Davar Sürüsünde Bir Davar Olarak Ben

Davar Sürüsünde Bir Davar Olarak Ben

Bir davar olduğunuzu düşünün. Davar sürüsünde yaşadığınızı… Yüzlerce davarın ortasında. Geniş alanlara çıktığınızda binlerce, on binlerce başka davarın arasında. Dünya ölçeğinde milyarlarca davar.

Ne olduğunuzu biliyorsunuz. Çevrenizdekiler de biliyor. Ama siz yavaş yavaş ötekilerden farklılaşmaya başlıyorsunuz. Davarlıklarını muazzam önemseyip, pek değerli gören o tüm davarlar içinde davarlığın gerçek yasalarını öğrenmeye, öğrendikleriniz yoluyla yeni yasaları keşfetmeye başlıyorsunuz.

Ve bu bilimi çevrenize yaymaya koyuluyorsunuz. Ama anlamıyorlar. Anladıklarını reddediyorlar. Anlamama ve veya ret. Beyin yetileri, duygu ve düşünce düzenekleri, davarların kendi gerçekliklerini kavramalarını engelliyor.

Bildikleri tek dil “meee” dili. Bu dil de sanki bir şeyleri anlamak için değil,  anlamamak, aldanmak için evrimleşmiş. İnandıkları şeylere aykırı tek bir cümleyi bile okuyamıyor, okusalar anlayamıyorlar. En okumuşları bile böyle. Anlamadıkları, kafa yorup araştırma yapmaları gerektiği, anlamak istemedikleri zaman “Bu davarca bir şey değil” diyorlar, hatta sizi bilim dışı olmakla, fantezi kurmakla suçluyorlar.

Bir davar olarak öteki davarlara neler söylemeye çalışıyorsunuz örneğin… Davar canlısı bir hayvan türü olarak kişilik grupları halinde alt türlere ayrılır ve bu kişilik türleri on binlerce yılda pek az değişir. Bunu duyan yanınızdaki arkadaşınız tosu vuruyor. “Ne saçmalıyorsun!. Kişilik grubu ne, alt tür ne?”

İnsanların kaderini öncelikle kendi kişilikleri belirler. Kişiliğini de büyük ölçüde genetik yapısı tayin eder. Bunu okuyan bir grup davar protesto için topluca sıçıyor. Bir yandan canhıraş meeeliyor: “Nazi... Mengele bozuntusu… Biyolojik indirgemeci!..”  Oysa sıçtıkları şey tam da biyolojieri. Sıçma nedenleri de aynısı.

Bıkmayıp, bezmeyip devam ediyorsunuz: Toplumda uç kişilikler vardır, bir de ortalama kişilikler. Çevre etmeninin, eğitimin, toplumsal yasaların değişik uçlara ve ortadaki yığına etkisinin derecesi ve yolu birbirinden farklıdır, ama bunun kuralları aşağı yukarı bellidir. Bu “ortalama davar” ve “uçlardaki” davar kavramına anlamasa da işkillenen pek çok arkadaşınız nedensiz yere öfkeleniyor, ota saldırma nöbetine giriyor. Bunu bilinçli tepkileri sanıyorlar. Öyle de… Ama bilinçleri bu kadar, biyolojileri ancak o sınırda idrake izin veriyor. Diş ve çene gıcırtısından konuşmanız duyulamaz hale geliyor.  

Davar olmamız evrimin sonucu. Bir evrimsel gelişme aşamasında ortaya çıkan biyolojik-akli yapımız davar toplumunun dip yapısı. Alt yapı, üst yapı diye sıralananların da temelinde asıl belirleyen işte bu dip yapı… (Taylan Kara’nın katkısı.) Davarlığın olumlu niteliklerini, yapabileceklerini görüyoruz. Ama sınırlarını ve yapamayacaklarını da görüyoruz. Sınırları zorlayarak yapılabilecekleri ve buna rağmen yapılamayacakları şöyle sıralayalım… Kafaları karışıyor, yargıları bulanıyor, tepki gösteriyorlar: “Davarlığın sınırları yoktur, davar doğası yoktur… Her şeyin üstesinden geliriz, her güzele erişiriz…” Topluca böğürtüler…

Ama biz davarlık yasalarını bilirsek iyi bir yerlere varmak, bir şeyleri değiştirmek için elimiz güçlenir. Bilmez ve reddedersek bokumuzun içindeyiz, daha da boka batarız. Sessizlik. Sizler, davarları hep iyi bir gelecek bekliyor sanıyorsunuz, davarların aslen iyi bir canlı olduğunu düşünüyorsunuz. Oysa bunlar yanlış. İyi bir yerlere varabilmek için çok çalışmamız, çok akıllı davranmamız, çok disiplinli ve sorumlu hareket etmemiz gerek… Kafanızdaki özgürlük kavramıyla ancak felakete gidersiniz… “İdealist düşünceler bunlar” diye itiraz ediyorlar. “İdealist”in ne olduğunu bile bilmeden. “Senin düşüncelerin kadercilik” diyorlar. Halbuki kendilerini fazla sıkmadan olağanüstü iyilikler beklemek asıl kadercilik. Bunu anlatamıyorsunuz, çünkü yüzde doksan dokuzundan fazlasının bu fikrinizi işleyecek bir beyin kıvrımı yok.

Din sorununu örneğin şu şekilde ele almalıyız. Bu benim siyasi fikrim değil, bilimsel olan, hakiki olan gerçek… Meeece bağırışlar: “Dincilere göz kırpıyor!... Laikliği hiçe sayıyor…” Halbuki en ateisti bile birkaç dogma ezberlemiş, ona tapıyor. İnancını sorgulaması önerildiğinde şeytan görmüş gibi paniğe kapılıyor.

Akıl, zeka artı karakterdir. Zekanın da çeşitleri vardır. İnsanın en yetersiz zekası sosyal zekasıdır. Davarlar çok ciddi bir zeka kıtlığı içindedir. Bunu bilmeden herhangi bir sosyal projede en ufak başarı kazanamazsınız. Bunu bilmek ve yıkıcı sonuçlarını olabildiğince hafifletmek zorundasınız.  Onun da yolları vardır. Ama bunları hap gibi vermek yanlış. İşte kaynaklar… Okumalı, araştırmalısınız… Cevap: “Kim la bu? Hiç bişi bilmiyor. Zır cahil…”

Liderlik sorununu şöyle kavramak gerek… Bu çok önemli… Liderliğin anahtar yasaları… “Dinlemeyin, zırva! Yok mu şunu süsecek…”

Bugüne dek “meeece” okuduklarınız, sosyal bilim sandıklarınız tırnak gübresi… Freudculuk mesala. Entelektüellerin dini. Yüzlerce göndermeli, düzinelerce bilimsel kanıt ortaya koyuyorsun. Cevap: “Kibirliii.. Ukala… Sen çok mu biliyorsun? Ne okudun şimdiye kadar.” “Sen davar mısın be…” “Aydınlanma”dan bahsediyorlar durmadan, “bilim”in öneminden… Bunlar büyük çoğunluğu için boş gözlerle düşünsel geviş getirirken başkalarına sövmek için seçtikleri iki sözcük yalnızca.   

Çevrenizdeki davarların tepkilerini böyle idrak edersiniz de, aslında mikro çevreniz dışındaki milyarlarca öteki davarın sizden de, sizin gibi davarlık hakkında düşünen başka filozof davarlardan da haberi bile yoktur. Ne ki size gösterilen tepkilerin farkında bulunsunlar. Bunlar sizin küçücük dünyanızda minicik gerçekliklerdir. Onlar kendi engin davar hakikatleri içinde önlerinde buldukları otları gömüp durmakta, cinsel hayatlarını, aile saadetlerini herhangi bir varoluşsal tartışmadan bihaber yaşayıp durmakta, kader ne zaman belirlemişse mezbahanın yolunu tutmaktadırlar.   

Söz konusu konularda kitaplar yazan ve yazmakta olan şahsımın bu toplum ve dünyadaki konumu aynen ve abartısız olarak budur.

30 yıllık çalışma sonucu davarlık gerçeğini benimsetebildiğim insan sayısı 100’ü bulmaz. - Az çok sezdirebildiğim birkaç bin kişiye ulaşmıştır. - Ne ki bu 100 kişi içinde o bilgiyi yayabilecek yazar konumundaki insanların sayısı da yedi sekizi geçmez. Onlar da benim gibi davar toplumuna fazla etki gösteremeyen yazarlardır.

Can Ertan dostumun dediği gibi, acaba bir Amerikalı, Fransız ya da Alman kimliğiyle dünyaya gelseydim, aynı bu yazdıklarımla daha yaygın etki gösterebilir, daha çok yarar sağlayabilir miydim davarlığa? Düşük olasılık. Çünkü davarlığın tam bilincine varma yetersizliği evrenseldir. Solcu kişilik nedir, sağcı kişilik nedir, birbirine üstünlükleri nelerdir, sol nasıl başarıya ulaşır?.. Bu ve benzeri pek çok hem ilginç, hem anahtar bilgi bu bilimin içindedir… Ama bunları öğrenme yetersizliği de davarlara içkindir. Kuramım, kendi başarısızlığının nedenini bilme kuramıdır. Pratik için çok yararlı olabilir, öğrenilip uygulansa. Ama aynı zamanda niye öğrenilip, uygulanmadığını anlatır. Ne yazık ki bu maddi-biyolojik davarlığın sonucudur. 

Davarlığının bilincinde olan, ama tüm o davarlığı yücelten iyimser davarların binde 999’undan daha fazla davarlığı iyileştirmek için çalışan şahsım, tam da bu çalışmaları içinde nasıl bir ruh halindedir?

Zaman zaman kırgın, hayali kırık… Bazı zamanlar kendi kuramını unutup davar karaktersizliği ve salaklığını her örnekte gördükçe öfke parlamaları göstererek… Ama derinde, davarlık bilincine ermiş, davarlığın sınırlarına her bakımdan dokunup kendini tanımış bir davar olarak huzurlu…

Neredeyse esrik bir huzur… Davarca görevlerini yapmış bir davar olarak mutmain.     

Kitaplara isterseniz bir göz atın, isterseniz okuyun. Benim tüm bu davarlığa ve dünyaya bakışımı değiştirmiş, beni bambaşka boyutlara erdirmiş çalışmalardır.

Dünya davarlık tarihinde, davarlığın derin bilincine sezgisel ve akılsal yolla varmış belki on binlerce davar gelmiş ve de geçmiştir. Ama işin bilimsel yanı, bilgisi, bizi bu aşamaya taşımış binlerce on binlerce bilim insanı sayesinde  budur.

Kaan Arslanoğlu         

Konuyla ve bu kitaplarla ilgili bazı makaleler:

Taylan Kara’dan:

http://www.insanbu.com/taylan-kara-Haberleri/145-insan-arkeolojisinde-bir-dip-arayisi-

H. Ünsal’dan (Rasim Uysal) :

http://www.insanbu.com/haydar-unsal-Haberleri/102-bir-kitap-okudum-dunyam-degisti

Can Ertan’dan:

http://www.yenimarmaragazetesi.com/makale/baltayi-buza-indiren-bir-dusunur-yazar--kaan-arslanoglu/

http://www.insanbu.com/Edebiyat-Haberleri/442-olumlerden-sevinc-derlenmez-vicdan-soz-konusuysa-bizim-mahalle-karsi-mahalle-ayrimi-olmaz-

Özgür Keşaplı Didrickson’dan:

http://www.azizmsanat.org/2017/02/28/deniz-gezmisi-bilimle-anmak/ 


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Ç.

    Ç. 16.06.2017

    Sayın Ezel Parsa, dediğiniz gibi sembolik mantık önemlidir . Marx'ı sembolik mantık ile sınayamayız. Diyalektik mantık gerekir.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 16.06.2017

    Sayın Ezel Parsa, Bu size özgü bir uygulama değil. Son yorumunuzu sildik. Övülürken iyiydi de eleştirirken mi sorgulayıcısınız, demişsiniz. Maalesef çok sayıda trolle uğraşmak zorunda kalıyoruz. Bildiğiniz gibi değil. Trollerin de ortak bir taktiği var, önce övücü sözler söylüyorlar, yer ediniyorlar, sonra ifadeleri muğlaklaşıyor, sonra daha da muğlaklaşıyor, arada laf sokmalar ve hakaretler yerleşiyor, sonra bir bakmışsınız bir polemik bir polemik bütün gündemi meşgul eder hale gelmişler. Sizin ben şahsen kötü niyetli olmadığınızı, iyi niyet taşıdığınızı hala kuvvetli olasılık görüyorum. Ama içimize bir kuşku girdi artık. Kimliğiniz de gerçekten çok belirsiz. Benim mail adresim var sizde. Daha önce yazmıştınız. Orada çok az bilgi var. Dilerseniz birkaç kez oradan yazışalım. Oradan anlaşalım. Bu böyle olmuyor, yine de siz bilirsiniz. Saygılar.

  • mehmet harma

    mehmet harma 16.06.2017

    Değerli Taylan Kara da giderek daha fazla felsefe ağırlıklı yazıyor.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 16.06.2017

    Sayın Ezel Parsa, Polemiğe girmeye ve kibar görünümle laf sokup hakaret etmeye pek heveslisiniz. Çok uzun süredir buraya yorumlar yazıyorsunuz, yazdıklarınız bazen bizi destekler gibi, çoğu zaman anlaşılmaz ve tutarsız, ince göndermelermiş gibi aşağılamacı, ne olduğu müphem şeyler. Neyse uzatmayayım bir trol de olabilirsiniz. Kimsiniz, necisiniz, geçmişte bize kimliğinizi bildirdiniz mi, hatırlamıyorum. Lütfen kim olduğunuzu, nerede ne iş yaptığınızı, gerçek adınızın bu olup olmadığını sitedeki mail adreslerimizden birine bir mail atarak bildirir misiniz? Aksi takdirde sitenin herkese uygulanan yorum kurallarını size de işleteceğiz. Saygılar.

  • Ezel Parsa

    Ezel Parsa 16.06.2017

    Dili bilenler mantığı, mantığı bilenler dili bilmez çoğunlukla. Mantık bilimi çoğunluğun sevmediği, yararsız ve zor görülen ve pek önem verilmeyen bir felsefe konusudur. O nedenle önerme mantığı zorlukla kısmen, mantık bilinmeden ama sezgiyle anlaşılsa da önerme eklemleri mantığı veya niceleme mantığı pek anlaşılmaz. Mantık yerine kişisel güdüleriyle hareket etmeye yatkın bireyler, bir önermeyi ancak totolojiyle veya çelişkiyle karşılaşınca anlarlar. Olumsal önermeyi tasavvur edemezler, alay veya inkarla karşılarlar. Mantığı anlamayınca felsefenin çoğu da anlaşılmaz, saçmalama sanılır. Çoğunluğun ilk gördüğü yüzeyselliğe yönelmesi ve filozofun kolay yetişmemesi bundandır. Kümeler, matris, türev, integral bilmeden matematikçi olunamayacağı gibi sembolik mantık bilmeden de filozof olunmaz. Matematik nasıl doğuştan bilinmezse mantık da doğuştan bilinemez, çalışarak öğrenilir. Örneğin buradaki nicelemeli önermeler tümel nicelemeler içermekte olup beni de kapsıyor.

  • Ç:

    Ç: 16.06.2017

    Değerli H. Ünsal katkıda bulunmak istemiştim. Kusur edecek kelimeler yazdığınızı kesinlikle düşünmedim. Öyle bir algı yarattıysam asıl siz benim kusuruma bakmayın. Felsefecilerin bazıları Çinli, Hint düşünürlerin bazılarını filozof olarak kabul etmez. Büyük çoğunluğu postmodern düşünceye sahip felsefecileri de filozof olarak kabul etmezler. Bilimsel yöntemin temellerini de filozoflar atmıştır. Felsefeciler Hikmet Kıvılcımlı'yı filozof olarak kabul etmeyeceklerdir. Düşünce dizgesi oluşturamadığını söyleyeceklerdir. Kuramcı, düşünür dememize ise itiraz etmeyeceklerdir. Kuçuradi insan hakları, değer felsefesi alanında doğru şeyler söylüyor da nasıl gerçekleşebileceğine dair bir şey söylemiyor. Haklarını savunduğu canlıyı yeterince tanımıyor. Evrim konusunda Kaan Arslanoğlu sizden öğreneceklerinin olduğunu düşünüyorum.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 15.06.2017

    Teessüf ederim Ç ve H. Ünsal. Filozof olmak için Yunan veya Alman mı olmak gerekiyor. Şu yukarıdakilerden en az beşi filozofi değil mi? Yuh. Üstelik filozofinin tüm paradigmasını değiştiriyor. Filozofi Marx'a kadar kelime oyunundan ibaretti bana göre. Bunlar ise filozofiyi yıkan şeyler. Ayrıca bir Hikmet Kıvılcımlı filozof değil mi mesela. Nedir filozofi tanımınız?

  • H.ÜNSAL

    H.ÜNSAL 15.06.2017

    Saygi değer Ç. Ben mecazi genelleme yapmıştım. Uyardiginiz için teşekkürler. Tabidirki Sayın Kuçuradi bır bilim insani olarak cok degerlidir. Ve Türk bilim tarihinde çok hak ederek çok önemli yer isgal eder. Filozof mu? Tanimlamak beni aşar. Bildigim cok degerli bir bilim insani oldugudur. Kusur edecek kelimeler yazdiysam af ola. Sizede benden en icten saygılar, sevgiler Sayın Ç.

  • Ç.

    Ç. 15.06.2017

    H.Ünsal siz filozof yok demişsiniz de filozof olarak İoanna Kuçuradi'yi kabul edebiliriz. Selamlar,sevgiler.

  • Ezel Parsa

    Ezel Parsa 15.06.2017

    "Durdum, düşündüm, araştırdım, sordum soruşturdum bu "faydalı kölelik" kavramına Literatürde rastlamadım." yazmışsınız. Ama anlaşolan o ki yanlışlıkla yazmışsınız. Ama sonra faydacı köleliğe bir sonraki yorumdaki "bu yazılarda" diye başlayan cümleyi eklemişsiniz. Sağlık olsun ne yapalım.

  • Ezel Parsa

    Ezel Parsa 15.06.2017

    "Bu yazılarda" başka bir yorumun başlangıcı kıymetli Ünsal. Önceki yorumun kesildiğini sonradan görüp diğer yorumda devamını yazmışım. "İki önceki yorumun devamı" diyerek başlayan yorumu okuyunuz. Yanlış anladığını kabul etmemek midir alçakgönüllülük...

  • Ezel Parsa

    Ezel Parsa 15.06.2017

    Gerçekten zeki bir insanın IQ testine önem vermeyeceğini, ciddiye almayacağını, IQ testine önem verebilecek diğer kişileri sıraladığımı dikkatli bir okumayla görebilirsiniz. IQ testinin önemsizliğinden bahsetmiyor muyuz. Konuyu siz açtınız. Ama öyle gereksiz bir boyuta geldik ki bir daha düzlüğe çıkamayız.

  • H.ÜNSAL

    H.ÜNSAL 15.06.2017

    Yahu şart olsun ya. Eyyyyyyyyy Ezel Parsa ben yorumumun neresinde "faydalı kölelik" diye bir cümle kurmuşum. Sizin kurduğunuz "Faydacı köleliğin yaygın olduğu Bu yazılarda" cümlesini olduğu gibi yorumuma kopyaladım. Sizin EGONUZ çok şişkin. "gururlanma derviş Yunus bir molla Kasım çıkar sizi oturtturur" diye bir veciz söz var. Ben bir molla Kasım değilim. Kendi halinde okuyup yazan kendi halinde "tığ teber şah merdan" bir garip bencileyim. Ama siz galiba bilimde yapıyorsunuz. Önce durumunuzu kurtaracak çarpıtmalar yaparak orijinlikler yaratmayınız. Lütfen, lütfen...

  • Ezel Parsa

    Ezel Parsa 15.06.2017

    Faydacılığın köleliği desteklediğini ben bulmadım ki yazı borçlu olayım. Sizin yanlış anlayacağınız bir başka yazının anlamı yok.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 15.06.2017

    Ezel Parsa aynen şunu diyor: " Faydacı köleliğin yaygın olduğu günümüz toplumunda, çocuklarının zekasından emin olan ailelerin çocuklarının IQ'sunu dünyaya ilan etmek için kullanmak istemeleri anlaşılır bir durum. Ama bu türden bir bilginin tartışmada genlerin, IQ'ların karşılaştırmasına indirgenmesi sadece bilimin değil ahlakın da yozlaşmasıdır. Gerçekten zeki bir insan IQ'sunu ölçtürmeye ihtiyaç duymaz, ölçtürdüyse de sonucunu afişe edecek kadar alçalmamalıdır. Bilim sadece faydacılıkla elde edilen bilgilerden oluşamaz." Burada kimi kast ediyor? Belli değil. Bizi kast ediyorsa buna sıfat vermek istemiyorum. Sonraki cümle IQ'sunu ölçtüren ve bunu afişe edenden bahsediyor. NİYE? Bu tartışmayla ne alakası var. Yok. Ezel Parsa saçmalama özgürlüğünü sonuna dek sürdürüyor.

  • H.ÜNSAL

    H.ÜNSAL 15.06.2017

    Ezel Parsa bu site okurlarına FAYDACI KÖLELİK adlı bir makale borcunuz var. Montesquieu'nu arkadaşı ETİENNE Gönüllü köleliği yazdığında 19 yaşında idi Filozoftu. Flozofluğunuzun tescili için makale de yetmez bahse konu başlıkta bir kitap yazmanız lazımdır. Bunu sizden bekliyoruz. Yok öyle işkembeyi kübradan kavramlar üretmekle bu işler olmaz. Anladık çok bilgili ve zeki bir adamsınız. sizdeki entelektüel derinliği kavramamız, hele hele ulaşmamız mümkün değil de sizin bizi aydınlatma gibi bir göreviniz var. Lütfen bu ihtiyacımızı dikkate alın. Saygılar...

  • Ezel Parsa

    Ezel Parsa 15.06.2017

    Değerli Haydar Ünsal, tartışmayı kapatayım diyorum, bir de siz katıldınız. Nerede "faydalı kölelik" okudunuz. Bir daha okuyun " faydacı kölelik" yazıyor: "utilitarian slavery" veya "utilitarianism on slavery" yazın google'a bir daha arayın. Cahil değilsiniz yanlış bilgilerle donatılmışsınız.

  • H.ÜNSAL

    H.ÜNSAL 15.06.2017

    Bu manada "Faydacı kölelik"ten bahsedilebilir. Siz bu cümleyle makaleyi yazanı, düşünce bazında ortaklaşan bizleri o kırbacçı plantasyon köleleriyle aynı kefeye koymuş olmuyor musunuz? Bizleri bu modern kölelik düzeni ve sistemi ile iç içe geçirmiş olmuyor musunuz? size göre bizler sistemden beslenen, çorbacı payandalar mı oluyoruz? Siz ne diyorsunuz be Ezel parsa. Kendinize geliniz. Devam

  • H.ÜNSAL

    H.ÜNSAL 15.06.2017

    Bilgiye ulaşamamak bir yetenekliksizlik ise benim yeteneksizliğim, cahillikse benim cahilliğim. Bu konuda tek ulaşabildiğim nokta; Amerikan plantasyonlarında pamuk toplayan kölelerin işlerken ( pamuk toplarken) aralarından birinin aniden çalışanları denetleyen nezaretçinin elinden kırbacı kapıp ortak kaderi paylaştıkları köle kardeşlerini kırbaçlama anlatımı. Başka bir şey bulamadım. Sayın Ezel Parsa yukarıda alıntıladığım bu cümleyle , bu makaleyi yazanı, ortaklaşmak isteyip olumlayan yorumlar yazanları kendi arkadaşlarını kırbaçlayan o plantasyon köleleri yerine koyuyorsunuz. Çünkü o kırbaçlama o köleye fazladan bir tas corba olarak fayda sağlıyordu. Devam

  • H.ÜNSAL

    H.ÜNSAL 15.06.2017

    Arkadaşlar, bu gün benim en mutlu günüm. Bu sitede yazdığım yazıların birinde Türk toplumunun 1000 yılık varlığında çok değil sadece bir tek bile Filozof yetiştiremediğini ifade etmiştim. Bugün yanıldığımı gördüm. Tüm karanlıklarımızı bir güneş gibi aydınlatacak EZEL PARSA adlı bir Filozofumuz var artık. Ne mutlu bu topluma. Ne kutlu bir gün bugün. Bakar mısınız? Değerli Filozofumuz " Faydacı köleliğin yaygın olduğu bu yazılarda" diye bir cümle kurup devam ediyor. Durdum, düşündüm, araştırdım, sordum soruşturdum bu "faydalı kölelik" kavramına Literatürde rastlamadım. Devam

  • Koral G. Yunuk

    Koral G. Yunuk 15.06.2017

    Kıymetli Ezel Parsa, bilimsel kavramları vahiy yoluyla öğrenmiş. Genetik deyince, evrim deyince, IQ deyince kafasında arketipler uçuşmaya başlıyor. Dragonlar, Anka kuşları, canavarlar... Kavramların hiçbirinin gerçek karşılığını bilmeyen biriyle, yani dil bilmeyen biriyle burada bir şey tartışmaya çalışıyoruz. Ezel kardeşim, hemen şu an koluna bak. Kolun ve kolunun o şeklinin programı genetiğindedir. Doğrudan genetiğinde hangi program yüklüyse gördüğün şey odur. Farklı bir genetiğin olsaydı şu an mesela bir kurbağa koluna bakacaktın. Bu aynı şekilde beyninin oluşumu için de %100 geçerli kuraldır. Mamafih o aynı beyin nedeniyle o bunu anlayacak durumda değil, bırakın burada, dokanmayın. Bir de ikide bir ahlaktan bahsediyor kardeşim. Şu ana dek kaç test sınavına girdin Ezel kardeşim. Hepsi senin ahlaksız ve ırkçı bulduğun IQ testlerinden türeme. Bu ahlaksız testlerle girdiğin okulların diplomalarını, o testlerle elde ettiğin tüm ayrıcalıkları yırt, sonra karşımıza gel, ahlak de

  • Ç.

    Ç. 15.06.2017

    "Ancak örneğin bir ülkenin genetik durumuyla gelişmişliğinin ilgisini kuramayız." eleştirisini getirmişsiniz. Ülkelere göre genetik durumun değiştiği ne yazılarda ne de yorumlarda geçiyor.

  • Ezel Parsa

    Ezel Parsa 15.06.2017

    İki önceki yorumun devamı: Faydacı köleliğin yaygın olduğu günümüz toplumunda, çocuklarının zekasından emin olan ailelerin çocuklarının IQ'sunu dünyaya ilan etmek için kullanmak istemeleri anlaşılır bir durum. Ama bu türden bir bilginin tartışmada genlerin, IQ'ların karşılaştırmasına indirgenmesi sadece bilimin değil ahlakın da yozlaşmasıdır. Gerçekten zeki bir insan IQ'sunu ölçtürmeye ihtiyaç duymaz, ölçtürdüyse de sonucunu afişe edecek kadar alçalmamalıdır. Bilim sadece faydacılıkla elde edilen bilgilerden oluşamaz.

  • Ezel Parsa

    Ezel Parsa 15.06.2017

    Bu yazılarda etnisitenin geçtiğinden hiç bahsetmedim değerli Ç. Geri dönüp tekrar kontrol ettim nerede böyle bir izlenim bırakmış olabirim diye. Psikopatlıkla ilgili bölüm değerli Kaan Arslanoğlu'nun önceki yorumlarından birine cevap olarak yazıldı. Irkçılığa yönelimin temellerinde genetik determinizmin etkisi yadsınamaz, ama bu yazıdan ve yorumlardan yola çıkarak etnisiteden dem vuruluyor diyemeyiz. Kazın yine aynı tarafındayız.

  • Ezel Parsa

    Ezel Parsa 15.06.2017

    IQ'nun genetik ile ilişkisi kesin olarak kanıtlanmamıştır. Sendromlar ya da hastalıklar dışında IQ düşüklüğüyle ilişkilendirebileceğimiz bir DNA dizilimi yoktur. Sizin alanınıza giriyor sayın Carl Jung ama IQ ölçümü yöntemlerinin de bilimsel değerleri tartışılır. Objektif olmadıklarından bir çok çeşidi var ve sürekli yenileniyorlar. Objektif IQ diye birşey gerçekten varsa tabii. Örneğin formal bir eğitimden geçmeyen bir insanın IQ testine girememesi çevre etkisinin önemini gösteriyor. Tabii potansiyelin önemli bölümünü muhtemelen biyoloji belirler ama kasları nasıl çalıştırınca nasıl geliştirebiliyorsak zekayı da uygun egzersizle arttırabiliriz. Ama bu testlerle zeka sorularıyla ilk kez karşılaşan bir kişinin ne zekası ne genleri hakkında fikir sahibi olamayız ya da belki sadece onların zeka düzeyini ölçebilecek test oluşturulabilir. IQ testi sadece soyut bir kavram olan zekayı kantitatif veriye dönüştürüp araştırmalarda kullanılmaya uygun hale getirir. Faydacı köleliğin yaygın olduğu

  • Ç.

    Ç. 14.06.2017

    Cenevre göllerinde yaşayan Koral G. Yunuk'un yazısında da Kaan Arslanoğlu'nun yorumunda da etnisite geçmiyor. İnsan geçiyor. Almanlar farklı bir tür canlı değil. Onlar da insan. Ezel Parsa siz yazıdan ırkçılığı nasıl çıkardınız anlayamadım. İnsanın sınırlılıklarından söz ediyor. Savaş çıkmaması için uğraşabiliriz de savaş olgusunu yok sayamayız. Bir şey yok denilince yok olmuyor.

  • Süleyman Sırrı Kazdal

    Süleyman Sırrı Kazdal 14.06.2017

    aynı şeyi solcuların yamyamlaşması yazısında da yaşıyoruz.hani islamcılar diyorlar ya ,gerçek islam bu değil.aynı şeyi bizim mahallede de aynı biçimde kullanıyorlar artık,bunlar solcu olamaz diyorlar.e ama biz eleştiriyoruz ya islamcıları,1500 yıl önceki kurallar şimdinin toplumuna uymuyor diye.doğru değil mi? uymuyor,dar geliyor,bilime,insanlığa ters geliyor.tamam işte.peki marx,engels,lenin bugünün delikanlısı,itü de prof mu?200-300 yıllık öğretiler.kapitalizmin insanları köle gibi kullanmaya başladığı zamanlarda ortaya çıkmış insanlar.iyi de bu kadar zamanda toplumların ,ekonominin,kültürün bu kadar hızlı değişim gösterdiği çağımızda bu öğretileri geliştirmek için ne yaptık?kapitalizme karşı yeni silahlar geliştirdik mi? kaç fabrikada işçi sınıfını örgütleyebildik?cnn turk de şirin poyzon'un karşısında durabildik mi? no! ama biz hala solcuyuz.

  • Süleyman Sırrı Kazdal

    Süleyman Sırrı Kazdal 14.06.2017

    gerçekten çok önemli bir sorunumuz var.birbirimizi anlamıyoruz,anlayamıyoruz,anlamak için en küçük bir insani çaba gösteremiyoruz.örneğin yukarıdaki yazıda genel olarak insanın bugüne gelmesinde genlerimizin çok önemli bir işlevi olduğunu,hatta bu işlevin bilinen ya da düşünülenden çok daha etkili olduğu öne sürülüyor.vay efendim nasıl böyle söylersin.sosyal bilimler,fizik,matematik,çevresel koşulların önemini nasıl küçümsersin? ben mi anlamıyorum,evet çünkü bir davarım,yoksa kaan arslanoğlu mu biraz abartmış?yok hiç de öyle değil.hiç bir bilimsel bakış ve yöntem aracına sahip olmazsak bile,insanların içinde belli bir süre gözlem yapmak,onların çevreleriyle iletişim ve ilişkilerini izlemek bu konuda belli bir fikir verebilir.kaldı ki bir de insanın tarihsel sürecini,yapıp ettiklerini bilimsel bir gözle izleyenler nereden nereye,nasıl geldiğimizi ve şimdi ne durumda olduğumuzu kabaca tahmin edebilir.sahi kaan hocam, maymunla aramızda yüzde kaçlık bir dna farkı vardı?

  • Koral G. Yunuk

    Koral G. Yunuk 14.06.2017

    Burada geçen tartışmaya ister istemez katılma lüzumu hasıl oldu. Olayı şöyle izah edeyim: Kıymetli Ezel Parsa coğrafi olarak bana yakın sanırım. Lafımı belki duyurabilirim. Şimdi insanın ölçülebilen IQ'su ortalama 110 civarında. Bu 110 ile şimdiki sorunları tartışıyoruz. Ortalama IQ mesela 150 olsaydı tamamen farklı sorunları konuşacaktık. 200 olsaydı şimdiki sorunların belki hiçbiri olmayacaktı, bambaşka sorunlara diyelim Uranüs'teki yeşil alanlara uzay aracı egzosunun etkileri baş meselemiz olacaktı. İşte bu IQ'yu 110 bir köpeğin IQ'sunu 40 yapan, köpeği havlatan bizi iyi kötü havlar gibi konuşturan bu genetik kodlarımızdır. Bu tartışılacak bir şey değil, kafaya vurulan sopanın acıtacağı kadar kesin bir şeydir. Ama Ezel Parsa kardeşim muhakkak bu gerçeği yok sayacak bir yan yol bulacaktır. Mesela IQ neymiş, bilimin uydurması diye olayı rahatlıkla saptırabilir. Bu en basiti. Kuşkusuz bundan çok daha akıllıca başka kaydırmalar yapacaktır. Meraktayım.

  • Ezel Parsa

    Ezel Parsa 14.06.2017

    Bilim varlığın kurallarını ortaya koyar, ama evrensel bir negatifin bu kuralların üzerinde bir kuralla geçersiz kılınıp kılınamayacağını önceden kanıtlayamaz. Bu durum örneğin hukuk fakültesinde son derece bilgili yetişmiş bir avukatın Türkiye'de ( ya da başka bir ülkede) hiçbir zaman devrim olmayacağından kesin olarak emin olmasına benzer. Yani evrimin bilgisiyle toplumların tarihine bilimsel yaklaşmak imkansıza yakındır. Yoksa genetik bilimin hastalıkları tedavi etmedeki, kriminal olaylarda geriye dönük araştırmalardaki faydaları elbette inkar edilemez. Bilim çevremizde olan bitenin açıklamasında elimizdeki kaynakların en iyilerinden biridir. Bunu yadsımak aptallık olur. Ama fazla anlam yüklenmesi bilime de aykırıdır. Yanılmazlığından emin olma hatasına düşmediği için açıklamayı başardığını da unutmamak gerekir. Örneğin psikanaliz insanların sorumlu olmadıklarını ispatlamaya yönelik bir bilimdir. İşe yarar, ama eksiklikleri göz önünde bulundurulduğunda.

  • H.ÜNSAL

    H.ÜNSAL 14.06.2017

    Teşekkürler sayın Taylan Kara. Kavramlastirdiginiz / DIP YAPI / evrimsel bir olgu oldugu yaptiginiz kisa anlatimla ancak bu kadar berraklastirilabilir. Galiba bizim temel sorunumuz ---Düşünmeyi ogrenemememiz. Düşünmeyi öğrenemezsek öğrenmeyi de öğrenemeyiz.--.-Mevzu derinde. Ne yazik ki biz cok sığız.

  • Ezel Parsa

    Ezel Parsa 14.06.2017

    Değerli Taylan Kara, söyledikleriniz benim için aydınlatıcı oldu. Teşekkür ederim. Genomun insanın tüm doğası üzerinde etkisini anlıyorum. İlişkilerine de etki ediyordur. Henüz bu konuda bilgimiz yetersiz olduğundan tümevarımla çıkarım yapabiliyoruz. Ancak örneğin bir ülkenin genetik durumuyla gelişmişliğinin ilgisini kuramayız. Bu ülkenin dışa bağımlı yapısının asıl belirleyici olduğunu görmezden gelmek olur. Ya da tartışırken karşımızdaki kişinin genetik durumuyla ilgili yorumları veya haklılığımızın genetiğe bağlı olmasını kabul edemeyiz. Buralara varırsak yaklaşımımız hem bilimsellikten hem ahlaktan uzaklaşır. Genetiğin etkisi yadsınamaz ama her şeyi belirleyemez. Psikopatların örneğin Işid'e katılanların veya Hitler'in emirlerini uygulayanların genetik yazılımı bir bilim adamınkinden çok farklı olmak zorunda değildir. Bu tür iddialar için ciddi kanıt gerekir. Dilin, bilginin ve kültürün gelişimi olmadan sadece genetik gelişme ile toplumsal ilerleme olur demek de fazla iddialı.

  • Taylan Kara

    Taylan Kara 14.06.2017

    Değerli Ezel Parsa, -Genler ille de belli bir davranışı değil, belli davranışları geliştirme kapasitesini, bu davranışları belli çevrelerde geliştirme eğilimini içinde taşır. -Kalıtsal olan olanaklar ve olasılıklar örüntüsüdür. -Genetik eğilimler aşılabilir, tutkular tersine çevrilebilir ya da yeniden yönlendirilebilir ve ahlak değiştirilebilir. Ancak bunu yapmak için önce bunun ne olduğunu anlamak gerekir. Mevcut yapıyı yok sayarak bir yere varılamaz. -Biyolojik evrim ile kültürel evrim etkileşimi yeterince keşfedilmemiştir. Kaan Arslanoğlu'nun yapmaya çalıştığı, bu bağı işlemektir. Onun yazdıklarını, "insanın genetiğinde ne yazarsa o dur, dükkanı kapatıp gidelim" diye anlamamak gerekir. Saygılarımla Taylan Kara

  • Akif akalin

    Akif akalin 14.06.2017

    Sevgili Kaan, sen de her zaman benim gibi insanların aslında ilkokulda öğretilmeye başlanan ve üniversiteye kadar defalarca tekrarlanan TEMEL bilgilere sahip olduğunu varsayarak yazıyorsun. Oysa bu bizim kuruntumuz ve hiç kimse genetik denince gerçekten ne kast edildiğini bilmiyor. Buna tıp doktorları da dahil. Türkiye'de içgüdüler ve genetik miras üzerine tek cümle kurabilecek kaç kişi var sanıyorsun? Bunu derslerinde anlatan hocalar dahil! En kötüsü de kimsenin bir bok bilmediğini SAMİMİYETLE bilmemesi. Bu nedenle kimse ACABA bile demiyor. Ben pes ettim. Sana kolay gelsin.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 14.06.2017

    Çevir kazı yanmasın. Genetik çevre etkeni evrim ilişkisi sanıldığı kadar zor değil. Bunu bir sayfa içinde özetlemek mümkün. Ben de sayısız defa anlattım bunu. Belki bin defa. Ama her seferinde evrimde, genetikte belirleyiciliği savunmak çevre etkenini yok saymaktır gibi takoz bir itirazla karşılaşırız. Okumayana okutmak gibi bir gücüm yok. O sizin yüzde on diye küçümsediğiniz etki işte o yüzde onun karakterini kaderini tayin ediyor. Genetik etki kuvvetli genetik etki söz konusuysa tam belirleyici. Orta derecede kısmen belirleyici. Hafif genetik etkide çevre şartları daha belirleyici. Bu kuralları öğrenmek için biraz genetik bilimsel çalışmaların ana kurallarını, yol ve yöntemini, sonuç değerlendirme esaslarını öğrenmek gerekiyor. Ama bu zor. Ama bu standart toplumsal bilim modeline yani aydın zırvalarına uymuyor. Niye araştıralım. Takoz kafalarla derin entelliğe devam. Okumadan araştırmadan sosyal bilimlerde alışılmış dogmaları tekrarlamak da genetiğin sonucu.

  • Ezel Parsa

    Ezel Parsa 14.06.2017

    Diyabette (tip 1-2 ve diğerleri) genetiğin rolünün %10-30 olduğunu biliyoruz. Diyabet fizyopatolojisinin çoğu bilinen bir hastalık olmasına rapmen durum böyle. Buradan yola çıkarak kişiliğimizin çoğunu genetik belirler diyebilir miyiz bilemiyorum. Hastalıkların genetik olanları var, çevresel nedenli olanları var. Kesinlikle hasta olacağınızı önceden bilebileceğiniz genler var, ama çoğu hastalığın halen genlerle kesin ilişkisi gösterilmiş değil. Unutmayın sadece hastalıklardan bahsediyoruz. Örneğin ahlak bir insanın sağlık durumuyla pek ilgili değildir. Bu bilgilerden yola çıkıp sosyolojik çıkarım yapmak için aradaki boşlukları mitolojik hikayelerle doldurmak gerekir. Siz de bunu yapıyorsunuz. Proteus demiyorsunuz da şekilden şekle giren genlerin toplulukların hareketlerini etkilediğini düşünüyorsunuz. Pagan da ormanı, nehri, göğü gördüğü kadarıyla çıkarımlar yapıyordu. Sorun kesinlikle emin olmanızda, belki bir gün sizin söylediğiniz ispatlanır. O güne kadar ben şüpheyle yaklaşıyorum.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 14.06.2017

    Başka bir yere yorum yazmış, cevap vermiş değerli Ezel Parsa, DNA'ya inandığını söylüyor :) Söylemediği şeyleri söylediğimi söylüyor. DNA'ya gözüyle gördüğü için mecburen katlanıyor. Ama ondaki en ufak bir oynamanın bir canlıyı ağaç, böcek, tavşan veya insan yaptığını kabul etmek istemiyor. Komiksiniz yahu, tornadan çıkmış komiklersiniz. DNA sadece karakteri belirlemiyor birini solucan öbürünü Amerikalı insan yapan işte bu DNA. Öte yandan tıp ve genetik çalışmalar deyin bakın ON BİNLERCE tartışma bile yapılmayacak belge görürsünüz. Diyabet mi oluyorsunuz, diabet ve genetik deyin binlerce çalışma görürsünüz. Psikiyatride psikolojide de aynı. Tek yumurta çift yumurta ikizlerinde yapılan yüzlerce artık doğruluğu tartışılmayan yayın görüsünüz. Alkolizmden tutun, suça eğilime, psikopatiye, eşcinselliğe varıncaya dek. Anlaşamayız, çünkü bunları görseniz de inanmaz farklı şeyler söylersiniz. Gerçi bunları niye konuşuyoruz. Şüphe insanı entel dininden çıkarır.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 14.06.2017

    Değerli Ezel Parsa, size bu cahilce ve af edersiniz salakça lafları ettiren genetiğiniz. İşte bunu anlatmak istiyorum. Çıkmaz burada. Genetiğiniz bu olduğu için bilimin son aşamasını anlamakta büyük zorluk içindesiniz. Binlerce kanıtla desteklenen, elektron mikroskobunda görülebilen DNA'yı Griffonlar, elfler bilmem ne ile bir tutmanız da zaten 21. yüzyılda bilimin karanlık üreten insan DNA'sına hala ulaşamadığını gösteriyor. Bu DNA tıpkı sizin gibi insanın kutsal olduğuna dair dini hurafenin etkisinde. Aşılır mı? Çok zor. Buna Elfler değil DNA ve evrim karar verecek. :)

  • Ezel Parsa

    Ezel Parsa 14.06.2017

    Grifonlar, elfler, olimpos ahalisi ve devler hakkında da çok fazla şey bilmiyorum değerli Kaan Arslanoğlu. Ama bunları ayrıntılı bilmemem gerçekte var olmadıklarını bilmeme engel olmuyor. Genetiğin karakterimizi, kaderimizi belirlediğine inanmak insanı davar da değil de tek hücreliye indirgemektir. Gerçi bakteriler bile çevredeki koşullara göre beklenmedik davranışlar gösterebilir. Neyse sonuçta sizi üzmek ya da kızdırmak istemem. Tatar Çölü'ndeki Drogo gibi, Bastiani kalesindeki göreve bir kez başlayınca ne vazgeçiliyor ne de hatalar kolaylıkla farkediliyor.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 14.06.2017

    Genetik konusunda da bir şey bilmiyorsunuz sayın Ezel Parsa. Öyle kalın. Kişilik genetik ilişkisi üstüne de çok az şey biliyorsunuz. Devam edin. Bunları anlatmaktan (bilimsel gerçekler) dilimde tüy bitti. Benim ve bilimin dediklerinde çevre etkenini küçümseyen bir şey yok. Ama siz nasıl anlamak istiyorsanız öyle anlıyorsunuz. Davarlık tam da budur. Davarlık anlamaya mani oluyor. Herkes neyse öyle kalsın. Kadercilik tam da budur. Sizler bizler kendi kaderinizsiniz, kaderimiziz. Saygılar.

  • Ezel Parsa

    Ezel Parsa 14.06.2017

    Söylediğiniz diğer her şeye tüm davarlığımla ve yahooluğumla katılıyorum, Değerli Kaan Arslanoğlu. Belki bir houyhnhnmlar kontrolü ele geçirir de biz yahooları ıslah eder, kimbilir.

  • Ezel Parsa

    Ezel Parsa 14.06.2017

    Bilimin doğruları açıklamaktan daha fazla kullanılan toplumsal işlevi zenginlerin kusurlarını kapatmaktır. Bilim bu sayede kapitalizmi hızla geliştirdi. Örneğin drapetomania kölelerin özgür kalmayı düşünme hastalığıydı. Tedavisi ayak başparmağına cerrahi müdaheleyle kölenin koşmasının engellenmesiydi. Kleptomani zengin hastalığıdır, fakir her zaman hırsızdır. Ahlaksızlık, bencillik yerine sınırda kişilik bozukluğu, narsizm, antisosyal kişilik bozukluğu tanılar herkesi tedaviye uygun hale getirir. Genetik kadercilik de bilimsel otoriteye dayalı bir diğer batıl inanç ürünüdür ve insanı doğaya müdahele edemeyen edilgen bir canlıya indirger. Bilginin üretim sürecinin unutulması ve herşeyi açıkladığına dair derin inanç, ürettiğine tarafsız bakamamak, şüphe duymamak tuhaftır. Aynı genetiğe sahip farklı karakterdeki insanlara şöyle bir bakmak bile genetiğin etkisinin sınırlarını anlamaya yetecekken, hele ki yaş ilerledikçe kendi ürettiğimize bağlanmaktan göremiyoruz.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 13.06.2017

    Sevgili Muharrem, 13-14 yaşında bir davarken ben de senin gibi düşünüyordum. Senin bağlı olduğun inançlar 20 yüzyılda aşıldı. Ne olur insanlar bir görüş savunmadan önce biraz araştırma yapsalar. Yok... İşte bunu anlatmak istiyorum. 20-25 yıl sonra bizim dediklerimiz aynısıyla kabul edilecek, ama sizler bizi harcadığınızla kalacaksınız. Daha önceki yazıma da aynı kalıp kafayla itiraz ettin. PKK_Sol ilişkisinde ön yargılıymışım. Yahu PKK 1978 den beri solcu öldürüyor, sivil öldürüyor. Sol bunların haberini bile yapamıyor. Tabii PKKlı katillerin denetiminde olan KESK üyesisin. Kendi konumunu haklı kılmak için başka ne diyeceksin. Ama bunlar devrimci tutum olmadığı gibi aydın tutumu hatta sıradan "iyi -adaletli insan" tutumu da değil. Davarız işte en iyimiz de davar. Kader bizi mezbahaya sürükleyinceye dek böyle büyük laflar etmeye devam edeceğiz. Bu aşağıya yazdığın yorum evrimin inkarı. Ayrıca genetik, biyoloji vb. hiçbir şey bilmediğini ortaya koyuyor. Ama siyaset yapmak kolay :(

  • Ç.

    Ç. 13.06.2017

    Sorun insanın kusursuz olanı yaratacağını düşünmesinden kaynaklanıyor. İnsan kusursuz bir varlık değildir. Eksikleri vardır. İnsanı tanıyarak ona uygun çok güzel bir düzen kurulabilir. Bu düzenin eksikleri olacaktır. Ahşap malzemeden yapılan ev depreme dayanıklı olur, yangına ise dayanıklı olamaz. İnsanı anlarsak yangın çıkmaması için önlem alabiliriz.

  • Neo Pal

    Neo Pal 13.06.2017

    Yazıyı okuyunca, konuyla ilgili aklıma gelen ilk etkileşim.. gezegenimizin gelmiş geçmiş en büyük devrimcisinin 1450 yıl önce söylenen şu sözü oldu '' onlar bakarlar ama görmezler.. onlar duyarlar ama işidmezler.. Onlaarr, boyunduruğa vurulmuş DAVAR gibidirler ''

  • Muharrem Söker

    Muharrem Söker 13.06.2017

    İnsan karakterinin büyük oranda genlere bağlı olduğu düşüncesi, bana kabul edilemez gibi geliyor. Bunu kabul edersek, olumlu karakterli insanları bir araya getirerek sağlıklı bir toplum yaratma düşüncesi ortaya çıkabilir !!!! bunun da bizi nerelere götüreceği malum. Ayrıca bu düşünce diyalektiğin inkarı olmazmı ???

  • Mete Demirtürk

    Mete Demirtürk 13.06.2017

    Adlı adınca seslenmek, anlamlandırmak kadar güzel bir şey var mı? Harikasın Kaan Hocam, yazıyı büyük bir iştahla okudum. Elbette davar iştahıyla. Şimdi yazıyı bir kere daha okuyup, (sâkin bir davar olarak) tadını çıkarmak istiyorum. Sevecen bir dost seslendiğinde nasıl da kendime geldim! Darası diğer kardeşlerimin başına... Saygılar...

  • Akif akalin

    Akif akalin 13.06.2017

    Bir güne 3 giriş fazla olmadı mı?

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.