Doğu Perinçek İle Ne Konuştuk? Ulusalcı Dostlara Safça Sorular..

Doğu Perinçek İle Ne Konuştuk? Ulusalcı Dostlara Safça Sorular..

Yazının Kapak Resmi: 11 Ekim 2017’de, Düzce’de, sayın Doğu Perinçek ile üç buçuk saat, sadece Güneş-Dil kitabımızı konuştuk. Konuyla ilgili açıklama yazının en sonundadır.

 

Türk sol siyaset geleneğinde başat çizgi “büyük siyaset” yapmaktır. Türk solcusu kahir ekseriyetiyle “büyük siyaset”ten hoşlanır.

Onlara göre “küçük siyaset” nedir ve yine onlara göre, asıl yapılması gereken ve her gün yaptıkları “büyük siyaset” nedir? Önce tanımlayalım.

“Biz sosyalistiz, bu kapitalist düzeni yıkıp sosyalist sistemi kuracağız, tüm başka sorunlar bu temel çelişkiye bağlıdır, bu düzen yıkılmadan hiçbir sorun çözülmez” demek ve buna uygun hareket etmek, günümüz solcusuna göre küçük siyasettir. Onlara göre öncelikle bunu diyerek hiçbir yere varılamaz. En küçüğünden bile siyaset yapılamaz. Örgütler, partiler yaşayamaz. Sol hiç büyüyemez.

SORU BİR: 40 yıldır büyük siyaset yapıyorsunuz da, ne zaman, kimin örgütü büyüdü?

“Kapitalizmi ve sosyalizmi anlatalım. Kapitalizmin temel ve günlük çirkinliklerini her alanda teşhir edelim. Gelir dağılımında, üretimde, tüketimde, hakta, adalette, çevre ve doğa düşmanlığında, sağlıkta, eğitimde, kültürde, savaşta, katliamda, edebiyatta, sanatta, sporda… Kapitalizmin nasıl rezil bir insan tipi yarattığını anlatalım. İsim isim, grup grup, şirket şirket, parti parti, hükümet hükümet sergileyelim. Yeni bir insan tipini bu düzende oluşturmaya başlayalım, bu insan tipi büyümezse, gelişmezse, düzen değişmez. Düzen değişmedikçe de gündemdeki birbirinden ağır sorunlar katlanarak artar..” demek ve bunun dürüst insanlar ve bilhassa yoksullar içinde çalışmasını yapmak… Gerektiğinde işçiyle birlikte, yeri geldiğinde çevreciyle beraber direnişini, eylemini oluşturmak… Asıl siyasettir, temel olan budur diye fikir belirtmek… nasıl karşılanır günümüz “büyük siyasetçi”since?

Siyaset böyle olmaz, denir. Büyük siyaset yapmadıkça bunlar eftidir, püftüdür denir. Büyük siyaset günlük büyük sorunlarda taraf olmayı gerektirir, denir. İktidara ancak büyük sorunlarda tarafsan gelinir, denir. Evet, on yıllardır böylesi yazılar okuyoruz her kanattan “sol”da. Neymiş efendim, şimdi “sosyalizm” diye hamasi laflar etmenin sırası değilmiş, şimdi asıl “bilmem ne etrafında mücadelenin” zamanıymış! O bilmem ne de ikide bir değişir. En son Ender Helvacıoğlu yazmış bu minvalde.

SORU İKİ: Tamam, iktidar olmayı hedefleyelim, doğru… Fakat yaptığınız “bu büyük siyaset” ile, değil iktidar kavgasına girmeyi, iktidar için, çalgı aleti, algı saptırma unsuru olmak ve bu anlamda sürekli kullanılmak dışında ciddi bir tehdit oluşturabildiniz mi, herhangi bir dönem?

Gerçek solculuğu öldürdüler, hala cesedinden nemalanmak derdindeler. Onların anladıkları büyük siyaset (her kanattan solcu için) kaplanların kavgasında, fillerin tepişmesinde söz sahibi olmaya çalışmaktır. Bunun için de büyük güçler içinden kendilerine dost edinmeye, ittifak aramaya çalışmaktır.

Şahsi görüşüm ki, yıllardır bunu söyler dururum: Bu yol hiç girilmeyecek bir yol değildir. Bu anlamda “büyük siyaset” yapılabilir. Adına ister Jakoben tarz, ister devrimci taktik deyin.. bazı dönemlerde büyük oynanabilir. Ancak tek bir şartla: Nicel ve nitel anlamda iktidara aday bir gücünüzün bulunması koşuluyla. Siz daha henüz küçücük, minnacık iken büyük siyasete soyunursanız… Komik duruma düşmenizin yanı sıra, devlerin operasyonel bir oyuncağı, zaman zaman çalıp attığı bir enstrüman konumunda kalırsınız.

SORU ÜÇ: Olsun… Deneriz. Ya tutarsa… Mı diyorsunuz? Bunun ne zararı var, devrimcilik veya siyasi jakobenlik budur demeye mi getiriyorsunuz?

Bunun şöyle bir zararı vardır ve bu zarar korkunç bir zarardır, tabii gerçek anlamda sol için: Sahiden sosyalizmi hedefleyen, hakikaten “yeni insan”ı çoğaltmaya çalışan kişileri köreltirsiniz. Büyük işler yaptıklarını sanan, sisteme bağımlı küçük solcular yetiştirirsiniz. Bilinçleri mahvedersiniz.

Bugün insan karakteri Türkiye’de Cumhuriyet tarihinin en dip noktasındadır. Derin çukurdadır. Bu noktaya gelmemizde sadece sistemi, emperyalizmi, 12 Eylül’ü veya AKP’yi suçlamayalım. Bu karanlık uçuruma düşmemizde , “büyük siyaset” heveslisi ve bu yüzden rejimin her türlü “büyük” aktörleriyle, yoz mu yoz popülerlerle, yetke sahipleriyle içli dışlı olmuş büyük siyaset solcusunun işbirliği kilit önemdedir. “Büyük siyaset” solcuları emperyalist sisteme büyük hizmet vermiştir.  

Kapitalizm, tüm eski ve yeni sosyalist kuramcıların öngörülerinin aksine, bugün her bakımdan geçmiştekinden kat be kat güçlüdür. Kapitalizmin akıl hakimiyeti sağda ve solda tam bir tekel kurmuştur. En keskin zannedilen sol gruplar, yazarlar bile emperyalist-kapitalist düzenin ajanı haline gelmiştir. Rejimin uzmanları her zamankinden çok daha yetkindir.

Birileri bu sistemi gerçekten yıkmaya niyetliyse, Lenin’den 3,  Bolşeviklerden 10 kat akıllı, güçlü ve donanımlı olmak zorundadır. Kapitalist ideolojinin gücü ile sosyalist bilincin gücü arasındaki makas kolay kapatılamayacak kadar açılmıştır. İş feci ölçüde zorlaşmıştır.  

Türkiye’de sol, en büyük nitel ve nicel gücüne 1975-80 arasında ulaştı. Rejimi ilk kez biraz zorladı. Şimdi baktığımızda, bu örgüt ve insan kalitesinin devrim yapmak için son derece yetersiz olduğunu görebiliyoruz. Ancak bugünkü örgüt ve insan kalitesine baktığımızda o günleri mumla arıyoruz. Çukurdan çıkmak istiyorsak, önce çukurda yaşadığımızı kabul etmek zorundayız. Yok, çukuru istediğimiz gibi at oynatacağımız ova sanıyorsak –bugünün “sol” teorisyenleri gibi-  o batağın dibi yok. Daha aşağılara gömülmemiz kaçınılmazdır.

75-80 döneminin sol siyasetinin şimdikinden farkı neydi? Temel fark şuydu: Eski solun, o haliyle, ana amacı devrimdi. İnsanlar sol örgütlere devrim yapmak için yöneliyordu ve örgütler ülkeye devrim gündemini dayatıyordu. Kurulan hükümetler, MC’ler, AP, MHP, DGM’ler, MESS’lere karşı… o günün iktidar örgütlerine karşı da bir söylem ve mücadele vardı, ama bunlar sosyalizm ve bağımsızlık hedefinde kitleleri bilinçlendirme araçları, insanlara gösterilen somut hedeflerdi. Dedik ya, bu ortamın ve örgütlerin sayısız kusurunu biliyoruz, bir nostaljik yanılsama içinde değiliz, ama o dönemde solun “sol” karakteri vardı. MC’ye ya da Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ne karşı mücadelenin, emperyalist sistemin dışına çıkma asıl hedefinin yanında bir ayrıntı olduğunu, sola sempati duyan bir liseli de bilirdi, ilk kez sendika seminerine katılan işçi de…

Şimdi ise varsa yoksa güya “büyük siyaset”. Yani hakim güçler arasında birine yakın olma, ötekini hedef gösterme yönünde sözüm ona akıllı taktikler. Birilerine göre varsa yoksa AKP gitmelidir, her ne pahasına… ABD’yle birlikte olunabilir, PKK hoş görülebilir.. kim AKP’ye karşıysa herkesle ittifak içinde… Başkalarına göre ise FETO’cular içerdeyse, HDP’liler rahat çalışamıyorsa ülke “milli” olmuştur, Türkiye düzlüğe ermek üzeredir… 

SORU DÖRT: Bu sözümona akıllı taktiklerin sol örgütleri sürekli daralttığını, bugünkü konumuz ulusalcılar.. ulusalcı partilerde sürekli kopmalar yaşattığını, sürekli bir güvensizlik ve aldatılıyoruz hissini yaydığını.. acaba bu çizgide ısrar eden dostlar göremiyor mu? Açık biçimde soruyorum: Aylık, yıllık her gelişme sonrası yeni saflar belirleme çılgınlığı devam etmeseydi, düzgün bir tek çizgide ısrar edilseydi, Vatan Partisi en 10 kat daha büyümeyecek miydi, otuz yılda? Küçük solun bu büyük siyaset merakı başlı başına bir hastalık değil mi?

Hakim sınıflar arasında dost bulma, ittifak arama sistemini ülkeye yine bizim solcular soktu. Taa 80 öncesinde.

Sovyetler Birliği, alttan kitleleri örgütleyip devrim yapma yerine, 3. Dünya ülkelerinde generallerin ve büyük bürokrasinin bir bölümünü kendi yanına çekerek, darbe yoluyla devrim yapma çizgisini ilk geliştiren güçtür. Ne ki bu taktik bizde pek uygulanmadı veya uygulanamadı. Bizdeki Sovyet güdümlü sol, o yolu muhtemelen denedi, fakat başarılı olamadı, kitlesel çalışmayı hep esas tuttu veya tutmak zorunda kaldı.

Ne var ki Çin, “3 Dünya Teorisi”yle hakim sınıflar içinde “solcu”, o olmadı “milli” yandaş bulma kuramını dış politikasının merkezine oturttu ve bu çizgiyi ilk kez o zamanın Vatan Partisi (Türkiye İşçi Köylü Partisi), başta Doğu Perinçek olmak üzere Türkiye’de uyguladı. Onlara göre NATO milli çıkarlara hizmet ediyordu. Kime karşı: Sovyetler’e karşı. Bir hafta sonra Amerikancı darbe yapacak olan TSK, onlara göre güya teröre karşı halkın yanındaydı! Ve ABD de baş düşman Rusya’ya karşı ittifak gücüydü.

SORU BEŞ: Bu politikayı, çok kıymetli ulusalcı dostlarım, o zamanki şartlar altında “Büyük Sovyet Tehdidi”ne karşı mantıklı görmeye devam edebilirler.  Ancak, arkasındaki, 1- Büyük siyaset adı altındaki küçük hesapçı çizgiyi ve 2- Üç beş yıl sonra çöküşe geçecek bir Sovyet gerçeği ile tek kutbunu ilan edecek ABD emperyalizmi hakikatini kavrayamamak öngörüsüzlüğünü, yani bu kadar büyük bir körlüğü… hiç muhasebe ediyorlar mı?

80 sonrasında ise küçük hesapçı büyük siyaset yapma geleneği, emperyalizmin kulaklara derin fısıltılarıyla tüm sola iyice yerleşti. Bugünün ulusalcıları dahil, (istisnalar hariç) neredeyse tüm sol 1991-92 ABD Körfez Harekatı’na dek PKK’yı büyük siyasetin kurtarıcısı olarak gördü. İsim isim bakın. Örneğin Helvacıoğlu ve daha niceleri. Helvacıoğlu’nu anmam sadece en son onun makalesini okumamdan. Bugün “AKP diktatörlüğüne karşı Cumhuriyet’i savunmak için en geniş cephe kurulmalıdır” diyenler, o gün de “Diktatör sağ iktidara karşı PKK başta herkesle en geniş cephe kurulmalıdır” diyenlerdir. Sonradan çıkan “Kemalist diktatörlüğe karşı AKP dahil herkesle ortak hareket edilmelidir” mantığı ile bire bir aynı mantıktır bu. Süper zeki zamane sol teorisyeni mantığıdır. Sürekli yanılmaları ise asla bezdirmez onları. Her neyse, bu çizgiden ilk ulusalcılar koptu. Sonra ana akım sosyalistler… Daha doğrusu, ana akım sosyalistler kopar gibi yaptılar, bir türlü tam kopmadılar.

Amaç ve gerekçe aynıydı: Büyük siyaset yapmak. Küçücük de olsan pekala büyük siyaset yapabilirsin. Ancak büyük siyaset yaparsan büyürsün. Bunun için medyada, edebiyatta, politikada.. sana göz kırpan ne kadar sistem insanı varsa, onları dost ilan edebilirsin. Bu kişilerin kim oldukları, karakterleri, gerçek niyetleri hiç önemli değildir. Bugün “doğru”yu dillendiriyorsa kurban olursun o dile. Gerisini kurcalamazsın. O görüşü kendininki gibi yaygınlaştırırsın. O kişiyi doğru kişi ilan edersin. Yeter ki senin çizgine yakın olsun, seni eleştirmesin. Büyük siyasetin küçük politikası için, kişilerin ne oldukları, gerçekte neyi savundukları değil, bugün, bu saat ne dedikleri önemlidir. SONUÇ: Tam bir insani yozlaşma, tam bir cehalet batağı. Kapitalizm kültürü için tam bir cennet ortamı. Mevcut iktidar için ballı börek vasatı.

Yalçın Küçük, solculuk adına general güzellemeleri yapıyordu ekranlarda, yıllarca bunu yaptı. Büyük siyaset yapma ilkesizliğini kuramlaştıran, meşrulaştıranların başında geliyordu. Kapitalizmin güncel kültürel eleştirisi yönünde ortaya koyduğu deha ışıltısı pek çok eserini, bizzat kendi hiçleştirerek. 

Tüm sol partiler, popüler, yetke sahibi ne kadar yamuk insan varsa yayınlarına katıyor, kapitalizmin dibi kokmuş üstü parlak kültürüyle beyin yıkayıp, sisteme sahte solcu insan yetiştiriyorlardı. Bugünlere öyle geldik.

AKP’yi destekliyorsun.. desteklemiyorsun meselesi

Sağcısı ve solcusu, dincisi ve ateisti… ülkedeki bu yoz insan karakteri üstünden bugün güncel “büyük siyaset” yapıyor.

Güncel büyük siyaset dikkati yalnızca kendine toplayan, kimsenin başka tarafa bakmasına fırsat bırakmayan gürültüde geçiyor.

Nereye baksan kan, gözyaşı, baskı, tutuklama, komplo, oyun içinde oyun…

Bu ortamda ulusalcılar, “siz AKP yi açıktan destekler oldunuz, iktidar yandaşı oldunuz” eleştirilerine öfkeleniyorlar.

Cevaben başlıca iki şey söylüyorlar:

  1. Vatan Partisi AKP’yi destekleyebilir, her ulusalcıyı VP’li görmeyin. Biz hem AKP’ye direniyoruz, hem CHP’nin vb. emperyalizmle uzlaşmasını yeriyoruz.
  2. VP’lilerin söyledikleri: Biz AKP’yi desteklemiyoruz. FETÖ ve PKK’ya karşı mücadeleyi destekliyoruz. Bunu AKP yapıyorsa, AKP’yi orada destekliyoruz. Biz milli devleti savunuyoruz.

Şimdi birinci savda belli bir haklılık payı bulunmakla birlikte, tam olarak geçerli değildir. Çünkü ulusalcıların en güçlü odağı VP’dir ve bu durum “ulusalcı” algısını halkta ve okumuşlarda ister istemez o yöne çekmekte.

CHP içindeki ulusalcılar hayli etkisiz ve sönük kalmakta. Farklı yayınlar güçlü de olsalar ayrı bir algı oluşturamamakta. Sözcü, hayli bulanık ve güven vermeyen bir çizgide. Oyun içinde oyunun bir parçası gibi. ODATV ulusalcı eksende daha ılımlı ve görece daha nesnel bir yayın yürütmekte, karşı bilgi ve savlara da zaman zaman sayfa açmakta. Her yazarının farklı yaklaşımı olmakla birlikte muhalif duruştan ödün vermemeye hiç değilse gayret etmekte. Ne var ki yine yazar kadrosunun geniş yelpazesi ve bazı yazarlarının ruhsal gelgitleri nedeniyle kendi farklılığının (varsa) altını çizememekte, sorunu çerçeveleyememekte. (Tabii yine o büyük siyaset hastalığı…) Bu arada Soner Yalçın’a Güneş-Dil kitabımıza verdiği destekten ötürü tekrar teşekkür ediyorum. Her kanattaki sorumlu yazardan, buradaki ve kitaplarımızdaki konulara, işin vitrini değil mutfağı olan konulara ilgi göstermelerini bekleriz. Herkesten hasedi, kini.. bir kez olsun bırakıp, gerçek yazarlık, gazetecilik yapmasını bekleriz.    

Ne var ki, tüm bu ulusalcı tezlerde bir ana haklılık payı daha vardır ki, o da yabana atılmamalı.

Bugün AKP yok edici bir siyasi canavarsa, onu yıkmaya çalışanlardan bazıları (çoğunluk değil, ama kayda değer bir bölümü) daha yok edici, daha tehlikeli canavardır. Özellikle PKK-HDP’yi ve onları alenen kullanan dış güçleri kast ediyorum. (Bağlantıları ve uzantıları çok karmaşık, ne kadar AKP ne kadar değil tartışmalı FETO’yu da başka bir bağlamda aynı kategoride görmeli.) Ulusalcıların en azından bir bölümünü, iktidara ve devlete destek vermekle haklı olarak eleştiren solun ezici çoğunluğunun, bu bağlamda kendine dönük bir adalet duygusu, vicdani karakteri bulunmuyor. Çok çeşitli bahanelerle katliamcı bir pratiği ve emperyalizm kuklası bir çizgiyi savunuyorlar. Onlara “Vicdansız Sol” diyorum.   

Bu durumda, ülkeyi-ulusu düşünen her vatandaşın, aydının, önceliği bu noktaya vermesi gerekir. Ülkeye karşı büyük bir komplo yürütülüyorsa, tıpkı 15 Temmuz’daki gibi.. Ve daha kötüleri bekleniyorsa.. Vatan Partisi gibi tavır alması gerekir. Haklı mı bu tez? Haklı gibi.

Ama gerçekler tam öyle değil. Neden: 1- Gerçeklerin hepsini bilmiyoruz. Birçok şey karanlıktadır. Birçok bilmiş, bilmeden konuşuyor veya bildiklerinin de işine gelen yarısını konuşuyor. 2- Türkiye, başını ABD’nin, Almanya’nın çektiği emperyalist dünya sisteminin bir parçasıdır, milli çıkarlar bir yana, onu cansiperane koruma görüntüsü bir yana, bu ülke halen emperyalizmin ekonomik siyasi güdümünde bir ülkedir ve büyük patronlarla bugün bile ciddi bir çatışma yaşanmaksızın bu ülkede AKP iktidardadır. Kavga şirket içi bir kavgadır. Onun da ne kadarı ne kadar ciddidir, belli değildir, bilmemize de imkan yoktur.  

Daha açık deyişle, anti ABD olmakla övünen AKP, onu bu yönüyle destekleyen pek çok ulusalcı, aslında büyük dünya şirketinin Türkiye departmanında işlerin tıkır tıkır yürüdüğünün, bunun her zaman bu büyük şirketin A planı olduğunun farkında değilmiş gibi konuşmaktadır.  

Şirketin büyük patronlarının B planında, AKP’yi yıkmak, ülkeyi bölmek olabilir. C planı ülkeyi bölmeden bu şekilde istikrarsızlaştırmak da olabilir. A planı gayet nettir, B planı soru işaretleriyle birlikte var gibidir, C planını da görebiliyoruz az çok. Ama D, E, F planlarını? Göremiyoruz. Bunu bugünden emperyalist patronlar da tam şekillendiremiyor belki de.

SORU: Sorular çığ gibi büyüyor. Maddelemeyi bırakıyorum. Buradan bir milli devlet çıkar mı? Milli çıkarlar buralardaki saflaşmalarla mı savunulur? Birçok ulusalcının böyle düşündüğü açık. Yalnızca FETO ve PKK karşıtlığını öne çıkarıp, tüm “milliliği” buraya hapseden, asıl büyük gerçeği sürekli unutturan bir söylemin, ulusalcı-sosyalist tabanda güvensizlik, bölünme, daralma yarattığı açık değil mi? PKK veya FETO’yu yaratan, yarın benzerini yaratacak olan bu sistem, tüm kurum ve ideolojisiyle ülkede mutlak hakim değil mi? Ne kadar laf kalabalığına getirseniz de asıl büyük patronlar bu ülkede yine başta değil mi? ABD’nin PKK’ya desteğini görenler, Rusya’nın ve Suriye’nin PKK’ya desteğini neden görmüyor? Ya Rusya yarın ABD ile her alanda anlaşırsa?  

Sayın Perinçek, birilerine sürekli “ajan” dedikçe, birileri de ona “asıl ajan odur” diyor. Ben de şahsen ortalığın ajan kaynadığını söylüyorum. Bunların çoğu emperyalizmin gönüllü amatör (maaş almasalar da pek çok maddi manevi çıkar sağlayan) ajanıdır. Bunu yineledikçe, 40 yıllık dostlarımdan bazıları bile “sen de ajansın o zaman” diyorlar. İşin karşılıklı atışması bir yana, ben Perinçek’in başından bugüne dek ajan olduğuna inanmayanlardanım. Ne var ki, hakim güçler içindeki çatışmalara taraf olarak katılmakta gösterilen bunca ısrarlı pratik, sanırım korkunç derecede yanlış bulduğum işte bu sözde büyük siyaset tarzından kaynaklı.

Bizzat sayın Perinçek’e ve bu tutumu büyük siyaset sananlara soruyorum: Bu tarz size ne getirdi? Büyük politika büyük bir güce eriştikten sonra yapılabilir ancak. Örneğin bu ülkede diyelim 100 bin aktif üyeniz varsa, ancak o zaman ucundan kıyısından büyük oynamaya başlayabilirsiniz. En az 500 bin üyeniz yoksa iktidarı hedefleyemezsiniz. Sürekli iktidar taraflarında ittifak gücü bulma, sürekli bazı “büyük büyük” adamları partiye alma, yazar yapma tarzı… Size ne kazandırdı?

Biz, ulusalcıların “milli” dedikleri reflekslerin çoğunun milli falan olmadığını defalarca gösterdik. Milli dedikleri generallerin CV’lerine bakın sadece, dedik. Milli dedikleri siyasetçilerin ülkede neler yaptıklarını anlattık. Ekonomik gerçekleri tek tek sıraladık. “Büyük siyaset” geleneğinin sol-sosyalist bilinci nasıl erittiğini, isimler üstünden, eserler üstünden defalarca kanıtladık. Ama büyük siyasetçi (her kanattan) bunu anlamıyor, anlamak istemiyor. Bu ülkenin millicilerinin de Atatürkçülerinin de büyük kısmı ABD ve AB hayranıdır. Onların çocukları ABD’de ve AB’de okumak ve yaşamak için yarışır. Bunlar yabancı yazarlara hayrandırlar, yabancı filmler izlerler, yaşam ve tüketim alışkanlıkları Amerikancıdır. Bu ülkede izledikleri popülerler Amerikancıdır, Batı taklitçisidir. Büyük siyasetin süslü büyük lafları dışında kafalar ideolojik olarak çoktan teslim alınmıştır.   

Söylenen büyük siyasi sözlerin arkasındaki asıl siyasi-ekonomik gerçeği de ne yapsak anlatamadık. Bir de görselle deneyelim. İşte budur… Anlayanı için bal gibi açıktır. Ekim ise ekim, devrim ise kapitalizmin devrimi…

Ergenekon sürecinde büyük zulme uğradı ulusalcılar. İktidara karşılar, Cumhuriyet direnişi gösteriyorlar diye o dönem gönül birliğine girdik onlarla. Yaşamım boyunca, bir o dönem, bir de 77’ye kadar olan dönemde sempati duymuşumdur Aydınlık’a ve bu nedenle birçoğunun hapse atıldığı vakitlerde gazetelerine abone yazıldım, soL’da çıkan kimi makalelerimin Aydınlık’ta da çıkmasına izin verip ön ayak oldum.

Ama uzun dönem liberallerin üstlendiği iktidar yandaşlığını, tahliyelerden sonra ulusalcılar üstlenmeye başladı. Haklılar bazı yönlerden. Demin bahsettiğim nedenlerle. Ama ona bakılırsa liberallerin de haklı oldukları yanlar vardı.

Benim bildiğim, sosyalist kişi, öncelikle sosyalist gündemine bakar. Sosyalist bilincin gelişmesi için çalışır. İktidar kapitalizmin kumandasındaysa, elbette o iktidara karşıdır. İktidar haksızlık yapıyor, zulmediyorsa daha da karşıdır iktidara. Sosyalist olmasına gerek yok kişinin bunun için, her dürüst ve iyi insan iktidar yalan söylüyorsa, iktidar zulmediyorsa direnç göstermelidir. Tabii, dürüstlük ve nesnellik çifte standart tanımaz. Diyelim onca kötülük içinde AKP iyi bir şeyler de yapıyor. Bunu da görmelidir dürüst yazar. Bu nedenle keskin AKP karşıtı az arkadaşımla kavga etmemişimdir. Bunların içinde, iktidarın sunduğu nimetlerden benden kat be kat fazla yararlanan dostlarım da vardı mesela. İktidarı savunmak için değil, yermek ve neden başarılı olduğunu göstermek için verdiğim örneklere, Vatan Partililerin de o dönem nasıl fanatik bir feveranla karşı çıktığını anımsıyorum. Beni de adeta yandaş kesime kaymış gibi görerek.  

Tartışmayı dağıttım gibi, ama aslında konunun özündeyim. Bizim işimiz gerçeklerledir. Gerçekleri saklayarak hayal düşmanları, hayal dostları yaratmak önce bizi vurur. Sığ kafalı insanları kalabalıklaştırır.

SORU: İktidar 15 Temmuz hakkında, FETÖ hakkında, PKK-HDP hakkında, ABD ve Almanya ilişkileri, gizli görüşmeleri hakkında her bildiğini söylüyor mu? Siz ne kadar biliyorsunuz ve sizler bildiklerinizin kaçta kaçını söylüyorsunuz?

SORU: Bu ülkede “Kemalist Devlet”, Balyoz ile Ergenekon ile tasfiye edilirken... İktidarda kim vardı? AKP. Başında kim vardı? Tartışılmaz en büyük yetkili kimdi? Tayyip Erdoğan. İktidarı kışkırtan, yönlendiren, yakın destek veren? ABD, Almanya… Sağ kol, beynin üçte biri, sol göz, sağ kulak kimdi? FETO. Şimdi AKP o sağ kolu bağladı, gözün birini kapadı, kulağın tekini kesti, beynin üçte birini dondurdu. ABD’ye kafa tutuyor, bunu sen soktun içimize diyor. Köprüleri ise katiyen atmıyor. Yarın sol koluyla size vurmayacağını garanti ediyor musunuz? Ya da sağ kolu yeniden serbest bırakmayacağını?

Öyle yaparsa en başta karşılarında bizi bulurlar, diyorsunuz. Böyle sözlerinizin aklı başında insanlara hiç inandırıcı gelmediğini görmüyor musunuz? Büyük siyaset bu mudur? Anlık, günlük dönüşler midir? Bugünkü, bu saatteki laflardan ibaret midir sosyalistin dünya görüşü?

SORU: Laiklik bu işin neresinde? Milli olsun da laiklik olmasın mı diyorsunuz? Ülkede cirit atan Arap sermayesi mi milli olmanın teminatı, yoksa Amerikan, Alman yatırımları mı… ya da yurt dışı bankalardaki hesaplar mı? Din devleti milli olabilir mi Türkiye’de? Amerikancı Araplarla bu derece yüksek gönül bağı milliliğin işareti midir? Bir ayağı hep dışarda duran yolsuzluğa batmış iktidar unsurları nasıl milli olabilir? Bir de Atatürk’ü nereye koyuyorsunuz, bu tablonun hangi köşesine?

SORU: Bu ülkede başta AKP, CHP, MHP, sol yayınlar, partiler devasa bir yalan zinciri oluşturdular. Siyaset yapmayı her gün bir şeyleri saklamak, her gün bir şeyleri tamamen farklı göstermek sanan bir kırılmaz gelenek oluşturdular.

Bunun çocuklara, gençlere ne kadar yıkıcı etkide bulunduğunun farkında mısınız? Beyinler farklı düşünüyor, ağızlar farklı konuşuyor, bedenler farklı işler peşinde… Yalanı, sahteyi kanıksamış bu nesillerle hangi Cumhuriyeti, neyin milliliğini koruyacağız?

Büyük siyaset pek önemli.. Tamam da.. Düzgün duruşun hiç mi etkisi yok?

GÜNEŞ-DİL ÜSTÜNE DOĞU PERİNÇEK İLE ÜÇ BUÇUK SAAT SOHBET  

11 Ekim’de Doğu Perinçek, İstanbul’dan Ankara’ya geçerken, özel olarak Düzce’ye uğradı ve kendisiyle Vatan Partisi il başkanlığında, yirmi kadar katılımcıyla birlikte, üç buçuk saat kadar, sadece Güneş-Dil konusunu tartıştık. Buluşmada değerli Şule Perinçek, Düzce il başkanı kuzenim Fethi Sönmez ve eşi Ayşe Sönmez ve kitabımız yazarlarından İlknur Arslanoğlu da vardı.

Eski Türk kültürü ve Türk tarihi-dili üstüne çok sayıda kitap ve makale yazdığını bildiğimiz Doğu Perinçek, gördük ki, bu alanlarda hakikaten yoğun birikimli. Ayrıca bizlere karşı da son derece nazik ve ilgiliydi. Birçok görüş ve saptaması, konuyla ilgili önümüzdeki çalışmalar için pek yararlı oldu. Ayrıca birtakım kaynaklar önerdi bize. Biri kendisinin kitabı olmak üzere, üçünü şimdiden okudum ve cidden çok yararlandım.

Doğu Perinçek, kitabımızı, getirdiği birkaç küçük eleştiri dışında, gayet iyi bir çalışma ve çok yararlı bir eser olarak gördüğünü belirtti. Kitabın konuya bilimsel bakışını, fanatiklikten uzak nesnel yaklaşımını övdü ve çalışmanın daha da geliştirilmesini önerdi. (Ben de bu görüşlerini yazmasını istedim kendisinden. “Olur, yazarım” dedi, ama henüz bir şey yazmadı.) Zaten kitabımız hakkında bir makale yazmaktan önce, konu üzerinde birkaç kez çok daha uzun sohbetten yana gibi göründü. Böylesi görüşmeleri ilgi duyan başka uzmanların da katılımıyla tekrarlamamızı önerdi. Ve yine ayrıca konuyla ilgili bir televizyon programı yapmak istediğini belirtti. Bizi hem programa ve öncelikle evine davet etti.

Perinçeklerin konuyla ilgili heyecanlarını (ki görüşmeden önce tüm gece kitabı okuyup notlar almıştı Doğu Perinçek) şahsen gayet samimi buldum. Ancak olaya siyaset karışınca ve siyaset her şeyin ön belirleyiciyse, verecekleri destek nerede kalır kestiremiyorum. Örneğin Aydınlık Gazetesinin kitaplarımızı görmeme konusundaki titiz hassasiyeti, “onlardan olmama” konumumuza mı bağlıdır, yoksa yukarda geniş geniş anlattığım, yalnızca popüler olana veya sadece biat edene hüsnü kabul gösterme genel “sol” alışkanlığından mıdır? Veya bol paralı ilan getir, tanıtım yapalım, kaidesinden mi? Okuyucunun takdirine bırakıyorum.

Gerçi haklarını yemeyelim. Kitaplarımız dolayısıyla iki kez Osman Şadi Yenen hocanın, birer kez de Sadık Usta ve Sadık Albayrak arkadaşlarımızın programlarında Ulusal Kanal’da görünüp, konuşmuş idik. Fakat bu durum, Aydınlık Gazetesi’nin, Selim İleri’den tutun Hasan Ali Toptaş’a, Elif Şafak’a varıncaya dek, birçok “emperyalizm yanlısı” yazara bol kepçeden destek verirken, bizlere karşı kesin bir ambargo uyguladığı gerçeğini değiştirmiyor. Ambargo devam ediyor. Güneş-Dil kitabımız bile ambargoyu delemiyor.  Böyle şeyler, ağızlardaki “büyük siyaset”in aslında ne kadar çürük ve küçük olduğunu tekrar tekrar kanıtlıyor.

Kitap yine burada: Eleştirel Bakışla Güneş-Dil Kuramı ve İlk Güneş-Dil Sözlüğü Değişmiş değil. Aynı kitap. Yukardaki eleştirilerimiz ve sorularımız ise ayrı bir yerdedir. Doğaldır ki, sayın Perinçek’in iradesi ve olanakları da oradadır. Çalışmayı değerli bulduğuna göre… Onu ve konuyu değerli bulan her kim, kimler iseler, onların desteğini istemek ve dahi onlarla birlikte çalışmak boynumuzun borcudur.   

YAZININ ANA FİKRİ: Türkiye’de, sağı zaten bir kenara koyalım, solun uyguladığı “büyük siyaset”, insan niteliğini değil, dönemlik siyasi duruşları önemsemesinden; karakterlere değil, laflara önem vermesinden; nesnelliği-dürüstlüğü değil, taraftar zihniyetini öne çıkarmasından ötürü, insani düzeyi sürekli aşağı çekmektedir.

Ulusalcı kesimin en güvenilir ve en iyi kalemlerinden birinden, Nihat Genç’ten örnek verelim. Fazlasıyla takdir ettiğim büyük edebiyatını bir yana koymuş, durmadan siyasi yazılar yazmakta. Ve tam da bu yazıda anlattığım “büyük siyaset” yapmakta. Kuşkusuz ki, bu yazıların ve bu duruşun da faydası vardır topluma, o siyasetteki hataları bir yana koyalım. Ancak derindeki asıl çelişkileri sürekli ıskalayan bu yüzeysel siyasilik, başlı başına şu sonuca yol açmakta: Tüm konulara sığ bakan, edebiyattan, felsefeden anlamayan, sistemi görmeyen, sisteme her günkü yaşamında direnmek aklının ucuna bile gelmeyen takım taraftarlarını hoşnut etmek. Onların bu sığlığını daha da pekiştirmek. (Deniz Gezmiş’in, “Biz edebiyattan geldik” sözünü anımsayın ve şimdiki durumla karşılaştırın lütfen.) Yazarların büyük potansiyeli böyle böyle heba oluyor (tabii her yazar Nihat Genç değildir-büyük olanları kast ediyorum), okurların içinde rastlanabilecek büyük potansiyeller de böyle böyle harcanıyor.      

Genel için söylüyorum, her kanattan tüm sol için söylüyorum: Uygulanan bu büyük siyasetin, tüm bu siyaset yazılarının, söylemlerinin, artık bir oyun olduğuna kesin inanmaktayım. Emperyalizm ve AKP dahil tüm siyasi iktidarlar ideolojiyi siyasetten önce görürken… Edebiyata, sanata, medyaya, reklama, insanları teslim almanın birinci el aracı olarak bakarken… Karşı-devrimci güçlerin en büyük siyasi kozları romancılar, yazarlar iken.. Sol siyasi güçlerin ideolojisiz solcu yetiştirme, ideolojisiz siyaset yapma çizgisinin bir hata, değil… Oyunun parçası, aktörleri olmak yönünde bilinçli tercih olduğuna giderek daha çok kanaat getirmekteyim.

Bu yüzeysel büyük siyaset, nasıl yazarlar arasında hesapçı kitapçılığı, faydacılığı geliştiriyorsa, okurlar içinde de aynısını geliştiriyor. Sadece kendini ve yakın çevresini düşünen, her sözü buna göre planlı, aklına gelen doğruları ona yarar buna yaramaz hesabıyla ölçüp biçen, sinsi bir yazar, düşük vicdani profilli bir okumuş tipi yaratıyor.     

Yaşanan açmazlara sistem içinden “büyük çözüm” öneren, büyüklerin çatışmasında herhangi bir tarafta yer almaya gayret eden herkesi o yüzden sorgulayın.  

Siyaset aldatıcı, ideoloji ve karakter belirleyicidir. Derin ideolojiyi, buradaki asıl gerçekleri öne çıkarmadan, durmadan siyaset konuşulmasına tepki gösterin, bu illeti lanetleyin.  

Kaan Arslanoğlu


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 09.12.2017

    Teşekkürler Sevgili Nihat Genç. Tartışmaya devam ederiz zaman zaman. Bu cevabınız güzel olmuş. Ayrıca Taylan Kara'dan bahsettiğiniz yazı da çok güzeldi. Taylan'ın bölümleri dışında da. Ayrıca sonundaki hikaye de çok güzeldi. Ben de bunları kast ediyorum, siz de bunları kast etmişsiniz sanırım. Ayrıca sonraki yorumun yazarı Coşkun Musluk'a da teşekkürler. Ayrıca Celalettin Cepçioğlu'na, Ç'ye ve Kazdal'a da teşekkürler. Sevgiler, saygılarla.

  • Coşkun Musluk

    Coşkun Musluk 09.12.2017

    [Önceki yorumumdan devam ediyorum.] Hiçbirine niyetim yok. Galiba yapı hepimizi boğuyor. Bazen varoluşçular gibi hissettiğim oluyor. Baksanıza, o çok "büyük siyaset" meraklılarının piri Yalçın Küçük bile, "Cahilleştik!" diye feveran ediyor... Diyojen ya da Yalçın Küçük olmak tercihleri arasında mı sıkışıp kaldık? "Büyük siyaset" ile başarmaya en yakın olanın Doğan Avcıoğlu olduğunu düşününce (başarabilseydi, ordunun gölgesinde neler yapabileceği apayrı bir tartışmayı gerektiriyor), insan derin bir çaresizlik duyuyor. Çaresizlik, eylemlilik isteğini alıp götüren bir his, anlamlılık düşüncesini de... Sanırım bazen salt inanmak gerekiyor. Aklın karşısına veya hiç olmazsa yanına, inanç ve inadı koyanlar bir miktar başarılı oluyorlar. Uzun vadede ise... Yoksa, "Keynes haklıymış!" deyip geçmek mi gerekiyor?

  • Coşkun Musluk

    Coşkun Musluk 09.12.2017

    "Yazı", dar bir siyasal alana, "büyük siyaset" düşkünü, kendisini "solda" kabul eden birtakım aktörlere, entelektüel bir müdahale niteliği taşıyor. Bunu, süslü bir cümle kurmuş olmak adına böyle yazmış değilim. Yazının meramı karşısında, öncelikli eleştirimin yazının biçimine yönelik olması yadırganmasın diye bu şekilde başlama ihtiyacı duydum. Tesadüfen gördüğüm bir "yazı" oldu. Aslında nasıl tanımlamam gerektiğini de bilemiyorum. Uzun olması, içerdiği problematiğin doğasında var, fakat en azından daha derli toplu olabilirdi. Aparatçik haline gelmişlerden, "sol liberallerin" uzun yıllar "vicdan" diye diye başkalarının sabanlarına koştukları solcuları düşündükçe, "vicdansız sol" tanımlaması, tam tarif eden bir adlandırma olmuş. Diğer yandan, eleştirilerinize tarafgirlik yerine, gerçekten vicdanınız, aslında aklınız rehberlik etmiş. İtiraz edebileceğim bir cümle okumadım. Yine de bu yazıdan hareketle, uzun uzun cevaplar yazılabilir. Saatler sürecek, hararetli tartışmalara girilebilir.

  • Nihat Genç

    Nihat Genç 09.12.2017

    Kaan, doğru diyor, itiraz edecek bir tarafı yok. Tartışma çıkartmamaya dikkat ederek, bir kaç cümle söylemek isterim. Birincisi 'ulusalcılık'! Ulusalcılığı federasyonculuk karşıtlığı olarak kabul ediyorum, ve siyasi fikirlerimizin ancak bu kadarını karşılıyor, ulusalcılık fazlası değil. Üstüne liberallerin ırkçı faşist etiket için kasıtla kullandığı bir kavram, doğrusu bir zaman sonra bu kavrama itiraz etmekten yoruldum. İkincisi, ODA TV'ye Fetö saldırıları beni zorunlu olarak ODA TV'yi bir savunma hattı olarak inşa edelim düşüncesi ve gayreti içine soktu. Bu uzun sekiz yıllık süreçte şuna şahid oldun, savunma hattı pek zayıf ve ön cepheyi bir an bırakmaya gelmiyor, işte burasını çok uzun tartışmalıyız. Üçüncüsü saf edebiyat, evet, çok istiyorum, zaman zaman sıkı hikayeler yazıyor ya da kısa hikayeleri makalelerime yedirmeye çalışıyorum. Ancak günlük ihtiyaçlarımızı karşılayacak bir gelirimin olmayışı beni sıkı ve derin edebiyattan alıkoyuyor, şimdilik bu kadar, saygıyla.

  • Robot editör

    Robot editör 09.12.2017

    Robot deyilim demek yeterli degil demek ki saýın Kazdal. Son derece hassas olan web sistemimiz demek ki sizin yorumunuzun ilk bölümünde bir duygusuzluk sezdi ve o bolumun robot tarafından yazıldığına hukmetti. Yapacak bir şey yok. Bundan sonra yorum yazarken şair yönünüzle yazınız.

  • Süleyman Sırrı Kazdal

    Süleyman Sırrı Kazdal 08.12.2017

    sayın hocam,yazının ilk bölümü zuzaya çıktı sanırım.halbuki ayem nat e robot demiştim.

  • Süleyman Sırrı Kazdal

    Süleyman Sırrı Kazdal 08.12.2017

    yanisi dostlar,kibirle,intikam duygusuyla,asarım keserimle olmuyor.adamın tankı topu,tüfeği var.daha da bir sürü silahı var.edebiyatı,sineması,tv si,dizisi,cıbıl hatunu,kaslı erkeki,lüküs arabası,hasan alisi,doğan hızlanı,ayşe kulini...var oğlu var.yahu bizde şuncacık sitede üç beş aklı başında ademoğlu var,onlar da işi gücü bırakmış,yok sen yan bastın,yok sen çamura battın muhabbeti gırla.son verirken hepinize saygılar.bu dunyada fayda yok/oteki da şupheli.

  • Süleyman Sırrı Kazdal

    Süleyman Sırrı Kazdal 08.12.2017

    kuran çarpsın ki gelmeyecekler.ayfon mu bu? ömrü hayatımda sıradan bir vatandaş olarak, örneğin tkp den daha çok propaganda yapıyorum,adam kafalıyorum yahu! onlar da koca koca salonlarda evlilik pardon kuruluş yıldönümü kutluyorlar.bir dahakine şanlı beşiktaş'tan rica edeceğim,vodafon arena da halkımızla beraber kutlayacağız.büyük siyasetse büyük siyaset.yani demem o ki,yahu biz neyimize güveniyoruz da koca koca tankların önüne yatıyoruz? hele bi dur biraz beslenip büyüyelim,serpilelim,gelişelim,o zaman biz de tankların ekzosuna atlet tıkarız.yaparız bunu.misal geçenlerde bir öğrenci koşa koşa bana geldi,abi abi biliyor musun falan öğretmen allahsız,dedi.ula nerden anladın,dedim.meğerse öğretmen derste sovyetlerden söz ediyormuş.oturttum,anlattırdım ve ardından solun ne olduğunu,adaleti,hakkı,hukuku anlayacağı biçimde anlatmaya çalıştım.ama allahsızlığın iyi bir şey olduğunu söylemedim.sonuç,çocuk gelecekte bir solcu olabilir.(devam)

  • Süleyman Sırrı Kazdal

    Süleyman Sırrı Kazdal 08.12.2017

    ne yapıldıysa bu dönemde yapıldı ve gerçekten de siteme zor anlar yaşatıldı.hatta neredeyse devrimin arefesine gelindiği bile söyleniyordu.oldu mu? olmadı.arka arkaya üç darbe.cumhuriyetin yetiştirdiği aydınların büyük bir bölümü yok edildi.hapse tıkılıp çürümeye bırakılanların büyük bir bölümü de öldü.son olarak da,karaoğlan döneminde hayata dönüş operasyonlarıyla kalanlar yakıldı.herşey bitti mi peki ? kaypakkaya'nın deyimiyle çeliğe su verilmişti bir kere.yine bir şeyler toparlandı,birileri kıpırdadı,el ele verildi ve bir sürü örgüt boy vermeye başladı.ama yıllardan beridir ülke siyasetine hiç bir etkisi olmayan köklü örgütler neden başarısız oluyor,emekçi halkımızın teveccühüne mazhar olamıyor?işte sorun burda.yahu hala sevgili halkımızın akın akın sol partilerin önünde üye olmak için geceden sıraya gireceğini umuyor ve bekliyoruz.(devam)

  • editör

    editör 08.12.2017

    Bu kez de adınız çıkmamış az önceki sayın yorumcu. "Ben robot değilim" kutusunu işaretlemeyi unutanların yorumları ne yazık ki uzaya uçuyor. Onu da hatırlatayım. Saygılar.

  • 08.12.2017

    Dogru calismalarin sarip, sarmalanarak sevgiyle büyütülmesi gerektigine inaniyorum. Biraz önce yazdiklarim uctu gitti sanirim. O yüzden yeniden belirtmek istedim. Büyük kitle hareketi olmadan öyleymis gibi davranarak sol kendine zarar veriyor tespitini önemsiyorum. Dogru bir tespit.

  • Ç.

    Ç. 07.12.2017

    "Büyük siyaset" yapanlar ittifaklardan söz ediyor da nicelik olmayınca ittifak olmuyor, iltihak oluyor. TKP'deki ayrışma da büyük siyaset yapanlar daha etkili olamadılar. Gezi sürecinde sosyalistler "büyük siyaset" yerine ülkülerini anlatsalardı daha çok insana ulaşabileceklerdi. (ütopyaya yönelik eleştirilere hak verdim,söylenilen anlamı karşılayan bir tek ülkü sözcüğü aklıma geldi)Gezi sürecinde (Bkz: Ziyaret Et) CHP ve MHP ile ittifak önerdi. CHP'nin başında o zamanda Kılıçdaroğlu vardı.Ulusalcılar dün liberallerin yaptığı siyasetin aynısını kendileri yapıyor.Bunun nedeni Kaan Arslanoğlu'nun yazısında dile getirdiği gibi kapitalizmle kurdukları sorunlu ilişkiden kaynaklanıyor.CNN Türk'ten ayrılan insanlara verdikleri değeri, kendi kadrolarına vermiyorlar.Fatih Mehmet Maçoğlu'nun az nüfuslu bir ilçede biz bunları başardık Türkiye'de daha fazlasını başarabiliriz siyaseti daha etkilidir

  • Celalaettin Cepçioğlu

    Celalaettin Cepçioğlu 07.12.2017

    "Siyaset aldatıcı, ideoloji ve karakter belirleyicidir." Bunu hiç hatırdan çıkarmamalı...

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.