir süreyi kapsayan bu üç romanda kimse kimseyi sevmez.”    

“Sevgisiz bir nefret, salt bir nefret, bir çeşit soyutlama oluyor; romanın inandırıcılığını yok etmekle kalmıyor, roman kişilerinin ‘açıklayıcı’ kişiler olması sonucunu doğurmakla kalmıyor; romancının ruh sağlığı bakımından da kuşkular uyandırıyor.”

“Kemal Tahir’in özellikle Yorgun Savaşçı’dan sonra yazdığı romanlar da ‘özetlenebilir’ romanlar. İnsanlardan değil, sosyal ve tarihi gerçekler hakkındaki ‘malumattan’ yola çıktığı için; romanlarındaki insanlara sadece bu malumatı okurlara duyuracak ‘spiker’ gözüyle baktığı için, bu romanlar ‘insansız romanlar’ olmaktan kurtulamıyor.”

Bunun sebebi açık: Çünkü K. Tahir, edebiyatın kendine özgü anlatı aracını değil, sosyal bilimlerin anlatım aracını kullanıyor. Astakov’dan bu yana çok tekrarlandı: Edebiyat, gerçeği imajlarla anlatır; bilim, mantık kategorileri içinde. Gerçeği imajlarla anlatmak demek, gerçeği ete kemiğe büründürerek anlatmak demektir. Gerçek, bu somut insanların çatışmalarından çıkar ortaya. Oysa K. Tahir, geçirir iki kişiyi karşı karşıya, konuşturur da konuşturur, bunların ağzından kendi görüşlerini aktarır.”

“Büyük Mal’ın somut insan çatışmalarına dayanan bir içyapısı olmayışı K. Tahir’i romanın dışında kalan nesnel birtakım ‘çatışmalar’a, sığınmaya zorluyor.”

Büyük Mal, gerçekte yanlış bir yöntemin bir romancıyı nerelere sürüklediğini göstermesi bakımından ilginç bir roman. Bunun dışında hiçbir ilginç yanı yok.”

Erdal Öz ve Yaralısın için:

“Bir polisin babaca tavrı üzerine delikanlının böyle düşünmesi, daha doğrusu Erdal Öz’ün delikanlıyı böyle düşündürmesi, bana, Erdal Öz’ün romanının kahramanı hakkında tutarlı bir düşünceden yoksun olduğunu düşündürüyor. Romanın sonu bu kanımı pekiştiriyor. (…) Oysa delikanlı, insanlık dışı davranışlara, korkunç işkencelere yiğitçe dayanmış, çözülmemiş biri; fakülte bitirmiş bir aydın. Böyle birini, onurlu bir dava adamını, hırsızlıktan, katillikten, ırza geçmekten vb. hapse girmiş Nuriler’le bir tutmak, onca işkence sınavına akıl almaz bir direnmeyle dayanan birini Nurileştirmek, delikanlının temsil ettiği kişiyi de, Nuriler’i de anlamamak olmuyor mu? Erdal Öz, bence, romanının sonunda kahramanına ihanet ediyor!”

“Erdal Öz, zaman zaman ayrıntıları saptamakta başarılı.”

Ahmet Ümit ve Sis ve Gece için:

“Ahmet Ümit’in Sis ve Gece adlı romanının çıkış noktası yanlış. A. Ümit, romanını ‘Bir MİT Mensubunun Anıları’ndan hareketle yazmış; Mehmet Eymür’ün Analiz adlı anılarının alt başlığı böyle. (…) Romanda MİT’le ilgili bütün bilgiler Analiz’den.

‘Ne zararı var? Başka türlü olabilir mi?’ diyenler çıkabilir. Ne var ki romanın kahramanı da bir MİT ‘mensubu’. Anlatıcı da aynı kişi: Sedat. Bu durumda ‘Sedat bir roman kişisi, anlattıkları romancıyı bağlamaz’ denebilir mi? Bir örnek üzerinde durmak istiyorum. Mine’nin (Önce Sedat’ın sonra on bir yıl yatıp çıkmış ‘terörist’ Fahri’nin sevgilisi) babası, Sedat’a sorar: ‘Size bir şey sormak istiyorum. Kayıp aileleri bir araya gelip, dernek kurmuşlar. Çocuklarının bulunması için hafta sonları Galatasaray Lisesi’nin önünde toplanıyorlarmış. Mine’nin resmini çoğaltıp ben de onlara katılsam diyorum.’ Sedat’ın cevabı: ‘Bir yararı olacağını sanmıyorum. Hem onların çoğu siyasi faaliyetler. Devletin teröre karşı politikasını karalamak için yasadışı örgütlerin düzenlediği amaçlı eylemler.’ Evet, ‘bunlar anlatıcının sözleri, romancıyı bağlamaz!’ diyebilir misiniz? (Romancı, dileseydi, Sedat’ın sözünü bir roman kişisi aracılığıyla tartışmaya açabilirdi.)”    

“Dahası var: Sedat’ı gerektiğinde ‘insanca’ davranan, sevimli biri gibi göstermeye çalışıyor Ahmet Ümit. (…) Ahmet Ümit’in bakışı, zaman zaman, bir romancının bakışı olmaktan çıkıyor.”

(Benim notum: Türkiye son derece tuhaf bir ülke. Şimdi bir yabancıyı getirsek ve yukarıdaki metni çevirerek ona sorsak. Burada eleştirmen hangi politik görüşte, roman yazarı hangi politik görüşte? Size mantık gereği şu cevabı verecektir: Roman yazarı sağcı, devlet yanlısı ve muhtemelen o zamanki kontr-gerilladan yana. Eleştirmen ise yasadışı sol örgütlere yakın, belki PKK ile ilişkili. Oysa durum tam tersi. Eleştirmen sadece nesnel roman eleştirisi için bunları dile getiriyor. PKK’ya veya dönemin yasadışı sol örgütlerine yakın değil, hatta bazıları yanlış da olsa onu “ulusalcı” biliyor. O bir sosyalist ve biçimci eleştiriden de yararlanarak Marksist edebiyat eleştirisinde derinleşmek derdinde. Sizin sağcı veya kontr-gerillacı zannettiğiniz romancı ise aksine radikal sola yakın biri. Hatta HDP destekçisi… Biz bu tabloyu artık kanıksadık. Ama yabancı anlamaz bile. Aklı donar…) 

Fethi Naci’den devamla:

“A. Ümit’in romanındaki başlıca kişileri bunlar. (…) Ama bunlarla romanını geliştiremiyor A. Ümit, romana birer yama gibi bağımsız hikayeler ekliyor.”

“Ahmet Ümit’in sürükleyici bir anlatımı var. Romanın en başarılı yanı bu. Ve bu, bir polisiye roman için çok önemli. Bu bakımdan Ahmet Ümit’in polisiye romanda yolu açık görünüyor. Ama, ‘Dilim ölmek üzere olan bir kertenkele gibi kıvranıyor ağzımın içinde’ gibi lafları ‘yazınsal dil’ sanıyorsa yanılıyor; bundan sonra yazacağı romanları böyle komikliklerden arındırmasını dilerim.”

Fethi Naci’nin En Beğendiği 20 Roman:

(1997’de Semih Gümüş ile söyleşisinden. Fethi Naci’ye Armağan, Oğlak Yayınları, 1997, Hazırlayan: Semih Gümüş.)

Aşk-ı Memnu, Kuyucaklı Yusuf, Üç İstanbul, Ateş Gecesi, Huzur, Bereketli Topraklar Üzerinde, Esir Şehrin İnsanları, Sultan Hamit Düşerken, Ortadirek, Kavak Yelleri, Küçük Ağa, Tutunamayanlar, Sahnenin Dışındakiler, Anayurt Oteli, Şafak, Bir Düğün Gecesi, Beyaz Kale, İnce Memed IV, Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı, Kişilikler…

Daha önceki ilk 20’de yer aldığı halde sonradan yerlerine başkaları geldiği için çıkarılanlar: Miskinler Tekkesi, Aylak Adam, O, Bir Gün Tek Başına, Yalnızlar ve Cehennem Kraliçesi…       

Ve size birkaç soru:

Gelecekte hangi “eleştiri”, “eleştirmen” tipi daha üste çıkacak. Şimdi durum belli. Gelecekte?

Bakmayın şimdi düştüğü çukura, insan türü geçmişte üst kültürün egemenliğini yaratabilmiş. Demek ki o potansiyel var onda. Umutlu olabilir miyiz?

Ve bizler daha başka ne yapmalıyız?

Kaan Arslanoğlu  

 


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 23.07.2017

    Sizin hatırınız için Toptaş'ı o fotograftan çıkarmaya çalıştık değerli Yakup Cemil. Fakat çıkmıyor bir türlü. Ötekilerle çok kaynaşmış.

  • YAKUP CEMİL

    YAKUP CEMİL 23.07.2017

    Hasan Ali Toptaş Türkçemizin son yıllarda yetiştirdiği en büyük ozanlardan ve dil ustalarından biridir. Onun bu kategoride ele alınmaması gerek kanımca. O fotoğrafta olmamalıydı. Sevgiler...

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.