ULUSALCILIK NEDEN GÜVENİLİR BİR ÇIKIŞ YOLU DEĞİLDİR? CAN YÜCEL ULUSALCI MIYDI?

ULUSALCILIK NEDEN GÜVENİLİR BİR ÇIKIŞ YOLU DEĞİLDİR? CAN YÜCEL ULUSALCI MIYDI?

Solculuğun ne olduğunu laflar, palavralar değil solcu çoğunluğun niteliği belirler. Ulusalcılığın ne olduğunu büyük iddialar değil, ulusalcı çoğunluk belirler. Komünistin ne olduğunu, Müslümanın ne olduğunu ettikleri güzel sözler değil, o güzel sözleri eden çoğunluğun kalitesi belirler.

Hürriyet Yaşar dostumuzun sitede çıkan iki yazısını takiben bu yazıyı koymak gerekliliği doğdu.

Çünkü Hürriyet, alttaki yorum bölümüne yazdığımız sorulara ve eleştirilere yorumla değil, ikinci bir yazıyla karşılık vereceğini belirterek önce internet ortamı raconuna ters bir yol izledi. Yorumlara yorumla cevap vermek bu ortamın en pratik yordamıdır, nedense onu herhalde bir hafiflik sayıyor kardeşimiz.

Ama ikinci yazısına da yorumlar gelince, şükür ki onlara yorumla karşılık vermeye tenezzül etti.

Ne var ki bu sefer de sorularımızın ve itirazlarımızın neredeyse hiçbirini şu ana dek yanıtlamadı. Yine kendi bildiklerini yineledi. Bizim demediklerimizi bize mal edip bizleri şapa oturturken, dediklerimizi okuma zahmetine yine katlanmadı.

İnternet ortamında belki iki yüz otuz seferdir başımıza gelen vaka.

Sağırlar diyaloğu. Korkunç talihsiz bir şey.

Daha da talihsizi bizim sağır olmayışımız. Biz muhatabımızın her dediğini virgülüne, imla yanlışına dek okuyup değerlendiriyoruz, fıtratımız bu. Doğruca çöpe atılacak yüzlerce sayfalık kitapları bile o uğurda hatmediyoruz. Ama güya tartıştığımız bazı yakın dostlarımız, değil bu konuda yazılmış bir kitabımızı, ondan geçtik makalemizi okumak; kendi yazılarının altındaki yorumları bile hakkıyla okumuyorlar.

Hatta “okumadınız” dememizi bir kibirlenme sayıp, öyle göstermeye çalışıyorlar. Her karşımıza çıkan için ayrı yazılar döşendik. Neredeyse kişiye özel incelemeler döktürdük, ama nafile. Yine kendileri bizim yerimize çaldılar, kendileri oynadılar.

Dedim ya bu bitmez, sonu gelmez çilemizden ötürü sızlanmamızı da mızmızlanma gibi gördüler. Netekim gördüğünüz yazının asıl muhatapları bu yazıyı da okumayacak veya birkaç cümlesine bakıp kıçından anlayacaktır. Kuraldır. Kader utansın. İnsan bu.

Gelelim Hürriyet’in yazısına.

Anladığım şu: Yanlışım varsa düzeltir belki kendisi. Solculuğun baş şartı ulusalcılıktır. Ulusalcılık anti-emperyalist solculuktur. Atatürkçülüktür. 68 kuşağının efsane devrimcileri başta Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan olmak üzere ulusalcıydı. 78 kuşağı bu geleneği bozmaya başladı. Ama harbi ve sevilen solcular yine ulusalcıydı. Fethi Naci, Can Yücel, Asım Bezirci’yi örnek veriyor burada. Bu çizginin karşısına emperyalistler ulusalcılık karşıtı solu çıkardı. Bu GDO’lu solculuktu. Şu anda ulusalcı olmayan, ulusalcılığa karşı solcular gerçek solcu değildir. Bunlar emperyalistlerin solcularıdır.

Yani Hürriyet bazı doğruların, bizim de kabul ettiğimiz kimi gerçeklerin arkasına sığınarak bizim gibilere açıkça hakaret ediyor. Ulusalcı değilseniz, ulusalcılık karşıtıysanız… Ben ulusalcılık karşıtıyım mesela. Neymişim: Emperyalizmin yetiştirdiği GDO’lu solcuymuşum. Yahu bu ne düz bakış, ne düz mantıktır diye itiraz ettiğimizde Hürriyet kardeşimiz bunu sert buluyor, küstürücü buluyor, ama kendisi bizi toptan liboşların ve ajanların çuvalına atarken hiç öyle olmuyor!

Gerçi ben solcu değilim, bunu daha kaç kere ilan edeyim. Ama Hürriyet için tekrar yazayım: Solcuların en iyi örneklerinden biridir Hürriyet. Anlayın solculuk ne halde. Benim için en önemli insanlık ilkesi “insanlıktır.” Çok soyut kaçtı değil mi. Daha nesnelleştireyim. En önemli ülküm gerçeğe sadakattir. Ondan sonra da sosyalist, olmuyorsa sosyalizme yakın bir insanlık düzenidir. Ulusalcısı, liberali, sözde sosyalisti, Kürtçüsü kimse gerçeğe sadık değil. AKP kendi siyasi çıkarları için nasıl gerçeği nobranca çarpıtıyorsa, bu sözde solcu (ama büyük çoğunluk oldukları için solu temsil etme hakkına sahip) çevreler de neredeyse aynı oranda gerçeği çarpıtıyorlar. Ama onlar güya iyi emelleri için, “iyi siyasetleri” için çarpıtıyorlar. Bu tartışmamızda nasıl Hürriyet sorularımıza kasten cevap vermiyorsa, demediklerimizi demiş kabul edip onlara cevap veriyorsa, siyasi sol örgütler ve gazeteler “iyi amaç” için bunun tillahını yapıyor. Ve neredeyse hiçbirinin derdi sosyalizm falan değil çok uzun süredir. Sosyalizm sakızı laf ola beri gele ağızlarda ara sıra çiğneniyor; ama gündemin hiçbir zaman ilk on maddesine giremiyor. Ne bu doğrultuda bir duruş, çalışma, yönelim, felsefe, ahlak var, ne bu asıl meselenin sorgulanmasına en ufak bir hoşgörü. İşte bu yüzden solculuk az sağcılıktır çok uzun zamandır. Tümden sağcılık, yarıdan fazla sağcılık… Hepsi sağcılıktır. Sol tümüyle sağ olmuştur. Belgelerini bıkmadan usanmadan yayımlıyoruz.  

Hürriyet gibi düz düşünenler için ise yaşamı yorumlamak son derece kolaydır. “Solcu değilim artık” mı diyorsun, sağcı olmuşsun demek. Ne kadar güzel.

Laf olarak ulusalcılar ne müthiş Atatürkçülerdir, ne yaman anti-emperyalist! En saygın büyük solcular da ulusalcı ise eğer, ulusalcı olmamak öküzlük gibi bir şeydir. Mantık böyle işliyor. Hani gerçekten ulusalcı, o laflarında söyledikleri gibi milliyetçi ve gerçekten Atatürkçü bir çevre bulunsa, felsefemle uyuşmadığı halde hesapsız kitapsız destekleyeceğim. Ama nerede? Bunun temelini tartışalım peki. Nedir ulusalcılık? Bunun ekonomisi nedir? Tıbbı nedir? Medyası nedir? Ahlakı nedir? Siyaseti nedir? İttifakı nedir? Edebiyatı nedir? Gel biraz derinine inelim, tanımlayalım şunu deyince… Tıs… Pardon ne demiştin? Hava da ne soğudu bugün…

Ulusalcı dediğiniz çevrelerde, bunların partilerinde, gazetelerinde, internet sitelerinde “bu ulusalcılık nedir Allah aşkına” diyen, acaba bunun bir ölçütü var mıdır, var ise biz cidden ulusalcı mıymışız diyen bir ciddi tartışma, dişinizi kırsanız bulamazsınız. Çok az istisnası dışında bunları gündeme getirenleri en az beş kilometre uzak tutma konusunda bir karar almış gibidirler. Ahmet Yıldız gibi birkaç dostumuz dışında bu böyledir. Kuraldır. Gerçi Ahmet de ulusalcılık lafına sinir oluyor. Bu milliyetçiliktir, Atatürk milliyetçiliği, her ne ise. Milliyetçilikten neden utanıyoruz da “ulusalcı” gibi küçümseyici ve farklılık gösterici bir kavram kullanıyoruz, diyor. Yanlışım varsa düzeltsin.

Bildim bileli bir mücadele içindeyim. İnsan olarak. Sonra da 30 yıldır bir yazar olarak. Sağlık alanında bir şeyler yapmaya çalıştık. Edebiyat alanında. Medyadaki çürümeyi anlattık. Gerçek ajanları teşhir etmeye çalıştık. Emeğimizin, emeğin kavgasını vermeye çalıştık. Hep bir yere geldik tıkandık. Önümüzü tıkayanlar kendi yetersizliklerimiz yanında, iktidar güçleri kadar, hatta onlardan önce solculardı. CHP’lilerdi, sosyalistlerdi, komünistlerdi, ulusalcılardı. Bunları Hürriyet de bilir. Tartıştığımızda Hürriyet de birkaç keresinde aynı silahı kullanmıştı. Bunlar hep aynı silahı kullanır. İşlerine gelmeyen bir noktaya ışık tuttuğunuzda “konuyu kişileştiriyorsun, kişisel kavganı anlatıyorsun” derler. Oysa kişiselliğin, öznelliğin şahikasını yaratan kendileridir. Süslü laflara mı bakacağız, üretime mi? Belgeleri mi dikkate alacağız, temennileri mi? Kişisel deneyimlerimizden mi ders çıkaracağız, yoksa tribüne oynayanların söylevlerinden mi?  

Ulusalcı samimi insanlar tanıdım. Onlarla dayanışma içine girdim. Ne yazık ki  çoğunluğu, ulusalcı çoğunluk eğilimlerini temsil etmiyorlar, çünkü ulusalcıların önderleri buna izin vermiyor. Güvendiğim tek tek dostlar… Edebiyat alanında üç beş kişi, medyada birkaç kişi, tıp-sağlık alanında üç-dört kişi, bulunduğum kentte üç-beş kişi… Bahsetmiştim, Ahmet Yıldız, Osman Şadi Yenen, hepsini sayamayacağım belki otuz kişi… Okuyucularımız var burada, birkaç yüz kişi… O kadar. Büyük çoğunluk düzenle temelden bir sorunu bulunmayan, önlerine konan dışında kafa yormayan insanlar.

Atatürk’ten başlayalım. Kapitalizm bir sistem ve kalkınma yolu olarak onun emriyle bu cumhuriyete yerleşti. Buna bizim ulusalcılar milli kapitalizm mi diyor, devletçi kapitalizm mi, yoksa sosyalizmin kapitalist biçimi mi, rivayet muhtelif. Emperyalistlerle görüşme Kurtuluş Savaşı sırasında başlamıştı, 1925’den sonra yabancı sermaye devlet politikası babında ülkeye çağrıldı. İşbirliğinin temelleri o yıllarda atıldı.

Gerçi bunu “lanet olsun” diye söylemiyorum, Atatürk sosyalist yolu da seçebilirdi, kapitalist yolu seçti veya kendi özgün bir yol bulduğunu sandı. Sonuçta o zamanki insan kalitesiyle sosyalizmi de seçse aynı kapıya çıkacaktı ve emin olun çok fark etmeyecekti. Atatürk galiba en akılcı olanı yaptı. Emperyalizmle işbirliğine gelince. Dünyada genel bir sistem varsa, bunun dışında kalmak öyle laf konuşmak kadar kolay değildir, zorunluluklar vardı ve yapacaktı. Onu da lanetlemiyorum. Rakamları başka bir yazıda ortaya koymuştum. Burada tekrarlamıyorum. Çok kabaca şöyle söyleyeyim: Atatürk sağken emperyalist yabancı sermaye oranı bir ise, o öldükten AKP dönemine dek bu 100’e, AKP döneminde 300’e çıktı. Ülkenin ekonomik büyümesi ve dünya kapitalist sisteminin genel büyümesine göre de düşünün. Artıları ve eksileri ile.

Yani ilkeler bazında ele alacak olursak kimse masum, kimse temiz beyaz değildi, ama işbirliği düzeyi 300 kat arttı.

Bunu da geçeğe sadakat adına söylüyorum. Bir şeylerin açık ve dürüst tartışılması için söylüyorum. Yoksa hayali bir tercih imkanım olsa onca yoksunluğu ve yoksulluğuna karşın Atatürk döneminde yaşamayı yeğlerdim. Hiç değilse bir ruh ve umut bulunduğu için. Çok daha başı dik ve onurlu yaşandığı için. Tekrar o günlere dönme şansı olsa bunu bir gerileme değil, ilerici bir devrim olarak görürüm. Bunlar parantez içindeki yan konular.

Ama tüm o çok güzel Atatürkçülükleri, anti-emperyalistlikleri içinde ülkemiz ulusalcılarının büyük çoğunluğunun gerçek (hayattaki) ulusalcılığına bakalım.

Genel tabloda ne gördüğümüzü özetleyeyim. Ajan kim, işbirliği nasıl oluyormuş, kafalar ne şekilde GDO’lanıyormuş, siz karar verin. Bunları benim öznel gözlemlerim saymakta elbette özgürsünüz. Ve ulusalcılığı her ne pahasına savunmaya devam edecekseniz hepsini reddetmekte, hiç de bile öyle değil diye terslenmekte de serbestsiniz.

Ulusalcı dediklerimiz son 30 yıldır neler yaparlar. Kürtleri, Kürtçülüğü en milliyetçi söylemlere aşağılayan onlardır ama… Örneğin Apo ile sarmaş dolaş pozlar veren, onu ulusal kahraman ilan eden, milletvekili pazarlıkları yapan da  onlardır. Amerika’nın ayan beyan yetiştirdiği generalleri ABD’ye sadakatten sapmadıkları halde, bazen kendilerine göz kırptıkları, bazen Kürtlere sert çıktıkları için “milli güç” ilan eden bunlardır. Keza “Yahu asıl ben en has ABD’ciyim” diye birbiriyle yarış eden yargıçları, büyük bürokratları, merkez partilerin eski yöneticilerini gündelik politikalardaki geçici ittifaklar için “anti-emperyalist cepheler”e alanlar bunlardır. MİT ile Kontrgerilla ile çalışmış ve kirli işlere bulaşmış, kimsenin gerçek niyetlerini bilmediği ve bilemeyeceği karanlık unsurları “milli kahraman” ilan eden bunlardır. Emperyalist kapitalist sistem ile çok sıcak organik bağlantıları apaçık işadamlarını şu veya bu gündelik politikalarını destekliyor diye “millici sermaye” ilan eden yine bunlardır. CIA ve oligarşiyle açık ve doğrudan bağlantılı medya ileri gelenlerinin kendileriyle temas halinde olanlarını “millici medya” yiğitleri sayan bunlardır. AKP’yi ABD işbaşına getirdi ve şimdi ABD’nin Ortadoğu’daki koçbaşı ABD’dir diye bas bas bağıran, ABD politikalarına ters işler yaptıkları için hapislere atılan, ama ekonomik siyasi sistem bir gıdım, ama cidden bir gıdım değişmediği halde yine sırf gündelik politikalardaki yeni saflaşmalar nedeniyle birkaç gün içinde AKP’yi “anti-ABD milli güç” ilan eden yine bunlardır. Önemli bir bölümü için söylüyorum ve suçlamadan, aşağılamadan söylüyorum, ama yaşamdaki çok ciddi bir belirleyici olduğu için söylüyorum: Çocuklarını politikadan ve risklerden uzak, Batı hayranı kültürel değerlerle yetiştiren yine bunlardır.

Yani bunlar siyasi planda ve yaşamda o kadar değişken, o kadar güvenilmezlerdir ki, gündelik siyasetin vıcık vıcık ilkesizliği ortasında yarın “Trump aslında en samimi Anti-ABD’cidir” deseler kimse şaşırmayacaktır.

Bu genel havaya kendini kaptırmadan “ulusalcı” ilkelerini korumaya çalışan bir kesim de vardır, ama onların da her konuda nesnel düşünebildiklerini söyleyemeyiz. Tamamına yakını Aydınlık-Sözcü-OdaTV-ABC gibi habere yorum değil, yoruma haber üreten yayınların etkisi altındadır. Nesnel düşünebilmek ve ilkeli durmak hele şöyle bir ortamda hiç kolay değildir.

Kürt meselesine gelince. Kardeşler bunu o devirde, o daha kolay şartlarda, o Atatürk gibi Atatürk çözememiş ki biz çözebilelim. Bombayı kucağımıza bırakmış ve gitmiş. Sadece düz kafayla düz mantığa karşı bazı sorular soruyoruz. Bu konu şöyle çözülebilir belki diyoruz. BELKİ… diyoruz. Belki de hiç çözülemeyecek. Ama düz kafalı dostlarımız için sorun çok basit: Bir taraf diyor, Kürtlere her ne pahasına o özgürlük verilecek? Neyin pahasına ve bu Kürtlerin yararına mı? Sorduğun zaman Türk ırkçısı oluyorsun bekletmeden. Öbür taraf diyor Kürtler mi? Kürtler diye bir şey yok. Dilleri de yok. Her ne pahasına ezelim bitirelim işlerini.

Bugünkü ulusalcılar sonuçta Kürt sorununda başarısız kalmış Atatürk politikası düzeyini bile tutturabilmiş değiller. Bu ülkede milliliğin neredeyse en önemli ölçütü olarak PKK-HDP’ye karşı sertliği anlıyorlar. Sertlik yanlısıysan millisin, yumuşaksan emperyalist ajanısın. Ben şahsen PKK-HDP’ye karşı hukuk içinde bir sertlik gösterilmesini yanlış bulmam. Ama bunu savunan, bu çizgideki herkes milli güç değildir. Daha doğrusu çok büyük çoğunluğu gerçek anti-emperyalist değildir. O konu başka, bu konu başka. Bir şey daha: Ulusalcı popülerler içinde hala Kürt ayrılıkçılarıyla dirsek temasını koruyanlar da vardır.   

Ulusalcıların kavramak istemedikleri ya da bilerek kararttıkları bir gerçek daha: Emperyalist-Kapitalist sistem yöneticileri için önemli olan sistemin işleyişidir. Gerisi teferruat değildir, ama ikinci dereceden sorundur. Bugün PKK’yı destekler, ertesi gün satabilir, bugün AKP’ye karşıdır, yarın devrilmesini engelleyebilir. Daha önemlisi: Bir güce hem karşıdır, aynı zamanda destekler, aynı zamanda pazarlık yapar. Alternatif güçlerin üçüne, dördüne birden yatırım yapar. Solda ve en millici güçler içinde bile sadık adamları vardır. Vardır değil, boldur. Bugünkü iktidarı anti-emperyalistmiş gibi göstermek gizli emperyalist işbirlikçiliğidir.

Yani sonuç olarak büyük aktörler, büyük çıkarları için pazarlıklar, çatışmalar ve işbirlikleri içindeyken, siyaset yapanlar, işin gazeteciliğini, yazarlığını, popüler kitle önderliğini yapanlar küçük çıkarları için, gündelik gelgitleri içinde çevrelerindeki kitleyi oyalayacak veya bir yöne sevk edecek taktiklerini bıkmadan usanmadan değiştirirler. Tipik ulusalcı için demeyelim, tipik her siyasetçi, her yazar, her medyacı için sıcak havada kendini serinleten rüzgar iyi rüzgardır. Nereden gelirse gelsin. Siyasetin “büyük” oynanacağını bir şekilde öğrenmişlerdir. Büyük oynamak için sizin vatansever ulusalcı dediğiniz önderlerin, akıl hocalarının neredeyse tamamı, büyük güçlerle, onların şu veya bu kanattaki adamlarıyla temas halindedir.

Ve bu tablo içinde Hürriyet gibi daha iyi niyetli olup, ama tribünden alkış toplamak isteyenler de,“ulusalcılık”,“Atatürkçülük”, başka birileri başka bazı “iyi şeyler” için laflar üretirler. Ama o lafların ardındaki asıl gerçek nedir diye tartışmaya açtığınızda yan çizerler.

Ya da bu soruları gündeme getirdiğinizde her şeyi doğallıkla ve belki de doğuştan bilenler “…’ın kafası çok karışık” diyerek son derece berrak düşüncelerinin coşkusunu yaşarlar.   

Gelelim Can Yücel meselesine. Bir yazar olarak, şair veya romancı ya da siyasetçi veya sinemacı olarak kim daha çok sevilmek, sayılmak istemez. Belki herkeste aynı ölçüde ün kazanma tutkusu yoktur, ama bir düşünce belirttiği, bir kitap yazdığı, bir roman yayınladığı zaman, kim daha fazla kişi tarafından izlenmek ve desteklenmek istemez.

Ama bunu isterken koyduğunuz emek, yetenek yanında; ilkelerinizin, doğrularınızın ne olduğu ve bunlardan ne kadar ödün vereceğiniz de önemlidir.

Yani bizler de istemez miyiz, roman yazdığımızda çok daha fazla okunsun. Ama bunun için ne kadar eğilip büküleceksin, ne kadar ve kimlerin suyuna gideceksin, bazı hoşa gitmeyen şeyleri ne kadar açıklayacaksın... Sorunsalı önünüze çıkar.

Can Yücel’e döndüğümüzde… Hep biz mi soracağız bu soruları, hep biz mi kötü adam olacağız diye hayıflanmadan edemiyor insan. Bunu Hürriyet neden yapmıyor mesela. Yok yapmaz. Kimse kolay kolay bu işlere soyunamaz. Taylan gibi, benim gibi birkaç manyak var ne de olsa. Ne mühendisler, ne doktorlar istedi de o yüzden varmadık biz o koca koca televizyonlara, gazetelere. Niye? Pek kimsenin aklına gelmez.

Can Yücel’i liberaller sever, sosyal demokratlar sever, Kürtçüler sever, sözde sosyalistler, komünistler sever. Solcuyum diyen neredeyse herkes sever. Genel sol sevici olduğu için. Hürriyet’e göre Can Yücel bize örnek gösterilecek ulusalcı. Can Yücel’e bakmalı, o ulusalcıysa biz niye ulusalcı olamıyoruz diye dövünmeli… Ama aynı zamanda Kürt hareketinin “sosyalist”ler içindeki acentası eski yoldaşlarımız da onu pek sever. Niye? O Hürriyet’in lanetlediği, GDO’lu, emperyalist işbirlikçisi, ulusalcılık karşıtı sol ülkeye sokulurken (çok da uzak düşünmüyorum Hürriyet’ten bu konuda) Can Yücel ne yapıyordu acaba? Bu Kürtçü dalgaya karşı uyarıcı şiirler, makaleler mi yazıyordu? Bizim gibi üç beş kişi ele güne tu kaka olurken, solcu ortamdan dışlanmaya başlamışken, Can Baba neden kucaklanıyordu? Neden bu çevrelerin toplantılarına katılıyor ve “GDO’luları” şevklendiren yumruğunu havaya sımsıkı kaldırıyordu? Edebiyat aleminde Taylan’ın olanca çıplaklığıyla anlattığı o çürüme başlamışken, büyük radikal şairimiz ne gibi eleştiriler getiriyordu bu yozlaşmaya? Söyleyeyim. Öyle şeylere bulaşmıyordu. Genel sol güzellemeler yapıyordu. Her çevreden bal ve alkış topluyordu. Kesinlikle bizler gibi enayi değildi.  

Fethi Naci’ye gelince. Hürriyet onu da ulusalcı olumlu örnek gösteriyor. Fethi Naci ne zaman ulusalcı oldu? Daima Marksizmi savundu, sosyalist fikirlerden ve düzenden yana durdu. Atatürkçü kat’a değildi. Atatürkçülüğü eleştiren ve ulusalcıların bugünkü açmazlarına da ışık tutacak bir de kitabı vardır hatta. “100 Soruda Atatürk’ün Temel Görüşleri”. Hürriyet bunu bilmez mi? Bilse de bilmez.

Onun için ne kadar özenirim bir saf belirleyip gözü kapalı o safa oynayanlara. Ne kadar kolay olurdu halbuki, “ben Atatürkçüyüm, tek kurtuluş oradadır” diyebilmek ya da “ulusalcılık tek gerçek çıkış” diye düşünebilmek veya “özgürlük ve demokrasi en birinci sorumuzdur” diye haykırabilmek ya da “komünistim, komünizm insanlığın tek ışıklı yoludur” diye gözünü ışıldatabilmek. Değil oysa… Hiçbiri değil. Hiçbir şey öyle dümdüz değil. Hiçbir şey kirden, yalandan azade değil. Ne güzel olurdu bir tribün seçip taraftara üçlü çektirebilmek… Tek tribün seçmeniz de gerekmiyor, bazı ulusalcıların yaptığı gibi aynı zamanda birkaç tribüne birden de oynayabilirsiniz. Fena şey mi olurdu, bilmiyorum.

Kapitalizmin insanlığı hepten öldürdüğünü biliyorum sadece, sosyalizmin insanlık becerebilirse belki dünyayı kurtarabileceğini. İnsanın, sorumlu insanın, “iyi” için, “gerçek” için mücadeleden asla vazgeçmeyeceğini de biliyorum; ama ağırlıklı yanının onu hep aşağı çektiğini de…

Türkiye’de sevilmenin birinci şartı hedef kitle belirleyip ona oynamak ve asıl gerçekleri asla kurcalamamaktır. Bitirirken anımsatayım: Son romanımda, “Yüzü Silinenler-Darbe Günlükleri”nde dönüp dolaşıp bunları anlattım.

Kaan Arslanoğlu


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Bülent uluçer

    Bülent uluçer 05.04.2017

    Solculuk için ayağını basacağın bi vatan gerekir, o vatanı da vatanının çıkarlarını savunacağın ulusalcılıkla savunursun. Başka çıkar yol yoktur, bu bir. 20'lerin ve 30'ların en akılcı ideolojisi Atatürkçülük'tür. Hâlâ da öyledir. Ama yarım kalmıştır, yarım bıraktırılmıştır. Arslanoğlu, onun aşılması gerektiğini düşünen en illet olduğum tatlı su aydını pozlarinda. Atatürkçülük'e ulaşamadık ki aşalım, bu iki. Eleştiri yönelttigi kesimleri takip ederim. Nelerinden hoşlanmıyor, antitezi nedir, bilelim, boş konuşuyor, bu üç. Dördüncüsü, solcu değilim diyor, o zaman derdi ne, niye solcularla ilgili bu kadar hayıflanıyor?

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 04.04.2017

    Ahmet bey, kendimi savunmayım, ama Taylan gerçekten büyük tevazu gösteriyor. Şu dünyadaki, toplumumuzdaki, çevremizdeki insan çukuruna "vasat" demekle büyük incelik, nezaket gösteriyor. Saygılar.

  • Ahmet TORUN

    Ahmet TORUN 03.04.2017

    Kaan Arslanoğlu'nun artık klasikleşen tevazu abidesi yapıtlarından birisi ile daha tanış olduk! Bu "insan vasatında" her nasılsa "temiz" kalabilmiş olmanın haklı gururu ile şakıyor nağmelerini sayın Arslanoğlu! Bir Taylan,bir Kaan ,bir de Ahmet Yıldız var gerçeğin,yalın gerçeğin peşinde koşan! Ya diğerleri? Onlar duruma göre konu mankeni olarak kullanılan fuzuli zevat...Her fırsatta gözümüze sokulan "insan vasatı" dile gelmiş tatlı hikayeler anlatıyor adeta...

  • ilker yamaç

    ilker yamaç 31.03.2017

    Bu güne kadar savunduklarınızın güzel ve derli toplu bir özeti olmuş.Teşekkürler sayın Arslanoğlu. Emeğinize sağlık

  • H.ÜNSAL

    H.ÜNSAL 31.03.2017

    Sayın Yaşar, top çevirmek yok. Bütün ecinlerim tepemde. Size sorduğum 8 soruma tek tek cevap olacak yazı bekliyorum. Nezaket, centilmenlik, etik vb. onlar her şeyin üzerinde. Esas olan idea dır. Edimdir. Gerisi boş iş...

  • Hürriyet Yaşar

    Hürriyet Yaşar 31.03.2017

    (1'den devam) Beklediğim destek benim haklı görülmem değil; kuşkusuz ki böyle bir istek olamaz. Tartışmanın kırıp dökmelerle sona ermesi yerine, düşünen insanların birbirlerini anlayarak düşüncelerini birbirlerine iletebilmesi yolunda bir destekten umudumu kesmedim henüz. Çünkü aradığımızın çok farklı olmadığını biliyorum. Kaan’ın tanımladığı amaçtan bir ayrımımız yok ki hiçbirimizin: “Toplumsalcı düzen. Olmuyorsa ona yakın bir insanlık düzeni.” (Ben inadına öztürkçesini yazayım da gülümseterek kızdırayım.) Yalnız ne olur, “Bunlar yanıt vermezler, bunlar görseler de görmezler, bunlar var ya bunlar…” türünden, karşınızda sanki güvenilmezlik anıtı bir kitle varmış gibi söylenmeyin. Benim o ben. Tek kişiyim. Bir kitlenin temsilcisi filan da değilim. Bir tek kalem hepsi hepsi, o kadar. Bildikleriyle dostlarına, okurlarına seslendiğini düşünüyor. Her gün yazı yetiştiremeyeceği bir yaşamı var yalnız. Bu yorumu bugün yazabildi.Bu zorunluluğuna da lütfen anlayış gösterin. Sevgi ve dostlukla.

  • Hürriyet Yaşar

    Hürriyet Yaşar 31.03.2017

    1- Yazacağım dostlar, neden yazmayayım! Desteksiz, kanıtsız değildi ki benim yazılarım; neden kaçayım? ‘Dostlar’ deyişimi de sözün gelişi sanmayın. İnanarak ve duyumsayarak söylüyorum. Benim sizin iyi niyetinizden kuşkulanmama engel olacak o kadar çok veri var ki yazılarınızda… Anlaşamayışımızın nedeni iyi niyetteki eksiklik değil. Eksikliğimizin ne olduğu, biz tartışmayı başardıkça, yani eksikliği giderdikçe ortaya çıkacak. Tartışmayı başaramazsak –ki bizi utandırması gereken bir başarısızlık olur– işte asıl o zaman, niyeti hiç de iyi olmayanlar sevinecek. Bunu hiç istemem, onların sevinçlerinin kursaklarında kalması için elimden geleni yaparım, bunun için sizden de destek beklerim. (Devamı var)

  • Ç.

    Ç. 29.03.2017

    H.Ünsal yorumunuzu okumuştum. Açıklayıcı,güzel bir yorum yapmıştınız. Eleştirilerimize sizin sorduğunuz sorulara da cevap verilmedi. Hürriyet Yaşar'dan eleştirilerimize ilişkin yorum ya da yazı bekliyoruz. Günay Güner yorumlarımızı dayanaksız ve kanıtsız bulmuş. Dayanaksız,kanıtsız demek yerine açıklamalarda bulunursa memnun oluruz.

  • Ülgen Zeyneloğlu

    Ülgen Zeyneloğlu 29.03.2017

    Merhaba Kaan🙋🏻.Yanıtlamak istedim. Ulus olmanın ne olduğunu söylemekle sorunlara "basit bir reçete" sunmuş olmuyoruz; İnsanın nasıl özgür olabileceğini, özgürlüğünü nasıl edimsel kılabileceğini çözümlemek istiyoruz.(Marksist ideolojinin terimlerinde düşünemiyorum çünkü onun Tarihi/ Toplumu açıklamadaki önesürümlerini doğrulayamıyorum -senden ayrı olarak.) Türkiye'deki Kürt/Arap/Laz/Çerkes kökenli yurttaşların ayrı ulus olmaları gerekmiyor çünkü bu Ulusun bir yurttaşıdırlar, bilimde/sanatta/etik yaşamda ve her alanda gelişmelerini engelleyen hiç bir şey yoktur, varsa bu Ulus Devlete karşı bir suçtur, giderilmesi görevdir. Soy, sop, gelenek ve dil bir Ulus olmak için yeterli değil, zaten olsaydı tarihte kendini ortaya koyardı. Bu Ülkede bireyler etnik kimlikleri, sınıfsal/ ekonomik konumlarıyla değil "yurttaş" olarak topluma katılıyorlar ve özgürler. Ne var ki bu Özgürlüğün Bilinci yoktur, Bilgisinin eğitimi çok zayıftır. '68 ve '78 kuşağı bunu anlatamadı çünkü kendisi anlamadı.

  • H.ÜNSAL

    H.ÜNSAL 29.03.2017

    Sayın Ç. hiç beklemeyin bu arkadaşlar sorulara cevap vermezler. Bende sayın Yaşarın yazısına uzun bir yorum yazdım cevap yok. Ardından bir iki cümle edip 7-8 soru sordum. Yine cevap yok. Yaptıkları tek şey; tarihsel dönemlerin kırılma noktalarındaki önemli olay ve olguları üzerinden kendilerinin "haklılığını" kanıtlamaya çalışmak. Bir yazı yazarsın, Mahir Çayan gibi çok tayin edici ve çok anlamlı değerlerden de içine bir iki alıntı koyarsın Hem yazı 1000 tıkın üzerinde okunur, gerisini boş ver. İki üçte yazıya destek veren arkadaş çıkıp karşı argümanlara tam cepheden saldırıya geçtimi iş tamam. Sonra sütre gerisine çekil bekle. Bu yönteme Türkçede araçsallaştırma denir. Sayın Yaşar sizden sorularıma cevap bekliyorum. Buna hakkım var. Adımı yazınızda geçirip bir iki cümle ettiniz, ben bunları hak etmiyorum. Sizden sorularıma cevap bekliyorum.

  • Süleyman Sırrı Kazdal

    Süleyman Sırrı Kazdal 28.03.2017

    sevgili kaan abi,disleksi falan diyoruz ya.hikaye! asıl sorun şu:marksist,solcu olduğunu öne süren bir sürü insan yoldaşı oldukları bu felsefenin kavramlarından bile haberdar değiller.nesnel gerçeklik,somut durumun somut tahlili,emperyalizm,ulus devlet,yabancılaşma,meta fetişizmi...vs.sizin de kitaplarınızda ve yazılarınızda sık sık belirttiğiniz gibi ortada dinselleşmiş bir ideoloji var ve bu yoldaşlar da tıpkı müslüman ya da hristiyanlar gibi bugünkü sorunların yüzlerce yıl önce formüle edilmiş kurallarla çözülebileceğini öne sürüyorlar.yani karşımızda katı bir din ve bu dinin kardinalleri var.işimiz çok zor.ama yine de sağ olsunlar,sayelerinde yukarıdaki gibi derli toplu bir durum özetiyle leziz bir hamsi tava,pardon yazı okuduk.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 28.03.2017

    Sevgili Ülgen'e ve Değerli Günay Güner'e cevabım: Benim itirazım çözümü çok zor ve belki de hiç çözülemeyecek, ancak bir mücadele süreci olarak değerlendirilecek sorunlara basit reçeteler getirmeye. Emperyalist yayılmacılığa karşı ulus devlet formülü böyle aldatıcı bir basit reçete. Ulus devletin elbette birçok yararı var. Ama emperyalizmin o ülkedeki yayılmasını durduruyor mu? Hayır, hiçbir şekilde. İşte Türkiye. Doğduk doğalı bu ülkedeyiz ve bu ülke emperyalizmin ülkesi. Bir itiraz daha: Uluslaşalım tamam. Türkler uluslaşınca çok mükemmel bir şey, her derde deva. Peki bu ülkede Kürtlerin, Arapların, Çerkeslerin, Lazların çoğunluk yaşadığı yerler var. Mesela Artvin Hopa'da Lazlar uluslaşsın mı? Ayrı bir devlet mi kursun. Kürtlerin uluslaşıp ayrı devlet kurması ne olacak? Emperyalizme karşı bir şey mi bu? Yoksa emperyalizmin istediği bir şey mi? Galiba emperyalizme karşı uluslaşmadan tek kasıt Türklerin uluslaşması. Ama o da bir işe yaramıyor? Ne edecük? Saygılar, sevgiler herkese.

  • Ezel Parsa

    Ezel Parsa 28.03.2017

    Kaan Bey, eksiksiz yazınıza ufak bir destek yapmak isterim. Sermaye-ulus-devlet, parçaları karşılıklı birbirini tamamlayan bir bütündür. Ulusalcılık, kapitalist sistemin neden olduğu çeşitli çelişki ve eşitsizlikleri, özgürlüğün olmayışını hayali biçimde telafi eder ve çözüme bağlar. Sermayenin dağılmaması ve devrimin hiçbir zaman gerçekleşmemesi için çalışır. İnsanlar ulus devletin kapanına girdiklerini fark etmezler, tarihsel ilerleme kaydettiklerini sanırlar. Aslında oldukları yerde dönüp dururlar. Ulusalcılığa karşı çıkmadan sermayeye karşı çıkılamaz. Kapitalizmin ayakta kalmak için başvurduğu son çare ulusalcılıktır, kapitalizm ulusun hayal gücü ile ayakta durur. Sovyetler kapitalist sisteme dahil olur olmaz ulus-devletlere bölündü. Çünkü sermaye ve devletin birleşmesinden ulus ortaya çıkar. Emperyalizmin ilk koşulu ulusalcılığıdır, işgal ettiği bölgelerde GDO'lu, sistemle işbirliği içindeki ulusalcılığın (milliyetçiliğin) doğmasına neden olur. Sömürü, ulusa hizmete dönüşür.

  • Ülgen Zeyneloğlu

    Ülgen Zeyneloğlu 27.03.2017

    Merhaba Kaan, ulusalcılık konusunda kimler suspus oluyor bilmiyorum, benim için açık: İnsanlığın Evrim Tarihi diye bir şey varsa ve ona katılmak gerekiyorsa "ulus" olmak koşuldur. Bir topluluk "ulus" olduğunda feodal toplum yapısını, aşiret ahlakını ve düzenini reddetmiş olur. Ulusun üyesi yurttaştır, kul değil; yurttaşlar kendi istençlerini yasa yapabilen, gerektiğinde onu değiştirip iyileştirebilen bireylerdir.Yasanın temeli özgürlük kavramını geliştirmektir. "Ulusların üzerinde insanlık durur" -sen de zaten bunu vurguluyorsun:Tüm uluslar gelişmelerinin en üst düzeyinde aynı erekte birleşirler, "bir" olurlar, yani türdeş/ homojen olurlar. Bu türdeşlik Hak/Ahlak/Törellik (Etik) alanında olur. Soy, sop, aşiret, doğum yeri, gelenek hatta dilin ulus olmada hiç bir önemi yoktur. Bunu öne çıkaranlar arkaik, sözde milliyetçi anlayıştır, ulusçuluktan bu nedenle özde ayrıdır. Dünya Tarihi "emperyalist" komploların tarihi değil bilgi/sanat/etik üreten ve yasa yapan ulusların tarihidir. 🙋🏻

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 27.03.2017

    Değerli güner benim için kaygılanmayın. Beni öfke ayakta tutuyor. Yoksa bu insan vasatında hiç katlanamaz çökerdim. Yayılmacılık dediginiz emperyalizm galiba. Onun tek ilacı sosyalizmdir. O bile garanti sağaltım sağlamaz ama kısmen idare eder. Siz ulusalcıların hangi boyundansınız. Bir yayın söyleyin mesela ona göre daha net konuşalım. Saygılarla.

  • Günay Güner

    Günay Güner 27.03.2017

    Sayın Arslanoğlu. Merhaba. Tinbilimci olmanıza karşın öfke durumu gözledim. Kaygılandım. Ulusçu denince neden Türk Devriminin kurucu dönemi yerine günümüzün Aydınlık çevresini anlamak anlamsızlığına yöneliyorsunuz? Atatürk dönemini yeğlediğinizi belirtişiniz de "O dönemi de biliriz de hadi üzerinde durmayalım" yeğleyişi. Fethi Naci'nin Atatürk'ün Temel Görüşleri'nin nasıl Atatürk'e uzaklık olduğunu da anlayabilmiş değilim. Yayılmacılık nereye vuracağını biliyor ama solcular neyi savunmaları gerektiğini bir türlü öğrenemediler. Dolayısıyla da onlarca yıl sonra halkla iletişim sıfırın altı düzeyde. Hipotermi geçiriyor. Solcu olmadığınızı bir an unuttum, bağışlayın. Yayılmacılık ulus yapılarını kimlikçilikle çözerken, yayılmacılığa karşı ulusçuluk dışında çok etkili bir yöntem bulundu da biz mi bilmiyoruz? Bakın sorularım doğrudan yazdıklarınızla ilgili. Kendi bildiğimi okumuyorum. Saygılarımla.

  • Bahadır ÖZDEMİR

    Bahadır ÖZDEMİR 27.03.2017

    Bu konuda değişik bi şeyler söyliicem. Gerçekten çok ilginç. Benim gözlemleyebildiğim kadarıyla son zamanlardaki ulusalcılar 4 gruptan oluşuyor: 1. Gerçek ulusalcılar, 2. PreFetöcüler (=yarım devşirilmiş Fetöcüler), 3. Gizli Fetöcüler, 4. Post Fetöcüler (= fetöden kaçabilmiş eski Fetöcüler). Bunlar içindeki gerçek ulusalcıların oranı işte, Vatan Partisinin aldığı oy kadar küçük bir şey. Mesela bir herif, sürekli olarak "Her şeyi Amerika yaptı, Amerika yaptı." diyorsa muhtemelen gerçek ulusalcıdır. Ama sürekli olarak "Son bir ayda şu fotoğraftaki kitapları okudum.", "Kahrolsun Fetö, ama onları da bunlar getirdi.", "Artık bu memlekette yaşanmaz." türü şeyler zırvalıyorsa, ya da işte elinde Nutukla geziyorsa muhtemelen diğer 3 gruptan birine dahildir. Diye düşünüyorum. (B.Ö.)

  • Ç.

    Ç. 27.03.2017

    Açıklayıcı bir yazı olmuş. Hürriyet Yaşar sizden eleştirilerimize cevap veren bir yazı yazmanızı bekliyoruz. Eleştirilerimize cevap vermiyorsunuz. Uluslararası sermayeden bağımsız bir sermayeden söz edemeyiz. Ulusalcıların kapitalizmle bir sorunu bulunmuyor. Anti emperyalist de değiller. Ulusalcıların bir kısmı ABD, AB sermayesinden daha çok Rus, Çin sermayesi ile işbirliğini savunuyor. Ulusalcıların ABD karşıtı olmadıklarına ilişkin önceki yorumlarımda örnekler de vermiştim. Sevgiler.

  • BİROL AKSU

    BİROL AKSU 27.03.2017

    DÜŞÜNCELERİME TERCÜMAN OLDUN DOSTUM, KALEMİNE SAĞLIK...

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.