GÜNEŞ-DİL SÖZLÜĞÜ.. TÜRKÇENİN KÖK DİL OLDUĞUNU GÖSTERİR YÜZLERCE KANIT..

GÜNEŞ-DİL SÖZLÜĞÜ.. TÜRKÇENİN KÖK DİL OLDUĞUNU GÖSTERİR YÜZLERCE KANIT..

Güneş-Dil kuramı bizi dil alanında kışkırttı. Aşağıda 800 kadar sözcük dizili. Güneş-Dil kuramı eğer tüm dillerin atası Türkçedir iddiası ise burada yeterli kanıt bulunmuyor istatistik veya dilbilimsel anlamda. Zaten böyle bir şey ileri sürmüyoruz. Güneş-Dil kuramı böyle biraz abartılı bir iddia ile yola çıkmış ve çıkmaza saplanmasında bu abartı önemli rol oynamış. Atatürk’ün de sonradan iştahını kaybetmesinde, bezmesinde bir neden bu. Bir de çevresindeki akademisyenlerin, aydınların çoğunun direnci. Bunun hem olumlu hem olumsuz yönleri söz konusu. Olumlu yönü aşırı fikirlere, abartılı yaklaşımlara, ırkçılığa karşı belli bir düzeyde direnç iyi bir şey. Olumsuz yanı ise şöyle: Yeni fikirlere karşı, derinlemesine görüşlere karşı ortalama kafalarda hep bir muhalefet vardır. Biraz tutuculuktan, biraz akıl yetmezliğinden, biraz tembellikten. Baştan abartma veya sonradan ayak sürümeyle çalışma sabote edilmiş sonuçta. Peki onca uzman neden yeterli kanıt bulamamış? Belki temel çalışmalar yetersizdi o tarihte? Acaba? Varsayımlara girmeyelim, biz işimize bakalım.

Belgeler, veriler gösteriyor ki, Türkçe dünyada belli başlı kök dillerden biridir ve tüm dilleri etkilemiştir. Aşağıdaki kanıtlardan dörtte biri bile doğru kabul edilse, iddiayı istatistik veya bilimsel anlamda kanıtlamaya yeter de artar.

Türkçede kullanılan çok sayıda sözcüğün Batı dillerine geçtiğini on yıllardır gözlemliyorduk. Bunları bulmak başlangıçta bizim için bir eğlenceydi sadece. Bu sözcüklerin önemli bir bölümü Farsça-Arapça kökenliydi. Batı dillerine geçen bu tür sözcüklerin toplamı en azından birkaç bini geçer. Sonra fark ettik ki sadece Farsça-Arapça kökenli sözcükler değildi Latince-İngilizce başta olmak üzere Batı dillerine geçen. Apaçık Türkçe birçok sözcük ve dil yapı parçası veya sözcük ekleri de Batı dillerine geçmişti.

Önce Tülay Yılmaz imzasıyla insanbu.com da bunları yazdım. 24.12.2014 tarihinde. Takma adı niye kullandım. Dediğim gibi başlangıçta amaç yarı şaka yarı ciddiydi. Bir de bakalım ne tepkiler gelecek diye ölçmek istedik. İlkin 40 kadar sözcük vardı. Yine takma isimle Güneş-Dil Sözlüğü’nü yayımladık. 150 kadar sözcüğe ulaşmıştık. (4.6.2016) Her dikkat verdiğimizde yeni sözcükler bulduk, katkılar geldi sözcük sayısı 400’leri buldu.    

Dilin ne zaman ortaya çıktığı ve nasıl ortaya çıktığı tam bilinmiyor. Bu alanda çok sayıda kuram ve birbiriyle çelişen çalışmalar mevcut. Yeterli kanıt bulunamamasının nedeni de açık. Alfabe ve yazı insan tarihinde çok yeni. Sümer ve sonra Çin yazılı belgeleri. En eskisi 5500 yıl önce. Hadi ilk kullanım 6000 yıl önce diyelim. Çok öncesinde on binlerce yıldır konuşulan bir dil vardı, ama ne şekilde ortaya çıkmış, nasıl gelişmiş, nasıl türlere ayrılmıştı? Kesin bilinmiyor.

Dünyada kabul edilmiş belli başlı dil aileleri var. Köken bakımından yapılan sınıflamalar, yapı bakımından yapılan sınıflamalar. Örneğin köken bakımından yapılan sınıflamalarda çok sayıda aile içinde ikisi öne çıkıyor ki, bizim için de daha önemli iki aile işte bunlar. Hint-Avrupa dilleri ailesi ve Ural-Altay dilleri ailesi. Ural-Altay dillerini aynı kategori içine sokmak halen tartışmalı. Ne ki tüm bu sınıflamalara saygı duyuyoruz.

Türkçe Ural-Altay dilleri ailesine giriyor. (Japonca, Fince, Macarca vb. de aynı aileden). Hint-Avrupa ailesi daha büyük bir aile. (Hintçe, Farsça, Latince ve çoğu Batı, Avrupa-Amerika dilleri.)

İyi de 6000 yıl önce bu sınıflama geçerli miydi! Bu ailelerin ilk dil örnekleri nerelerde nasıl oluşmuştu? Bunların ilk çeşitleri yalıtılmış mı idi, geçişgen miydi? Ortak özellikler gösteriyor muydu?

İddiamız şu ki Türkçe en eski dillerden biri olarak pro-Hint Avrupa dilleriyle yakın bağlantılıydı ve onları kuvvetle etkilemişti. Türk kültürü geniş bir coğrafyaya yayılarak tüm öteki kavim kültürlerini etkilemişti. Sadece göçebe savaşçılığı yoluyla değil, madenleri işleterek, teknik buluşları Batı’ya yayarak (çoğu Çin kökenli), güçlü bir sosyal sistem ve kültür oluşturarak. Sonra da alfabe ve yazılı dil anlamında. Bugün en eski büyük medeniyetlerden biri olan Fars kültürüne de Türkçeden sözcükler geçtiği gösterilebiliyor. Dahası cümle ve dil yapılarında Türkçe’nin Farsça’ya etkileri birtakım dilbilimsel çalışmaların konusu. Bunlardan yalnızca biri: http://www.gercekedebiyat.com/haber-detay/fars-dilinin-olusumuna-turkcenin-etkisi-babek-cavansir/2163

Güneş-Dil ile ilgili sözcük buluşlarına karşı yapılan en etkili kampanya bunların uyduruk olduğu, zorlama olduğu savına dayanıyor. Kimi gerçekten zorlama kimi de kendilerinin uydurduğu sözcüklere dayanarak her yerde yaygın bir dalga geçme tutumu izleniyor ki… İnsan bunları söyleyenlere dönsünler kendi cahilliklerine gülsünler demeden edemiyor. Yarım saat şu sözcükleri bir inceleyin dürüst bir kafayla. Zorlama tutum bunları bulmak mı, bu kadar açık gerçeği inkar etmek mi?

Eu-iyi, durable-durabilir, turn-dön, birth-börtlemek, election-elemek, horde-ordu, kin-kan, quite-gayet, say-söylemek, through-doğru, curve-kıvrım vs… Bunlar rastgele ilk aklımıza gelenler. Zorlama mı? Uyduruk mu? Rastlantı mı?

Bu kadar örtüşmeden 50-60’ı bile doğru çıksa kuramı ispatlamaya yeter diyoruz. İstatistik olarak yeter diyoruz. Neye dayanıyoruz. Çünkü 1- Geçmişte (binlerce yıl önce) zaten sözcük sayısı çok sınırlıydı; 2- Geçmişte az çok zengin olan sözcük türlerinin çok büyük kısmı temel nesnelerle, eylemlerle, temel durumlarla ilgili olanlardı. Maddeler, aletler, hayvanlar, doğa olayları, fiiller, tarifler vb. Ve aşağıdaki sözcüklerin çok büyük kısmı işte bu temel sözcüklerdir; 3- Türkçe kökenini kanıtlayabildiğimiz sözcük sayısı çok azdır. Kullandığımız birçok sözcük için Arapça, Farsça veya Latince köklü diyoruz. Çünkü en eski yazıtlarda geçmiyorsa Türkçe olduğunu kanıtlayamıyoruz. O çok sınırlı sayıda yazıtta, o tarihlerde konuşulan dilin kaçta kaç sözcüğü geçmiş olabilir? Şöyle açıklayalım: Şu anda diyelim 50 bin Türkçe sözcükle konuşuyoruz. T.C.  Anayasa Kitabı’nda bunun kaçta kaçı geçiyor? Beş bin yıl sonra bizlerden kalan tek yazılı belge bu anayasa kitabı olsa, gelecekte onu bulanlar Türkler 1500 kelimeyle konuşuyormuş mu diyecekler! Veya o belgede geçmeyen tüm Türkçe sözcükleri Türkçe kökenli olmaktan çıkaracaklar mı?; 4- Bir sözcüğün Türkçe kökenli olduğunu ispat için elimizde kalan ikinci kanıt bulma yolu da (sözcük yapıları kesin kanıt sayılmamalı, çünkü sık yanıltırlar) başka hiçbir dilde benzerinin bulunmaması. İşte o zaman hah, bu Türkçe diyebiliyoruz. O da Türkçe’den Batı dillerine geçen sözcük oranını doğal olarak çok aşağı çeken bir engel. Yani haksız istatistik rekabet. Sadece benzerleri olmayanı Türkçe saymak ve benzeri olanı hemen yabancı kökenli kabul etmek yaygın bir bilimdışı tutum. Kaldı ki şunu bulduk. Örneğin Göktürk Yazıtları’nda geçen (birazcık farklı geçen) birçok Türkçe sözcük bizim dil uzmanlarımızca bonkörce Farsça-Arapça-Batı dilleri kökenli gösterilmiş. “Kır” örneğin (Gır). Aka yakın kirli beyaz. Batı dillerine “grey” olarak geçmiş. Bize dönmüş gri olarak. Köken batı dili diyor bizim sözlükler. J Kan-kun-can-gence-genç-civan-young-cin-genious… Bizim “atak”ve “atik” ne olmuş, Fransızca “attaque” olmuş. Bakıyoruz sözcüğe “Atak”: Fransızca köken diyor bizim uzmanlar. Böyle onlarca örneği gösterdik. Sözlüklere, unvanlı munvanlı dilbilimcilerin hepsine güvenmeyin.

İşin ne uzmanı, ne profesyoneliyiz. Dil çalışmalarından amatörce ve merak saikiyle hoşlanan insanlarız. Ben ayrıca bir yazar olarak dili ve başka dilleri bilmeye çalışmakla yükümlüyüm. Bu konuya ben bile hiçbir gün sekiz saatimi ayırmadım. Aralarda vakit buldukça eğiliyorum. Yalnızca konu üstünde çalışmak için değil, şu sözlüğü değerlendirebilmek için de biraz dil yeteneği, çağrışım gelişimi ve emek gerekiyor. Algının, dillerin, sözcüklerin geçişleri doğrultusunda biraz açılması gerekiyor. Algısı açılmamış bir akıl “Solar-solmak” bağlantısını fark etmez bile. Tümülüs ile tümseğin aynı şey olduğunu göremez. Gösterseniz, uydurma der.       

Bunu niye dedik. Asıl işi bu olanlar, bundan para kazananlar konuya eğilseler kim bilir başka ne bağlantılar bulurlar. Sayıyı 300’den kim bilir kaça çıkarırlar. Ama bulmazlar. Çıkarmazlar. Bilinen genel ve özel nedenlerden. Oraya girmeyelim, işi uzatmayalım.

Fakat belli ki geçmişte bu doğrultuda daha yetkin çalışmalar yapılıyormuş. Bulabildiklerimizden biri Prof. Dr. Vecihe Hatipoğlu’nun yazısı.  Türk Dili, c.XXIX, s. 268, Ocak 1974.

Yazısında şunları söylüyor Hatipoğlu:

“Bilim verilerine göre Türkçe ile Latince arasında bir araştırma, karşılaştırma yapılacak olursa, kökende, yani menşede, bu iki dilin bazı sözcük ve ekler bakımından aynı kaynaktan yararlandıkları görülür. Şimdilik bilinmeyen bir çağda, Türkçe ile Latince aynı kaynağa yakın dolaylarda kullanılmış, sonra da bu kaynaktan ve birbirinden uzaklaşmışlardır. (…) Dillerin, yüzyıllar boyunca kolay kolay kök veya ek yaratamadıkları bilindiğine göre, pek çok dilin kök ve ek bakımından ortak bir kaynaktan ya da birbirlerinden yararlandıkları daima söz konusudur.
Türkçenin ekleriyle Hint-Avrupa dillerinin ekleri arasında, özellikle Latincenin bazı kök ve ekleri bakımından, çok yakın bir benzerlik bulunduğu kolay kolay inkâr edilemez"
Bu tür yakınlıklar ‘tesadüf’ diye yorumlanamaz, çünkü bu yakınlıklar bir tek sözcük veya ekte görülmemekte, bir dizide, bir sıralanışta olayların gelişmesinde görülmektedir.”
Tamamını da okumanızı öneririz: http://turkoloji.cu.edu.tr/ESKI%20TURK%20DILI/2.php

Başka kaynak, çalışma bulanlar, bilenler lütfen bizi haberdar etsin.

Bu çalışmada bana yakın destek olan ve ciddi katkılarda bulunan İlknur Arslanoğlu’na ve Arif Yavuz Aksoy’a teşekkür ederim.

Ne Türk milliyetçisi, ne Turancıyız. Ulusalcı veya bu iş dolayısıyla siyasi bir amacımız yok. Ticari bir amacımızın da bulunmadığını bilen bilir. Bu çalışmayı sürdürüyorsak, gerçeği, kimin işine yararsa yarasın, kimin işine yaramazsa yaramasın gerçek tutkusuyla arayanlardanız, onun içindir. Ve bir de dillerle, Türkçe ve her çeşidiyle uğraşmayı sevenlerdeniz. O kadar. Maksat işlerin aslını bilmek olsun.  Dil ve kültür iç içedir. Dil ve kültür kökü araştırmalarında asıl hakikate bizi yaklaştırması dileğiyle.

Kaan Arslanoğlu

 

TÜRKÇEDEN BATI DİLLERİNE GEÇEN SÖZCÜKLER

(Arapça-Farsça kökenli olmayanlar alınmıştır)

Able: Son ek olarak edebilmek.. yapabilmek. Türkçede bire bir aynı. Readable: okunabilir.

Absorb: Emmek. Eski Türkçede emmek anlamlı "sor"a ne kadar benziyor! Soğurmak oradan geliyor.

Ache: Acı

Add, addition: Katma, toplama.. Arapça Add: Sayma. Türkçe "katmak" filiyle bağlantılı.

Aqua: Su..akmak.. akıcı..

Again: Gene, yine.

Agate: Eski Roma dilinde iyi, Agapi: Yunanca’da sevilen kişi, sevgili, Aga:Türkçe’de sevilen kişi.

Aim: Amaç, eğilim, eğim

Ajar: Yarı açık. Aralık. Türkçe Acu: Açı. Açık.  

Akin: Akraba, yakın. Türkçe’deki “yakın” sözcüğünün “y”si düşmüş.

Al: (Latince başta olmak üzere Batı dilleri isim yapma eki) Spritual, Congenital… Türkçede aynı. Sak-al. Sak: Baş. Sakal: Ondan çıkan tüy. 

All: Hepsi.. Ol: Türkçe, o, öbürü, onlar, oğul, arı oğulu.

Alter: İkinci, alt, Türkçe: Alt, ikincil, ikinci yüz, altındaki.

Amare: (Latince) Aşk. Amor. Eski Türkçe: Amrak (Sevgili). Am... Amity: Dostluk, sevgi. Amiable: Sevimli... Keza Amy adı da buradan geliyor. Ambitious: Hevesli, arzulu...

Ana: Batılı kadın ismi olarak güzellik, lütuf, inayet; Latince ön ek olarak üste, geriye, baştan aşağı, bütünüyle…

Animate: Canlandırma… Hepsinin Türkçe’deki “ana” ile köken bağlantısı var.

Arrive: Ermek

Aryan: Ari ırk. Ari. Ariana (Latin), İran, İranlı.. Ari-Arı kök özdeşliğine dikkat.  

Ascension: Yükselmek, göğe ağmak. Asansör. Türkçe: Ağmak, asılmak (yükselmek)

Attach: Takmak

Attaque- Attack: Fransızca kökenli olduğu söylenir, tam tersidir. Atak, atik en eski Türkçe sözcüklerden. Yabancı dillerden Türkçeye geçtiği sanılan böyle bazı kelimelerin aslında Türkçeden o dillere geçtiği ne malum? Örneğin “onur” sözcüğü. TDK sözlük anında Fransızcaya vermiş. Nişanyan Fransızca, ama soru işareti diyor. En eski Türkçe yazılarda benzer anlamda sözcükler mevcut. Onuk: Aziz, saygıdeğer kişi… gibi. Onanmış, onaylanmış olmak… ? Latince honos. Türkçede bir de buna benzer Göne sözcüğü var.

Aus (dış-dışarıya-dışarıda) eki (Almanca) : Öksürük, öskürük, Osgırık, Osuruk, Aksırık sözcükleriyle bağlantılı. Bunlarda aynı zaman "eks" (dışarıya, dışarıda) ekiyle ilinti var. 

 

Bad: Kötü,bed.

Ban (İngilizce) yasak, yasaklamak. Arapça Men? Men etmek. Ama Türkçesi daha benzer: Bamak, Ban, Banmak… Bağlamak, bağlanmak… Ayrıca aynı kökten Bind, Bound.. bağlamak, bağlı vb. ; 

Barrack: Baraka. Eski Türkçede Borak. Bark. 

Base, basement: Taban, alt, esas.. “Basmak”tan (Arapça köken?) gelir. Eski Türkçede de basmak en azından baskın ve basılıp yayılmış anlamında vardır. Kim kimden almış?

Bath: Banyo. Türkçe batmak, banmak sözcükleriyle ilgili. Türkçede “ba” ile başlayan sözcükler su, çamur, bataklık, göl ile ilgili. Balık, batak, bataklık, banmak, batmak... Su ile Bu’yu bebekler de çok karıştırır. Büyük olasılıkla aynı köken. Bottle: Şişe, BoatBateau (Fransızca): Gemi. Boire: İçmek. Buhar, buğu buhur…     

Bear: Ayı. Eski Türkçede Börı: Kurt. 

Beat, Battle: Pataklamak?

Beleg: (Almanca) Belge, kanıt.  

Belly: Karın, göbek. Türkçe’de “bel”i (arkada) ifade ettiği gibi, tüm bel bölgesini de (arka-ön) ifade eder: (Bel – bel çevresi ölçümü…)

Better: Daha iyi. Türkçe bet: Çok, pek, iyi

Bien (Fransızca): İyi. Eski Türkçede bigen: beğenilen.

Bilet ve Bill ile “Belet” (belge-kanıt) arasında bir bağlantı?

Birth: Pörtlemek, börtlemek, doğum. İngilizce etimolojide İskandinavya kökenine bağlarlar. Oraya nereden gelmiş!

Blade: Bıçak, kılıç, kılıç ağzı.. Türkçe Bileda: Balta...

Blaze: Alaz

Body: Beden. Eski Türkçede "bod" boy ile ilgili. Kamet: Aynı anlamda. Boy, beden. 

Bore: Delik açmak, sondaj yapmak… Boru?

Boss: Patron, usta. Esas anlamı overseer. Yukardan gözleyen. Dutch kökeni Baes veya Baas. Türkçe: Baş.

Botanic: Yunanca botanikos “bitki” den geldiği söylenir. Eski Türkçe bitki, biten… Ot?

Brain: Beyin.

Brilliant: Pırıltı

Bruise: Bere  

Buckle: Büklüm

Bud: Tomurcuk. Bitmekten geliyor. Bitki bitmesi. Budak? Budun?

Bug: Böcek.. Böcü..

Bull, bufalo: Boğa. Eski Türklerde bukan.

Bulletin: Bülten. 1300'lerde Papalık yayını olarak geçer. Lattince "bulla"dan geldiği söylenir. Mühürlü belge. Bulla, boğum demektir, herhalde mühürü kast eder. Aynı zamanda "boğa"dır. Boğum, boğa, bulla.. Yoksa Eski Türkçe "Belet" (belge-kanıt) dan gelmesin? Eski Türkçe Bülte: Demet, deste, top.

Burg, bourgeois: Şehir isimleri sonu, şehir, şehirli. Aslı kale, burç içi yerleşim demek. Arapça burç… Türkçede burç: yüksek, sarp tepelik.

Bush: Çalı. Eski İskandinav- Alman dillerindeki "Busk"dan gelme. Türkçesi: Bük. 

Buttock: Kaba et, but. Türkçe: But

 

Caique: (Fransızca) Kayık

Calm: Durgun, kıpırtısız, sakin. “Kalım”dan köken?

Can: Yapabilmek. Türkçede fiilden isim yapma eki aynı anlamı verir. Etken, çalışkan, üretken, değişken...

Capacity: Kaplayıcılık, kaplama özelliği

Capire: Kapmak anlamak

Capsize: Kapsız kalmak, alabora olmak, devrilmek, kapaklanmak

Captive: Yakalanmış, kapılmış, esir

Capture: Kapmak, yakalamak. Cap ile başlayan ve kapsamayı ifade eden tüm bu sözcüklerin kap (çanak) ile bağlantısı söz konusu. Cabin, Cap vb..

Caravan: Kervan

Catch: Yakalamak.. Türkçeden (Kaçmak) ters anlamıyla geçmiş. Bu tür ters geçişler, zamanla anlam kayması ve değişimleri olağan. 

Cattus: (Latince) Kedi. Eski Türkçe Çetük

Cauldron: Kazan

Cave - Cavern, Cavity: Mağara, oyuk. Türkçe: Kovuk

Circuit, Circle: Çember, daire. “Çember”in Farsça kökenli olduğu bilinir. Keza Chamber: Oda, daire ile hiçbir bağlantı? Hey gidi Türk Dil Kurumum, Nişanyanım… Cahiliye devri aydınım! Çember Farsça ise Çevirmek, Çelmek, Sarmak, Sarmal da mı Farsça?

Charm: Çekicilik, alım. Türkçede: Çalım. Cartı: Şık, alımlı. 

Chew: Çiğnemek.

Child: Çocuk. Eski Türkçe Çağa, Çaga: Yavru, çocuk. Sümerce: Sag

Chill: Soğuk, soğukluk. "Cold" kökenli olduğu söylenir. Eski Türkçede "Çilden" kışın en soğuk dönemi. "Çilen" çığ.

Chin: Çene. Farsça çane kökenli. Eski Türkçede geçmiyor, fakat çanak ile bağlantısı tartışılabilir.

Chopper: (İngilizce) Kesen, parçalayan.. Satır.. Eski Türkçe: Çap: Kesmek, boynunun vurmak. Sümerce: Şab.. Çapa (Toprağa kesik atmak) Chapter: Bölüm

Civil: Medeni, uygar, kibar insan. Eski Türkçe: İyi huylu kişi.

Co: Latince ön ek. Birlikte, beraber... Türkçe Komak, koymak ile yakın bağlantı.

Coat: Kat, tabaka

Conan: Eski efsanedeki yabancı? kahraman. Eski Türkçede Kunan: Adaletli, adil.

Conglomeratus: (Latince) Conglomeration: To roll together. Türkçe Kangal.

Copper: Bakır. Latince cuprum. Bakır kap kullanan Türklerden köken aldığı iddiası var.  Bakınız: Kap.

Corner: Köşe.. "Kenar" ile benzerlik.. Farsça köken "kanar", "kiran".. Eski Türkçe Kanat...

Cossack: Kazak. Aynı zamanda Eski Türkçede otoriteye bağlı olmayan, başına buyruk.

Crack: Kırılma, yarılma, çatırdama

Crease: Kırışık

Crime: Cinayet, suç Türkçe: Kırım. Arapça: Cürüm.

Crio: (İngilizce) Soğuk, donmuş. Latince Kryos. Türkçe: Kır, kırağı, kar... Bozkır. Hepsi soğuk ve aklaşmış anlamı veriyor. 

Cross: Karşı

Crow: Karga…

Cup: Kase, bardak, kap.

Cure: Eski Türkçe Kür. 

Curettage. Kürtaj: Küremek, kürek.. den geliyor.

Curve, Curvatur:  Kıvrık, kıvrımlı.

Cut: Kesmek. Arapça Kat: kesmek. Türkçe: tabaka, katlamak, çoğaltmak, fazlalaştırmak, kesit, tabaka.

Cynic: Sinik, kötü anlam çıkartan, olumsuz. Sinsi. 

 

Çengi: Bin küsur yıldır Türklerin kullandığı bu sözcüğe de Farsça kökenli denir. Öyleyse Göktürkçedeki Çengin: Gösterişli, dikkat çekici ve Çengşi: Mucize, olağanüstü sözcükleri ne oluyor? Muhtemelen Çengi şamanist dansçıydı.  

 

“d-ed-ied” son eki (İngilizce). Örneğin crack-ed (kırılmış)… Edilmiş, yapılmış, ed, et-mekten

Daddy: Baba, dede

Dashing, Dasher: Atmak, fırlatmak anlamlarını da içerir ve Türkçe “daş-taş” sözcüğünden kaynaklı? Taşımak ile aynı kökenli? Türkçedeki “taş” ile “taşımak” benzerliği de aynı kökenli olmasından.

Dawn: (İngilizce) Gün ışıması. Tan. Sümerce: Dag.

Dear: Değerli, değer.

Decus, Decorare: Görkem, ihtişam, şan, gurur… Dekore etmek buradan türüyor. Türkçedeki “dik”e benzerlik?

Deep: Derinlik, derinde, dip. (deep in the woods: ormanın derinliklerinde… Below the surface: yüzeyden çok derinde)

Deny: Reddetmek, inkar etmek. Eski İngilizce ve Türkçede nay: hayır. Denay. Hayır demek.

Dicera, Dictare: Demek, söylemek, anlatmak, buyurmak… Fransızca dit-di, aynı kökenden, demek… dimek… didi.

Dome (İng) - Dom (Alm) : Kubbe. Tümör (Ur). Tomur, tomurcuk, tomar, tomruk ile yakından bağlı. Yuvarlak, toparlak şey... Tombul, tombalak... 

Domus: (Latince) Ev. Türkçe: Dam. 

Donare, Donate: Vermek, donatmak, donanma. Türkçe “don” sözcüğünden kaynaklı. Donlandırma, giydirme, kuşatma… Donare’nin dondan geldiğine itiraz edecekler için: Dünür… Sadece Türkçede var. Verici, evlikte kız ve erkek veren ve onu giydirip kuşatan…

Door: Kapı. Dar, darlık yer ile kesinlikle bağlantılı. 

Duck: Ördek? Ötdek?

Durable: Sürekli, devamlı, evladiyelik, kavi… Türkçesi: Durabilir.

During: (Durduğu) sürece

Dust: Toz

 

Early: (İngilizce) Erken

Earth: (İngilizce) Yer.. (Türkçe)  Arz (Arapça)

Ecole, ekol: School.. Okul, Arapça "ikra", kıraat, "Kuran" (Kutsal kitap) okumak, Türkçe: okumak. "Okı" Çağırmak, seslenmek. "Call"?

Eel: Yılan balığı.. Türkçe Yılan, muhtemeldir Anadolu'da söylendiği gibi Yıl-lan.. "lan" eki birçok hayvan ismine eklenen son ek. Sırtlan, Kaplan, Aslan...

El: Eski İngilizce el, kol. Günümüze kol büklümü kalmış: Elbow

Elektrik: Uygurca “yaltırık” parlak, parlayan, kıvılcımlanan…

Election: Elemek, seçim

Energy: “Erk” köküne dikkat

Er – ar eki: Türkçede geniş zamanlı olarak bir şeyi yapar-eder, yapan-eden anlamlı. İngilizcede aynı: Swimmer, runner, writer…

Essence: Esans, tin, ruh, koku, ıtır, öz... Es, esmek, esinti ile ilintili.

Eu: (Latince ön ek) İyi. Öjeni, öfori gibi sözcükler buradan geliyor. Türkçe: İyi, eyi.  

Eye: Göz. Türkçede aymak: gözü açılmak, ayılmak: uyanmak, gözü açılmak. Farsça Ayna, Aynı; Arapça: Ayn (göz), Türkçe Ayrı, aynı...

“Ex” Ön eki (Latince, İngilizce vb.) Çıkış, çıkma, eksilmiş, eski… Exit, Excitus, Ex-Husband vb… Türkçe köken: Eksilmek, eksi… “Eski” sözcüğü muhtemelen aynı kaynaktan…

 

First: (İngilizce) Primum (Latince) Birinci. 

Fix: Eklemek, ek.

Fur: (İngilizce) Kürk, tüy. Fury: Kürlü, tüylü. Furious: Öfkeli, saldırgan, çok güçlü, azgın. Hepsi aynı kök silsileden geliyor. En eski Türkçe'de F ile başlayan sözcük pek yoktur. F yerine B kullanılır. Börk: Hayvan derisinden tüylü başlık. Börı: Kurt. Burkan: Totem. Güç ve kudret sembolü. Bazıları güçlü hayvan simgeli. Arapça Furkan sözcüğü ile bağlantısı köken olarak kurulabilir?  

Full: Dolu, dolmuş… Tolu, tulu, tuli…

 

Gancio (İtalyanca): Veya Gancho (İspanyolca) Çengel, kanca anlamındadır. Dilimize bu kökenden geçtiği ileri sürülür. Oysa Göktürkçede Çangal budaklı, kıvrık ağaçtır. Çanga ise pençe anlamına gelir. Kim kimden almış? Farsça köken iddiası? Keza Kangal sözcüğü için de Yunanca köken iddiası. Kim önce yazarsa kazanıyor... 

Gang: Çete. Kank: Soy, Kanksık: Kardeş yakınlığında. Üvey kardeş. 

Generation: Soy, nesil. Eski Türkçede "Çin-Çine" soy.

Generate-Gene-Genious:  Üretmek, gen, deha… hepsi aynı kökenden: Can – Cin.. Can Farsça kabul edilir. Farsçaya bir anlamsız hediye daha: Eski Türkçede: Kan, kun.. Kunar: Bereket, bolluk. Gence: Eski Türkçede genişleyen, gelişen, büyüyen, genç. 

Get: İngilizce yalın hali ve birçok ekiyle onlarca anlamı var. Almak, sahip olmak, gitmek, gelmek, binmek vs.. Türkçede “g..t” de onlarca olmasa da aynı anlamda birçok sözcük kaynağı: Getir, götür, git vb..

God, got: Tanrı. Türkçe: Kut, kutlama kutsal, kutsallık, kutsama. 

Good: İyi. Got’tan, Kut’tan gelme.

Goose: Kaz, gaz.

Girl: Kız. Görülesi şey.. Gidin, görün…

Gnosis, Know: (Latince kök) Öğrenme. (g-k-o-n harfleri benzerliği)

Gladio: Kılıç. Gılıc

Glomus: (Latince) Lump (İngilizce) Yumru, yumak, topak...

Grey: Gri. Türkçe kır, gır...

Guide: Yol göstermek, rehberlik. Gütmek. 

 

Haberdasher: Çerçi. Gezginci satıcı. Aynı zamanda “haber taşır”lar.

Hair: Tüy, saç. Türkçe Hav: İnce tüy. Havlu buradan geliyor. Kökeni Farsça Xav, kav ise (kabuk vb..) bu sözcükler en eski Türkçede de var. 

Heiss: (Almanca) Isı. Eski Türkçe: İsig. Sümerce: İzim. 

Herr: Bay. Türkçe: Er, er kişi.

Hi (hay): Selam, merhaba, baksana, ne haber… Türkçede çok eski bir hitap ünlemi, aynı şekilde selam anlamı da içeriyor.  Ey, hay…

Highly: Hayli-fazla…

Hit: Vurmak. Türkçe itmek, “çekmek”in karşıtı, eski Türkçede aynı zamanda dürtmek.

Hoping: Hoplamak, zıplamak, arabaya binmek.Türkçedeki atlamak da benzer. Atlamak sözcüğü binlerce yıl önce muhtemeldir ki ata binmek, ata hoplamaktan türedi.

Horde: Ordu, güruh, sürü…

Horrible: Korkunç, iğrenç, kötü.. Horror: Dehşet, nefret.. Abhor: Hor görmek, iğrenmek. Hor: Kötü, aşağı,çirkin. Farsça kökenli olduğu söylenir. Ancak Erken binli yıllarda Türkçe yazılarda Kor veya Xor diye geçiyor.

Humble: Boynu bükük, aciz… Türkçe: Hımbıl

Hunter-Gatherer: Avcı-Toplayıcı. İlk insanlar bilindiği gibi hunter-gatherer idi. Buradaki "Hunt" sözcüğüne bakılınca kökeni “aramak”tır. Eski Türkçe "Hanıdır?"ı çağrıştırmıyor mu? Gatherer ise açıkça "getirir"dir.  

Hurray-Hurrah-Hoorah: Türkçeden geçtiği söylenir.

 

I am, Ich bin, Ez ım, Mın min (İngilizce, Almanca, Kürtçe, Tatarca) Ben-im… “Em, bin,ım, min” ekleri tamamen aynı kök

 

İdea: Fikir, Düşünce. Tanrısallık. İdeal: Ülküsel. İdol: Tapılacak nesne. Eski Türkçede İdi: Tanrısal, kutlu; İde: Ululuk, kudret.. İduk: Tanrısal, mübarek..

İlle, İlla, İllud: (Latince) Üçüncü tekil ve çoğul kişi. Türkçe: O-onlar. Eski Türkçe: Ol, ollar.

İll, İllness: Hastalık. İl, İlenme

İmage: İmge

İn: İç, içine, içinde… Muhtemeldir ki in: kovuk, oyuk, mağara, hayvan kovuğu ismiyle bağlantılı. Türkçe inmek: (Farklı anlamları): bir yerden bir yere gitmek, konaklamak… “in-en” ön eki (Latince, İngilizce vb.) İçine, içinde… Türkçede “in” kavramı ortak. İn: Çukur, hayvan yuvası… İnmek… Başı en-in ile başlayan kimi kelimelerde aynı yönde anlam: İnan, İnal, İnce, İnci, En, Enük… Keza em, emmek…

İncarnation: Ruhun beden, et bulması canlanması. "Carn" kökü, carnage.. vb beden, ölü beden, et, şehvetle ilgili. Eski ve yeni Türkçe "Karın"dan türeme. Karın ettir, aynı zamanda doğurandır. Karındaş: Kardeş. 

İso .. (izotop), “İsm” (Liberalizm, Marksizm vb.)İz, is, işaret, kopya vb. ile ilgili?

ity: (İngilizce son ek) Prosperity örneğin. Olmak, edilmek. “word-forming element making abstract nouns from adjectives and meaning "condition or quality of being .. ," from Middle English -ite, from Old French -ete (Modern French -ité) and directly from Latin -itatem (nominative -itas),” Türkçe: etmek, edilen ile bağlantılı. 

 

Jerk: Çekmek, aniden çekmek

Joy: Eğlence, eğlenme. Eski Türkçe: Toy: Eğlence. Toy (Oyuncak)

Juve, Young: Genç. Civan, Can kökünden… Hani Hint-Avrupa, Ural-Altay ayrılığı? En temel sözcükler ortak kökten.

Jungle: Cangıl. Farsça "Cengel" den geldiği ileri sürülür. Oysa Göktürkçe "Çangal" çok sık ağaçlı bölgedir. Aynı zamanda budaklı, kıvrık ağaçtır. Bakınız: Çengel.  

 

Kayak: (İngilizce) Kayak, kayık. Eskimo kayağı. İnuit dilinden..

Khan: Kaan, Kağan, Han.

Kin: Akrabalık, soydaşlık, kandaşlık… Türkçe: Kan.. Kandaş..

Kind: İyi, nazik, müşfik. Lazca: Kai, Kayren… Aynı anlamda, iyi.. Türkçe: Kayın (ağaç) : doğurgan ağaç, hayat ağacı, ağaç ana… İyilik, kutsallık simgesi.

Kurt: Almanlarda ortaçağda ortaya çıkan bir isim. Kökenini bulmak için çok zorlanıyorlar!

Kür: Tedavi..Core: Çekirdek.. Coeur: Kalp: Türkçe kökenleri “kor”. Ateşin en kızıl, kızgın hali… merkezi.. İnsanlığın ilk tedavilerinde bir vazgeçilmez…

Küvet ile Türkçe Büvet: Su seti, baraj arasında ilgi?

 

Latten: Altın. Arapça: Latun.

Likid: Sıvı. Eski Türkçe “ygilikidey” katı olmayan, yani sıvı demektir (örneğin kemik içindeki “ilik” için bu sözcük kullanılır.)

Leopard: Leo-Pard... Eski Türkçede Pars.

Less (İngilizce son ek): Önündeki sözcüğe olumsuz “siz-sız…” anlamı verir (bir şeyin bulunmadığını gösteren son ekler.) Doorless: Kapısız..

Ly (İngilizce son ek): Türkçenin “li”si ile tamamen örtüşür. Lovely: Sevimli.      

 

 

Make: Yapmak. Türkçede mek-mak mastar eki aynı anlamı verir. 

Man: İnsan veya adam anlamındadır. İlk Türkler kendileri için “ben” veya Azerilerin söylediği gibi “men” derlerdi. Ayrıca eski Türkçede son ek olarak bir şeyi yapan insan-adam anlamı var.

Many: Çok, fazla.. -Old English menigu, from many (adj.). The many "the multitude" attested from 1520s. Compare also Gothic managei"multitude, crowd," Old High German managi "large number, plurality," German Menge "multitude."- Türkçe'de Mengü: Bitimsiz, sonsuz... 

Me: (Latince). Ben, men.

Meat: Et. Eat, meat, et bağlantılı. Flesh, leş.. vb. nin bağlantısı gibi. 

Mel: (Latince) Bal.

Morula: Aynı zamanda tıbbi terim. Üzüm salkımı gibi. Veya karadut. Marul?

Muscle, musculus: Kas

 

Name, Nom: İsim. Nam… Farsça kökenli? Türkçe… Fame... Sümerce: Mu. En Eski Türkçe: Kü

New: Yeni. Nev… News: Haber…

Nay: Eski İngilizce ve eski Türkçede hayır anlamında. Rusça: Nyet. Başka bazı dillerde de benzer. Olumsuzluk: Na, no… Türkçedeki soru sözcükleri ne? ney? nasıl, ne asıl, neden, hangi nedenle hayır, hangi nedenle olumsuz… gibi birbirine bağlı mantıktan doğar. Bunlarda olumlu ve olumsuz (nay) birlikte iş görür.    

Ne: (Latince) Sözcük veya ek olarak soru anlamında. Olumsuzluk anlamı da verir. Eski Türkçedeki “ne”nin kullanımına yakın anlamlar. Vidisti-ne: Gördün mü? Ne veniat: Gelmesin.

Nos: (Latince) Birinci çoğul kişi. Biz. 

 

Oath: And

Omos (Yunanca) : Omuz.

One, Uno, Ein: Bir. Ön kökenli. Ya da Ön ile bağlantılı diyelim. 

Once: Bir zamanlar, önceleri. Önce..

Order: Emir, düzen. Yabancı dillerdeki "Or" ön eki düzen kavramını veriri. "Or" ile başlayan sözcüklerden birçoğu Türkçedeki “Ordu” ie ya da "Or" ile yakın ilintilidir: Düzen, sıra, emir vb.  Ordinary, Organisation… Org.. Ordnance: Savaş gereçleri...

Ox: Öküz. Sümerce: Gud, En Eski Türkçe: Ud. 

Orto, Ortho : Düzgün, doğru, dik, dikey…Türkçe:Orta ile yakın bağlantılı. Farklı bir anlamı: Sorunların çözümünde aşırılıklardan kaçınan, ölçülü bir yöntem izleyen. 

Other: Öteki, başkası, başka.. Öteki ile benzer? Ayrıca Eski Türkçede Adın: Başkası, diğer. 

 

Paloma (İspanyolca) : Güvercin, eski Türkçede ve yerel ağızlarda Pal: güvercin

Part: Parça. Sözlüklerde “Parça”nın da Farsça kökenli olduğu söylenmekte. TDK sözlük birçok sözcüğü Arapça veya Farsça kökenli saymakta çok hevesli. Oysa Göktürk yazıtlarında Parça, Barça olarak vardır. Bu nedenle özellikle Farsça kökenli zannedilen bazı sözcükler Türkçe kökenli de olabilir. Bu sözcüklerden pek azını örnek olarak aldık buraya.  “Nam” gibi.

Pace: Adım. Basmak..

Pasha: Paşa (Baş ağa) 

Pass: Geçmek, basıp gitmek… Basmak…

Patchy: Parçalı, yamalı…

Path-Pad: Patika-Patik-Pati aynı kökten

Pay (İngilizce) ödemek.. Türkçe Pay: Bölüşmek. Payına düşen..

Penta: (Latince) Beş. Penç. Beş. Hadi "Beş"i Türkler "penç"ten aldılar diyelim, Türkçedeki "pençe" ne olacak? Beş parmak... Ya "nç" Türkçe son eki? Ödünç, korkunç, utanç, sevinç, korkunç... Geçmişte bu ek "nç" değil, "ng" imiş. 

Pessimistic: Olumsuz düşünen. Pes etmek. Farsça: Bes. Yenilgiyi kabul etmek. 

Plate: Plak. Tabak, sahan. Düz yayvan, organ, nesne. Ablak: Düz, yayvan. 

Plain: Düz, düzlük, ova. Ablak?

Pochette: (Fransızca) Torba.. Bohça, Poğça kökünden.. 

Poli: Çok, fazla.. Türkçe: Bol

Polis: Çok insanın yaşadığı, kent. Türkler bunu hep “bolu”ya çevirdi. Safranbolu, Bolu, İnebolu.  

Potlaç: Kızılderili töresinden Fransızcaya geçen bu sözcükteki “laç” ekine dikkat. Eski Türkçedeki fiilden isim yapan laç-leç ekine ne denli benzer. 

Pre, Pri, Pir, Pro: Latince, Hint-Avrupa kökenli ön ekler. Türkçe Bir, birleşmek ile aynı köken. 

Press: Basmak. 

 

Quick: Çevik, Çabuk

Qua: (Latince) Soru sözcüğü. Türkçe “ka” ile özdeş. Kaç, kaçan, kaçang, kayu vb… Ne zaman, nasıl, hangi, kim vb…

Quality: Nitelik. Üstünlük. Türkçe: Gayet

Qui: Fransızca. (ki) : Kim?

Quite: Gayet

Quando: İtalyanca veya Portekizce.. Keza Cuando (İspanyolca) Ne zaman, ...dığı zaman, ...den beri anlamlarında. En eski Türkçe'den Xanda, Kanda ve bunların değişmiş hali: "Hani" sözcükleri. Nerede, nereden nereye, ne taraftan gibi anlamlara gelir. Örneğin "Hanidir bize gelmiyorsun" epeydir bize gelmiyorsun anlamında.   

Quantity: Nicelik. Çokluk. Türkçe kaç? Gaç?

 

Reach: Erişmek

Regulare, Regula: Yönetmekle, düzenle ilgili. Reis?

 

Sacrifice: Kurban etmek, adamak, feda. Sake: Amaç, niyet, hatır, için… Eski Türkçe Sak: Baş. Kesin bir iddia değil. Ama sözcüklerin evrimi ve çeşitlemesi bağlamında tartışılabilir. 

Salvation, Salvare (save kökü): Kurtuluş, özgürlük. Eski Türkçe "Sal" kökü salmak, kurtulmak, kurtarmak, serbest anlamlarında.

Sans (Fransızca) : Türkçede (siz-sız) anlamında. Sans lievre: Kitapsız.

Sap: (İngilizce) Sopa, sap. Sapling: Fide

Sassy: Kaba, küstah, kendini bilmez. Türkçe: Sası

Savan:  (Fransızca) Bilen kişi. Savoir: bilmek. Sav: Eski Türkçe söz, fikir. 

Save: Korumak, kurtarmak, tasarruf etmek. Türkçe: Savunmak

Say: Söylemek.. Eski Türkçede "ay" söylemek..

Science: Bilim. Türkçe: Saymak ile bağlantılı? Saymak: Bir şeyleri saymak (rakamla). Saymak: Dökümünü çıkarmak, listelemek, bilgi aktarmak.

Sea: Su

Second (İngilizce), Secundo (Latince) : İkinci. 

Section, Sect… Bölüm, kısım, grup… anlamlarında.  Türkçe: Seki, basamak. Sekmen: Derece, mertebe. Sekü: Dükkan…

Senses: Akıl, us. Us…. Sezgi?

Shine: Işıldamak.

Siyaset terimleri / Oligarşi, Monarşi, Hiyerarşi, Anarşi vb… Bu sözcüklerdeki ortak parça Arch-Archy Latince-İngilizce kökü. Yönetim, yetke, güç, egemenlik anlamına geliyor. Eski Türkçedeki “Erk”in tam karşılığı. Demokrasi, Aristokrasi, Mediyokrasi vb… Buradaki Latince “cracy” de benzer anlamda. Güç, kudret, egemenlik. O da harfleri biraz değiştirilmiş halde “erk” ile ortak kökenli. Common (İngilizce) yine Latince kökenli. Halk, kamu, ortaklaşa vb. anlamlarında. CommonWealth: Ulus.. Community.Communism-Komünizm. Birliktelik, ortaklık, hep birlikte, halk dayanışması… Eski Türkçedeki Kamu-Kamug tamamen aynı anlamda.

Soak: Islak. Su ak? Sulu?

Solar: Güneş, güneşle ilgili. Türkçe: Solmak ile bağlantılı.    

Sold: Satıldı

Soket: Kablonun ucunda öbür kablonun sokulacağı uzantı.

Sonus (Latince): Sound. Ses.. 

Soup: Çorba. Keza su kökenli. Soap: Sabun. Suck: Emmek. Soak: Islak. Hepsi "su" kökenli. 

Sing - Song: Şarkı söylemek, şarkı. Türkçe: Çongar-Çıngar: Bağırtı, çağırtı, nara, yüksek ses...

Sinüs: Yayın sinirden yapılan ipi. Sinüğ…

Sir: Kökeni “ser”dir. Baş kişi, saygın kişi.

Skip: Sekmek

Spark: (İngilizce) Kıvılcım, çakım, ateş, canlılık vb.. Rusça: Iskra.   Türkçe: Parlamak, pırıltı. 

Squeez: Sıkmak, süzmek. Sümerce: Sur

Step: Taban tepmek

Swear: Yemin etmek, küfretmek. Yine İngilizce "say" söylemekle bağlantılı. O da Türkçe "söylemek"le olduğu gibi, "sav" (söz) kelimesiyle muhtemelen ilintili.

 

Table: Masa. Tabak, tabla, taban vb. sözcükleriyle bağlantılı. 

Taboo: Nişanyan sözlükte ve TDK sözlükte bile İngilizce kökenli gösteriliyor. El insaf. “Tapmak” tan geliyor. Apaçık. Tabu, Tabuk… Kutsal şey… Tabun: İbadet. 

Tackle, Tucker, Tuck: Hepsinin takma fiiliyle yakın bağlantısı var. Sticky: Yapışkan. Aynı kökten.

Take: Takmak anlamıyla bağlantılı.

Tall: Uzun boylu. Eski Türkçede "tal" uzun boylu anlamında. ("dal"dan geliyor).

Tap: Hafifçe vurmak, kapıyı vurmak, parmaklarıyla vurmak, tempo tutmak vb. Türkçede Depmek, tepmek, vurmak. 

Taste: Tat

Tata: (Latince) Ata, baba.

Taw: Demiri kızdırmak, tava getirmek. Tav-Tava kökenli. Onların da Farsça kökenli olduğu söyleniyor. Acaba? Türkçede çok benzer “Kor” ve “Kav” sözcükleri var. Türklerin demiri ilk kullanan kavimlerden biri olması dolayısıyla Demir-Temir-Kor-Tav bağlantısı düşünülebilir. Kırgızlarda ve bazı eski Türkçe dillerde tav sözcüğü kullanılıyor.

Tecnic, Technology: Teknik. Bu sözcük de çok ilginç. Yunanca "Techne" den gelir. Sanat, el hüneri, ustalık, zenaat anlamına gelir. İngilizce karşılıklarından biri "Craft" aynı zamanda bildiğimiz "tekne" anlamındadır. Tekne eski Türklerin de kullandığı bir sözcük. Ağaçtan yalak, su deposu veya içinde bir şey karıştırılan ağaç kap. Aynı zamanda su aracı. Tekne yapımı M.Ö. 5000-6000 yıllarına dek uzanır. Eski Yunanlılar denizci bir kavim olduklarından ilk ustalaştıkları şeylerden biri büyük olasılıkla tekne idi. Tekne çok eski bir ortak sözcük olabilir.  

Teeth: Tiş. Diş.

Term - İnterim: (İngilizce) : İlki terim, ikincisi geçici, dönem, bir şeyin gerçekleştiği dönem anlamında. Eski Türkçe: Terim: Toplantı, dernek, derlemek, toplamak, emek, zahmet, bilim sanat erbabı... İlkinin kökeni "term" imiş. İkincisi Latince "terminus" kökenli. Sonu sınırlı vb. anlamında. Türkçe Torum: Yaşam süresi, vade.  

Tetra: Dört. Eski Türkçe: Tört.

Than: Türkçe "den". You are taller than I am. 

Thick: Kalın. Türkçe: Tok: Kalın, pek.

Thin: İnce

Throne-Thrones: Hükümranlık, taht, meleklerin en üst katı, en üst kat. -c. 1200, trone, "the seat of God or a saint in heaven;" c. 1300 as "seat occupied by a sovereign," from Old French trone (12c., Modern French trône), from Latin thronus, from Greek thronos "elevated seat, chair, throne," from PIE root *dher- (2) "to hold firmly, support"- Neymiş: TURAN - Türklerin efsanevi birliği, o ülkenin adı. Duran, sağlam, göksel. İngilizce kök açıklamasındaki "Dher" kök sözcüğüne dikkat! Duran, durmak.

Through, To: Doğru, toğru...

Tidy, Tidiness: Düzenli, tertipli, TİTİZ

Tillomania: Tıpta kıl koparma hastalığı. Eski Türkçede Tülü: Tüy, kıl. 

Top: Üst üstte.. Tepe. Türkiye yerel ağızlarında Tap: Tepe ya da dağ üstü düzlükler, tavan tahtası, tavan penceresi… Tapmak ile de bağlantılı. Tapduk: Gökten yere inen efsanevi kişi (Eski Türk inanışı).

Touch: Dokunmak

Toro, Taurus: Boğa. Eski Türkçede Torun: Boğa yavrusu. Toros (dağ). 

Toy: İngilizce oyuncak. Ama kök anlamında eğlence var. İşte: c. 1300, "amorous playing, sport," later "piece of fun or entertainment" (c. 1500), "thing of little value, trifle" (1520s), and "thing for a child to play with" (1580s). Of uncertain origin, and there may be more than one word here. Compare Middle Dutch toy, Dutch tuig "tools, apparatus; stuff, trash," in speeltuig "play-toy, plaything;"Türkçe Toy: Eğlence, şölen.

Tör:  (Son ek) Bir şeyi yapan, yapar. Animatör, organizatör… Töre ile bağlantılı? Bu bağlantı yok ise “tör” Türkçe değildir, ama sonundaki geniş zamanda yapar belirteci “r” Türkçe.

Track: İz, yol izi, ayak izi. İngilizce etimolojide ayak izinden geldiği belirtiliyor. Ayak.. (Ayak-Track benzerliği ayrıca söz konusu)

Tree: Ağaç. Kök sözcükler olarak belirtilen Tre, Daru, Doru vb.  Eski Türkçedeki Tirek, Direk, Diri gibi ağaçla bağlantılı kavramlara çok benziyor...

True (İngilizce): Doğru

Tsigane: (Fransızca), Cigany (Macarca), Tsingana (Yunanca) Çingene. Kökleri bunlar olduğu ileri sürülür. Göktürkçe "Çigan" "yoksul, fakir kimse" ile ne benzerlik?

Tulle: (Fransızca) Tül. Eski Türkçede Tülfır: İpek kumaştan perde, örtü. 

Turn: Dön

Tümülüs: Tümsek. Eski Türkçe Tübek: Tepe, tümsek. 

 

Um: (Latince ad yapan son ek) Bell-um, bellum: Savaş. Türkçede aynı son ek yaygın: Doğum, satım, alım, ölüm, kalım…

Up: Yukarda, tepede. Kökeni soylu, üst. -Phrase on the up-(and-up) "honest, straightforward"- Türkçe Apa: Ulu, yüce kişi, baba..

Urban: Kentsel. Urba, urbalılar, urbalıların olduğu yer?

Use: (İngilizce) Kullanmak, işletmek, alıştırmak vb. -"act of employing," from Anglo-French and Old French us "custom, practice, usage," from Latin usus "use, custom, practice, employment, skill, habit,"- Demek ki neymiş, akıl ile pratik yapmak. Latince usus: Kullanmak, alışkanlık, ustalık, yetenek, hüner. En eski kullanımlarını düşünün bu sözcüğün. Türkçe: Us (akıl), Uz (akıl, maharet), uzmanlık vb..  

Used (used up): Usanmış, tükenmiş. 

Usher: Yol gösterici, öncü, Türkçe “us-er”, akıllı adam.. Eski Türkçe: Aşur.

 

Very: Çok, bol. Türkçe vermek fiiliyle binlerce yıl önceden bağlantı?

Victoria (İngilizce), Uictoria (Latince) : Utku ?

Vos: (Latince) İkinci çoğul kişi. Siz.

Vice: Us, akıl

 

Ya: Almanca. Evet. Türkçede “ya ya” (evet) veya “ya” (tabii-öyle).

Yard: (İngilizce) Avlu, bahçe, çimenli bahçe, üstü açık iş yeri vb. anlamına gelir. Kökeninin "gard-garden" olduğu ileri sürülür. Yine de Türkçe "yer" sözcüğüne ne kadar benziyor. Üstelik Türkiye Yerel Ağızları Sözlüğünde (TDK) Yarda: Boş toprak... 

Year: yıl, yil

Yelling: Bağırma, feryat. Yel ve hatta yellenme ile ilişkili.

Yer: (Fransızca son ek) Pudriyer – Vestiyer… sonundaki “yer” ekine dikkat. Pudra konulan yer, elbise konulan yer…

Yogurt: Bu zaten bilinir.

Young ile Juve, Civan, Genç, Gence, Can bağlantısını kurmuştuk, ama bu aynı zamanda apaçık Eski Türkçe “Yanı-Yeni” demek  

Yot: (Ermenice) Yedi.  

 

Wood: Orman, odun. Odun !

Wise: Usta, bilge, akıllı. Us...

 

Birkaç ek: Türkçe’de organ isimleri (boyun, karın, alın) eğer organlar tek ise “ın, un” gibi ile biter genelde. Bu tekliği gösterir. “un-uno-one-ein” daki “un”.

Organlar çift ise (dirsek, bacak, ayak, uyluk, kulak, yanak vb..) Türkçe’deki “iki” nin “k”sı ile biter.

Ayrıca ilginçtir, İngilizcedeki “kol” ile “silahlı güç bağlantısı” (arm-army) Türkçe’de de bulunur. (Kol-kolluk-karakol). Bu da dillerin ortak yapısı için verilen çok sayıda örnekten sadece biridir.

Kas demek olan “musculus” sözcüğünün (Eski Yunan-Latin) kelime kökenini açıklamak için de yabancılar çok zorlanmış. Bu bileşik sözcüğün ilk bölümü “Mouse” fareden alınma. Kas fareye benzermiş, veya kas kasıldığında deri altında fare gibi oynarmış. Hatta Arapça’da da kas anlamına gelen adale, tarla faresi demekmiş? Belki? Eğer gerçekse sözcüklerin farklı dillerde aynı mantığı izleyerek üretildiğine dair önemli bir delil. Ama adale ve musculus sözcükleri o zamanın bilginlerince birbirinden aparılmış, çevrilmiş de olabilir.

Drink (İngilizce) veya Trinken (Almanca) sözcükler içmek anlamında. Her ikisi de içe almayı ifade ediyor “in” bölümüyle. Türkçede de aynı: İçmek. İçe almak…

Understand: Anlamak. Pek çok dilde anlamayı ifade eden bileşik sözcükte “durma”yı belirten bir sözcük vardır ki, insanlar anlamak için herhalde duruyorlar ve durarak düşünüyorlar. Verstehen, episteme, vakate vb. Türkçedeki “anlamak”ta ise an: akıl parçası mevcut. Yine “anlanmak”: durup vakit geçirmek gibi bir sözcük de var.  

Avrupa’da Coğrafya Adları Neden Türkçe? Epeyce bir zaman bilgi karartması yaptık işi espriye vurarak. Niagara: Ne Yaygara! Amazon: Amma Uzun. Ha ha ha! Epeyce güldük hep birlikte. Bu arada yeni farkına varıyoruz ki… Avrupa’da önemli dağ ve nehir adlarının neden Türkçe olduğu en azından neden fena halde Türkçeye benzediği sorusunu atlayıvermişiz! Alp dağları neden Alp? Yabancı etimolojik sözlükler Alp olduğu için diyorlar. Ne kadar tatmin edici! Ural dağ ismi ve nehri ne denli Türkçeye benziyor! Rastlantıdır canım… Ural-Altay dilleri… O da bize bir şey çağrıştırmıyor. Tuna nehri ne? Tuna, En eski Türkçede gösterişli, ihtişamlı, varlıklı demek. Acaba? Balkan dağları, Balkan bölgesi. Balkan eski Türkçede dağlık, ormanlık demek. Don nehri? Don eski Türkçede dalgalı arazi demek. Ayrıca don, donmuş demek. Ayrıca at kılı rengi demek. Acaba? Din de aynı kökten gelmiş bir iddiaya göre. Din Türkçede bir şeyin en yüksek noktası, sivri anlamına geliyormuş. TDK sözlükte de geçiyor. Dinyester, Dinyeper…  Onlarda da bir hikmet vardır. Karpatlar… Karpat yatağından taşan demek. Muhtemelen kar erimesi ile ilgili. Taşkınlarla. Elbruz… Neyin “el”i? Ne diyarı? Boranların mı, kıvrımların mı, bulutların mı? İdil nehri?  Sonraki adı Volga. Türklerin efsanevi gönenç bölgesi. Atilla’nın adı İdil’den gelirmiş. Fransızca kökenli “idil” diye bir sözcük varmış! Bakın rastlantıya! Huzurlu kır sahnesi anlamına gelirmiş. Baltık denizi.. Dinar dağları.. Çok oldu ama.. Sudeten: "from German, named for the Sudeten Mountains; mentioned by Ptolemy (2c.) but the name is of unknown origin, perhaps Illyrian." Sava nehri? Silah, sopa, değnek... Ta Güney Amerika’daki And dağları tuz biber ekiyor. Sahi bunun kökeni ne?  Güney Carolina, Kuzey Carolina. Yaniiii: Aşağı Karalahana, Yukarı Karalahana. En iyisi işi espriye vurup unutmak :)

Kuşkulu Benzerlikler: (Ek-19.11.2016) Yabancı sözcüklerin “güvenilir” etimolojik kaynaklarını okurken bir sözcüğün çok sayıda çeşitlemesi olabildiğini görüyoruz. Aynı dil ve akraba diller arasında zamana ve yere bağlı olarak birçok harf yer değiştiriyor. Hatta en çok da ilk harfler yer değiştiriyor. Onlar kendilerine ait kabul ettikleri sözcüklerde bu kadar büyük oynamaları son derece olağan görürken –ki doğrusu da budur, aynı anlamdaki aynı kelimeler her yöre ve zamanda farklı telaffuz edilir ve yazılır- biz çok belirgin bir benzerliğe işaret ettiğimizde çeyreği kadar hoşgörü bulamıyoruz. Bir iki harf yerinden oynasa, gördünüz mü, uyduruyorlar, bakın ne kadar zorlama deniyor. İşte aşağıda, yukarıdakiler kadar belirgin olmayan ancak büyük olasılıkla aynı kökten gelen sözcüklerin ayrı bir listesi:

Eski Türkçede “ong” kalıcı, sağlam demek. Tung: Güçlü, etkili kişi. Strong ile ilişkisi? - Tan-Tanned İngilizce güneşte kurutulmuş, tabaklanmış, güneşte yanmış, bronzlaşmış demek. Tan: Gün doğuşu ve güneş ile ilişkisi? -  Front: Ön. Ön Fırlamış ön ile bağlantısı? - Vertikal: Dikey. Dik ile benzerlik? - Ottenere-Ut: Almak. Ütmek? - Dynasti: Hükümdarlık, hanedan… Din sözcüğü Türkçede en yüksek, sivri yer anlamında. Bir de Tın, Tin var ki ruh, göksellik anlamında. Arapça Din de muhtemelen buradan geliyor… -   Blodd: Kan dökmek. Türkçe Bleda: Balta ile ilgisi? - Arp: Antik çalgı. Türkçe Arpa: Şamanların okuduğu dua, şarkı. -  Bordeaux Fransız şehrinin ismi Borda (kıyı-kenar) dan mı geliyor? Şarapları ile ünlü bu şehir aynı zamanda şarap rengi olan “Bordo”ya ismini vermiş. Peki eski Türkler üzüme ve bağa niye Bordu diyor? Şaraba da Bor derler;  -  Daha çok Yahudilerde geçen - AckmanAkman veya Erman soy isimlerinin Göktürkçe karşılıklarının bulunması sadece rastlantı mı? - Arthur ne? Kökeni Latince ursus, yani “ayı”ya dayandırılıyor. Artur: Göktürkçe cazibeli, çekici, işveli demek. O da kadına yaraşır. Uysa da uymasa da. -  Türkçede bile ne kadar değişiyor değil mi? Yok mu bir benzerlik. - Ten: On? - İsle: Ada, Aral. -  Muck: Gübre. Bok. - Kurut (tıp terimi) Crust: İngilizce. Kabuk. Kurumak, kurumuş. - Hayal: Arapça kökenli kabul edilir. Hallusination ile bağlantı? Hayal Arapça ise Göktürkçe Kıyal: İmge.. ne anlama geliyor? - Mourn: Matem, yas, üzüntü. Eski Türkçe Mung: Keder, üzüntü. Moğol aynı anlamda. - Success: Başarı. Sak ekini Eski Türkçe Baş veya Akıl olduğunu kabul edersek çok ilginç çifte benzerlik çıkıyor, hem fonetik hem birleşik sözcük mantığı bakımından. Sak-ses, Baş-arı… - Sell: Satmak. Eski Türkçe Sal: Göndermek, ulaştırmak, vermek? -   -  Lux: (Latince) : Işık.  -  Emergent: Zuhur eden, hızla ortaya çıkan, acil... Eski Türkçede Imırgı: Taze, körpe...  - Country: (İngilizce) Yer, ülke.. Sümerce: Tir, Eski Türkçe: Yir. - Kosta: Kenar. Sınır.. Sümerce: Maş, Eski Türkçe: Kaş... - Tear: Yırtmak. Fonetik ne kadar benziyor.. Keza, Choose: Seçmek, Break: Kırmak, Hard: Sert arasında ne fonetik benzerlik.. - Bank: Nehir kıyısı. Sümerce: Nanga, Eski Türkçe: Yanak, Yanggak.. - Anger: (İngilizce) Kızma. Eski Türkçe: Kızga. Sümerce: Mir - Sit: Oturmak... - Acoustic, Akis, Eko, Yankı.. Hepsi aynı kök. Hani Hint Avrupa ailesi? Biri İngilizce, Latince, öteki Sami Arapça, Biri en eski Türkçe - Zikzak: Fransızca köken. Kırık çizgi demek. Eski türkçede Sıgzag dişlerin arasındaki açıklık - Appall- Appaling: Korkutucu. Korkmak. Rengi beyazlamaktan geliyormuş. Apal, be pale. Türkçe: Afallamak. Şaşmak. Şaşkın, korkmuş bir ifade göstermek. - Dick: Penis. "Dik" ile alaka? - Corral- Corralling: Atları bir çit içine sokmak. Kurallamak? - KralCrasi: "Erk" den... - Slug: Sümüklü böcek.. Sülük? - ???

YENİ EKLENEN SÖZCÜKLER:  (Tartışma) Benzerliği daha kuvvetli olanlar sonradan yukarı listeye alındı, buradan silindi) Cloud: Bulut ; Mission: İş ; Dish: Aş ; Dive: Dalmak; Fore, For: Önde, Öndeki, ön. Fırlamak, fırlak ile bağlantı? ; Hot: Sıcak.. Od ile ilişki. ; Hack: Haklamak.. Çentik atmak, kesmek.. ; Mean: Anlamına gelmek. Arapça: Mana.. Ama Eski Türkçede de Manas diye bir sözcük var. Huy, mizaç anlamlı. Ayrıca “Mana” ile “Anlam” aynı anlamda ve benzerliğe dikkat.. ; Kurbash: Kırbaç ; Tedious: Sıkıcı, Bunaltı ile Tedirgin? Nebula: Bulutsu, bulut. ; Satied, Satisfy, Satisfied: Tama ermiş, dolmuş, doygunluğa ulaşmış ile Eski Sat: Tek, bir, tam, bütün arasındaki ilişki? ;  İlluminate: Yula… Prone ile Burun bağlantısı var mı, tartışalım arkadaşlar… Komıt diye bir sözcük var Eski Türkçede. Anlamı heyecanlandırmak, galeyana getirmek, teşvik etmek… Komut ile bağlantısı olabilir mi? Ya da Comics, Comedy ile? ; Eager: Acar… 

YENİ ÖNERİLEN SÖZCÜKLER: Bir bölümü kuvvetli benzerlik, bir bölümü zayıf benzerlik… Tartışmaya açıyorum: (Kuvvetli benzerlik olanlar sonradan yukarıya alındı ve buradan silindi) Noon: Öğlen ; Blur: Bulandırmak ; Bottom: Dip.. batım? ; Cancel: Silmek ; Eklektik: Eklemeli ; Curse: Kargış, ilenme, beddua ; Conscience: Saygı, saymak ; Crumb: Kırıntı ; Cuss: Küfür, küsmek? ; Cuckoo: Guguk kuşu ; Guess: Tahmin, kestirim ; Leak: Delik? ; Learn: Öğrenmek.. Salary: Salma ; Mini: Minik, minnacık ; Shake: Silkmek ; Miss: Özlemek ;  20.12.2016

Kaan Arslanoğlu

 

Güneş-Dil Sözlüğü’ne yeni katkılar:

41 yeni sözcük

TARTIŞMA:  “d-ed-ied” son eki (İngilizce). Örneğin crack-ed (kırılmış)… Edilmiş, yapılmış, ed, et-mekten ;  “Ex” Ön eki (Latince, İngilizce vb.) Çıkış, çıkma, eksilmiş, eski… Exit, Excitus, Ex-Husband vb… Türkçe köken: Eksilmek, eksi… “Eski” sözcüğü muhtemelen aynı kaynaktan… ; “in-en” ön eki (Latince, İngilizce vb.) İçine, içinde… Türkçede “in” kavramı ortak. İn: Çukur, hayvan yuvası… İnmek… Başı en-in ile başlayan kimi kelimelerde aynı yönde anlam: İnan, İnal, İnce, İnci, En, Enük… Keza em, emmek…

Kazım Mirşan, Osman Nedim Tuna, Haluk Tarcan kitapları: nı da taramaya başladım. Daha sonra başka kitapları da inceleyeceğim. Umarım sonrasında bu sözlük kitap haline gelir ve basılır.

İlgili yazarlardan aldığım veya orada görüp esinlendiğim sözcükleri de burada aktarıyorum. Bu yazarlardan ve başkalarından tarama devam edecek. O yüzden şimdilik hangi kitaplar olduğunu ayrıca kaydetmiyorum:

Kazım Mirşan’dan alınma: I am, Ich bin, Ez ım, Mın min (İngilizce, Almanca, Kürtçe, Tatarca) Ben-im… “Em, bin,ım, min” ekleri tamamen aynı kök;  Conic: Konik. Könı: (Tatarca) 1- Alışılagelmiş, 2- Koni (Başkırtça) : Deriden yapılmış burunlu kova… Conventionally: Alışılagelmiş şekilde, Concave: İç bükey.. ; Solve: İçinde çözümleme. Solüsyon vb.. Türkçe: Sola: Kapalı bir şeyin içine alma, Soluk: Nefes alma… ;   Attribute: Eski Türkçe: Atruq, Atılma, Atıf… ;  Exact: Kesin, kati.. Eski Türkçe: Çaq ; Quata: Kota, kat… Eski Türkçe: Qat ; Gony: Edgü ; Pure: Arığ ; Queen: Kraliçe, Qatun ; Quotient: Kat, Qatçığ ; Soul: İs (Latince Es)

Kazım Mirşan’dan esinlenme: Above: Üstünde.. Eski Türkçe: Ab, Kürtçe Ap, Keza İngilizce: Up (daha önce başka benzerlik nedeniyle sözlüğe almıştık ; Era: Dönem. Türkçe ara aynı anlamda ;  Education: Eski Türkçe: Edgü (bilmek, bildirmek) ;  Planet: Gezegen.. Eski Türkçe: Munçuo… Boncuk da aynı kökenden. Veya tersi. Mundial (Dünyasal) ve Moon (Ay) benzerliklerine dikkat…

Osman Nedim Tuna’dan alınma:  Gukin (Sümerce): Ökümene.. Türkçe: Ökün: Para, gül, benzeri şeylerin yığını. -Kümülasyon (Toplanma) ile aynı kök (b.notum)- ; Crush: Ezmek.. Sümerce: Gaz ; Shepherd: Çoban, çopan.. Sümerce: Sipad ; Gott Şulpae: (Almanca) Tanrı çoban, çoban yıldızı. Türkçe: Çolpan, Sümerce: Şulpae ; König (Almanca) : Hükümdar.. Türkçe: İlig, Sümerce: Alim…

Haluk Tarcan’dan alınma:  Demioergoi: (Yunanca): Demirci. Zanaatçı hür şehir sınıfı. Az farklı yazılışı Tanrı anlamında. Şekle sokan, usta Tanrı… ; Akdagh: İrlanda’da bir bölge ve dağ; Oz: Oz büyücüsü vb. Öz… Oz damgaları.. Göğe ağan ruh…

Sudore: (Latince) Ter, terlemek “İn sudore” terlemek, su içinde kalmak… Crimson: Kırmızı, Kızıl… Her ne kadar “kırmızı” Arapça kökenli sayılsa da, “kızıl” çok eski Türkçe. Üstelik “kırmızı” Dede Korkut hikayelerinde geçmekte ve orada Farsça veya Arapça kökenli gösterilen sözcükler içinde yer almamakta.  Apart: Parçaları ayrı.. Aparmak: Bir şeyi almak, götürmek… ; Fin, Finish, End: Son ; Dren, Drenaj: Akıt… “Dere” ile bağlantılı. Dere sözcüğü keza Farsça kökenli gösteriliyorsa da, Dede Korkut hikayelerinde geçmekte ve derlemeyi yapan Muharrem Ergin’ce Farsça, Arapça kökenli kelimeler arasında sayılmamaktadır ; Bosom: (İngilizce) Sine, kucak, göğüs.. Türkçe: Böğür?… ; Bellow: Böğürmek ; Boost: Arkasından, altından itmek.. Bastırmak? ; Resting: Fide, tohum.. Rasat: Türkçede yerel ağızlarda fide? ;  Obelisk, Oblique: Biri tepeye doğru incelen dikili taş, öbürü eğimli anlamında. Aynı şeklin tersine olanı, yani doğadaki eğik çukurlar neden Türkçe obruk? ; Retard: Gecikmek, engellemek.. Eski Türkçe: Tart: Çekme, Çekişme ile bağlantı? ; Sür: (Fransızca) Üzerinde.. Türkçe “Sürmek” Üstüne bir şeyi sürmek, boyamak vb… ile ilişkisi? ; Nope: Yok.. Hayır, No ; Diabolis: İblis, Albız, Albıs.. ; Dorm: (Latince) Uyumak.. Eski Türkçe: Udı, Udımak… ; Hurt: Yırt, Yar, Sürt, it, vur vb. ile ilişki? ; Colonne, Column : Sütun… Türkçe “Kol” dan gelebilir mi? En eski insan yapıtları büyük hacimli veya bina değildi. Bulunan küçük boyutlu eserlerde sütun olamazdı, ama kol bol vardı. Üç kollu şamdan, dört kollu aslan vb. Acaba? ; Volume: Hacim, oylum, miktar… Dolum ile bağlantı? ; Dolor: (Latince) Ağrı, acı, ıstırap… Dolmak-dalamak-dağlamak ile bağlantı? ; Cours: Yirmiden fazla anlamı var, hepsi birbiriyle bağlantılı… Türkçe: Kur, kurum, kurmak ile bağlantı?  Keza Creation (Yaratma) ile “Kurmak” bağlantısı?  Put: (Totem anlamında) Buda kökenli olduğu söylenir. Buda heykelleri… Petra (Taş) ile ilişki?  ; Arm, Army, Arma vb : Silah, ordu, silahla ilgili vb… Yarağ: Zırh, silah.. Yarmakan (Armağan) Şölenlerde verilen hediye –genellikle silah- , Ar: Onur, namus, Arman: Onurlu… Ur-Urmak: Vurmak? ; Harm: Zarar, ziyan, fenalık… Karma: Yağma, karıştırma… Haram… Yara vb. ile bağlantı? ; Epitaph: Mezar yazıtı. Kökenini şöyle izah ediyor “online etymology” sözlüğü: "inscription on a tomb or monument," mid-14c., from Old French epitaphe (12c.) and directly from Medieval Latin epitaphium "funeral oration, eulogy," from Greek epitaphion "a funeral oration," noun use of neuter of epitaphios (logos) "(words) spoken on the occasion of a funeral," from epi "at, over" (see epi ) + taphos "tomb, funeral rites,"… Buradaki “taph”sözcüğünün, keza “temple”ın (tapınak) , “Teo”nun, Türkçe “tapmak” ile ve “tengri” ile güçlü bağlantıları mevcut… ; Fransızcada “ent-ant-end-and” fiil  son ekleri, fiili isim soylu sözcük haline getiriyorlar, yan cümlede yer aldıkları zaman, “yaparak veya yaptığı” diye çeviriyoruz, ama “yapan-eden” ile hemen hemen aynı anlamda. İspanyolca ve İtalyanca da da endo-ando aynısı. Örnek: Parle: Konuşmak, Parlant: Konuşarak… Fakat buradaki fiil eki kişiyi, konuşanı tamamladığı zaman “konuşan” anlamında… Başka örnek: Alphabet Parlant: Konuşan Alfabe… Sondaki”t” okunmuyor “Parlan” diye okunuyor.      

Not: Bazı örneklerimiz size saçma gelebilir. Ama etimoloji konusunda okuduğumuz yerli ve yabancı birçok kaynakta bu bazı örneklerimizden çok daha uçuk yakıştırmalar yapılmakta. Biz her şeye rağmen ölçüyü korumaya çalışıyoruz, sözcükleri tartışmaya açıyoruz. Daha sağlam gördüklerimizi yukarıdaki listeye alıyoruz. O listede ilk eklenenler arasında bazı sağlam olmayan sözcükler var, ama büyük çoğunluğu güvenilir bir bilgi ve mantığa dayanmakta.

Kitap Taramaya Devam…

Haluk Tarcan’dan: Tarcan 30 kadar Baskça sözcüğün Türkçeden geçtiğini belirtiyor. Listesindeki bazı sözcükleri alabildik şimdilik. Çünkü bazılarının karşılıklarını bulamadık, bazıları Arapça ve Farsça kökenli. Bazılarının da anlamlarını düzelttik. Şunlar:

Ahoa, Aho: Ağız ; Aita: Ata, dede ; Alaba: Kız (Abla?) ; Ama: Ana ; Egun: Gün ; Zakur: Zağar (Köpek) ; Herri: Belde, kasaba (yer?).  Ayrıca bir de Fransızca Etant: Varlık sözcüğünün “Etmek” kaynaklı olduğunu ileri sürüyor. 

Necdet Sumer’den: Etik Latince Ethikos: Ethos (Alışkanlık) tan geliyor. Kökeni “Etmek”. Etme öğretisi, ahlak ; Ego Latince Egon (Ben) … Benlik. Eski Bir Orta Asya kurganında geçen ÖGÜN sözcüğünün haşmetmaap anlamına geldiğini ileri sürüyor. Size zorlama gelebilir. Peki Türkçedeki Övünmek, Övmek (-Ög- köklüdür en eski şeklinde) ile bağlantı kurabilir miyiz? 

Muazzez İlmiye Çığ’dan: Aslı Sümerolog Fritz Hommel’den: Gehen (Almanca) : Gitmek.. Sümerce: Gin ; Auge: Göz, Sümerce: İgi ; Amme (Almanca) Süt anne ; Volk (Almanca) Halk.. Sümerce: Ug, Eski Türkçe: Uk, Moğolca: Ux… -İngilizce Folk- ; Umun (Sümerce) : Ağrı, eziyet, dert.. Doğu Türkçe: Mung (Bunu daha önce İngilizce Mourning –yas, keder- ile benzeştirmiştik) ; Gans: Kaz, Sümerce: Uz ; Korb: Sepet, Kap; Sümerce: Ğab ;  Leder (Almanca) : Deri ; Schön: İyi, güzel, Eski Türkçe körk, körkem, Sümerce: Şirkan ; Los: Bağsız, özgür, kurtulmuş, Türkçe: Özgür.. (İngilizcedeki yoksunluk, bağsızlık eki “less”den daha önce bahsetmiştik, ilgili olabilir)  Lösen: Çözmek, Yakutça: Ösül…

(Yukarıdaki listeye Sümerce ile Türkçe arasındaki ortak 300’e yakın sözcükten sadece Almanca ile benzerliği bulunanlar alındı.)

4.1.2017 

Türkçe’nin Batı dillerine güçlü etkisi bugüne dek hep alay konusu edildi. Şimdi eğlenme sırası bizde. Kendimizle de dalga geçerek, şakadan vazgeçmeyerek, güçlü kanıtları sıralamaya devam edelim. Sözlüğümüz 700 sözcüğe yaklaştı. Az bir çalışmayla 1000’ni bulacak gibi. Temel fıkrası gerçek oluyor…

Temel İngiltere'ye gezmeye gidecekmiş. Tabii İngilizce bilmediğinden arkadaşı
Dursun’a sormuş. " Dursun ben İngiltere’ye gidince onlarla nasıl anlaşacağım?" Dursun da: "Bak, konuştuğun her cümlenin sonuna "ing" koy, onlar senin ne demek istediğini anlarlar" demiş... Ve temel İngiltere’ye gitmiş, çay içmek için bir kafeye oturmuş. Dursun’un söylediği taktiği uygulamak için garsona "Sen bana bir çay getirebiling?" demiş. Garson şaşkın şaşkın çay getirmeye gitmiş ve Temel’e çayı getirmiş. Bunun üzerine Temel, “Bak, ben ne güzel İngilizce
konuşuyoring değiling?” diye övünmüş.  

Garson da cevap vermiş:

"Ben Türk olmaying sen Nah içerdin çaying!"

Türkçe kökenli pek çok İngilizce sözcüğü bugüne dek örnek verdik… Şimdi yenileri:

S ile başlayan İngilizce sözcüklerin başından “s”yi çıkarın, olsunlar Türkçe sözcük…

Sad: Üzüntü, keder… Farklı bir örnekle başladık harf sırasına göre, ama “s” yerine “k” koyun… Olsun Ked… Yani “keder”. Gerçi bu Arapça köken… Şimdi Türkçeler geliyor…

Sag: “S” yi çıkarın, “ag” kalıyor, “eg” gibi okunur, eğilmek.

Sagacious: Çıkar “s”yi, agaşız, egeşız… Aga, Eke, Ekelik… Akıllı, zeki, anlayışlı.

Sage: “S”yi çıkarın aynı hesap. Bilge, eke…

Salary: “S”yi çıkarın, alari. Alınan. Ücret, maaş… Biraz zorlama oldu, ama olsun o kadar…

Sane: “S”yi çıkarın “ane” kalır. Anlı, yani aklı başında, akıllı. An: akıl. SanitarySanity… böyle gidiyor. Akılla, an ile ilgili.

Sap: “S”yi çıkarın. Ap, aptal.

Sausy: Asi. Arsız, küstah… Asi. Gerçi “Asi” de Arapça kökenli.

Say: Söylemek. Siz yine de “S”yi çıkarın, en eski Türkçe “ay” ile, söylemekle karşılaşırsınız. “S”yi çıkarmayın: Sey, yani söy…

Scab: Kab. Kabuk…

Scabbart: Kabbırt. Kılıç kını, kabı…

Scant: Kent… Kıt…

Scar: Kar… Yara izi. Karık… Toprağı sürmekle oluşan yarıklar…

Scare: Keyr. Korkutmak.

Scatter: Burada “s”yi çıkarmayın, kalsın… Suçıtmak, saçmak…

Schism: Kizım… Hizip, bölüntü… Kesim…

Scholar, scholastic, school: Hepsi “oku”mak ile ilgili.

Scissors: Kesen… Makas…

Scoff: Kof… Kafa bulmak. Bu espriydi. Şakada gerçek olabilir!

Scoop: Büyük kepçe… “Kup”, yani kap.

Scorch: Korç. Ateşe tutmak, “kor”a tutmak.

Scoundrel: Kandrıl. Kandırıkçı, alçak, habis.

Scourge: Kırc… Kırım.. Felaket…

Scurry: Kıri. Kırmak, koşarcasına kaçmak… :)

Seam: İm. İm, iz… Acaba? Dikiş yeri, dikiş izi.

Search: Irç… Araştırmak..

Secret, Secrecy: İkrit, ikrısi… Gizli?

Sekt: Ekt.. Gerçi burada daha çok bölünme anlamlı, ama “ek” anlamlı neden olmasın?

Sedition: Edişın. “De”mek ve eğitmek (edgü) yoluyla birçok yabancı sözcüğün Türkçe kökenini daha önce göstermiştik.

Seed: İd. Eden, yapan, doğuran. Tohum.

Select: Elekt. Elemek. Bunu da daha önce göstermiştik.

Semen: Emen… Adamlar J

Sens, Sensation: Sezgi, sanı… Bunlardan da söz etmiştik.

Serene: Bakın bu cidden önemli. “S”yi çıkarın. Eren kalır. Serenity… Dinginlik, huzur, ermişlik, “eren”lik…

Set: Çok anlamlı. Et... Etmek kökenli olması kuvvetle muhtemel.

Sit, Sat: İt, at… “Ot”urmak kökenli olması daha kuvvetle muhtemel.

Silence, Silent: Aylıns, Aylınt. “Ay”ın, sözün olmaması hali, sessizlik.

Since: İnce… Yap”ınca”, ed”ince”… -den” dolayı, , -e- göre…

Skew: Kyu… Eğri, çarpık… Kavlamış…

Ski: “S”yi çıkarın. Ki… Kızak, kayak…

Skill: “S”yi çıkarmayın.. Ustalık…

Slang: Lang… Argo konuşma… Lanlı, lunlu konuşma :)

Slaughter: Kelime tararken çok garibime gitti. Katliam, hayvan kesme vb.. anlamında. “S”yi çıkarın, kahkahayla gülme anlamı çıkmıyor mu? Bu insanlar kahkahayla gülerek mi katliam yapıyorlar???

Son: On… Oğlan?

Spurt: Pırt… Fışkırmak, pırtlamak..

Squezze: Kıviz. Bu da daha önce söz ettiklerimizden. Kısmak, kıvırmak…

Squirm: Kıwırm. Kıvranmak…

Stalk: Talk. Sap.. Talkım?

Step: Tep… Adımlamak, tepmek, taban tepmek…

Steppe: Tep. Bozkır.. Tepelik yerler…

Strong: “Str”yi çıkarın Ong (Eski Türkçe) … Güçlü, kuvvetli…

Stuck: Tak… Saplanmış, takılmış…

Struggle: “Str”yi çıkarın… Agıl… Ugraşma, uğraşma…

Succeed: Daha önce söz etmiştik. Sak eski Türkçe baş demek. Burada “başarı” ile örtüşmesi garip bir rastlantı.

Suck: “S”yi çıkarmayın, Sak… Emmek… Sağmak? Suckle, Suction

ŞİMDİ TAM CİDDİ BÖLÜM

Derma (Latin-Yunan), Dermatology: Deri, Deri hastalıkları bilimi…

Boreas: (Latince) Kuzey.. Kuzey Rüzgarı.. Fırtına.. Pek çok dilde ortak. En eski Türk yazıtlarında Bora, Boran… Fırtına. Poyraz… Aynı kökten.

Tergo: (Latince) Arka. Terki…

Maza: (Yunanca) Baza veya bazlamanın benzeri.

Aureus: (Latince) Sarı…

Aequualis: (Latince) Eşit

Ante: (Latince) Ön, önde…

Saliva: (Latince) Salya… Bu kelimenin Latince, Yunanca kökenli olduğu ileri sürülüyor. Sözcük ise bağır bağır bağırıyor Türkçeyim diye. Köken bilimciler, yerliler yabancılar, kelimenin yapısına ve benzerlerine bakmaksızın ilk buldukları yazılı kaynağın dilini köken olarak gösteriyorlar. Burada zaten bıkkınlık vermiş bir Batı merkezcilik var yabancılarda ve Türklerde. Atla itle bu kadar haşir neşir bir kavim atın itin salyasına bir ad bulmayacak mıydı? Salmak, salınmak, sarkmak… bir sürü benzer sözcük var eski Türkçede. Başka ilgili sözcükler: Sümük, sünük, sidük… Salya sümük ağlamak… Salya, sümük bize kalsın hiç değilse :) Bakın aşağıda da “köpük”ün  Latincesi.

Coque: Köpük…

Mucus: Sümük… “Sümük”ün “mük”üne dikkat…

Joy: (İngilizce) Eğlence… Eski Türkçe: Söy… Eski Türkçe Toy: Şölen, eğlenti.  

Succarum, Sugar (Latince, İngilizce) Şeker… Latin, Arap, Fars, Hint köken gösteriliyor. Peki, eski Türkçedeki şu sözcükler nereden gelmiş: Süçik: Tatlı içecek, şarap, şerbet… Süçımak, Süçışmak: Tatlanmak… Buradaki “sü” ön eki büyük olasılıkla “sukkar” veya “shakar”dan değil, “su”dan kaynaklı (Örneğin süt), ama “Süç” olunca fonetik ve anlam bire bir örtüşüyor.

Daha önce 600 küsur sözcük vardı, bundan sonra da devam edecek.

Kaan Arslanoğlu  6.1.2017

GÜNEŞ-DİL SÖZLÜĞÜNE 62 SÖZCÜK DAHA EKLEDİK

Kitap taramalarım devam ediyor. Son aylarda bu konuda 30’a yakın kitap devirdim. Son okuduklarımdan biri bu konuda en geniş sözcük haznesini içeriyor. Türkçe’den Batı dillerine geçmiş sözcükler listesinde en geniş hacme sahip olan bu kitap “Dünya Uygarlıklarında Türk Dili ve Kenger Uygarlığı” adında ve 2007’de yayımlanmış. Yazarı M. Ünal Mutlu. Binlerce sözcük örneği verilmiş. Bazılarını abartılı bulduk, katılamadık; çoğunluğu ise ikna ediciydi. Orada daha önce bizim başka kaynaklara bakmadan bulduğumuz 40’tan fazla sözcüğün yazar tarafından daha önce bulunduğunu gördük. Gerçi o da bizim bulduklarımızdan çoğunu bulamamıştı. Sonuçta kaynaklar birleşe birleşe büyük bir havuz oluşacak gibi görünüyor. Söz konusu kitaptan fazla ikircikli olmayan 41 örneği tartışmak için listeye aldık. İlerde daha başka örnekleri de tartışacağız.

M. Ünal Mutlu’dan:

Marine (İng), Mer (Fr), More (Rusça): Deniz… Moura (Yakutça) deniz… Müren: Göktürkçe Nehir…

House (İng): Ev… Koş (Eski Türkçe) ev, Huca (Çuvaşça) ev, oda… Arapça: Hücre…

Music (ing): Müzik… (Amusment: eğlence) Muz Kazakça eğlence, Meze Sümerce çalgı davul, Kımız eski Türk alkollü içeceği…

Joke (İng): Şaka.. Jomaq (Türkmence) şaka…

Multiple (İng): Çoklu.. Mul (bol) Tatarca, Nol (Kırgızca) Bol.. Sümerce Mu: çoğalmak…

Gram: Ağırlık ölçüsü. Keza biz buna kökü olan Gravitasyon’u ekleyelim… Yer ve çekimi… Grave… Ağırlık, Agırlık ile benzerliği?

Hell (İng), Hölle (Alm): Cehennem.. Ölmek…?

Guerra (İt): Savaş… Gerül.. (Ön Türkçe) Savaş… “Hır Gür”deki Gür? Güreş?

Depo (Fr): Depo.. Top, toplamak Tobo (Yakutça) toplamak..

Medicine: Tıp, sağaltım.. Em, Emci, Emdevci, (Emeda Sümerce), Emdi… Atasagun… Otacı…

Agean: Deniz ismi… Ece prenses Türkçe, Egian (Sümerce) Göklerin prensesi..

Kiosk (Alm): Kulube… Köşk.. Türkçe Koş: Kamp, ev?

Job (İng): İş.. Çaba..

Ocean: Okyanus… Yazar Türkçe Okan: Deniz, mavi.. kelimesinden türediğini ileri sürüyor; fakat ben “mavi”yi kısmen doğruladım, “deniz”i doğrulayamadım..

Magician, Magic (İng), Mago (İt): Büyücü, büyü… Umma (Sümerce) Cadı.. Umay (Esk. Türkçe) Tanrıça.. Yumaş (Çuvaşça): Büyücü.. Maşmaş (Sümerce): Umacı..

Elk (İng): Kanada geyiği… Elik: Geyik.. Elik: Halk ağzı: Dağ keçisi…

Just, Justice, Jury: Yargı ile ilgili. Yargı, Jar…

Philus (Fili) Latince: Sevmek. Yazar bunu İlgi, İlişmek, Sümerce Hili (Sevmek), Özbekçe İlinj, İlik ile bağlantılandırıyor..

Sword (İng): Kılıç.. Savut, Sowut.. eski Türkçe silah…

Grave: Mezar.. Gövre (Türkmence) ceset.. Kadavra?

Group: Grup.. Ogur..

Arya: Arya .. Hitit dilinde şarkı.. Türkçede Ir..

Tone: İngilizce.. Biz Tune da demiştik. Türkçe: Tın, Tını…

Branca (Latince): Pranga.. Eski Türkçe Bukağı…

Gorgos, Gorgon (Yunanca): Korku, korkutucu… Gorku…

Khymos (Yunanca): Özsu, meyve suyu vb… Kimya? Kımız…

Argument (İng): Tartışma.. Yargı…

War (İng): Urışmak, Vuruşmak, Vurmak…

Arch, Architecture (İng): Kemer, Su kemeri, Mimarlık… Ark, Arık.. Su yolu, su kanalı (ırmak…) ile bağlantı.

ŞİMDİ DE BİZİM YENİ BULUP TARTIŞMAYA AÇTIKLARIMIZ

There (İng): Orada

Fruit (Meyve): Fırlamaktan gelme olasılığı? Fırtlak..

Challenge: Meydan okuma, çetin iş, mücadele… “Çalmak” (Vurmak), sürmek, bulaşmak ile bağlantısı…

Tissue: Doku.. Çiçe

Bar: Çubuk, sırık, değnek… Parmak, Barmak (El) ile ilişki?

İntegrity: Bütünlük. Tegrek, Tegre, Daire, çember… Tegrity-İntegrity: Daire içinde..

History: Tarih.. Tururi.. (Mirşan’dan) “Tur” dönmekten geliyor. Keza aynı kaynak:

Tour: Tur, turlamak, dönmek

Booze: İçki… Boza.. (Okur önerisi.. S. Küçükoğlu?)

Tremendous: Büyük, heybetli.. Toraman…

Gorgeous: Güzel, görkemli, parlak… Görkem… (Sibel Küçükoğlu)

Every: Her…

Development: Büyütmek… Dev, Deve (Eski Türkçe: Tebe) Tağ, Taw, Dağ ile ilişki?

Para: İngilizce ön ek… Etrafında, bir şeyin yanında, yan oluşumlar… Parça ile ilişki?

Pearl: İnci… Parlayan?

Verus: Latince gerçek… Varlık… Var olma hali…? Verili…

Crop: Kırpmak (Ilgaz Alarcın)

Gasse: Almanca Geçit.. Geçe.. (Zeynel Beyaz)

Mammot (Geçmiş zaman fili): Yakutça Mammot aynı zamanda toprak ana, Mammy, Mama, Anne vb.. (Tülin Taner)

Obstacle: Engel… “Tackle” ile takmak, takılmak bağlantısı kurmuştuk. (Bu sözcük de Tülin Taner’den…)

Serene: Sessiz, sakin, dingin… Serinlik ile ilinti (Tülin Taner’in önerisi- biz aynı zamanda erenlik, ermişlik ile de bağ kurmuştuk.)

Kaan Arslanoğlu 27.1.2017


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Alper Yüzer

    Alper Yüzer 02.08.2017

    Birader ( kardeş ) : Brother

  • Günay Güner

    Günay Güner 10.05.2017

    Sayın Aslanoğlu, "Bu çalışmayı sürdürüyorsak, gerçeği, kimin işine yararsa yarasın, kimin işine yaramazsa yaramasın gerçek tutkusuyla arayanlardanız, onun içindir. Ve bir de dillerle, Türkçe ve her çeşidiyle uğraşmayı sevenlerdeniz. O kadar. Maksat işlerin aslını bilmek olsun. Dil ve kültür iç içedir" yazmışsınız; işte özlemini duyduğumu nesnellik. Güneş Dil Kuramı incelemsini Sırp dilbilimci, hem de ikinci girişiminde Atatürk'e ulaştırabiliyor. Çok sağ olun. Saygılarımla.

  • Deniz Can

    Deniz Can 01.02.2017

    Tamur, tamar ve tamır eski dilde damar anlamına geliyormuş, tunnel ile ilişkisi olabilir.

  • Zeynel Beyaz

    Zeynel Beyaz 29.01.2017

    İngilizce'deki CARE'in germanic ve indoeuropean kökleri ne kadar da Türkçe'deki KAYIR(mak) ile benzer. Belki de bu benzerlik bir bana görünüyordur. Saygılarımı sunarım hocam.

  • Gül T.

    Gül T. 28.01.2017

    Öl orhun yazıtlarında geçiyor. Hell Hölle ilk kayıt 9 yy. Kökenin okunuşu da öl'den çok farklı.Ö sesinin, proto cermencede h ya da e'ye dönüşümüne rastlanmış mıdır?Ya da h veya e sesi ö'ye dönüşebilir mi? Diyorum ki okunuş, söyleniş benzerlikleri üzerinde çok durulmasa. Hell eski nordik mitolojisinde soğuk bir yer olarak tasvir ediliyor ve cezalandırma yeri değil de daha çok ölünce gidelecek olan yer,türk mitolojisinde tamag yani cehennem diye kullanılan kelime ise yeraltında ruhların acı çektiği yer...Alper Er Tunga öldi mu?

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 28.01.2017

    Yahu taktı millet şu töreye. Töre tora ile alakalı çıkacak. Ben diyorum. Dinlemiyosunuz beni. Antiziyonist olun. Bişey demem. Yahudileri sevmek zorunda da değilsiniz. Ama toplu olarak insan medeniyeti üzerindeki etkilerini ve kültüre katkılarını yadsımayın. Türkler de çok etkilenmiştir judaism'den. Neyse. Başlıyorum. Cıks efendim. Töre tradition ile alakasız. Trade ile alakalı. Almak, vermek, ekonomiye can vermek falan yani. Tradition'da da anadan, atadan oğula, uşağa bi geçiş var. Elverme var. Geleneği iletme, aktarma var. Trade de hiç türkik kök yok. Kıliğr? Devam ediyorum. Kiler farsça değil. Bize alamancadan geçme. Keller! Onlara herhal Vulgata'dan geçmiştir. Cell de onla alakalı (hapishanedeki ve bedendeki hücre). Hepsi de hintavrupaspor. Güneş yok. Ay var. Hatta a.y.a. var. Olma mı? a.y.a. yorgunsss ve üşüsss

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 27.01.2017

    Okurumuz Mine Yılar'dan öneri: Tradition: Gelenek.. Töre.. Kiler sözcüğünü de önermişti ama, Kiler Farsça kökenli görünüyor?

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 27.01.2017

    En sona ek bir yazı ile 62 sözcük daha ilave edip tartışmaya açtık... Saygılar...

  • Zeynel Beyaz

    Zeynel Beyaz 25.01.2017

    Saygıdeğer Tülay Hocam, Almanca'da dar sokak anlamına gelen GASSE ne kadar da çok GEÇİT ya da GEÇE'yi çağrıştırıyor, değil mi? Hürmetler efendim

  • Müdüriyet

    Müdüriyet 08.01.2017

    Makul, yani makula Arif bey :)

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 08.01.2017

    Cıks. Sizce makul olabilir. Ama değil. Tora'nın etimolojisi gayet açıktır. Tor'la alakası yoktur. Ha töre deseydiniz bakın o janjanlı olurdu. Bi de ordan gidin derim. a.y.a. müdüriyete selamsss, mailler gelmiyo mu diye de sorsss

  • Müdüriyet

    Müdüriyet 08.01.2017

    Tülin Taner'den bir öneri: Tor, Torah, Tevrat... Bizce makul.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 04.01.2017

    60 KÜSUR kelime ekledim. Kitap çalışması konusunda ne yapabiliriz, buluşmada konuşuruz. İlgililerin dikkatine...

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 22.12.2016

    Burdan devam... 1. Aşık Veysel haklı. 2. Noon, blur, bottom, cancel, crumb, cuss, guess, leak, learn, salary, shake ve miss cıksss! 3. Earth (Erd / Arz) zaten vardı. Yok muydu eski listede? 4. Cuckoo yansıma ile türetilmiş. Ve guguk guşu yakın zamanda türkçeye girmiş. Ona da cıksss. 5. Paloma'nın kökeni etimoloji sözlüklerinde genelde Pale (soluk) ile ilişkilendirilen bi hintavrupa öncülüne bağlanır. Ama bence yannış. Columba kumru veya üveyik demek latincede. Ki o da yonancadan geçme... Palumba da güvercin işte. Yani? Kalumba okunan şey kumru, Palumba okunan güvercin... Bizimkiler Pal'ı ordan almış derseniz why not diyebilirim. Tersi cıkıs üstü cıkısss. a.y.a. en uzun geceye uyanmış olmaya hufsss ve MAY'ın son gönderisini okumaya koyulsss

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 20.12.2016

    20 sözcük daha önerdim, tartışmaya açtım.

  • Veysel Şatıroğlu

    Veysel Şatıroğlu 12.12.2016

    Türkçe'de İran dilinden alındığı iddia edilen BAC sözcüğü her bir ticari mal BAŞına alınan vergi ya da bir Bey'in denetimindeki panayır alanına gelen her bir ziyaretçi / tecimer BAŞına ödenen ayakbastı parası anlamına gelir. BAŞın BAÇ veya BAC olması çok garip sayılmaz. Bu durumda öncül dil Farsça değil de Türkçe olmaz mı? Ya İngilizce'deki iş birimi BAŞına ödenen ücrete de WAGE denmesi sizce de ilginç değil mi? Burada adetten olmuş. Ben de Saygılar sunayım. Sadık yarim kara topraktır.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 08.12.2016

    Değerli Utku Gümüş, bizim bağlı olmakla yükümlü olduğumuz günlük vatandaş mantığı değil, bilimsel mantık. Bilimsel mantığın ne olduğu yazı içinde izah edilmeye çalışılıyor. Günlük mantıkla bakarsanız dediğiniz türde "açıkları" yakalarsınız. Bilimsel mantığın -bilimsel araştırma mantığı" ne olduğunu ben de yer ve başka şeyler sınırından ötürü daha fazla açıklayamayacağım. Şu iki şeyi söyleyeceğim sadece: Zaten Macarca Türkçe'den türemiş, aynı aileden bir dil, o bir kök dil değil, niye karşılaştıralım. Ayrıca Macarlar binlerce yıl Avrupalı ile zaten iç içe yaşamışlar. önemli olan uzak bir kavmin dilinin benzemesi. İkincisi ise kaç kelimenin ispata yeteceği. Bunun için istatistik mantığını bilmek gerekiyor. İstatistikte "anlamlı" benzerlik, anlamlı farklılık diye kavramlar vardır. Eski insanlar 3-4 bin kelime ile konuşuyorsa örneğin bu sözcüklerden diyelim 100 tanesi ortak çıkmış ise bu benzerlik "anlamlı" kabul edilir. Yani günlük mantıkla her şeyi çözemeyiz. Bir şeylerin anlaşılmamasında temel formasyon eksiği büyük sorun. Saygılar.

  • utku gümüş

    utku gümüş 07.12.2016

    kaan bey selamlar. sarfettiginiz emege saygi duymakla birlikte, calismalarinizin birden çok mantık hatası içerdiğini belirteyim. 1. Türkçe ile x-y-z dilleri arasinda benzer yazilan / okunan kelimeleri çalışıyorsunuz. bu örnekler tek başlarına veya hepsi birden ele alındığında (veya iddia ettiğiniz gibi "dörtte biri bile doğru olsa" gibi yaklasimlarla) iddianizi / teorinizi kanitlamak için gerekli, ama yeterli değil. belki Macarca'da diğer dillerle ortak çok daha fazla kelime vardır, nereden biliyorsunuz? Türkçenin diğer dillere göre farkli bir konumu olduğunu vs. göstermek istiyorsaniz türkçe için verdiğiniz bu örnek sayılarına diğer dillerin ulaşamayacağini göstermeniz gerekir, bilmem anlatabildim mi. 2. Eğer iki dilde birbirine benzeyen kelimeleri saviniza kanıt olarak ele aliyorsaniz, ben de pekala birbirine benzemeyen kelimeleri iddianizi çürüten kanitlar olarak ortaya sürebilirim. 1000 karakter limiti sebebiyle daha fazla yazamıyorum. saygilar.

  • Zeynel Beyaz

    Zeynel Beyaz 03.12.2016

    Okul diye bir sözcük 1930lara kadar yoktu türkçede. O da imkan ve ihtimal dışı bence. Kır ve kırp neden arapça olmuş anlayamadım. Gayet (quite) türkçe eylem kökleri onlar. Ama crop ile sanmam ki bağlantılı olsunlar. Crow ile karga alakalı olabilir mi? Bence bu daha incelenesi bir başlık olurdu. Saygılar

  • Zeynel Beyaz

    Zeynel Beyaz 03.12.2016

    1891'den evvel dick'in erkeklik organı anlamında kullanıldığına dair kanıt yok. Richard'ın kısaltmasıdır Dick. Amerikan ingilizcesinde detektif (dedektif) anlamında da geçer. Dickhead'in ise 1960'lardan sonra kullanıma girdiği kaynaklarda mevcut. Dik kafalı anlamına gelmediğini kesinlikle belirtmek isterim. Diklikle pek bir alakası yoktur hani. Corral ispanyolca diye geçiyor. Latince kökenli yani. Kural ile çok alakasız gözüküyor. Galiba kural 1930'lardan sonra kullanıma girmiş bir sözcük. Olasılık dışı bence. Kral Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun Carolus'u ile alakalı diye yazıyor benim tüm kaynaklarımda. 14. Yüzyıl sonuna kadar türkçede hiç rastlanmamış olması ve ilk kez Macar kralı için spesifik olarak kullanılmış olması da bu tezle uyumlu. Salyangoz snail'dir. Slug ile bağlantılı olamaz. Salya zaten yunanca saliva'dan geliyor. Slug ile sülük arasında değil de sülük ile almancadaki egel (sülük) arasında bağ olabilir. Bir ara eel'i tartışmıştınız. Onunla alakalı olmasın?

  • Ilgaz Alarcın

    Ilgaz Alarcın 02.12.2016

    Kaan bey ve okurlar, sözlüklerde kır-kırp arapça olarak geçiyor, fakat bazı türkçe kelimeleri başka dillere emanet ettiğimiz bahsedilmişti. Ben araştırdım ama türkçe olduğuna dair bir şey bulamadım, eğer sizin bu konuda farklı bir fikriniz varsa kır-kırp----crop arasındaki ilişki de incelenebilir.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 30.11.2016

    Teşekkürler Sayın Tülin Taner, Kayak, School, Aryan, Brain sözcüklerini ekledik. Slug, Corralling, Kral, Dick sözcüklerini de tartışma bölümüne koyduk. Ötekilerden bazıları zaten sözlükte vardı, bazıları ise Türkçe kökenli değil. Katkınız için sağ olun. Saygılar.

  • tulin taner

    tulin taner 30.11.2016

    dick head (basinin dikine giden adam=(kufur) Corralling(=kural- lamak =Atlari cit icine sokmak, dize getirmek, esir etmek, kapatmak yada insanlari ve toplumu tek dizi yapip mars yurutmek(yonetmek) King -( Corral)kral=yoneten kisi tepe yurt(cadir-oba) yogurt March ( mars ileri) peynir(paneer-hintce'de peynir) ksam (hintce) =aksam kayak(kayak)=kaymak sandal ( sandalet ayakkabi, sal-lanmak, sandal agaci-Tamil hintce de olabilir) HOnour (onur) deligate (delege) coffin (kefen -arapca) ii(japonca)= iyi pir( bilge mursit farsca) bracelet(bilezik) opak( pak -temiz-net'in zitti) slug (suluk-salya- salyangoz) brain(beyin) ARYAN (saf ari irk-nazi) pure (pure saf , karismamis ) impure(kirli, karisik) School=OKUL,Oku

  • Çağrı Erhan

    Çağrı Erhan 29.11.2016

    Sayın Harma ve Arslanoğlu, sanırım kendimi iyi ifade edemedim. Uzman 3 kişidir demek istemedim. Kaldı ki Ortaylı'nın poliglotluğunun dil çalışmaları üzerine bir katkısı olduğunu görmedim. Eleştirim aslında Perinçek'in bu işler için yetersizliği üzerineydi. Ayrıca "burası için de dile getirilen kaba eleştiri - hakaret" bence fazlasıyla anlamsızdı. O yazıya da karşı eleştirimi yapmıştım. Çünkü kendini çok zaman eleştirsem, ciddi bir psikiyatrik değerlendirmeden geçmesi gerektiğini düşünsem ve stilini bazan gerçekten korkunç derecede yorucu bulsam da, o hakarete maruz kalan aya'nın gerçek poliglot olduğuna hiç şüphem yok. Zaten Conan dakikasında hakarete yanıt da vermişti. Hangi dilleri ne düzeyde bildiğini çözememişsem de en azından 6-7 dil takip edebildiğini seziyorum. Poliglotluk sınavından o geçerdi yani. Perinçek'le karşılaştırılmaz bile. Fantaziye karşı değilim. Ama ciddiyetinizin giderek arttığını görüyorum. 2 yılda ilerleme sağladınız. Takdir ediyorum. Saygılar. Ç. Erhan

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 29.11.2016

    Kıymetli yorumcular, bu işi uzmanına bırakalım, uzman üç kişidir, onlar bir şey yapmazsa bize beklemek düşer falan gibi konulara cevap vermek, tartışmaya girmek cidden anlamsız. Biz işimize bakalım. Çalışma sonuçlarını ortaya koyalım. Sözcüklerimizin en az üçte ikisinin sağlamlığından, gücünden eminim. Yeni olarak 63 madde daha ekledik. Çoğu en son bölümde. Bir süre orada kalacaklar, sonra yukarıya ekleyeceğiz. Doğrudur yanlıştır tartışmasına girmek isteyen için her şey ayan beyan ortada. İtirazı olan dile getiriyor. Cesareti olan hangi azman veya deha ise işte meydan, çıkar karşımıza. Herkese sevgiler, saygılar.

  • Mehmet Harma

    Mehmet Harma 29.11.2016

    Değerli Çağrı Erhan, ambargocu akademisyenler gibi olmamak lazım. Fildişi kuleler böyle inşa edilmiyor mu? İlgi bilgiden önce gelmez mi? Poliglot olmadan bu işlere kafa yorulamaz mı? Bu başlık altına yazan herkesler de poliglot mudur? Kısıtlayıcı tutum, katılımı da kısıtlamaz mı? Siz öyle deyince bu sorular geldi aklıma. "Gerçek olmayan poliglotların yaptıkları fantazi olabiliyor" derken haklı olabilirsiniz, ancak buna dair hayli kaba bir eleştiri (hakaret de sayılabilir) burası için de dile getirilmişti. Saygıyla.

  • Çağrı Erhan

    Çağrı Erhan 29.11.2016

    Kendimi aştım. Aynı günde 3 yorum yapıyorum. Bakır ile Copper ilişkisi metateze örnek olabilir. Cupr ile Bakr gibi. Kap'tan Cup. Kap yapılan maden Kapr. Metatez ile Bakr dönüşümü? Sanırım buna Nişanyan da değinmişti. Saygılar ve iyi geceler

  • Çağrı Erhan

    Çağrı Erhan 29.11.2016

    Victory ile victim'in kökü aynı demiş aya. Onu bilemiyorum. Ama witch (cadı) ile victim'in kökeni aynı diye geçiyor bendeki Oxford sözlüğünde. Kendisi de bulabilir. Saygılar. Ç. E.

  • Çağrı Erhan

    Çağrı Erhan 28.11.2016

    Sayın Mehmet Harma, Perinçek poliglot değildir. İdare edecek düzeyde Almanca bilir, o kadar. Tanıyarak söylüyorum. Kayda geçilsin. Türkiye'de Yalçın Küçük, Sevan Nişanyan ve İlber Ortaylı dışında fazla sayıda gerçek poliglot yoktur. Ana-dili Almanca, Rusça, İngilizce, Fransızca vb olan kişiler zaten genelde annelerinin memleketine giderler. Adettendir. Ermenice ve Yunanca zaten sakıncalıdır. Kürtçe yazılı kaynaklar problemli ya da propaganda ürünü. Arapça, Gürcüce bilenler bu işlerle alakasızdır. Türkiye Yahudileri arasında yeni nesilde 2 dilli insan yok gibi. Gerçek poliglot olmayan insanların bu tür sözcük kökeni fantazileri yapması biraz fazla zorlama olabiliyor. Poliglot olma meselesine değinen de en son aya olmuştu. Onun Cemre olmadığına o an emin oldum. Sanırım sizin çocuğunuz Fransız okulundaydı. İki anadil seviyesine erince o başlayabilir bu işlere. Aya'ya da bir düzeltme ya da öneri yapayım. "To sap" saplamak değil de sopalamak olur. Sap de sopa! Saygılar. Ç. Erhan

  • mehmet harma

    mehmet harma 28.11.2016

    Seversiniz sevmezsiniz bilemem ancak Doğu Perinçek bugünkü "Hiç sözlük okuyana rastladınız mı?" başlıklı yazısında, Güzel Türkçemiz yazılarına tekrar başlayacağını söylüyor. Bu serinin önceki yazılarından hatırladığım kadarıyla, sizlerin burada yaptığınıza benzer kök çalışmaları vardı. Meraklısına duyurulur.

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 24.11.2016

    Vict- ile ilgili olabilecek en yakın sözcük ise üt-mek'in üt'ü olabilirdi. Ama bence yine de değil. Neden? En az benim 3 kadar zorlama olurdu da ondan. BÖG ile BUG alakasızsa üt- ile vict- epey zor olur. T'den KT dönüşümü imkansız değilse de güçtür. Utku yeni modadır. Ütmek anlamlı belki. a.y.a. aşık atmasss, ütemesss ama hep ütülsss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 24.11.2016

    Melas ne? Melano hiç de gece siyahı değil. Bekmez artığı ve bekmez garası demek. Bekmezin garası neye benzer? Garagovan balı da benzer renkte olur hani. Meli (yunanca - ha bu da zekerci anonime kapak olsun) Yonanca'da tesadüf ki bal demek oliy. Ondan kelli, melas'ın malign ile alakası olamaz. Bal ile zor olur. Ama daha fazla olur. Bu arada, Arapça'da mel ya da mal eki yok. Arapça'da o manada "ek" olamaz. Ünsüzlerin dizilimlerini değiştirmek ya da standard bi ünsüz ile vezin değiştirmek Sami dillerinde türetme kuralıdır. Sami dilleri "yakinen" ilgi alanım olur. Siz anladınız. Mel'un means lanet edilesi, lanetli. Tel'in means lanet etme eylemi (bkz: sultanahmet ve beyazıt'taki cum'a çıkışı İsrail'i tel'in tatavaları). Lan'et... Lân? İ-len-mek??? Varsa Güneş, bu yana bakın bence. a.y.a. hürmetsss

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 24.11.2016

    "malign"i sözlükten sildim. Latince mal (kötü-lanetli vb.) kökünden geliyor. Bence Arapçadaki melun Arapça Mel-mal eki ve Latincedeki melano (kara) ile bağlantılı. AYA'ya mesaj, bu ikisi arasındaki bağlantı hala olabilir, ondan dolayı silmedim. En eski Türkçede henüz bir karşılık bulamadım melano veya mala. Vertikal evet Vertex'ten geliyor, zirve falan tamam da dik ile bağlantısı bence hala mahfuz. Yani kuşkulu sözcüklerden silmedim. Keza Uictoria ile Victim niye aynı kökten anlayamadım Kıymetli AYA. Etimolojide Türkçe ve Yabancı dilde bu kadar bile benzemeyen harfleri tamamen değişmiş sözcükler arasında öyle bağlantılar kuruluyor ki Hem de sıkça. Uictoria, victoriya ve utku arasında anlam bire bir aynı benzerlik de hala fazla. Yani kuşkulu.

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 23.11.2016

    unutkanlık başladı. demin yazacaktım. bracket harcıyorum. gayet türkçe değil. gaye arapça. gayet de farsça üzerinden bize gelmiş diye hatırımda kalmış. malign'in mel-un'la alakası yok. melano'nun melas'ı da gara demek ayrıca. espanyolca'da da mal aynı latince'de olduğu gibi kötü demek. habis yani. melun ise lanet'le alakalı. ha bakın, laan gibi okunacak şey ilenmek'le alakalı derseniz ona bişey diyemiyebilirim. bi de squeezE olacak. millet laf etmeden ben ediym. a.y.a. gerilsss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 23.11.2016

    ha bi de sapling fide oliy. -ling eki biliyosunuz küçültme yapiy. sap-ling? sap-çık. fide? tesadüf? a.y.a. sapsss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 23.11.2016

    ingilizce'de buğdayın sapına ya da ağacın köküyle dalları arasındaki kısmına "sap" denmesi ve üzerine deri-kumaş geçirilmiş meşe-gürgen sopa'ya da (bkz: haydar) yine "sap" denmesi ve yetmiyormuş gibi, bu sopanın bi yere vurulması eyleminin de "to sap" (saplamak?) olması ne kadar garip bi tesadüf, di mi? a.y.a. tesadüflere bayılsss

  • editör

    editör 23.11.2016

    Teşekkürler Sayın Recep Cintek, Oradan 8 ekleme yaptık. Saygılar.

  • Recep Cintek

    Recep Cintek 23.11.2016

    Men, sümercede bey anlamına gelen me veya en'den geliyor olabilir. Aga, sümerlerde de sevilen kişi demek. Ortak köken, iki ırmak arasının bu protohistorik dönemden historik döneme geçişi nedeni olan uygarlığıdır belki de. Osman Nedim Tuna, sümercede ve türkçede ortak 168 kelime saptamış. Güneş mezopotamya'dan yükselmiş muhtemelen. https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Şablon:Sümerce-Türkçe_ortak_kelimeler_listesi_(Tuna)

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 20.11.2016

    çene'nin farsça'dan geldiği savı tam bi deli saçması. eğer o doğru olsaydı, türkçe'de çiğnemek (çığnamak) diye bi eylemin olmaması gerekirdi. bu basbayaa eski bi ortak kökten farklı gelişim çizgisinde ilerleyişin örneği. ki, farsça zaten türkçe'den çok etkilendiğinden bunun önce türkçe'den farsça'ya alınıp sonra tekrar yazılı formda farsça'dan türkçe'ye geçmiş olması da muhtemel. a.y.a. öğlen turuna çıksss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 20.11.2016

    1. Yedinci paragrafta hint-avrupa tayfası sıralanırken Arapça da sehven yazılmış sanırım. Arapça'nın Sami dili olduğunu sayın yazar herkesten iyi bilir. 2. Vertical vertex'ten geliyo. Dik'le alakası yok. 3. Victory'nin eylem kökü ile victim'inki aynı. Utku ile bağlantısız. 4. Goose niye yok? Vardı listemizde. 5. Cossack zaten Türkçe. Ona batılı adam itiraz etmemişti. 6. Yahudi soyadlarında türkik etkiye şaşırmak anlamsız. Bugünkü Rusya coğrafyasında geçmişte türkçeden etkilenmemiş olmak imkansızdı. Kaldı ki 13. Kabile diye bi fenomen de var. Bunların bi kısmı aşkenazlarla karışmış halde. 7. Tabu İngilizce değil. Nişanyan da İngilizce demiyo. Ama bize geçiş ordan. Asıl Avustralasya adalarının ilkel kabilelerinden alıntı. Oraya eski türkçeden geçiş? Belki! 8. Bal meselesi biraz karışık. Anlatırım. 9. Wood-odun örneği daha da karışık. 10. Bored da bu durumda buruk oluyo. Sabah devam ederiz. a.y.a. şimdi guzsss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 19.11.2016

    To bore fiili zaten burmaktan geliyo. Burgu? Delik açan alet! a.y.a. dank etsss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 19.11.2016

    bi de... demin unuttum. sürmenaj oldum zaten. moğolca'da tav 5 demek. pek çok dilde 5 aslen "el" anlamına geliyo. 5 parmaktan hesabedin. taw'ın deri "deb"bağlamak, ya da "tab"aklamak dışında genel anlamı "el işi yapmak". bu da dikkate alınabilir. ki bence de kök aynıdır. bulana tebriksss milsss. a.y.a. tebrik koysss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 19.11.2016

    selamunaleyküm. anca gelebildim. 1. sayın John Dennis, bazuka için etimon var. türkçe değil. tubaya benzeyen bi müzik aletinden türetme isim. amerikanizmdir. amerikanizm ne midir? anlatırım sonra. 2. kuzey anadolu'da türk kökenli köylerin yerel ağızlarında dişeti anlamına gelen sözcük TUFA'dır. TOOTH ile ortak kök olmadığına beni öldürseler inandıramazlar! 3. Havlu ve Halı sözcüklerinde kök olan HAV (ince tüy, tüyümsü doku) ile cermanik dillerdeki HAAR (HAIR) de %99,9 aynı kökten geliyo. 4. hadi ateyizler, bunu da açıklayın! a.y.a. ritörnsss

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 19.11.2016

    Face'de yorum yazan sayın Oğuzhan Ahmet Kara, Atatürk'ün Güneş-Dil kuramından vazgeçmediğini ileri sürdü. Son zamanlarında yazdığı bir notu bunun kanıtlarından biri olarak gösteriyor. Doğru olabilir. Bu konudaki bilgileri tekrar gözden geçireceğim. Şimdilik "vazgeçti" demeyelim o zaman, bezdirildi diyelim. Çünkü Atatürk böyle birçok girişiminde bezdiriliyor. Başlıca etken kalitesizlik. Güneş-Dil kuramında ciddi bir yol alınamadığı ve ortada ikna edici bir eser bulunmadığı ise ortada duran gerçek. Bunun için bizim iddiamız Latince başta olmak üzere birçok önemli dilde etimolojik sözcük taraması yapmak. Biz bu konuda yetersiz olduğumuzu kabul ediyoruz. Ama gördüğümüz kadarıyla o doğrultuda yani yabancı diller taraması doğrultusunda dişe dokunur bir çalışma yapılmamış. Katkılarınız beklemeye devam ediyoruz.

  • Fahri Kumbul

    Fahri Kumbul 17.11.2016

    "Tav" eski (Asya kökenli) Türkçedir; örnek Kırgızca da aynı anlamda kullanılması savı pekiştiriyor. Kaan Arslanoğlu ve dil konusunda çalışan diğer arkadaşlarına teşekkürler.

  • editör

    editör 17.11.2016

    Teşekkürler sayın Alper Erdem, ekledik. Saygılar.

  • Alper Erdem

    Alper Erdem 17.11.2016

    Bulletin'da bahsi geçen "Belet" için de Almanca'dan "der Beleg" örnek gösterilebilir; belge, kanıt anlamında.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 16.11.2016

    Ahmet Yıldız dostumuzun gösterdiği kaynaklara dayanarak ve bir bölümünü kendimiz bularak Avrupa'da Coğrafi yer adları bölümünü sona ekledik. Birçok madde etti. Büyük dağ ve nehirlerin birçoğunun adı Türkçeye çok benziyor, üstelik Türkçeden anlamlı karşılıkları var. Alpler, Tuna, Ural, Don, Balkanlar, Karpatlar vb..

  • Deniz Can

    Deniz Can 16.11.2016

    Azak- azuk nereden ve kimden geldiği belli olmayan ok, bazuka ile ilgili olabilir gibi geldi. (http://gokturkanitlari.appspot.com/eskiturkcesozluk.html)

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 16.11.2016

    Taste, Tree, Pasha, Suck, Press gibi yeni eklemeler yaptım. Sözlüğe koyup koymamakta karasız kaldığım bazı benzeşmeler var ayrıca. Olmazsa bunları ek not olarak koyarız ama, şimdi görüşünüze sunayım. Eski Türkçede Ong kuvvetli, sağlam demek. Strong ile ilişkisi? Tav ile taw aynı. Fakat tav eski Türkçe değil deniyor. Bu konuda bilgisi olan? Latince Uictoriya Utku'ya ne çok benziyor? Keza Latince almak ut diye bir şey olarak geçiyor. Doğru mu? İtalyanca Ottenere. Ütmek? Wood ile odun birbirine benziyor? Tan Tan ağırması ve İngilizce Tan: Bronzlaşmış, güneşte kurutulmuş? Bir bağlantı?

  • RECAİ KULAKSIZ

    RECAİ KULAKSIZ 15.11.2016

    Geçmişte etimoloji konusuna epey bir merakım vardı. Sonra pek devam ettiremedim. Bence çok önemli bir konu. Dil hakimiyetim, sözel gücüm iyi değildir ayrıca çalışma alanımda değil bu konular. Ancak birçok edebiyatçı, dilbilimci olmasına rağmen bu konulara doğru dürüst kafa yoranda pek görmüyoruz. Sanırım pek getirisi olmayan bir konu:). Şahsen Tülay Yılmaz’ı:) Türkçe’ ye bakışımızdaki zenginliği görmemizi sağladığı için teşekkür ederim. Etimoloji konusuna kafa yoran ben bir tek Cengiz Özkancı’yı biliyorum. Kendisini bu yazı hakkında haberdar edebiliriz. Tartışma daha da bir gelişebilir diye düşünüyorum. Saygılarımla.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 14.11.2016

    Sayın Zeynel Beyaz, Baş Türkçe. Göktürk yazılarında geçiyor. Paşa da keza Türkçe. Başa'dan türetme. Ondan bin yıl sonra Almanca operada geçiyor diye verelim Almanca'ya. Dutch köken dediğimiz şey bu operadan önce. Yani böyle böyle sözcükleri yabancılara hediye ediyoruz. Göktürkçe sözlüğü bilmek gerek. İnternette birkaç kaynak var bunun için. Bir de onlineetymology.com diye bir site var. Buradan çok yararlandık. Yani tahmin üstüne madde eklemiyoruz. Benzerlik üzerine de değil. Dört beş yerden doğruladıktan sonra benzerlikte ısrar ediyoruz. Şimdi de bizim AYA'ya sesleniyorum. Senden şu iki rakamı aldık. Dört ve beş. Öteki 5'i nerede? Merakla bekliyoruz hala... Sözlüğün son şeklini yayımlamadan önce 10 kadar yeni madde ekledik. İlgililerin dikkatine. Saygılar.

  • zeynel beyaz

    zeynel beyaz 14.11.2016

    boss etimonunuz sanırım doğru değil. feys'ten takip ederken yeni yazınıza denk geldim. iyi oldu. boss'un hollanda dilindeki öncülünün de bir öncülü var. almanca: bassa. mozart operalarını takip edenler hatırlayacaktır. "bassa selim lebe lange" diye yeniçeri korosunun söylediği pek neşeli bir bölüm vardır. saraydan kız kaçırma'da... bassa selim: selim paşa'nın almancasıdır. paşa türkçe gibi dursa da değildir. farsçadan geçmedir. pat-şah, peder-şah, padişah... nihayetinde bu sözcük batı dillerine türkçeden geçmiştir. orası da ayrı.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.