'YENİ BİR BUGÜNÜN' ŞAİRİ: KEMAL ÖZER

'YENİ BİR BUGÜNÜN' ŞAİRİ: KEMAL ÖZER

İstanbul'un Aksaray semtinde doğduğu evin birkaç odasını geçim sıkıntısı içine düştükleri için kiraya vermeye başlamışlardı. Bir gün odalardan birinden ayrılan bir üniversite öğrencisinin arkasında bıraktığı -daha doğrusu yatağın altına sıkışmış- Sait Faik'in bir kitabını bulacaktı. O günden sonra da hayatı hep bir “şair” olarak geçecekti. Öyle bir insan ki bütün hayatını şair ve bir sanatçı olarak kurdu. Günlük geçimini çıkardığı işleri bile hep yazıyla ilgiliydi; yayınevi, dergi, kitabevi, gazete... Hayatını böyle titizlikle ve bilinçle inşa etmiş bir insan elbette ki yaptığı sanatı ve yazdığı şiiri de “bilinç işçiliği” olarak niteleyecekti. Yitmeden bir süre önce, sondan bir önceki kitabı “Sevdalı Buluşma” üzerine 2005 yılında Cumhuriyet Kitap'ta yaptığım söyleşide “onun bir ozan olarak kendini inşa ettiği” gibi şiirlerini de uzun bir “çalışma” sürecinden sonra yazdığını, bunu da “günlüklerini” okuyan herkesin görebileceğini söylemiş ve mutfağını açışının amacını sormuştum. Şöyle yanıtlamıştı beni: “Günlük tutmamın nedeni unutmamak olduğu kadar, yazmakla düşünmek arasındaki ilişkiyi ayırt etmem. Yakaladığım bir ayrıntıyı, yaptığım bir gözlemi, yazdıkça geliştirme olanağı buluyorum. Yalnız o anda değil, zaman zaman yeniden ele alarak. Şiir tasarılarının da, üstünde durdukça geliştiği söylenebilir. Bir çeşit çalışma tarihi çıkıyor ortaya. Bunların bilinmesi beni olumsuz etkilemiyor. Açıklıktan yanayım. Kendime karşı da okura karşı da. Okurun bu tarihi bilmesi okuduğu yapıtı daha iyi kavramasını sağlayacağı umulur belki, ama beni yeni tasarılar için heveslendirdiği, yeni çalışmalarda önümü açtığı kesin.” Açıklık, çalışma, plan, inşa ve bütün bunların bileşimi “bilinç”. Bunu neden yaptığınıysa şöyle anlatıyor: “Ben, her şeyden önce bilinç ile şiir arasında kurulacak ilişkiyi önemsiyorum. Yaşadığımız dönemde, yaşadığımız koşullarda şiir hem bir bilinç temeli üzerinde var olmalı, hem bir bilinç taşıyıcısı olmalı, diyorum.” (Dalgayı Haber Veren Yakamoz Üzerine söyleşi, Cumhuriyet Kitap, 2006) Hep böyle devam etmiştir. Reddederken eleştirerek reddetmiş, kabul ederken eleştirerek kabul etmiştir...

Kemal Özer için “yaşadığımız günler” yani “güncellik”, tanıklık kavramıyla birlikte şiirinin sacayaklarından biridir. (Üçüncü ayaksa elbette bana göre tarihsellik.) Öyle ki Sevdalı Buluşma'yla ilgili söyleşimizde “Güncellik yapılacak tanıklığa götürecek yol olmalıdır” diyecektir. Peki bu tanık olduğumuz ya da tanıklık ettiğimiz olgular nelerdir? Kapitalizmin gerçekleri sosyalizmin göstergeleridir.” (Bertall Ollman, Diyalektiğin Dansı, Ekim 2006. s. 221). O, yaşama kapitalizmin gerçeklerini göstererek (güncellik) ve eleştirerek (gerçekçilik) bütünlüğünde bakar. Bu bakış onun İkinci Yeni'den kopuşunun da temelini oluşturur. İkinci Yeni'yi “Yaşamı yansıtış ve tanıklığında toplumsal bakıştan uzak, hatta buna karşı” olmakla eleştirir. “Daha çok somutlamak için daha çok olayların ayrıntılarına inmelisin” diyen Memet Fuat'ın sözleri karşısında şöyle düşünecektir: “Oysa ben bir genellemeyi de düşünüyorum. Yalnız 4 Mart 1970'teki (*) bir olayı değil benim için o şiir. Ona benzer bütün olayları kavramak dileğinde.” (Adnan Özyalçıner, Kemal Özer İçin Anı Fotoğrafları içinde s. 142) Kemal Özer, İkinci Yeni'den kopuşundaki bu saptamayı bundan sonra bütün şiir hayatı boyunca sürdürecektir. Toplumcu gerçekçi şiirin yaşamı; geçmişiyle tartışmaya, bugünüyle tanıklık etmeye, geleceğiyle de oluşturmaya katkı koyması gerektiğini vurgular ve bu anlamıyla da tarihsel boyuta sıçrar. Güncellik ve bugün aynı zamanda “ortalama”nın göstergesidir ona göre. Özellikle 80 sonrasında Türk şiirinin “ortalamayı” değiştirmek için çok şey yaptığını; ancak İkinci Yeni'yi yeniden ihya etmeye çalışarak bir yanılsama yaratmaktan öteye gidemediğini anlatmaya çalışmıştır hep. Bu yüzden de bugün hâlâ etkisini hissettiğimiz yanılsamanın sonucunda, yaşadığımız “Yeni bir bugün değil, eski bir bugün” yaratılmıştır. Onun gerçekçi sanat anlayışının diyalektiği şimdi net biçimde önümüze serilmiştir: Güncelliğe ve yaşadığımız günlere tanıklık ederken ona; yeni bir bugün katacak tarihsel sürekliliği içinde yaklaşıp, o güncelliği, ortalamayı değiştirecek olanın geleceği tasarlamasına katkı sunarak ve bütün bunları bilinçli bir “ben”le yapmak.

 

Toplumcuğun etiği ve ütopyası

Güncel bir olgu, yaşanan ilişkilerin temel karakterini yansıtan ve sistem içinde sürekli üretilen başat insani sorunların bir yansımasıdır. Aynı zamanda bu ilişki, doğru bir bakış açısıyla kurulduğu zaman gerçekçi-toplumcu sanatçının o güncel olguyu ortaya çıkaran tarihsel birikimi de görmesini tabii ki göstermesini sağlar. Böylece o, değiştirilemez gibi gözükenin tarihi boyunca nasıl değişimlerden geçerek bugüne geldiğini, bugün nasıl biçimlendiğini ve bunun sonucunda da nasıl değiştirilebileceğinin de verilerini elde eder.

Gerçekçi sanatçı gerçeğe, değişimlerin gerçeğini anlayarak ulaşmaya çalışır. Elbette bütün bunlar “tarih”ten bağımsız değildir. Kemal Özer’in Oğulları Öldürülen Analar’ında Oğlu Kimvurduya Giden Ananın Söylediği şiirinde anne, verili kültürel bir inanç içinde oğlunun bir kaza kurşunuyla ölmesini şiirin son dizesine kadar “yazgı”ya (kötü kader!) bağlar. Burada bilinçsiz, ezilen sınıflar içinde “yazgı” inancının ne kadar güçlü olduğu bize gösterilir. “Kızı evde bıraktım onu aldım, yardımı dokunur” diyen anne, yaptığı bu tercihi oğlunun ve kendisinin kaderinin yaptırdığını düşünür. Ozan böyle güçlü ve yerleşik bir kültürel öğeyi şiirin başından itibaren vermeseydi eğer “Bu yazıyı silip yeniden yazmalıyım” dizesine gelemezdi. Bu dizeyi yazarak hem verili kültürün (geçmiş) değişmesi gerektiğini hem de değiştirecek olanın yine annenin kendisinin olduğunu, (bugün) bu değişimin de “silip yeniden yazmak” eylemiyle yani “devrimci bir edimle” (gelecek) gerçekleşeceğini söyleyecektir bize.

Kemal Özer, güncelliğin içinden aslında dönemin başat eğilimlerini verecek ve yukarıda özetlemeye çalıştığım ilişkileri kurmasını sağlayacak olguları seçer. 70’li yılların acısını ve görüntüsünü verecek olan analardır, 12 Eylül sonrasının buhranlı günlerini anlatacak olan kimlik, bu süreçten sonra bastırılmış olan sınıf mücadelesini anlatacak olan, sınıfın haykırışının kesilmesiyle artık duyulmayan ses (Onların Sesleriyle Bir Kez Daha) ve bütün bu yürüyüşü taşıyan yol ve yolun sonunda gerçekleşecek olan buluşma (Sevdalı Buluşma).

Şiirlerini bir kitap oylumunda tasarlaması seçtiği bu simgeleri bütün yönleriyle işleyebilme ihtiyacından kaynaklanır. “Etkin ve edilgin tanıklık” diye kavramsallaştırdığı “tanıklığı” da kitap yazarak, -tasarlayarak- gerçekleştirmek istemiştir. Etkin tanıklıkta (dışardan – Oğulları Öldürülen Analar veya Onların Sesleriyle Bir Kez Daha) bir “dikkat ediş” varken o içinde “edilgin tanıklığı” yani “dikkat çekişi” (Sevdalı Buluşma) taşır. Dönemin karakteristiğini verecek “simge”lerin seçimi ve bu simge durumuna yükselttiği olguların işlenişinde bütün her şey devrimci bir geleceği içerecek biçimde kurgulanır. Bu özellik onu kendinden önceki toplumcu gerçekçi şairlerden de ayıran bir özelliktir. Belki de onun ısrarla vurgulamaya özen gösterdiği, dünyanın ve Türkiye’nin toplumcu şiir geleneğine eklemlenmek çabasını düşünerek şöyle söylemek daha doğru olur: bu özellik, Kemal Özer’in kendini eklemlediği şiir geleneğine eklediği bir halkadır. O geldiği noktayı şu şekilde ifade ediyor: Geceye Karşı Söylenmiştir’den Kimlikleriniz Lütfen’e, Araya Giren Görüntüler’den Sınırlamıyor Beni Sevda’ya, İnsan Yüzünün Tarihinden Bir Cümle’den Bir Adı Gurbet’e, Oğulları Öldürülen Analar’dan, Onların Sesleriyle Bir Kez Daha ve Sevdalı Buluşma’ya, yayınlanan bütün kitaplar, tek tek ele alındıklarında, içerdikleri şiirlerin toplamından daha fazlasını söyleyen, bir araya geldiklerinde ise tek tek söylediklerinin daha fazlasını söylemek isteyen birer kesit; yaşamı ‘kavga’ olarak nitelemekten yola çıkmış, onu her alanı ve olanağıyla kucaklamaya yönelmiş, kimliğini bunu başarmak için oluşturmaya çalışmış bir ozanın, yaşadığı topluma ve çağa yaptığı tanıklıkları bir araya getiren bir duvar kabartması.” Tek tek ele alındıklarında daha fazlasını söyleyen şiirlerin, burada kastedilen, söylenmeyen “fazlası” devrimdir.

Öyleyse Kemal Özer şiirinin diyalektiği; güncellik, tanıklık ve tarihsellik oluşurken bu üç kavramın bir “etik” dayattığını ve ortaya koyduğunu görmeden edemeyiz. “Bugünde yaşananı gelecekte tekrar üretmek, gelecekte üretilecek olanı bugünde yaşamak. Toplumculuğun hem ütopyası hem de etiğidir” diyecektir. (Dalgaları Haber Veren Yakamoz üzerine yaptığımız söyleşiden N. A)

Kemal Özer, Türk şiirinin toplumcu geleneğinin halkasına eklendiği gibi o halkayı yaptığı diyalektik ve büyük katkıyla büyütmüş ve ilerletmiştir. Bunu ilerleyişi iyi anlamak gerçekçi şiirimizin önemli bir görevidir; ancak bizim bu konuda önemli zaaflar taşıdığımız da bir gerçektir. Yine de Türk şiirinin toplumcu geleneğinin, geleneğe eklemlenme yeteneği önemli bir avantaj sayılmalıdır. Belki bu yetenek bugün için körelmiştir, ama vardır. Şimdi Özer'in kurduğu bu diyalektiği ilerletmek, ilerleterek aşmak ödevi onun mirasıdır.

 

Nihat Ateş

 

(*) Yaşadığımız Günlerin Şiirleri kitabı söz konusu. N. A.


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • H.ÜNSAL

    H.ÜNSAL 17.09.2017

    Sayın Özdemir,siz çok zeki bir adamsınız. Ancak zeka pazarda satılan bir şey değil. Doğuştan. Ama asıl olan onu bilgi, bilinc, ve vicdanla ve de akılla birleştirerek kullanmaktır. işte o zaman sahip olunan zeka ahlaki oluyor ve insanlığa hizmet ediyor. İnce alay zeki olanların kullandığı bir yöntem değildir. İroni ve kara mizah ise başka bir şeydir. İroni ve her tür mizah soru sorar, ve esas olarak sordurur. Zekanın ölçütlerinden biri soru sorabilmektir. Yani ironi başka bir şeydir. alay ise ilkelliktir. Ayrıca "Fordist" üretim diye bir şey yoktur. o tabir uyduruk bilimci iktisatçıların kolaycılıklarının tezahürü işkembeden attıkları bir kavramdır. Site yöneticilerinden talepte bulunun bir panel yapsınlar. orada anlatayım. Size saygı duyduğumu da biliniz lütfen...

  • Nihat Ateş

    Nihat Ateş 17.09.2017

    Hem Sevgili H. Ünsal'a hem Sevgili Mete Demirtürk'e şiirim hakkında söyledikleri için çok teşekkür ederim. Saygılar benden de. Sevgili Bahadır Özdemir'in "edebiyat"-eleştiri yazılarının tıklanma sayılarıyla ilgili söyledikleri için de ekleyecek bir şeyim yok. "Edebiyat" kendi gündeminde, "iyi" bildiği, anlatabildiğine anlatarak gitmeyi göze alır zaten" diyelim ve susalım:) Saygılar.

  • Mete Demirtürk

    Mete Demirtürk 17.09.2017

    Sn. H. Ünsal, o şiir bende de, o kadar derin bir acı bıraktı ki, trajediyi atlayıp, sn. Nihat Ateş'e yazmakla, anmakla, ne iyi ettiniz diye teşekkür bile etmek gelmedi içimden. Saygılar sn. Ateş ve unutmadığınız için sn. Ünsal...

  • Bahadır Özdemir

    Bahadır Özdemir 16.09.2017

    Sayın H Ünsal. Sizinle polemiğe girmek gibi bir niyetim yok. Ben siteye yazdığınız şeyler hakkında fikirlerimi yazdım. Ama siz olayi sanki fotoğraf paylaşmışsınız da ben de sizin fiziksel özelliklerinize dalga geçmişim durumuna soktunuz ve size hakaret ettiğimi iddia ettiniz. Ayrıca size karşı orantısız zeka kullanmak ya da sizin tabirinizle ince alay etmek gibi bir düşüncem de olmadı. Sizden özür diledim ve konuyu kapattım. Lütfen artık abartmayiniz. Şiirlerim hakkında da her türlü eleştiriye hatta alay ve karalamaya da açığım. Herhangi bir şiirimde geçen tutarsızlıkları, mantık hatalarını, size anlamsız gelen yerleri istediğiniz gibi elestirebilirsiniz. Bunlara da belirttiğim gibi hiç bir şekilde alinmam. (B.Ö.)

  • H.ÜNSAL

    H.ÜNSAL 16.09.2017

    Biliyorum Sayın Özdemir. Zaman zaman bende yazdığımdan bu sitede yayınlanan şiir ve öyküleri hiç kaçırmam. Hatta çoğunu tekrar tekrar okurum. Alınganlık göstetmenizi hiç anlamlandıramadım. Yakın dostlarım bana taş kafa derler. Mesela siz bana gabi deseniz hiç alınmam. Ama ince alaya almak başka bir şeydir dimi?....

  • Bahadır Özdemir

    Bahadır Özdemir 16.09.2017

    Sayın H Ünsal kimsenin benim şiirlerimi okuması beğenmesi özellikle de anlaması gibi bir beklentim yok. Eski insanbu sitesinde de şiirlerim var.

  • H.ÜNSAL

    H.ÜNSAL 16.09.2017

    Sayın Özdemir, Nihat ATEŞ''in TÜTÜN KIRMAK IRMAKLARIN ACISIDIR adlı şerefle anısını yadettiğim EMİNE ERDİÇ için yazdığı Şiiri hemen hemen hergün bir kere okuyorum. Sizde "ürettiğine yabancılaşmış,... mal ortada. Heriflere neyi nasıl allatacağız ki" denilen düşünceyi yıkacak o sınıftan bir kişide de olsa onda görmek istediğiniz ruha hizmet edecek bir Şiir yazsanız, ki sanat edebiyat insana dairdir, okuyan bizlerde ruh ve vicdanda kemale ersek güzel olmaz mı? Saygılarımla...

  • Bahadır Özdemir

    Bahadır Özdemir 16.09.2017

    Siyasi paylaşımlara olan ilginin nasıl bir yoğunlukta olduğunu görüyoruz. Yani böyle bir ilgiyi edebiyat için beklemek değil, beklememek daha mantıklı geliyor bana. Bir iki fotoğraf daha eklemek tıklanma sayısını arttirsa da anlama oranını arttıracağını sanmıyorum.(B.Ö.)

  • Nihat Ateş

    Nihat Ateş 14.09.2017

    Şiir de değil, şiir eleştirisi için olağanüstü bile sayılabilir rakam Kaancığım. Büyük eleştirmen kuşağının yazdığı eleştirinin bittiğinden söz ediyoruz da o eleştirinin bugün yazılsa okunup okunmayacağını da bilemiyoruz doğrusu.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 14.09.2017

    Nihat Ateş kardeşim şimdi sinir oluyordur, siyaset yine tık alıyor, bunu doğru dürüst okuyan yok. Bu rakam da şiir için fena sayılmaz. :) Öte yandan sanat tartışma ve yazılarını biraz daha güncel ve renkli hale getirmek gerek. Derim, öylesine konuşurum işte. Bir şey de demek lazım.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.