“İnsan Doğası Diye Bir Şey Yoktur” Dinine İnanan Sahte Aydınlanmacılar ve Dinsel İnanış…

“İnsan Doğası Diye Bir Şey Yoktur” Dinine İnanan Sahte Aydınlanmacılar  ve Dinsel İnanış…

                           Özgür Keşaplı Didrickson için… Bu yazı, önerisi üzerine yazıldı…

İnsan doğası, özü diye bir şey yoktur… İnsan kendi yarattığı üretim sürecinin… ekonomik-sosyal ilişkilerin… Bunların oluşturduğu kültürün eseridir… Bu ilişkiler ve maddi koşullar değiştikçe, insanın özü, doğası da temelden değişir… diyenler… Eski model aydınlanmacılar, eski ve yeni model Marksistler… Anarşistler vb. ayrı ayrı dinsel inanışları, tarikatları temsil ederler.

İnsan kitlelerine ve tek tek insanlara, içinde bulundukları çevrenin maddi ve kültürel, manevi ortamının elbette önemli etkileri bulunur. Çağlar değişir, toplumlar değişir, insanlar çeşitlidir, tek tek insanlar da sürekli her bakımdan değişir. Aydınlanmacılar, pozitivistler, hatta ilk Mısır-Hind-Yunan vb. den bu yana düşünürler ve bilginler… Sonra da Marx, Marksistler, bunların yasalarını ortaya koymuş, bilgimizin ufkunu genişletmişlerdir… Amma… Sonra insanı anlama ve anlatmada gerici konuma düşmüşlerdir.

Evrimbilim, genetik yasaları, tüm bunların altında en temel, en dip, en belirleyici yasalardır. Ortalama 200 bin yıl önce bugünkü insan oluşmuştur. Ve o tarihten beri temel fizyonomisi, fizyolojisi ne kadar değişmiş ve çeşitlenmişse, temel akli, ruhi özellikleri, kişiliği de o oranda değişip çeşitlenmiştir. Başka deyişle özüne, doğasına dönük pek az oranda gelişim yaşamıştır.

İnsan zekası ham gücü bakımından, evrimle, “doğal seçilimle” 200 bin yıl önce nasıl birden bire bir mutasyonu takiben ortaya çıkmışsa, ufak tefek değişimler dışında yine aynı yerdedir. Evrim bilimi böyle getiriyor.

KENDİNE EVRİMCİLER

Ne var ki, çıkar için evrimcilik de kendine Müslümanlık gibi almış yürümüş... Ateistler komünistler, sahte aydınlanmacılar vb..  dindarlara karşı evrim bilimi bir sopa gibi iştahla kullanırlarken… Yaratılış inancını bu sopayla dürtüp dururlarken .. İnsan yaratılmadı, hayvan, hatta bitki kardeşlerinden evrile evrile bu aşamaya geldi… Dünya tarihine göre çok çok yeni bir zamanda ortaya çıktı.. derken… Pek keyiflidirler de… “İşte tam da bundan dolayı insan aklı, insan soyu, hayvan kardeşleriyle pek çok ortak nokta gösterir dendi mi…” “Bu temel özelliklerin çoğunu istese de değiştiremez” sonucu gösterildi mi… Ellerinde asa değil, yılan varmış gibi aynı bilimi yere fırlatmakta ve…

Doğalarının çağrısına uyup… İnançlarına sarılıp… Kendilerini kutsayarak… Şöyle lafları dua etmektedirler hemencik: Haşaa! Irkçılık bizden uzak dursun… Kutsal insanlık, yüce Marksizm uğruna… Bu ne günah, be ne faşist, idealist lakırdılar… Hiç insan değişmez olur muymuş! En yüce kata çıkacak seçilmiş yaratık odur! Ki bu uygarlığı, teknolojiyi, kültürü yaratmış… Sosyalizmi kurmuş… Kim bilir ne komünizmler, ne muazzam cumhuriyetler, ne özgür hürriyetler görecektir… Ameeen!

Sosyal-Darwinciler evrim bilimi ırkçılıklarına malzeme etti diye evrimi savunmuyor musunuz siz? Maymuna kadar iyiydi tatlı tatlı yerken, insana özel sonuçları acı acı çıkarken mi faşist oldu? Darwin’in bizzat kendi ırkçıydı, Asyalı ve Türk düşmanıydı. Bilim insanlarının sosyal görüşleri ayrı ele alınmalı, ortaya koydukları nesnel bulgular ayrı… Einstein ve öteki nükleer fizikçiler… Birçoğu sosyal bakımdan pek değerli olabilirler… Yarattıkları aygıt ise yüz binlerce Japon çocuğu, kadını, sivili öldürdü. Bilimde nesnel bulgular ve bunlardan çıkarımlar önemlidir. Sizin üfürükten ideolojik saplantılarınız ise bunun dinsel yorumlarıdır en çok. İnançlarınıza mı dokandı?

Oysa sonuçta.. dümdüz.. hayvan kardeşlerimize akla ziyan derecede gaddarca davranıp, sonunda da kesip yiyen doymak bilmez yaratıklarız. Hatta bu çağda bile insan kardeşlerimizin etini yiyip, bir de bunu ekranlardan gösterenlerimiz vardır ki, doğrudan hayvan eti yiyen doğamızın çok doğal dışa vurumudur. Ve de aşağılık savaşlar bir gün bile eksik olmamıştır şu dünyadan. Cinayet, tecavüz, işkence… en gelişmiş ülkelerde bile azalmamıştır. 50 bin yıl önce, 5 bin yıl önce dünya nüfusunun kaçta kaçı katliamlardan payını alıyorsa, son 50  yılda oran aynıdır. Ve hatta bu oran daha da yükselmiştir.

İnsan zekası 200 bin yıl önce hayvan kardeşlerinden birkaç tık önde bir çoklu zeka olarak ortaya çıkmıştır. Bu çoklu zekayı kabaca üçe ayırıyor günümüz evrimci psikologları: Teknik zeka, sosyal zeka, dil zekası… Dil zekası ve teknik zeka başlangıçtan itibaren görece yüksek oluşmuş, sosyal zeka ise başlangıçtan beri görece hayli düşük zuhur etmiştir.

İşte bugün bile bitmeyen büyük ve ağır insanlık sorunlarının temelinde bu sosyal geri zekalılığı yatmaktadır. Yarattığı yüksek teknolojiyi kısmen kendi yararına kullanmakta, ama onu denetleyebilecek bir sosyal zekası bulunmadığından, aynı teknoloji dönüp kendini vurmaktadır. Örnek mi… Sayısız… Savaş sanayiinin, nükleer silahların kıyımı alabildiğine artırması… Çılgınlaşan şehirleşmenin, depresyon ve intiharlardaki artışla, çevre kirliliğiyle, kanserler, kalp krizleriyle ölüm olup üstümüze yağması… Her yıl artan iş ve ulaşım kazaları… vb… Teknoloji ve iletişim sağanağı sosyal zekayı daha da düşürmektedir. 

İnanç insan doğasına yapışıktır. Dinsellik en geneliyle tüm insanlığa özgüdür ve kültürden çok biyolojik miras ürünüdür...​

Gerçi semavi büyük dinlerin kökü beş bin yılı ancak bulur ama, ilkel insanda maddi ya da maddi olmayan güçlere tapınma ya da onlardan medet umma, ruh inancı, animizm (cansız maddiyatta ruh-can görme inancı) on binlerce yıllıktır. Tarih öncesi sınıfsız toplumlarda güçlü bir inanç geleneği bulunduğuna dair sayısız kanıt sunulmaktadır.

Ve dinler ve milliyetler insanlığın temel iki değişmez yapı taşıdır. İnsanlığa zararları, ortaya çıkardıkları savaşlar başta olmak üzere… korkunçtur. Ancak yararları da bir o kadar güçlüdür…

İnsana içkindir, doğaldırlar, doğal ihtiyaçları karşılarlar, çok zarar verirler, ama daha çok yarar sağladıkları için ayakta kalırlar.

Evrim insanlığı bu yönde seçmiştir.

İnsanlık 200 bin yıl boyunca iyi veya kötü bu doğal yapısı sayesinde ayakta kalabilmiş, soyunu sürdürebilmiştir.

İnsanda inanç evrimsel yapısı, ruh inancından, animizmden bile önceldir. Rüyalar kadar eskidir. Hayatta kalabilmek için… Tehlikeyi… Dokunmadan, görmeden… Sezinleyebiliyor musun? Sadece duyarak… Hatta duymadan… Duyduğunu sanarak… Gördüğünü sanarak… Rüyada gördüğünü gerçek sayarak… Bir şey sezinledin… Bir his… Henüz görmedin… Duymadın bile… Kaçarsan avından olursun… İki gün daha aç kalırsın… Ya çalının ardında kıpırdadığını sandığın şey?… “Çıksın ortaya, sonra icabına bakarız” dedin ve aslan çıktı… Şansın çok zayıf. “Dur bakalım, gerçekçi olalım” diyen, sadece gördüğüne, tuttuğuna inanan “gerçekçi” ataların hep aslanlara yem oldu, bataklıklarda boğuldu. Rüyasında görüp o çalıdan uzak duran yaşadı… Din kültürü böyle böyle genetiğe işledi. Doğal seçilimle… Evrim yasalarıyla. İnsan oluşmadan bile önce… Böyle seçildi… Sezgilerine önem veren inançlı insanı evrim seçti…

Bunlar yakın tarihlerde pek çok simulasyon deneyleriyle de doğrulandı.

Tabii ki çok karmaşık insan doğasında sadece inanç özelliği yoktur. Sorgulayıcılık da vardır, merak da vardır. İnsanda eşitlikçi, adaletli bir yan da vardır. Hayli de güçlüdür. Gaddar ve haksız bir yan da vardır. Ötekinden de güçlüdür. Kimi insanda bazı özellikler, kimisinde başka diğerleri baskındır. Ama her insanda her özellik vardır.

Takım taraftarlığı, fanatik siyasetçilik, lider kültü, lidere tapınma, ideolojik saplantılar, uğur inancı, fal baktırma, insanlar veya olaylar hakkındaki sanı ve tahminlerimize gerçek muamelesi yapma, astroloji, boş umutlara kapılma, aidiyet duyguları, bunlara ilişkin söylem ve ritüeller vs. vs. hepsi inanç karakterimizle doğrudan veya dolaylı bağlantılı insani ruhsal özelliklerimizdir.

Evrimciliği insana kadar getirip orada bırakma, sol umut edebiyatı, ışıklar içinde uyu temennileri (benim için böyle diyeni mezardan kalkar marizlerim vallahi.. Işıkta bir dakika bile uyuyamam..), komünizm denen sözde bilimsel sosyalizm… Bunların hepsi itikat mahsulüdür. Ben şu ana dek itikatsiz tek bir insana rastlamadım.  

Türkiye solunda konuya daha evrimci psikolojinin ortaya çıkmadığı yıllarda, çok benzer bir açıklama getiren, en doğru yaklaşan Hikmet Kıvılcımlı olmuştur. Halkla bağ kurmuş ya da kurmak isteyen dünyadaki tüm sol hareketlerin kendiliğinden bir insan doğası kavrayışı gelişmiştir. Bolşeviklerin tutumu, Atatürk’ün tutumu bundan güçlü izler taşır. Küba’nın bugünkü tutumu başka bir olumlu örnektir. Cani Stalin bile 2. Büyük Savaş’ta konuya akılla yaklaşmıştır.

Halkla bağ kurma kaygısı taşımayan aydınlar, solcular ise kendi gelişmemiş doğalarına bakmadan insan doğasını küçümsemişler, dindarlığı ise aşağılamışlardır.  Konuya bizim gibi bilimsel yaklaşmaya çalışanları, kendi yobazlıklarına bakmadan dinciliğe taviz  vermekle suçlamışlardır. Kitaplarımızı gözlerden gizlemek, başaramadılar mı karalamak için uğraşmışlardır…

Laiklik tabii ki insanlığın en önemli kazanımlarından, en temel doğrularından biridir. Onda tartışma, ödün yok. Ne devlet karışmalı insanların inancına, ne çoğunluktaki başka inanç sahipleri. Devlet inançlar karşısında tarafsız olmalı. Dahası, çoğunluk baskısını defetmeli. Ey sünni çoğunluk… Aleviler ve komünistler geldi, kendi şeriatlarını devlet dini yaptı, sizi de köşeye sıkıştırdı… İster miydiniz!

Halkı umursamayan okumuşlar! Size bir şey demiyorum.

Kaan Arslanoğlu

Konuyla ilgili görüşlerimin temellendiği kitaplarım

Yanılmanın Gerçekliği

Politik Psikiyatri

Evrim Açısından Devrim

Ya da doğrudan en son bilimsel bulguların sergilendiği:

Evrimci Açıdan Din Psikoloji Siyaset


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Nermin Beştaş

    Nermin Beştaş 20.03.2018

    Çok güzel, kitaplarınızı sipariş ettim, gelir gelmez okuyacağım. Saygılar...

  • editör

    editör 20.03.2018

    Nermin hanım, bu bir kitap tanıtım yazısıdır. Burada yazar yepyeni bilimsel bulgular doğrultusunda yoğun emeğe dayanan kitapların anımsatmasını yapıyor. Alt İnsan da size bunu hatırlatıyor. Bir tez hakkında o tez okunmadan ileri yorumlar yapmak, çok tuhaftır, demeye getiriyor. Ben tercüman olayım efendim. Kitap tanıtım yazısında o kitapta ne dendiğini anlamadan birinin eski bilgileri durmadan ve hevesle tekrarlayıp durması garip oluyor, diyor. Biz de aynı görüşteyiz. Ha bir de... Buna da cevap vermeye girişmezseniz seviniriz. Saygılar.

  • Nermin Beştaş

    Nermin Beştaş 20.03.2018

    Bahadır bey, matematik en soyut yöntem olduğu için evreni anlarken insan zihninin ortak anlatıcısı durumuna geçebiliyor. Matematik, evrene değil, insan beyninin işleyişine düzen getirebildiğinden her alanda kullanabildiğimiz objektif bir araçtır. Doğanın matematikten haberi yoktur, ama insanın anlama ve herkesin ortak alana bilgiyi sunma imkanı matematikten geçiyor. İnsana benzerse bir uzaylı da matematiği anlayabilir. Matematikte ondalık sistem kullanmanızın nedeni 10 parmağınızın olması. 12 parmağınız olsaydı kuralları ona göre düzenlemek gerekirdi. Matematiğin bilgisi insan zihninin birikiminin ürünü. İnsan doğayı matematikle açıklayabildiği için matematik var, doğanın matematikle bir işi olmaz. Matematiksiz kalmayalım ama iman etmeye de gerek yok. Ayrıca reiki vs. gibi aşağılamalarınıza rağmen şiir diyorum, sanatı savunuyorum. Evrimle gelişen zekanızın diğer üretimlerine de şans tanıyın. Tanrınızın kusurlarını telafi edebilirsiniz belki.

  • Bahadır Özdemir

    Bahadır Özdemir 20.03.2018

    Ayrıca matematik dilden değil, dil matematikten türemiştir. Karşılaştığı tehlikelere karşı diğerlerini uyarmak, tecrübelerini paylaşmak ve çözüm yollarını göstermek isteyen ilk insanlar dili geliştirmişlerdir. Yani bir problem ve çözümü olmadan dilin gelişmesi de mümkün değildir. Ayrıca sizin inançlı olduğunuzu da iddia etmedim, tam tersine inançsız olduğunuzu iddia ettim. Kaldı ki yalnızca sizin değil, kadere, büyüye, sihre, astrolojiye, fallara, mucizelere, şansa ya da kötü şansa, tarikata, reikiye ve bunlara benzer ne kadar ruh temelli zırva varsa inanan herkesin de inançsız olduğunu söyledim. Ayrıca August Comte'un ve pozitivizmin bilimle bir ilgisi yoktur. August Comte kitaplarında bilimsel bir şey anlatmamaktadır. Sadece zırvalamaktadır. Bilim felsefesini kuran kişi August Comte değil Galile'dir. Ülkenizde "pozitivizm" kavramının kullanılma gerekçesi, insanları aklın ve bilimin "gerçeği" anlamaya yetmeyeceğine inandırmak içindir. Bilim bir din değildir, bilim mürşittir. (B.Ö.)

  • Bahadır Özdemir

    Bahadır Özdemir 20.03.2018

    Düşüncelerinizi açık açık söylediğiniz için teşekkürler Nermin hanım. Şöyle anlatayım. Matematik insan beyninin ürettiği bir şey değildir. Doğada olan ve insan tarafından keşfedilen bir şeydir. Bilmem kaçıncı sınıf bir dünya ülkesinin, sınıfını bulmuş ya da bulamamış insanlarının çıkıp da "matematik insan beyninin ürettiği bir zırvadır" demeleri sadece komiktir. Cep telefonları, bilgisayarlar, otomobiller, uçaklar elektrikle ya da petrolle değil matematikle çalışmaktadır. Matematik var olduğu için vardırlar. Eğer doğada matematik değil de "şans" ya da "kötü şans" olsaydı o zaman uçağa, otomobile binemezdiniz. O zaman hala uçan halısı olan, beyaz atlı bir prens bekliyor olurdunuz. Matematik soyut da değildir. Adamlar masa başında yaptıkları hesaplamalarla bir takım saçma sapan şeyler söylemiş, herkes "bunlar meşhur olmaya çalışıyorlar" derken, onlar o formüllerle atom bombası üretmiş, yüzbinlerce insanı öldürmüş ve milyarlarca insanın hayatını da bir düğmeye bağlı hale getirmişlerdir.++

  • Nermin Beştaş

    Nermin Beştaş 20.03.2018

    Yani bana "oku da gel" diyorsunuz sayın alt insan. Tartışmalarda etkili bir retorik. İlk çağ insanının haklı çıkmak için karşısındakini boğazladığı düşünülürse güzel bir gelişme. Evrildiğiniz zamanlarda kitaplar yoktu. Siz her ne kadar gelişmediğinizi düşünseniz de, bu evrimsel sıçramanız nedeniyle sizi tebrik ederim.

  • Alt İnsan

    Alt İnsan 19.03.2018

    Sayın Nermin Beştaş, evrimbilim ve evrimci psikoloji okumadan tüm bunların bilgisine eren ve onları yanlışlayan bir beyin yapısına sahip. İnsanların büyük çoğunluğu bu beyin yapısında. Evrim ve evrim bilim onları etkilemiyor. Bizim gibi insanları ise etkiliyor. Çünkü bizler daha alt insan türüyüz. Bir konuda fikir ileri sürebilmek için bizlerin okuması araştırması gerekiyor. Biz şanssızız onlar şanslı. Çünkü biz biyolojimizin ürünüyüz, üst insanlar ise üstün yazarların ürünü.

  • Nermin Beştaş

    Nermin Beştaş 19.03.2018

    Bahadır Bey, bilinç ve korteks aynı da içindekiler sonradan nesilden nesile aktarılarak geliyor. Yunan ve Mısır medeniyetinin sanatçıları tanrıları için şiir, tiyatro oyunu, şarkı yazıyorlardı, resim, heykel yapıyorlardı. Biz sanatçı diyoruz, onlar sanata önem vermek için yapmıyorlardı. Yani sanat önce tanrılara ulaşmak için vardı. İnsana dönüş dilin ve düşüncenin gelişimiyle olmadı mı? Dinden dile, dilden soyuta ve matematiğe, sonra bilime giden yol. Matematik doğanın mı insanın korteksinin mi ürünü? İnsan olmasa matematik var mı? Matematik insan evriminin geliştirdiği beynin ürettiği en soyut dildir. Siz doğadan inen bir matematik tanrısına mı inanıyorsunuz. Örneğin benim neye inandığımı nasıl anladınız? Yazdıklarımda inancımı anlatmadım. Size vahiy olarak mı indi? İnanç sahibi değilim, toplumun kültürünün inançtan beslendiğini farkeden ilk kişi de değilim. August Comte bilim dinini kurmaya çalışmış. Saçma görünüyor şimdi ama o dönemleri düşününce nedenini anlamak zor değil...

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 18.03.2018

    Problem yok. Cevap vericiğz demek ki. Hoşgeldin yeni yazı! a.y.a. gülsss ve hatta sırıtsss

  • Bahadır Özdemir

    Bahadır Özdemir 18.03.2018

    Ben Nermin hanımı anlıyorum. Ama dilin gelişiminin Britanya ile ve Shakespare ile ilişkilendirilmesi doğru değil. Eski Mısır'da da o zamanın diliyle yazılmış bir ton şiir var kaldı ki eski yunan destanları da şiir sonuçta. Eğer olaya insanın ruhsal bir yaşantısı da olması gerekir açısından ve kutsal kitaplara göre bakacak olursak, maalesef Kuran'da her insana bir ruh verildiğinden bahsetmiyor. Sadece Adem ve İsa'nın oluşumu için gerekli kromozom değişiklikleri "ruh üflemek" olarak adlandırılıyor. Hatta bu konuda insana bir bilgi verilmediği de geçiyor. Ama sizin inancınıza göre Hz. Muhammed öldükten sonra "Acaba Allah bu bilgiyi kime verdi" diye araştırmış, Allah'ın bu konuda gerekli bilgileri Aristo isimli bir kuluna verdiğini keşfetmiş ve ölümünden 200 küsur yıl sonra Buhari isimli bir hadis aliminin rüyalarına girmek suretiyle şu an sizin ruh hakkında kafalarınızda olan şeyleri ona öğretmiştir. Demek ki aslolan insanın bilinci ya da korteksidir ki bu 200 bin yıldır aynıdır.(B.Ö.)

  • H.ÜNSAL

    H.ÜNSAL 18.03.2018

    Sayın Arif Yavuz AKSOY, Nermin hanımın ne demek istediğini şimdi anlayabildiniz mi? Şart olsun benim şu fukara beynim yine bir şey idrak edemedi. Napalım; vermemiş amut ne yapsın fukara mamut.

  • Nermin Beştaş

    Nermin Beştaş 18.03.2018

    Bir anlayamayacağınız ekleme yapmak istiyorum. "En iyi, iyinin düşmanıdır." demiş Voltaire. Nicelikselle uğraşanların niteliği de nicelik saymaları yaygındır. Çok kitap okumayı, hızlı okumayı, az hata yapmayı, daha dürüst olmayı, daha zeki olmayı sadece sayı üzerinden, anlayabildiği tek kıyas yöntemiyle kavrayabilen bir insan müsvettesinin türemesi bilim ve teknoloji çağının yan ürünü. Şiir sevmeyenin, sanattan, estetikten anlamayanın da entellektüel veya akıllı sayılabildiği bir çağda yaşamak ne acıdır. Kabalığı akıllılık sanmak, sınavları geçmeyi, çok dil bilmeyi zeka sanmak, aşağılamayı, alay etmeyi, kandırmayı, kendi çıkarı için insan kullanmayı özgürlükle ve dehayla bir arada telafuz edebilmek bu çağa özgü saçmalıklar. Estetiğin de düşünmenin ve felsefenin bir alanı olduğunu bilmeyen bufalo beyinli bir kalabalık türedi. Önlerinden çekiliyoruz ki ezmesinler. Bu bir evrim olsaydı, insandan bufaloya doğru, tepetaklak gidilen bir evrim olurdu.

  • Nermin Beştaş

    Nermin Beştaş 18.03.2018

    15. yüzyılda soylusu bile cahil ve ilkel Britanya'da, Eski ve Yeni Ahit'in İngilizce'den okunmaya başlamasıyla, edebiyatın gelişmesi aynı dönemlere denk gelir. Biyolojik evrimle dolaysız ilişkisi olmayan bu gelişmeyi en güzel Mina Urgan, İngiliz Edebiyat Tarihi kitabında anlatmıştı. Atatürk'ün Elmalılı Hamdi'ye K'uran-ı Kerim'in en kapsamlı Türkçe mealini yazdırmasının nedeni toplumun dilini geliştirmenin, kültürünü geliştirmekten geçtiğini gayet iyi bilmesinden ileri geliyor. Dil evrimin ürünü olarak gelişen bir araç, ama insanın doğayı anlayıp doğaya hakim olmasını sağlayan bu araç, insanların dinlerini, tanrılarını yakından anlamaya çabalarken tesadüfen sanata, felsefeye ve dolayısıyla bilime yönelmelerine neden olur. Biyolojinin yanına sosyal bilimleri eklemeden açıklayamayız bu dönüşümü. Biyoloji'nin baktığı, üreyen, beslenen, konuşan bir canlıdır. Bu canlının neden bahsettiğini, niye okuduğunu, şiir yazdığını açıklamak isteyen biyolog veya kimyager,Şengör gibi saçmalamaya başlar.

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 17.03.2018

    Nermin Hanım ne demek istemiş? Ben anlayamadım da...

  • Nermin Beştaş

    Nermin Beştaş 17.03.2018

    Doğrulardan çıkardığınız sonuçlar yanlış hocam. İnsan gözüyle görür, kulağıyla duyar, burnuyla koku alır vs. Diğerlerini sezgiyle yapar ve bu da evrimin ürünüdür. Bir de dil denen bir araç var ki, bilim dilini ve sanat dilini de kapsayan bu araç bütünü birleştirip kategorilere ayıran, insanın aklının çevresini yorumlamasını sağlayan ve aktaran. Siz bunu yok sayar da sadece alçaklığa varan bir evrimden bahsederseniz yetersiz kalıyor. Kültürel hegemonyanın gerekliliğinden ilk kez Gramsci bahsetmişti galiba. İngilizlerin dili gelişince ilkellikten nasıl çıkıp Elisabeth çağı şiirlerine geçtiler, anlayabilmek için, okuma yazmaya verilen önem düzeyine bakmalı. Din kitaplarının ingilizceye çevrilmesi başlatan neden olabilir. Atatürk'ün önem verdiği bir konudur. Din kitabını kendi dilinden, anlayarak, coşkuyla okuyan insan, daha çok hikaye duymak isteyebilir. Hayal gücünü dil ve din ile güçlendirebilir. Buradan geçilmeden seküler geçinen bile dindar, hatta pagan kalıyor.

  • Süleyman Sırrı Kazdal

    Süleyman Sırrı Kazdal 16.03.2018

    ahan da bu:https://www.facebook.com/Bakresmi/photos/a.541689999189189.143015.113519975339529/1868033343221508/?type=3&theater

  • Süleyman Sırrı Kazdal

    Süleyman Sırrı Kazdal 16.03.2018

    bu bir kısır döngü mü,doğal bir süreç mi,yoksa ters giden bir şeyler mi var,bilmiyorum.ama şu bir gerçek ki,insan bu! öyleyse ne yapmak gerekir,bilmiyorum.oturup bu gidişi izleyecek miyiz? yani,bana ne lan,ne halimiz varsa görelim mi diyeceğiz? öyle değil tabii.yine okuyacağız,yine yazacağız,yine birbirimize destek olacağız,yine konuşacağız,ağlayacağız,güleceğiz,hep beraber rakı içeceğiz.hatta dolapta bir şişe var hala(!).velhasıl,allah sonumuzu hayreylesin.

  • Süleyman Sırrı Kazdal

    Süleyman Sırrı Kazdal 16.03.2018

    bu durumda karşımıza çıkan en önemli engel ise her türlü dinsel dogmalar.felsefi,uhrevi,ideolojik,toplumsal bir sürü din insanın önünü kesiyor her zaman.elbette insan önündeki toplumsal,düşünsel ,ekonomik sorunları aşmak için bir sürü yol,yordam geliştirdi,sürekli düşündü,yollar aradı.ama zaman geçtikçe geliştirdiği,ortaya koyduğu yolların,yöntemlerin tutsağı oldu.beğenmediği,tu kaka dediği tanrısal metinlerin benzerleri haline getirdiği ideolojik mekanizmaların kölesi durumuna geldi.daha da ileri giderek,nüfus arttıkça artan süper üretim sonucu ortaya çıkardığı ,kendi ürettiği nesnelere de tapar hale geldi.demek ki gerçekten de insanın bir taraflarında saklanan bir din modülü var ve insan hep bir şeylere ibadet etme ihtiyacı duyuyor.öyle ki,ortada din adına bir şey kalmasa bile,insan tapınma ihtiyacını karşılayabilmek için kendi tanrısını üretme ihtiyacını hissediyor.(devam)

  • 16.03.2018

    öyle bir toplumda yaşıyoruz ki,hastalanan insanlar hemen koşarak doktora gidiyorlar,sonra da ilk fırsatta kendisini tedavi eden doktora tekme tokat saldırıyorlar.üstelik doktorun tedavisi değil,kıldığı namazların ya da okuduğu duaların,ziyaret ettiği türbelerin kendisine şifa olduğuna inanıyorlar.insan dediğimiz varlık,hayvan kardeşlerinden ayrıldıktan ve eline o keskin taşı aldıktan sonra tehlikeli bir böbürlenme içindedir ve bu böbürlenme,bu kibir onun sonu olacaktır.insanın dini kibirdir,onu, yaşayan bütün varlıkların en güçlüsü,en akıllısı olduğuna ikna etmiştir.ve kendi içinde de bir" daha kibirliler " hiyerarşisi oluşturarak bir kısır döngü içine sürüklenmiştir.bu durum en alt tabakadan en üste artarak yükselmekte ve sistem sürüp gitmektedir.elbette bu duruma çomak sokanlar oldu tarihte ve biz onlardan çok şey öğrendik.ama sorun öğrendiklerimizi geliştirmek ve uygulamada çıkıyor.(devam)

  • Bahadır Özdemir

    Bahadır Özdemir 16.03.2018

    İnsansal bir olgu olarak, dinsel yönelimlerinizi ya da yönelimsizliğinizi anlamlandırabilmek adına fi tarihinde yazdığım aşağıdaki blog yazımı da irdeleyebililrsiniz. (B.Ö.) http://dinisorgulama.blogspot.com.tr/2016/05/siz-hic-kalu-bela-gordunuz-mu.html

  • Cemal Öztürk

    Cemal Öztürk 16.03.2018

    İnsan doğası diğer canlılarla 1.Beslenme ihtiyacı 2.Barınma ihtiyacı 3. Üreme ve cinsellik ihtiyacı Yönünden ortaktır. İcgüdüsel olan bunlardır. Bu ihtiyaçları giderme şekli ise üretim güçleri ve iliskilerinin konusudur. Marksizmde en problemli kuram alt yapı ve üst yapı konusudur. Taylan Kara' nın söylediği "dip yapı" ise insan doğasına tekabül eder. Marks' ın sermaye, emek, değer, para ve ücret konusundaki çalışmaları iktisadi siyasetin temel kavramlarıdır. Bunu da bir kenara not etmeliyiz. Ancak Marksizmin " insan doğası" konusundaki yanılsama ve yanılgıları öyle gözardı edilecek kavramlar değil. Bilim devamlılık ister İnsan zekası ne yazık ki sadece savaş teknolojilerinde yükseliş göstermekte. Sosyal zeka gelismedikçe sosyalizmi tartışmak nafile bir istir. Kaan Arslanoğlu nun bu kitabı kanımca üzerinde calışma ve tartışma için uygun bir zemindir. Bunu idrak etmeden ne din Ne ahlak felsefesi Ne bilim ve sanat felsefesi yapmak hiç de sağlıklı sonuçlar vermeyecektir.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.