KISA MALTEPE

KISA MALTEPE

Selamünaleyküm!

Yine birlikteyiz. Bugün, bir önceki yazımda minnet gerekçelerimi sıraladığım Nişanyan’ın kısmen izinden gidecek ve fakat ona yer yer sıkı eleştiriler de içerecek bir etimoloji çalışmasıyla karşınızdayım.

Yeni takipçiler için stilim başta biraz zorlayıcı gelebilirse de kendilerine aşağıdaki metni dikkatlice okumalarını öneririm. Makul miktarda kollateral çağrışımla sınırlandırmaya çalıştım (bilenler iyi bilir; benim kafa Venedik’i geçtim, Rio Karnavalı havasında her daim). Sense of humour’u gelişmiş, zeki ve entellektüel insanların keyif alabileceğini umuyorum. İdefiks sahibi düşmanlarımızdan ve zıridiotlardan değilseniz bu çalışmaya ayıracağınız dakikaları kesinlikle zaman israfı olarak anmayacağınıza eminim.
 

Ciddi uykusuzluk problemi yaşayan ve dikkati çabuk dağılan, hatta arada Saniyelik Sıtık Sıyrılması Sendromu’na (SSSS) tutulan bir adam olduğum için bir sürü hata yapıyorumdur. Ama gerçekleri alenen distorsiyona uğratmak, size kasten yanlış bilgi vermek, kendi ideolojik saplantılarımı kaktırmak gibi bir amacım hiç olmadı; olamaz. Fantastik uçuşmalarım olunca da mutlaka yasal uyarıyla onların fantazi babında değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatıyorum. Yazım hatalarımı ve doğru sanıp size sunduğum satırlardaki yanlışlarımı lütfen gözüme gözüme sokunuz. Dislektik olmayan bir inceleme sonrasında alacağınız notlarla geliştireceğiniz adam gibi eleştirilerinize her zaman açığız.

Bugünkü yazımızda daha önceki yazılarımın pek çoğuna ilginç göndermeler olacak. İsterseniz self citation sayın. Ego banyosundan hoşlanıyor da diyebilirsiniz. Bathory’yi de kan banyosundan hoşlanıyor diye suçlayan çoktu. Hmpfh!

Esirgeyen ve bağışlayan olduğunu ve hatta gerçekten var olduğunu umduğum (siz isterseniz buna iman deyin) kudretin adıyla, başlıyoruz!

Kesmek ya da kesmemek, işte bütün mesele bu!

Tülay Yılmaz Hoca’nın start verdiği Güneş macerasının ta en başlarında bir yorum yapmıştım. Etimolojide doğrudan sözcük alıntılamalarının yanı sıra bana garip gelen kavram eşliklerinden, benzerliklerinden bahseden bir yorumdu. Örneğim ise sütün bozulması için Türkçede kullanılan kesilmek eyleminin tam da bire bir çevirisi şeklinde İspanyolcada da geçmesi idi (tersi de söylenebilir).

Kes-il-mek kavramının İspanyolcadaki karşılığı cort-ar-se’dir. Latinik dillere aşina olanlar hemen göreceklerdir. O “se” eylemi, eyleyenin, eylemin kendisinden etkilenmesi halini ifade eder ve 1., 2. ve 3. tekil / çoğul şahıslara göre de değişir. Bizdeki –l ekinin aynısıdır (sun-ul-mak, geç-il-mek, an-ıl-mak ve benzeri binlerce örnekteki gibi). Terminolojiyle kafanızı bulandırmamak için bunu böyle söylüyorum ama bu fiil tipinin özel adı da (refleksif fiil) var. Bir de İspanyolca örneklerimde aksan (vurgu işareti) yokluğu sizler için kolaylık olsun diye öyle. Yoksa anadili Castellano olan arkadaşlarımla yazışırken buna dikkat ederim.

Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Cort-ar, Kes-mek demek oluyor. Yani? “La leche se corta con vinagre” cümlesinin karşılığı “Süt sirke ile (ekleyince) kesilir” şeklindedir. Leche cortada ise tam olarak kesilmiş (kesik) süt demektir.

Düşünün hele, İspanya nere Türkiye nere? Neden birbirinden bu kadar ayrı, yüzyıllar boyunca son derece sınırlı alışverişi olmuş iki kültürde aynı fenomen aynı kelime karşılıkları ile anlatılıyor? Bu bana hep garip gelmiştir. Söz konusu durum için benzer bir örnek olarak ara not giriyorum. İngilizcedeki bitch’in karşılığı da, aynen Türkçedeki gibi, aslında çiftleşmek için yeterli erginliğe gelmiş dişi köpektir! Yine yani? Orospu değil, kancık! Kahrolsun seksist dil, kahrolsun maçizm diyenleri duyuyorum. Kulağım uğuldamıyor. Gönlüm rahat!

İçinizden soruyorsunuzdur: Peki bunları bize niye anlattın? Şunun için anlattım: Ben bunun hep bir kavram ödünçlemesi, bir Calque olduğunu sanıyordum ama aslında bu hiç de kavram ödünçlemesi değilmiş; boru gibi aynı kökten gelen sözcüklerle karşı karşıyaymışız!

*** Calque: Çeviri şeklindeki ödünçleme oluyor. Misal, Übermensch’i Superman yaparsanız ya da Movie Star’ı Film Yıldızı yaparsanız buna Calque deniyor. Bit Pazarı’nın neredeyse her kültürde aynı anlama gelecek kelimelerle karşılanması da Calque örneği işte. Prezervatif (kondom) için Macarcadaki yaratıcılığı dünya milletlerinin ıskalamış olmasına sanırım sadece ben hayıflanıyorum. Neyse!

Konuyla alakasını kurmakta zorlanacaksınız ama şimdi size bir sır vereceğim. Mozart’ın Saraydan Kız Kaçırma operasının yeniçeriler korosunu bilir misiniz? Ya o koro var ya... O koro 22 yıldır, her gün, her saat, her dakika, her eylem anında maalesef benim beynimde fon gürültüsü olarak gümbür gümbür “Bassa Selim lebe lange!” diye çığırmakta ve ben bu gürültüyü susturmak için sürekli bir şeyler düşünmek zorundayım.

https://www.youtube.com/watch?v=v34IwJPq8ks

--- Temsili değil gerçek! Tam kadro, kafamın içinde ve iki kulağımın arasındalar.

Anlayacağınız halim harap. Kendi kendime düşünürken bulduğum en makul çözüm yine kendime deli saçması sorular sorup bunlara cevap aramak. Misal, vampirlerin ayna karşısında nasıl kendi sakallarını tıraş ettiklerini soruyorum BEN’e her gün. Ki buna hâlâ makul, tatminkâr bir cevap bulabilmiş değilim; yardımcı olursanız sevinirim.

İşte böyle boş düşünme süreçlerinin birinde de bu kes-il-mek fenomenini, yani çökeleğin, yani lorun oluşmasını, yani yoğurdun tutmasını, yani peynir mayasının Edam’a ve Maasdamer’e gidecek serüvenini kafamda takip ederken bir gün soruları çoğalttım. Sordum sarı çiçeğe. Pardon, sordum kendi kendime: La bu kesilmenin dingil-izcesi neydi? Kendim cevap verdi: to curdle! Süt kesilince içinde olan topakçıklara dingil-izler ne ad verirdi? Sade curdle (vanilya eklerseniz vanilyalı curdle oluyor).

Ne var bunda? Mı acaba? Gören gözler için bunda çok şey var. İngilizce etimoloji kaynaklarında bu curdle’ın bir zamanlar cruddle’dan (crudle’dan) metatezle oluştuğu rivayet olunur. Metatezin ne olduğunu daha önceki yazıları ve yorumları okuyanlar hatırlayacaktır. Haydi kısaca hatırlayalım. Bir sesin ya da ses öbeğinin sözcük içinde genelde ayna hayali gibi yer değiştirmesine metatez adı veriliyordu. Meşhur örneğimiz neydi? Tetra – Tört (4)! TR olmuş RT (aynı bugün gibi – anlayan anladı)!

Peki cruddle nereden türemiş? Unutmuyoruz. İnsan üretimi olan her şey başka bir öncülden türetilmiş olmak zorundadır. Ta en geriye gittiğinizde bu bir ses yansıması (onomatope de böyledir) bile olsa durum değişmez. Niye? Çünkü doğada var olan bir şeyi taklit etmişsinizdir ve bu yine yoktan var etmek kategorisine giremiyor. Üzülerek söylemek zorundayım. Beyinlerimizin % 2’sini falan değil, hepsini kullanıyoruz. Ama mal bu, malzeme bu! Zaten yoktan bir şey var etmek iddiası benim bakış açımda ultra saçma. Bunu yapabilen varsa direkt Tanrı o olur. Kendisiyle henüz tanışmadım.

Nerede kalmıştık? Hah! Cruddle’da kalmıştık. Bunun etimolojisine dair veri bulamadım fazla. Fakat tamamen yattığım yerden sallayarak şunu iddia ediyorum ki, HintAvrupaSpor taraftarları (Nişanyan bu fanatiklere dahildir) bunu herhalde pas, kir, bozulma falan anlamlarına gelen Crust ile ilişkilendiriyorlardır. E onla ilişkilendirsinler, bunda ne mi var? Şu var: Bence Curdle hiç de Cruddle’dan metatezle türemiş değil. Hatta tam tersi olmuş aslında! Nasıl mı? Bir sonraki paragrafa geçiniz please.

İspanyolca ve diğer Latinik dillerden İngilizceye kelime geçişlerinde hece sonu R’lerin L olduğuna dair az da olsa örnekler var. R’nin L’ye dönüşmesi zaten tüm diller arasında görülebilen bir alışveriş hadisesi. Kemal Ateş’in sürekli tekrarladığı YIBIL’izasyonun tipik örneği işte (aynı dilin kendi iç evriminde de mümkün). Yıbıl için vereceğim link vallahi müthiştir:

https://www.youtube.com/watch?v=5Zyv6YHR_UE

--- Gülmemek için siz de kendinizi zor tuttunuz, değil mi? Devam ediyoruz.

Benim iddiam şu ki, bu Curdle (kördıl gibi okunur) Cortar’dan (kortar diye okunur) bir vakitte dönüştürülmüş. T’lerin D’ye dönüşmesinin de bir milyon değilse bile 10 bin tane falan örneği mevcut. İsterseniz silsileyi şöyle tasarlayalım (okunduğu gibi yazıyorum):

Kort-ar --- Kort-al --- Kord-al --- Körd-al (burada yine ayrı bir kasti hata yapıyorum).

Şimdi gelelim İngilizcede kesmek eyleminin karşılığına. Geldik. Neydi? To cut! Nasıl okunur? KAT. İlginç. Bence çok ama çok ilginç. İngilizce bir eylem (temel fiillerden bahsediyorsak) en büyük olasılıkla hangi dilden alınmış olmalıdır? Friz dili pek bilinmez şimdi ama iyi bilinen dillerden örnek vereceksek:

1. Almancadan,

2. Viking istilası döneminde yine Cermanik Viking ağızlarından (Danca/İzlandaca ve Norveç dili daha iyi örnek – İsveççe biraz daha geri planda),

3. Hollanda dilinin öncül formlarından (yine cermanik etki ağır),

4. Roma etkisi döneminde primitif Latinik köklerden ve

5. Norman etkisi döneminde Fransızca üzerinden yine Latinik köklerden!


Bu sıralamanın niye böyle olduğunu bir sonraki yazıda detaylı anlatacağım. Kısmetse…

Dönelim CUT’a. Döndük. Alın bakalım Wiktionary’nin etimoloji sayfasında 'to cut' için olası kök sözcükler nasıl sıralanmış (aynen kopipeyst yaptım – Wiktionary’ye hepiniz erişebileceğiniz için bu örneği veriyorum):

From Middle English cuttenkittenkyttenketten, ("to cut"; compare Scots kutkit ‎(“to cut”)), probably of North Germanic origin, from Old Norse *kytja*kutta, from Proto-Germanic *kutjaną*kuttaną ‎(“to cut”), of uncertain origin, perhaps related to Proto-Germanic *kwetwą ("meat, flesh"; > Old Norse kvett ‎(“meat”)). Akin to Middle Swedish kotta ("to cut or carve with a knife"; > Swedish dialectal kåta, kuta ‎(to cut or chip with a knife), Swedish kuta, kytti ‎(a knife)), Norwegian kutte ‎(“to cut”), Icelandic kuta ‎(“to cut with a knife”), Old Norse kuti ‎(“small knife”), Norwegian kyttelkytelkjutul ‎(“pointed slip of wood used to strip bark”).

Protocermanik uydurukingenindeki meat/flesh gönderisini çıkarttığınız zaman hep aynı anlam üzerinde dönen kelimeler var. Bıçak, keski, kama, kesmek…

“E tabii bu da normal” diyeceksiniz siz şimdi. Ama değil işte. Bu normal değil. Almancası ne bunun? Schneiden! Cut’la ne alakası var? Yok! Yani hem var, hem yok! Saçma mı? O da değil!

Heh işte. Şimdi tam da istediğim sulara doğru açılma vakti. Buradan itibaren yeniçeriler korosunu susturmak için içimde geçen bir dialoğu izleyeceksiniz. Ben ve kendim konuşuyoruz. Kıs kıs kısss! İnformasya ve fantasya kamyon yükü. Kolay gelsin!

 

 * * *

Birinci soru: 16. yüzyıldan evvelki dönemde İspanyolca için en önemli etimolojik anadil kaynakları hangileridir?
El cevab: Latince (köylü ağızları da, klasik form da etkili), Arapça ve çok az oranda Got dili (yine cermanik) ve Gaelik (Keltler – Celtic) diller
İkinci soru: Cortar mastarı Latince’den etimonlu ise hangi sözden köken almıştır?
El cevab: Curto’dan (keserim, kısaltırım, kısarım – 1. tekilde present)
Üçüncü soru: Latince’de Kısa anlamına gelen sözcük nedir?
El cevab: Curtus (kürtus değil – kıs kıs kısss) ve maalesef Kurt ismi de galiba Kısa demek oluyor Tülay Hocam!
Dördüncü soru: Almanca ve İngilizce’de Kısa anlamına gelen sözcükler nelerdir?
El cevab: Kurz ve Short (a aaa, ne kadar da çok latinik köke benziyor, değil mi?) --- keskin için de Scharf ve Sharp, naaabeeer?!
Beşinci soru: Bu Curtus acaba hangi hayali ProtoHintAvrupa öncülünden çıkmış ola?
El cevab: Rivayet o ki, *(s)ker- kökünden (pislik yapmayın)
Altıncı soru: İngilizce’de bu kökten türediği iddia olunan sözcük nedir?
El cevab: To shear! Tesadüfe bakın ki tam türkçe karşılığı Sıyır-mak (benim daha önceden gerçekleştirdiğim eylem)
Yedinci soru: Yazmak anlamına gelen Scribe’ın bu kökle alakası var mıdır?
El cevab: Üstüne bastın kendimcim, ayağını kaldır!
Sekizinci soru: Yazmak aslında neydi?
El cevab: Emek değildi. Emek olan sevgiydi. Yazmak aslında kaz-ı-mak, çent-mek, kert-mek (kert – (s)ker???), kes-ki ile çiz-mek idi. Çünkü eskiden daş vardı (bkz: daş yok mu daş?), mağara duvarı vardı, kaya vardı, mermer vardı, tomruk vardı ve bunların hepsi Kelam’dan önce vardı!
Dokuzuncu soru: *kerp- hayali ProtoHintAvrupa kökünden türetilen (bu da kesmekle alakalı yine, maalesef) sözcükler genelde ne anlama gelir?
El cevab: Hayvan tüyü yolmak ya da tesadüfe bakın ki hayvandan yün kırp-mak, kırk-mak ve yine tesadüfe bakın ki ekin kır-mak (a aaa ve hatta oh haaa, yaaa)
Onuncu soru: Curtus’a dönersek, bunun Güneş’le veya Türkçe’yle ne alakası var?
El cevab: Soruya soruyla cevap vereceğim. Küt yalnızca kütpat ve kütürdemek gibi sözcüklerdeki ses yansıması mıdır?
On birinci soru: Evet. Değil midir?
El cevab: Nah öyledir! Saçını küt kestirdiğinde, bir şeyin ucu küt olduğunda, karnındaki ağrı için cerrah muayene notuna künt ağrı diye yazdığında (künt olmazsa keskin oluyor!) o küt’ler ve künt’ler yansıma mı oluyor?
On ikinci soru: Haaa! Peki Küt ile ne alakası var Curtus’un?
El cevab: Sadece Küt ile alakası olsa zaten onu anmazdım. Kes-mek’le, kıs-mak’la, kert-mek’le, kırk-mak’la, kırp-mak’la, çent-mek’le, yaz-mak’la, kaz-mak’la, çiz-mek’le, kısa’yla, kıt’la, kat’la da çok alakası var. Hatta kütük’le de bence alakalı. Ama ona Nişanyan kodikos, kodeks etimonu verir. Küt-ük bence gayet türkik kurala uygun bir türetme. Kes-ik, kıs-ık, kert-ik, kırp-ık, çent-ik, kaz-ık, çiz-ik oluyor da küt-ük niye olmasın?
On üçüncü soru: Komik olma. İlk verdiğin örneklerin hepsinde eylem kökü var. Oysa Küt’ü ses yansıması haricinde bir anlamda alsak bile orada isim ya da sıfat olur. Uçmadın mı biraz?
El cevab: Komplet bir gerçeklik olmayabilir. Ama ben de şöyle sorayım o zaman: Köp-ük de benzer kuralla türetilmiş gibi duruyor. Köp-mek diye bir eylem var mı bugün? Köpür-mek’ten türetilmiş dersen ona da cevabım hazır. Köp-ür-mek??? Yine kök köp olmadı mı? Belki de bilmediğimiz bir evrede bazı eylemlerin köklerini eylem bildirmek için kullanmaktan vazgeçmiştir “medeniyetsiz barbarlar” ya da “göçer sürüleri”. Hmmm? Mumya bile yaşıyorsa dil hayda hayda yaşıyor nihayetinde. Yaşayan her şey değişir. Nesillerden nesillere aktarım olurken dönüşür. Bazı organlar rudimenter olur. Evrim teori değil, gerçeğin dibidir. Evrim yok diyeni Allah daş eder! Bak, Evrim yok diyen kızlar daş olmuşlar, daş!

https://www.youtube.com/watch?v=RkD6YY8j7sw

--- İşte kanıtı. Daş olmamış mı?

On dördüncü soru: Adnan Hoca’ya neden takıksın? Bence kıskanıyorsun onu. Hem yine feci uçmadın mı sence? Ha bir de demin Kat dedindi. O ne alaka?
El cevab: Harun Yahya’yı takdir ediyorum. Adeta Thulsa Doom’su bir kişilik. Çeliğin sırrındansa etin sırrına vakıf olmuş kendisi.

Ayrıca siz uçuş görmemişsiniz. Hele bir durun. Daha nerelerin uydu görüntülerini alacağız. Yukarıdakine başka bir örnek vereyim hemen. İngilizce’deki Cut’ın nordik dillerde bıçak, kılıç anlamına gelen bir şeyden türemesi garibinize gitmiyor da benim örneğim neden sizce o kadar uçuk oluyor? Kat’a gelince. Kat ne demek? Size göre eklenen veya üstüne konan şey demek, tabaka demek. E ben de soruyorum o zaman: Layer, Level oluyor da Slice olmuyor mu? Slice ne demek? Kesit demek! Kat kat kat, çokonat hesabı olmaz mı?

On beşinci soru: Yok daha neler?
El cevab: Daha şunlar: Köt-ü ve Göt de bence bunla alakalı.
On altıncı soru: Nasıl yani? Fantazi hududunu geçtin bence.
El cevab: Hiç de geçmedim. Köt-ü işte. 2500 yıl önce Orta Asya steplerinde at üstünde oradan oraya giderken en değerli nesneler sıralamanda bıçağın muhtemelen birinci sırayı tutardı. Bıçağının ucu körelirse, küt olursa o artık işlev görmezdi. Bozuk olurdu. Köt-ü olurdu.
On yedinci soru: Ya peki malum kelime?
El cevab: Sık bozulmaya yatkın bir organ olduğundan ve içinden çürük, bozuk şeyler çıktığından olsa gerek. Kıs kıs kısss!
On sekizinci soru: Neyse, sululuğu kes de işimize bakalım. Ben de kes dedim bu arada. Yine neyse. Yani sence kesmek ve kısaltmak ve türevi eylemlerin Hint-Avrupa dillerindeki kök formu türkik. Bunu mu iddia ediyorsun? Gerçekten Güneş’i mi savunuyorsun?
El cevab: Daha beterini yapıyorum. Kök form türkik değil. Ama güneş doğru diyorum.
On dokuzuncu soru: Ne yani? Hint-Avrupa mı türkik kökün öncülü?
El cevab: Çok daha beterini söylüyorum. Ama adamı konuşturmuyorsunuz ki!
Yirminci soru: Peki, konuş bakalım. Ne diyeceksin?
El cevab: Diyeceğim o ki, Güneş bence fazlasıyla doğru. Sami dillerinin bile bunla çok sıkı bağlantısı var. Kök türkik demiyorum. 1 öncülden hem türkik, hem indo-aryanik, hem de semitik formlar türemiş!
Yirmibirinci soru: Hass!... Sami dilleri bambaşka bir grup. Şimdi harbi saçmaladın. Ama saçmalamanı izlemek de hoş olmaya başladı. Ver bakalım şu semitik örnekleri. Kes-mek’le alakası var mı?
El cevab: Olmaz mı? Küçük dilini yutturacak kadar hem de! Alçak düşman al sana bomba! Başlıyorum:

 

  •  Hat: çizgi, çizik, kesi, yazı --- hattat: yazı yazan, çizen --- emre olanı eski zengin playboy (zengin olmayan playboy?!)

  •  Had: bıçağın/kılıcın ağzı, keskin kenar, yasak, sınır, hudut (kök aynı)

  •  Haddizatında: in itself, esasında 

  •  Hadid: demir – Akad dilinde eddu: bıçak, demir bıçak, kılıç --- hadda: bıçak bilemek

  •  Hata: yanlış, düz bir yüzeyde oluşan bozukluk, çentik

  •  Hatır: uykunun kesilmesi, uyanmak kökünden gelir

  •  Hatem : bir şeyin bitimi, sonlanması

  •  Hatim: bir şeyi sonlandırmak, bitirmek, kesmek, mühürlemek

  •  Hiddet: keskinlik, kızgınlık

  • Hisse: pay, kesit

  •  Hitan: sünnet (yumurtanın sarısı, gitti çükün yarısı)

  •  Kasaba: koruyucu duvarla çevrili yer, sınırları belli yerleşim

    ***diğer alanlarla ilişkiyi kesen duvarın varlığı dikkat çekici. Kort’un ve mahkeme anlamındaki Court’un ve Koro’nun ve Horon’un kökeni olan Cohort’un da (Kohort – Kesit!) eski Roma’da sınırları belli arazi anlamına gelmesi garip. Horon için verilen Yunanca etimon Latince için de geçerli.

  •  Kasap: kesen, kesim yapan

  •  Kat: akarsuyu yararak geçmek, to cross, teğet (kesip?) geçmek

  •  Katar: damla damla, kesik kesik olan şey

  •  Kati: kesin – katiyen, asla ve kat’a

  •  Katil: öldüren – mukatele, katliam, katletmek, maktul falan filan

    *** Babil zamanında adam öldürmek genelde keserek yapılan bir eylemdi. Hala dilimizde de “adam kesmek” tabiri kullanılır.

  •  Katip: yazıcı (ince K – ilginç) --- kitap da yazılı olan şey gibi düşünülebilir mi?

  •  Kısas: ödeşme – genelde “kana kan, intikam” sloganı ile…

  •  Kıssa: kısa öykü, anlatı --- iz sürmekten?

  •  Kıta: bölük, kesit, kısım, kesim

  •  Kuskus: kesme hamur

  •  Mahdut: sınırlı

  •  Makas: kırpmak için kullanılan alet

  •  Maktu: kesilmiş olan

  •  Satıh: yüzey, kesit

    *** Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır!

    Amarihan kafasının neden Mustafa Kemal’i anlayamayacağının kanıtı işte bu söz. Anlasalardı 2001’e kadar NBA’de alan savunması yasak olmazdı. Kıs kıs kısss!

  •  Satır: 1. kesmeye yarayan büyük alet, kasap bıçağı 2. yazı çizgisi

  •  Tahdit: sınırlamak

  •  Takas: karşılıklı ödeşme - kısas ile aynı kök

Daha devam edeyim mi?

Yirmi ikinci soru: Yok. Az dur. Hem motorun soğur. Kaynamadı mı hala?
El cevab: Hafif bir fokurtu ben de duyar gibiyim.
Yirmi üçüncü soru: Bu arada, ben hala tatmin olmadım. H’ler, K’ler, S’ler, T'ler havada uçuştu. Adeta Hakstıbıllar’ın Malikanesi’ne döndü ortam. Bunların harf dizilimi alakasız değil mi? 
El cevab: Değil. Gayet alakalı. Büyük ihtimalle bizim K ile H arasındaki bir ses ile aslında ilk öncül söyleniyordu. Ama yüzlerce yıl içinde Arapça’ya da aslında aynı kökten olan kelimeler farklı diller üzerinden yeniden transfer oldu. Ayrıca, bölgelere göre oturmuş olan ses tercihleri ve dönüştürme, türetme kuralları farklı harf dizilimlerini açıklar. Onu geçtim, yazıya aktarılırken tercih edilmiş olan ekoller bile çok farklı. Neticede örgün eğitim denilen faşizm artığından nasiplenmemiş ve birbirinden görece izole alanlarda yaşamış, ancak ticaretle ve sonra gelen merkezi devletimsi otorite türevleri sayesinde gerçek bir birliğe (var mı o birlik?) erişmiş bir topluluktan bahsediyoruz.

ق (kaf) ك (kef)  خ (hı)  ح (ha)

ت (te)  ط (ba) س (sin)   (sad) ص

Ben Türkler nasıl okuyorsa öyle yazdım. Aslında fonetik karşılıkları öyle yazılmamalı. Ama her neyse. Anlayan gayet iyi anlayacaktır. Satıh ve satır hariç hepsinde ilk sıra kullanılıyor. Ki S dönüşümünün olası gerekçesini de açıklayabildiğimi düşünüyorum. İmkansız değil nihayetinde!

Yirmi dördüncü soru: Hmmm, peki. E İbranice ne alemde?
El cevab: Akad dilinden etkilenmemesi mümkün değil Kenan dillerinin. Yazıda hala zorlanıyorum. Ama örnekler benzer ve mebzul. Biliyorum.
Yirmi beşinci soru: İyi de, şimdi solcuların mekanında yazı yazacaksak bu kesme eylemi ile ilgili, solcuların da hoşuna gidecek bir sözcük oyunu, etimoloji gösterisi yapmak gerekmez mi? Onlar alınır böyle şeylere.
El cevab: Castro derim, susar hepsi.
Yirmi altıncı soru: Castro ne alaka? Uçuşmada mısın hala?
El cevab: Değilim. Castro tam da kesmekle alakalı. Castrum kale demek. Hisar demek. Hisar’ı yukarıda anmadım, değil mi?

Etrafı duvarla çevrili, dışarıdan çitle-duvarla ayrılmış yer işte. Muhasara da kuşatmak, dış dünyayla bağlantısını kesmek olur. Hasır da aynı kök. Castrum’dan castle oluyor. Castrum Ev ile de (house, hut, casa) bağlantılı. Yaaa!

Yirmi yedinci soru: Bak bu fena olmadı. Başka?
El cevab: Freudculara da Castro’dan ekmek çıkar. Kastrasyon korkusu falan diyorlar ya. Kastre etmek, kesmek oluyor.
Yirmi sekizinci soru: Vaysss! Fokurtu yükseldi mi? Bana mı öyle geliyor?
El cevab: Kaynama noktasına yakınız. Sosyetik ablalara da operadan link gönderelim buharlaşmadan. Her kardeş kendi payını alsın hesabı.

https://www.youtube.com/watch?v=WuSiuMuBLhM

--- Kastrato tam olarak Kestirik demek! Kıs kıs kısss!

Yirmi dokuzuncu soru : Fantazide sınır yok mu diyorsun?
El cevab: Sen fantazi görmemişsin diyorum. Zatoiçi izledin mi hiç?
Otuzuncu soru: O ne?
El cevab: Yeni versiyonlarından bir tane bulayım.

https://www.youtube.com/watch?v=7ZhnS45Zexo

Ha bu Japon palasına da Katana diyorlar ya. KAT-ANA! İşte ben fantezi diye buna derim!

Otuz birinci soru: Harbi yuh diyorum. Nasıl olsa son arzun tütün çiğnemek olacaktır. O yüzden onu sormuyorum. Ama merak ettiğim bir şey var hala. Vampirler ayna karşısında nasıl sakal tıraşı olur?
El cevab: ERROR, ERROR, ERROR! FATAL SYSTEM ERROR
 

*          *          *

Yukarıda gördüğünüz iç sesler diyaloğu neticesinde ben şu kanaatlere eriştim:
 

  • Adına Güneş mi dersiniz, başka bir isimle mi anarsınız, sizin bileceğiniz iş. Fakat adı ne olursa olsun bence bir kök dil var (bkz: bir güç var) ve bu hem Hint-Avrupa, hem Sami, hem de Türk dillerinin öncülü (Çince, Avustralasya-Afrika ve Amerikan yerli dilleri kapsam dışı – şimdilik) olmuş.

  •  Out of Africa tezini biolojik olarak makbul bulsam da, dil konusunda sanırım köken bugünkü Kafkasya civarı olsa gerek (Hazar’ın civarı).

  •  History begins at Sumer mi bilemeyeceğim. Ama Sümer tezi de yabana atılmamalı. Fakat Sümer için bile belki bugünkü Ermenistan-Gürcistan havzası ilk çıkış noktası olabilir. Yani Mezopotamya’dan biraz daha kuzeyde bir yerler…

  •  Karadeniz’in son buzul çağı sonrası oluştuğunu iddia eden ve bunu Tufan söylencesi ile ilişkilendiren teorilere daha da sıcağım artık.

  •  Nişanyan hala en önemli etimolojik kaynağın müellifi olsa da, kendisinin ağır bir HintAvrupa takanağı olduğuna artık neredeyse eminim. Kısmetse bir sonraki yazımda Dumezil ve türevlerine de çakarak (Ki Dumezil de çok büyük adamdır) aslında gayet sinsi bir White-Supremacist propagandanın etkisi altında nasıl kaldığını ifşa etmeye çabalayacağım.

  •  Arnavutça, Ermenice ve Yunanca gibi dillerin HintAvrupa gruplamasına nasıl yapayca dahil edilmeye çalışıldığını idrak etmiş bulunuyorum. HintAvrupa tezi bence tam değilse bile epeyce bir deli zırvası. Kuzey, Güney ve Doğu kollarının birbirleriyle neredeyse Yahve’si bir. Benzerlik için kasılırsa Türkçe’deki sayma sayıları için de daha önceden yazmış olduğum metinde kanıt bulunur! 6 ve 7 sayıları için Sami dillerinin HintAvrupa benzeşmesi de çok ilginç.

  •  Toplam 5 milyon kişinin konuştuğu bile şüpheli olan Kafkas dilleri (Gürcüce, Lazca, Mengrel dili falan) neden HintAvrupa’dan ayrılmış? Bu da ilginç bir başlık. Birinci ve ikinci tekil şahıs yalın formları çok Türkik geliyor bana. Sayılarda ise bildiğiniz Yunan etkisi bağırıyor. Neden?

  •  Ubıhça gibi diller üzerinde yok “85 tane konsonant, 2 tane vokal” ile konuşuluyordu diye uçuk ötesi fantaziler beni yoruyor. Benim fantazilerimin ayakları vallahi yere daha sağlam basıyor.

  •  Ölü diller üzerinden köken bilgisi verecekken o dilin yaşayan bir torununun olmasına dikkat etmeli. Yoksa Soğdca gibi heyulaların içine “ne bulup atsam tutar” dediğinizde artık ben yemiyorum. Yiyemiyorum.

Buradan bana standart olarak çemkiren dingillere bir uyarı yapmak isterim. Neden yalnız, yanlış ama güzel ülkelerinde bu dil çalışmalarının tillahının yapılabileceğini ve fekat neden yapılmadığını bir daha etüt etsinler. Yunanlar (Rumlar), Ermeniler, Gürcüler, Kafkas halkları, Hemşinliler… Hepsi ayrı dil, ayrı alfabe… Binlerce insan var bu köklerden gelen. Levantenleri saymayın hadi. Fransız okullarının mezunlarını da geçin. Ama Bulgarca ve Rusça bilen onbinler bu memleketin vatandaşı. Arapça formları ve Farsça ayrı denizler. İbranice deseniz o da komşu. Hani? Niye sözcük geçişleri konusunda düzgün araştırmalarınız yok? Kürtçe bile İsveç’ten sevk ve idare olunuyor. Utanmıyor musunuz? Biz burada kendi çapımızda (ve yetersiz) amatör işi iki yazı yazınca da koronuz küfretmeye hazır maaşallah! Siz önce kat etmek’teki kat’ın to cut ile ilişkisi olamayacağına yemin edip işe başlayan hocanızı bir sorgulayın. Biz kendisini emin olun sizden daha çok sever ve sayarız.

“Bunları yazıyorsun, iyi, hoş. Da… Bunların mala davara bir hayrı var mı?” diyen mallara ve davarlara da iki çift sözüm olacak. Dil kavramının kesişim kümesindeki soyut düşünce becerisi insanı insan yapan en önemli özelliklerden. Bu çalışmalarda ve matematik, bilgisayar yazılım dilleri konularında gelişim sağlayamazsanız bir süre sonra yokolup gideceksiniz. Şu an biolojik varlıklarınızın sınırlarıyla yaşıyorsunuz. Tüm amentüleriniz ve ideolojik saplantılarınız zavallı bedenlerinizin “saf ve değişmez cennet” tasarımları için donanmış. Daha doğrusu, sizler bu zavallı bedenlerde olduğunuz için yemek yemek, su içmek, osurmak, işemek, barınmak, üremek zorundasınız. Sürekli sövdüğünüz özel mülkiyet bile bu biolojik zorunluluktan çıkma.

Oysa istikbal göklerde değil. İstikbal Entelijans Artifisyel’de. AI’da. Sibernetik organizmalarda. Hatta sadece HAL 9000 gibi safi yazılım olmakta. Bu maddi dünyanın sınırlarından Reiki’yle, Yoga’yla, transsendental meditasyonla, Şibumi’yle kurtulmayı umacağınıza kafanızı bunlara çalıştırın. Medeniyetin başlangıcındaki türetme kodlarına bakın. Buradan çıktı çünkü her şey. Sınıfsız toplumu bir de o zaman konuşalım. Ben et yiyorum ve bu doğal dediğimde çokbilmiş vegan edalarıyla "bir şeyin doğal olması onu normal yapmaz" diye çemkirmeyi biliyorsanız bitki kardeşlerinizi bile incitmeden yaşamanın tek yolunun Sayborg olmak olduğunu size hatırlatırım. Siz onu da sosyetik dönüşümle Sayberk yaparsınız ya, orası da ayrı.

Neyse, Kısa Maltepe amma uzun sürdü demeyin. Burada kes’iyorum. Bulaşın da birlikte coşalım. Kıs kıs kısss!

 

Konan Sümer-yan

Teşekkür notu:

Şemsettin Sami’nin Kamus-i Türki’si ile 1983 yılında kütüphanesinde beni tanıştıran rahmetli Hasan Bayram’a; bize okuma-yazmayı öğrendiğimiz günden beri İngilizce öğretmek için yırtınan Murat Aksoy’a ve Almanca, İtalyanca ve İspanyolca öğretmenlerime; Arap dili konusunda ufkumu açan, Farsça ve Rusça’ya da beni inisiye eden Elmir Guliyev’e ayrıca şükran borçluyum. Burada adlarını anmakla borcumu ödeyemeyeceğimi de gayet iyi biliyorum.

Kaan Arslanoğlu’na hususi teşekkürlerimi sunarım. Güneş dil oltasını o salmasa belki hiç buralara gelemeyecektik. İyi antrenman oldu.

 

Gavur Hoca Sevan Nişanyan’a da tüm çalışmaları için ayrıca müteşekkirim. Mübarek ellerinden öper, başarılarının devamını dilerim. Dikkatle takip ediyoruz kendisini.

Hürmetsss bahususss

 

P.S. 1: Bu yazımı Kısa Maltepe’nin komik hikayesini 20 Nisan 2001’de bana anlatan kişiye ithaf ediyorum.

P.S. 2: Neden kısa? Kesilmiş işte. Neden Maltepe? Hitit Güneşi var ya…

P.S. 3: Balta, Paltu ve Vlad arasında etimon birliği gösterecek babayiğit çıksa da ben de bacaklarımı gere gere okusam. Hatta neden olamayacağını gösteren olursa da süper gider.

P.S. 4: Gavur Hoca, kıymetli ustam! Çorba’ya yanlış etimon veriyorsunuz. Sorbe, Şerbet, Şurup işte. Farsça’ya geçişlerde Ş’nin Ç olması çok anlaşılmaz değil. Piliğz, onu düzeltiverin.

P.S. 5: Asıl bu ilkel çağlarda madenleri eritmek ve döverek şekillendirmek fikrini kim bulmuş? Onu çok merak ediyorum. Martin Mystere haklı olabilir mi ki?

Unuttum. Kendi yazılarımı referans diye vermiyorum. Ama okuyan okusun. Tıkım artar. Bir de o "el cevab"lar sırf İlber Hacı'nıza uyuz olduğumdan öyle. Kıs kıs, bir daha kısss!

Bir sonraki etimoloji zortlatmasında buluşmak dileğiyle, esen kalın!
 

Kimmeryalı Conan (Arif Yavuz Aksoy)


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 29.03.2017

    Kaan Arslanoğlu ile Pazar günü birlikte çalışırken bana bişey dedi. Ben benim aklıma neden gelmediğini düşündüm. Sonra bize muhalefet eden insanların argümanına benim beynimin de bazan takıldığını farkettim. İspanyolca'da peynir nasıl denir? Queso! Keso diye okunur. Alamanca'da ne? Käse! Kazeifikasyon deyince tıpçılarda da ışık yanacaktır. Kesik yani! E yuh! Peki ben bunu nasıl atladım? Basit. Cheese nasıl okunuyo? Çiğz... K sesi niye Ç'ye dönüşmüş? Bakın işte, atipik geçişe örnek. Hani bütün HintAvrupa dilleri arasında bu tür ünsüz dönüşümleri kurallıydı? Bak ben bile kafam dingilizceye gittiğinden bunu görmemişim. Ama kuralcılara bu da kapak olsun. Şişerler biraz. Maden suyu öneririm. a.y.a. başgana şükransss, HintAvrupa fanatiklerine langırtsss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 12.03.2017

    Ufaks'la geçen konuşuyoduk. Bana "Yav, bu refleksif fiil dediğinin türkçesi edilgen/edilgin işte" dedi. Ben bi an durdum. Cıks dedim. Edilgen form passive voice'taki partizip oluyo. Evet. O da bizde -ılmak, -ilmek, -ulmak, -ülmek ile yapılır. Ama refleksif fiil o değil. Şimdi soruyorum. Bunun ispanyolca veya hatta almanca (ki latinik dil değil ama sich ile onda da bu yapılır) için proper (gerçek) örneği olarak ne verilebilir? İspanyolca'da banyo yapmak, yıka-n-mak anlamına gelen zımbırtı tam olarak proper refleksif olur. Hmmm, şimdi bizde de kaşı-n-mak (taşınmak da öyle) eylemi ve örnekleri proper refleksif oluyo yani. "Kapı açıldı" cümlesi için de özne yokluğu/gizli özne tartışması yapılırdı eskiden. Tartışmada şu an durum nedir bilmiyorum. Ama kapı başka biri tarafından açılabileceği gibi kendiliğinden de açılabilir (nedensellik konumuz dışı). Bu da impersonal olur ama refleksif ifade edilir. Fekat süt başka biri tarafından kesilemez! Garip. Tartışmaya gel! a.y.a. tartışmaya davetsss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 11.03.2017

    Sayın T, örneğiniz evrim karşıtlarının bi sorusunu bana hatırlattı. Sabahın 4'ü ve ben kahkaha attım. "Neden hiç insana dönen maymun yok şimdi?" diye sorar ya "yaradılışçı" abiler ve aplalar. Aynen öyle olmuş sizinki de... İngilizce’deki to cut'ın (kat) neden öyle olmadığını Allah'a sormak lazım. Ama maalesef ben o röportajı ömrümün sonuna dek yapamayacağım. Gelelim paltu'ya. Geldik. Cıks işte. Onu Akad dilinden gösteren de öncülü atlamış. Sümer dili muhtemel kök. Yaaa! a.y.a. yaaasss ve hatta yoortsss

  • Gül T.

    Gül T. 10.03.2017

    Aşkolsun hoş -beş olsun.Ben de burada büyüdüm yıllar önce hemde galk gıız gidiyoz dediler:) Gittikçe tezlere daha da iyi kanıtlar sunuluyor ki desteğim takdir ediyorum daima. Şevkinizi kırmak istememiştim kırılırsa olmaz lütfen. Anlatamamışım yine, madem öle dil afrika dolaylarında uyduruldu ve geliştirildi demek istemiştim... Ama kafamı kurcalayan birşey var, farzı misal k fonemi ve onun q ve g versiyonları türkçede çok eskiden beri var. Neden to cut kat ile alakalı ise qut ya da gud şekline dönüşmedi... A.y.a. gönlünüzü olmak mahiyetinde paltu-balta ve vlad arasında ki bağlantıyı açıklamak isterim. Paltu ölü dil akadçadan evrilerek türkçeye balta olarak yerleşmiş. Vlad aslında vladimir ( ilk form Volodymyr) kelimeyi ayırırsak volo-dymyr telaffuzu dimir demir hatta theodemir var. Yani bildiğimiz demir.Demir=balta.Balta demirdendir.Tartışmaya açıktır:)

  • Ç.

    Ç. 09.03.2017

    Taş sözcüğünü kullanmadığım için sizi yanlış anlamışım.

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 09.03.2017

    sayın John Dennis, ses yansıması konusunda ayrı yazı yazma ilhamını sizden evvel Gül T verdi bana. ama yine de şükransss milsss! a.y.a. sessss yansısss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 09.03.2017

    ayrıcanaaa, size sesleniyorum yine sayın T! out of africa diye bu yazıda yazmışım. bi daha baktım. evet. aynen. ha yukarıda vallaha duruyo. hele o hyeroglif yok mu... onu ben ta eski insanbu'da konu edinmiştim. hemi de kaç kere!!! a.y.a. kerrat cetveli ezberlesss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 09.03.2017

    bazan kaan arslanoğlu'na çok hak veriyorum (bazan çok değil, az hak veriyorum). yani şurada kaç zamandır yazışıyoruz, meramımızı anlatmak için yırtınıyoruz! ve bizi iyi kötü takip eden (az da olsa) bi grup insanın varlığı sayesinde aslında bunun motivasyonu da... ammaaa, yani bazı yorumlar o kadar inatçı bi formasyonda geliyo ki... vallahi şevkim kaçıyo arkadaş. sevgili gül t, yani size aşkolsun mu diyiğm? ne diyiğm, he? siz söyleyin. hadi siz belki yurtdışlarında büyürkene bunu duymadınız, türkçenin bu hallerine aşina değilsiniz... de... biz burda büyüdük be gül hanım. K'nin G'ye dönüşmesi mantıklı diye bi argümanım yok benim. bunun kanıtlarıyla yaşadım ben. kanıtı olan şeyin mantığı aranmaz bile. siz hiç çoban sülü dinlememişsiniz; o belli. ama ahmet türk ve hedepe şurekasını da duymamışsınız demek. K sadece G'ye değil, KH'ye ve ğayn'a yakın ĞH'ye de bal gibi dönüşür. haKH, huKHuKH, halKHların Gardaşlığı! aşkolsun! bari ibo dinneyin. a.y.a.ĞHaer demetsss, a.y.a. ayaGİmda KHundurasss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 09.03.2017

    sevgili ç, yine ben. şimdi de burdan sesleniyorum. queen'in öyle bi şarkısı vardı. stereo'nun dibini kanırtırlardı. now i'm here, now i'm here. look around, around, around... diye giderdi. ç'cim, ben güzele güzel derim, güzel benim olmasa da... ve bilirim ki güzellik 5 para etmez, şu bendeki aşk olmasa... mamafih, şunu da ehemmiyetle belirtmek isterim ki, ben güzele asla DAŞ demem. daş başka şey, güzel başka şey. a.y.a. silikonsss, çekomastiksss

  • Deniz Can

    Deniz Can 08.03.2017

    Elinize sağlık, yine dopdolu bir yazı olmuş. Bu kadar ciddi bir konuyu eğlenceli hale getirmek de ayrı bir beceri. Kütür, kütür demek burada kendine yer bulur mu acaba. Saygılar, sevgiler.

  • Gül T.

    Gül T. 07.03.2017

    Emeğinize sağlık güzel bir yazı olmuş. Biraz ben de kanırtıracağım. Haşa yazılanların birçoğuna uydurma diyecek gelsin kanıtıyla. Onomatopelerin kendi dil gruplarında birbirine benzer olması ve birçoğunun yalın halde anlamsız sesler grubu (Ideophon) olması ve işi karmaşıklaştırmasından dolayı oralardan bir şey çıkartmak zor olur diye düşünmekteyim, 'sanırım şöyle telaffuz ediliyordu K sesinin G ye dönüşmesi mantıklı' argümanı yetersiz benim itirazım buna, yoksa özellikle Afrika dillerinde, Japonca ve Türkçede yaygın kullanımı söz konusu o zaman basit bir mantıkla dilin yayılışı da sapiensin Afrika'dan çıkışıyla başlar vs... Hatta ben konuyu farklı bir yere taşıyayım Chomskyciğimin dil modülü ve evrensel grammer tezleri de (Harun Yahyagiller sever) gayet sıkıntılı ama benim onu tamamen yanlışlayabilecek veri yok elimde evrim ve hiyeroglif ve olası sesletim örnekleri dışında. Vaktim olduğunda ayrıntı schreibe ich.Saygılar.

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 06.03.2017

    sevgili MAY, bana ikinci tekille hitap etmenizde hiçbi sakınca yok. hatta bana pekçok insanın ikinci tekille hitap etmesinden gocunmuyorum. kaldı ki, sizinle yazışma hukukumuz var buradan. arkadaşız yani. why not? mamafih, kamu erkinin temsilcileri ya da memurları bu serbestiye dahil değil. onlar bana "sen" deyince sağ gözüm hafif seyiriyo. bi de soyadı izmirli olan bayanlar bana "sen" dememeli. göya ayar vermek için beni tahkire kalkışmıştı birisi vaktizamanında. ondan ayar alacak adam değilim ben. a.y.a. cinsss, a.y.a. asla unutmasss ve asıl a.y.a. yeniçerilerle başedemesss - MAY'a da arkadaşça selamsss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 06.03.2017

    aşkolsun dizel borsa'cım. brichot (brişo) benim elime su dökemez. kıçı kırık 3 dene evropa dilindeki (ki birisi anadili, ötekisi de komşu şehrin dili; sonuncusu da kulaktan dolma - sırasıyla fığansızca, alamanca ve dingilizce) yer ismi benzeşmelerini benim oğlan da yapar. 8'ini doldurmadı daha. ama hani isviçre, hollanda, strazburg gibi doğal poliglossar sahalardaki uşaklara komaz o akıl oyunları (bkz: tomaz, bu işler bize komaz). ben sizler için erinmeyip üç fasfarklı ana gruptan örnek vermişim. insan dayısına böyle mi davranır? o köprülerden ben çok geçtim de... sen bana eşlik ederken annenin erkek kardeşiymişim gibi seslen, emi? a.y.a. medvedsss

  • Ç.

    Ç. 06.03.2017

    Arif Yavuz Aksoy emek harcamışsınız güzel bir yazı yazmışsınız. Hint Avrupa,Sami,Ural Altay sınıflandırmaları konusunda sizin gibi düşünüyorum. Teziniz doğru olabilir. Diller aynı kökten çıkmış olabilir. Etkileşimden kaynaklanabileceği tezi de doğru olabilir. Tek taraflı etkilenme söz konusu olamaz. Ben de sizin gibi her şeyi sorgularım. Vampir boyutuna şimdilik gelemedim. Sizinle güzellik anlayışımız farklıymış. Ben videoda taş göremedim. Çalışmayan Youtube linki sabah çalışıyordu. Teliften dolayı birkaç saat sonra kaldırıldı. Dört yıldır izlenebilen video bugün kaldırılıyorsa yazı ile alakalıdır. Biri yazıyı okumak yerine videoyu şikayet etmeyi seçmiş. Size ve Tülay Yılmaz'a selam :)

  • Ezel Parsa

    Ezel Parsa 06.03.2017

    Marcel Proust'un Sodome et Gomorrhe'sinde Brichot isminde bir Sorbonne profesörü Marcel'e yolda geçtikleri hayali yerlerin etimolojisini anlatıyor. Rahibin dil hatalarını düzeltiyor. Örneğim Bricq kelimesinden köken alanları anlatırken: "Le mot Bricq entre dans la formation d’une quantité de noms de lieux de nos environs. Le brave ecclésiastique a eu l’idée passablement biscornue qu’il vient de Briga, hauteur, lieu fortifié." diyor. Sayın Kimmeryalı AYA bana o profesörü hatırlatıyor.:

  • Mehmet Harma

    Mehmet Harma 06.03.2017

    Yıbıl için verdiğin link, (Bkz: Ziyaret Et) açılmıyor dostum...

  • Miyase Aytaç Yılmaz

    Miyase Aytaç Yılmaz 06.03.2017

    Merhaba; Şu "Yeniçeri Korosu'na ne kadar teşekkür etsem azdır. Onu susturmak için böyle ise! Çok verimli, etkili bir yazı. Bilgi dolu. Ayrıca kimi yerlerde öykü kokusu aldım. Sevgili AYA öykü yazarsan seni kıskanacağımı hissettim. Çünkü dile ilgin var, dil bilgin var. Yazıyı dönüp dönüp okuyacağım. Bu arada "SİZ" den "SEN" e geçmem rahatsız etti ise hemen geçerim eski yerime. İçimden geldi diye her şeyi yapmakta söylemekte özgür değilim değil mi? Etimoloji bilgine hürmetler. Saygılarımla.

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 06.03.2017

    Abim izleyebilmiş. Ama ufaks açamamış. Yıbıl linkinde problem varmış. Aha da bu yenisi: (Bkz: Ziyaret Et) --- ingilizce bilmeyenler bilenlere sorsunlar. Burdan söylersem ayıp derler. a.y.a. ayıpsss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 06.03.2017

    arapça harflerin alt sırasındaki ikinci harf (küçük B'ye, yani b'ye benzeyen) BA değil, TA diye okunur. onu TE'nin yanına da o yüzden koymuştum. ama yine uçuşmuşum sanırım. olur o kadar. a.y.a. olur o kadarsss

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.