Sol Aklı İktidara Zorlamak (1) – Sosyal Geri Zekalılığımın İtirafı -

Sol Aklı İktidara Zorlamak (1) – Sosyal Geri Zekalılığımın İtirafı -

Altı yıl önce yayınevime kitaplaşması için bir dosya vermiştim. Editörüm Ahmet Öz ilk okumasında kabul etmişti. Fakat ben birkaç nedenle önce ertelemesini istemiştim. Sonra da üstünde durmamış, rafa kaldırtmıştım.

Dosyayı tekrar inceledim. O haliyle kitaplaşması pek de gerekli değil. Belli ana konu başlıkları altında daha önce çıkmış yazılarımın seçmelerinden oluşuyor. Ayrıca bazı makalelerin altında uzunlu kısalı notlar… Onlar daha önce yayımlanmamış. Ve yine içinde daha önce internette yayımlanmış, ama sonradan arşivden silinmiş bazı makaleler var. Bir de basılı dergide çıkmış, ama internette yayımlanmamış yazılar.

O yüzden bu son iki gruptan bazı yazıları internette topluca bulunsun diye siteye koyma kararı aldım. Dahası güncel önemi gelmiş dayatmış birkaç yazıyı anımsatmakta yarar gördüm. Söz konusu kitap çıkmış gibi, onun kapağı ve başlığı altında. Dizi yazının kapak resmini de Özgür Özcan hazırladı. Çok teşekkürler.  

Önce yine hiçbir yerde çıkmamış olan dosyanın önsözünden bir bölümle başlıyoruz. 2012’den sesleniş. Esas gündem, temel problem değişmiyor…

GİRİŞ:

Kitabın adından başlayalım. Sol, bu memlekette iktidara gelebilir mi? Sosyal demokratları da içine katarak hemen cevap vermeliyim. Şimdiki akıl yürütme düzenekleriyle çok zor! “Hayır” diyeceğim de dilim varmıyor, üstelik “hayır” demek bilimselliğe uygun düşmez, yüzde birkaç da olsa bir şans var elbette. Ben soldan esas anlamda sosyalizmi anlıyorum. Sosyalist bir iktidar görebilir mi şimdi orta yaşta bulunanlar? O ihtimal daha da düşük.

Bu neden böyle? Önce solu güçsüzleştiren nedenleri ortaya koyup çözümlemek gerek. Sonrasında çözüm önerilerini tartışmak. Bu kitap olabildiğince açık seçik ve kestirmeden temel engelleri ortaya koymaya çalışacak, aynı zamanda çıkış yollarını göstermeye çabalayacak.

Bu ülkede sosyalizm neden olmaz? On yıllar boyu düşe kalka, koşa yürüye vardığım nokta, bu saptama ne anlama geliyor?

Her şeyden önce bir yazar olarak ve siyasal anlamda kendi başarısızlığımın açık ilanı… Başkalarını eleştirirken acımasız davranabiliyorsak kendimize de acımamalıyız. Gerçi eleştiride acımasızlık da bir insani hastalığımızdır, ancak çok gerekli durumlarda seyrek olarak başvuracağımız bu yolu birçoğumuz gündelik yaşamında her dakika gider gelir. Neyse, kendine bir faydan dokunmamışsa niye koydun bu kitabı önümüze, diye sorabilirsiniz. Bir söz vardır bilirsiniz: Yenile yenile yenmesini öğrenmek… Kitabı daha çok o anlamda ele alın lütfen. İnsanın başkalarını sarsalamadan önce kendini pataklaması şart. Sadece inandırıcılık veya samimiyet bunu gerektirdiği için değil, yönteminiz bilimsel ve mantıklıysa, o konudaki kendi deneylerinizi, çalışmalarınızı da ortaya koyacaksınız, başkalarını didiklemeden önce. Solu pataklamam da aslında kendimi pataklamaktır. Sola pek çok zaman müthiş öfkelensem de kendimden sayarım, kendim sayarım onu.

On dört yaşımdan beri sosyalist sayarım kendimi, on altı yaşımdan beri sosyalist örgütlerle tanışığım, ya içinde, ya kenarında… On yıllarca emekçilik yaptım, neredeyse otuz yıllık yazarım. Toplumculuk… Öteki adıyla sosyalizm… Bir şeyin buna yakınlığı veya uzaklığı. Buna eğilim yaratması veya ondan soğutması… Bunu kolaylaştırması veya zorlaştırması… Sosyalizme hizmet veya tersine kapitalizmi güçlendirmek… Felsefede, siyasette, sanatta ve yaşamın her alanında temel ölçütümdü. Halen de öyledir. Tek tek insanlara veya toplumsal gruplara bu ölçütle yaklaşmak. Ona göre konumlanmak. Kişisel çıkarlarımı buna uygun saptamak. Buna göre dik durmak veya yamulmak… Ona göre sevmek, ona göre sayılmayı sevilmeyi beklemek…

Bırakın toplumda hakim kılmak, kendi küçüklü büyüklü sosyal çevrelerimde bile baskın anlayış haline getiremedim savunduğum değerleri. Serde yazarlık var, düşünce insanı olma iddiası var; bunun nedenlerine kafa yormam, onları okurlarla paylaşmam gerekti; şimdi onu yapıyorum.

Evet, niye Türkiye’de sol iktidar olmaz? Dünyada bu ereğe ulaşmak çok güç. Koşulların bize göre çok daha elverişli görüldüğü ülkelerde bile çok güç. İnsan doğası işte! Kurulan sosyalizmler de yarım yamalak vücuda geliyor; ömürleri kısa sürüyor.  Her türden sol iktidarın dış güçlerin saldırılarına maruz kalması bir yana, içerden, halktan da yeterli destek görememesi sık yinelenen bir gerçek. Olsun. Bence kapitalizm öyle tiksinti verici bir sistem ki, az buçuk akıl ve vicdan sahibi insanların böyle yarım yamalak sosyalizmler için bile mücadele etmesine, hatta ölmesine değer.

Ama ölmeyelim, önce düşünelim, okuyalım, tartışalım. Bizde başka ülkelerde bulunmayan özel iki karşıt etmen çıkıyor ki karşımıza, solu bitiren, ancak fantastik filmlerde görebileceğimiz olağan üstü duvarlar gibi iki duvar; ben bunları bugün baskın bulunan (ve daha birçok on yıllar sürecek gibi gözüken) akıllarla alt edebileceğimize inanmıyorum. Bu iki duvar ne?

Biri İslam gerçeği. Tamam, bunu duyunca şaşırmamış olabilirsiniz. İslam’ı en azından bugünkü halk çoğunluğunun anladığı şekilde kavrayan bir toplumda solun pek fazla gelişemeyeceğini binlerce kişiden duymuş, kendiniz de düşünmüşsünüzdür. Fakat bugüne dek tek bir büyük-büyükçe Müslüman ülkesinde kendi iç dinamiğiyle bir sosyalist devrim yapılmamış olduğunu söylesem… Evet, doğru dersiniz de… Bir tek sosyalist liderin bunu özellikle vurgulayıp yazdığını veya konuştuğunu hatırlar mısınız?

Hayır, sadece Hikmet Kıvılcımlı’dan okudum İslam’a uygun yaklaşmanın özel önemini. Durum onun yaşadığı dönemde bu denli açık seçik, kesin biçimde ortaya çıkmadığı için, o da saptamalarını çok ileri götürmemişti, fakat hiç değilse neler yapılabileceği üstüne hayli kafa yormuş, birçok şey yazmıştı. Ne var ki siyaseten çok başarısız kaldı. Bu da söylediklerine yeterince değer verilmesini engelledi. Öteki liderlerimizden onlarcasından, yüzlercesinden kaçı, dünyada kendi başına sosyalizme ulaşmış tek İslam ülkesi bulunmadığı nesnel bilgisini sadece telaffuz etti ve bu konuda şöyle bir şey yapılabilir diye en basitinden bir mantıksal çözüm önerdi? (Küçük Arnavutluk istisnası cidden çok özel bir durumdur.) Tüm bildiğim, inançlara saygılı olmalıyız, dini karşımıza almamalıyız, dini siyaset alanının dışına çıkarmalıyız türünden, yarı bürokratik Sovyetik, yarı Kemalist hayli derinliksiz beylik birkaç önermenin çeşitlemesidir. Geçmişte böyle şeylere biraz daha önem veren birileri çıkmışsa bile, bugün hele siyasal İslam’ın tüm ülkeyi ve bölgeyi eline geçirdiği bir dönemde yazılanlar, konuşulanlar iyice sığ nitelikte.

İkinci büyük duvarsa Kürt sorunu. Türkiye’de bugüne dek sol için, sosyalizm için üretilen ne kadar değer varsa hepsini yok eden bir devasa çukur. Toplumculuk adına ne yaratıyorsak kişisel veya toplumsal olarak Kürt meselesinin delik deşik ettiği kovalara dolduruyoruz onu, cidara yapışmış son damlaları da o gayya kuyusuna serpip dönüyoruz. Üstelik neredeyse tüm sosyalistler ot yakıp kafayı bulmuş gibi çok güzel bir aldırmazlık içindeler. Ulusalcısıyla, Kürtçüsüyle, liberaliyle ve hatta bunların ortasında slalom yapan sosyalist kayakçılarıyla, adeta memnun ve son derece müsterihler… Olmaz! Topraktan böyle öbek öbek şiddet ve faşizm, böyle acımasızlık ve bağnazlık fışkıran bir siyasi ortamda, değil sosyalist bir parti, sosyal demokrat parti bile iktidara gelemez. Bu bir büyük tezgah değilse eğer, bir komplo programının sonucu değilse, bizim solcularımız bize karşı bir tezgah içinde.              

Solculuk Bu Değil

Bugüne dek sosyalizm gündeminden, toplumcu değerlerden uzaklaştığı, başkalarını da uzaklaştırdığı için birçok solcu kişiye, gruba demediğimi bırakmadım, kızgınlıkla, hatta küstahlıkla attım tuttum. Bu bakımdan bundan sonra aynı doğrultuda yazıp söyleyeceklerimi sakınımla karşılamanızı dilerim, daha önceki keskin tutumumdan ötürü özür dilemesem bile mahcubiyetimi ifade etmeyi borç sayarım.

Demek ki o eleştirdiklerim, daha da ileri gidip yerden yere vurduklarımın bir bildikleri varmış, sanırım onlar daha doğruymuş, ben yanılmışım. Bunu, en yakın siyasi dostlarımın yazdıklarımı çoğu zaman yadırgamalarından, “ya boş ver, o kadar da hassas olma” türünden sözlerinden, “biraz abartmıyor musun?” yolunda uyarılarından bugüne dek çıkarmalıydım. Sosyalizm idealinden sapmanın sosyalistler arasında hiç de ayıplanmadığını çok önceden anlamalıydım, ki ben onları kraldan fazla kralcı savunurken, onların haksızlığa uğradığını zannederken, onlar birçok durumda kendilerini dışlayanlarla, onları hiçe sayanlarla, hatta onlara saldıranlarla ilişkilere, ittifaklara girdiler.

Yine de eğer birileri çıkar da benim bugüne dek yaptığım gibi toplumculuğun doğrularını ödünsüz bir kibirle savunursa onlara da anlayışlı davranmak gerek derim. Çünkü her kişi ve grubun eğer sözlerinde samimiyseler, bir misyonu vardır ve o misyona saygı gösterilmelidir, çünkü o misyonun toplumsal bir yararı bulunur. Bu görüş yanlış bile olsa. Birtakım aşırı sapmış fikirlerin de toplumsal ortak akıl, toplumsal ortak yarar için bir işlevi bulunur. Örneğin Kürtçü milliyetçilik, örneğin Türkçü milliyetçilik, hatta aşırı dincilik. Hepsi toplumun bir kesiminin bir yönde körelmiş duyarlılıklarını geliştirir, hepsi toplumsal bilincin farklı bir noktasını uyarır. Elbette tüm bu yanlış aşırı düşüncelerin zararları faydalarından fazladır, ama dikkate alınmalıdırlar diyorum, çünkü biz istemesek de bunlar vardırlar. Tabii bu söylemek istediğimin, şu klasik “demokrasi içinde herkes fikrini ifade edebilmeli” ezberinden hayli farklı bir uyarı olduğunu takdirinize bırakıyorum. Bu tür akımlar insanın gerçek halini anlamamıza hizmet ederler ve eğer akıl yapımız o esneklikteyse, insanın bütününü hesaba katmamız için somut ikazlardır.

Sol içi konumlanmalara da bu açıdan bakabilmeliyiz. Söz gelimi, kitabın adında “iktidara zorlamak” geçiyor. Anarşistler buna karşı çıkacaklardır. Bizim hedefimiz niye iktidar olmalı ki, diyeceklerdir. Onlara katılmamakla birlikte bu görüşlerin de bir misyonu, yararı bulunduğuna inanıyorum. Aklımızı farklı yöndeki sapmalara, gireceği ve kaybolacağı dar yollara karşı ters yönde çekerek ortaya yaklaştırmaya fayda sağlar her görüş, o görüş sahipleri bunu hedeflemeseler de.

Ayrıca iktidar olamamış bir solun da toplumun vicdanı olmak, bazı haksızlıkların artmasını engellemek, toplumu sola çekmek gibi bir dizi faydası dokunur topluma. İktidar olamadan etkin olmak zordur, ama imkansız değildir mesela. 

(…)

Solu sosyal demokrat (reformist-kapitalist) sol ve sosyalist sol diye ikiye ayırmak gerekiyor. Bazen ortaya karışık konuşuyorum, sol diye, solun iktidarı, solun başarısızlığı diye. Burada bir mantık hatası yok. Aksine solcuların mantıktan tümüyle uzaklaşmasının yarattığı bir yanılgı hüküm sürmekte. Şunu kimse kafasından çıkarmasın: Bu ülkede çok güçlü bir sosyalist sol olmadıkça sosyal demokrat iktidar da söz konusu olamaz. Bizde sosyal demokrat sol sağdan çok kendi solunu engellemeye çalışıyor, bindiği dalı kesiyor. Öte yandan hem kısa vadede hem uzun dönemde, yaşadığımız büyük sorunları çözecek tek çıkış sosyalizmdir. Fakat dedim, ya bunu ne kadar çok yineleseniz büyük bir boşluğa yineliyorsunuz.

Tüm bu söylediklerime karşın, çözümler önerme inadını sürdürüyorum. Kürtçülük konusunda, din konusunda ve daha birçok konuda. Sosyalizm olmayacaksa neye yarar, niye hala uğraşıyorsun diye sorabilirsiniz. Sosyalizm olmaz derken bu kafayla olmaz diyorum, bu kafanın kolay değişeceğine inanmıyorum. Yine de çalışmak gerek, belki bir şeyler bilincimizi değişmeye zorlar ilerde. Daha az kibirli, daha mütevazı bir çabayı sürdürmek zorundayız.

(…)

Aslında hiçbir konuda hiçbir tam çözüm yoktur. Ama bugünkü çözümsüzlük içinden çıkıp daha ileri noktalara varmak için bazı ipuçları, geçici veya kalıcı anahtarlar bulunabilir.

(…)

Ne Yapmamalı?

Kitaptaki birçok makalede ve notlarında ne yapmak gerektiğine ilişkin öneriler mevcut dedik ya, ne yapmamak gerektiğinde daha kesin düşünceler belirtebilirim.

Her şeyden önce sol, “kendi için sol” olmaktan çıkmalı artık. “Temsili sol” olmaktan çıkmalı. Bu solculuk kişileri kurtarmak için, değişik kesimlerin çıkarlarını savunmak için mi? Yoksa belli kalıp sol yargıları, irili ufaklı iktidarları korumak için mi sol? Sol halk için değil mi, sosyalizm en başta emekçiler, işçiler için değil mi?

O halde her şeyden önce halkı, emekçileri sözde temsil etmekten kurtulmalı, hiç değilse onların ciddi bir bölümünün gerçekten temsilcisi, daha iyisi kendisi olunmalı. Grup grup bir yığın solcu, sosyalist var bu ülkede, toplam oranları kayda değer bulunmasa da her grubun kendi tartışılmaz, kendi kibirli doğrularından geçmek mümkün değil. Halkın gerçek yaşamındaki yakıcı sorunlar bu “doğrular”la çelişir veya çelişmez, neredeyse kimsenin umurunda değil.

(…)

Başka deyişle sol başarısızlığın nesnel nedenleri kadar solculardan ve sol liderlikten kaynaklanan nedenleri de vardır ve belki de asıl üstünde durulması gereken nokta budur. İnsan doğasını değiştiremeyeceğimize göre, o konuda yapacaklarımız yine vardır, ama sınırlıdır. Ama solculuk kavrayışı üstünde, sol liderlik anlayışı üstünde daha çok şey değiştirebiliriz. O noktada da fazla şey ummadan. Çünkü solcular ve sol liderler de insandır ve onlardaki yetersizlikler, bozukluklar da insan doğasından kaynaklanan yetersizlik ve bozukluklardır. 

Gelip gelip insan doğasına dayanıyoruz. En temel problemimiz sol olarak budur. Bizler bu doğanın özelliklerine göre solcuyuz, üstünde çalıştığımız malzeme de tek tek insanlar ve toplum olarak insan doğasının temel özelliklerini gösteren bir malzeme. Ama sol bunu kaç asırdır inkar ediyor. Sağ, özellikle büyük devletler ve onların başındakiler tamamen verili insan doğasına uygun siyaset yürütür, ona uygun siyasi strateji ve taktikler uygularken, sol, insanın temel özellikleri konusunda aymazlık içinde. Güya değiştirecek ya, bugünkü karakteri nesnel saymıyor.

Dünyanın doğal düzeni dediğimiz nedir? Tabiat kanunlarından neyi kastediyoruz? Acıma, sevgi, merhamet gibi güzel, fakat sahtekar tezgahtarın kağıt kadar ince tabaka sürdüğü birtakım duygularla az soslanmış derin bir vahşettir. Tabiattan zaten acımasızlık fışkırıyor, insan denen canlı ise kötücüllüğün şahikalarını yaratıyor. İnsan dününde bugününde faşisttir. İnsanın özü denen şey adaletsizlik, bencillik ve hırs temelinde bir saldırganlıktır. Dünyanın kanseri olan bu içgüdüler insanın en gelişmiş alt türü kabul edeceğimiz solcularda, komünistlerde bile çok güçlü. O içgüdüleri ortadan kaldıracak akılsa pek zayıf. Bizler bu doğaya karşı bir mücadele yürütüyoruz işte. Çoğu zaman sadece inat olsun diye, sadece meydan okumak için çok çetin bir mücadele. 

Bir düşünce insanı ve yazar olarak en temel zorluğum da burada. Düşünün bir hayvan, hayvan olduğunun bilincine vardı. Hayvan olarak özelliklerini keşfetti. Ama bunu öteki hayvanlara nasıl anlatacak? Onlarda henüz böyle bir sezgi yok. Belki hiç olmayacak: Evet sosyal sınıflar gerçeği diye bir temel gerçek hüküm sürüyor. Bu kesin. Ama bu çok önemli gerçeği insan göremiyorsa ne yapacağız. Hayvan kendi gerçekliğini ve dünyayı nasıl görüyorsa insan da sınıf gerçekliğini o ölçüde görebiliyorsa ne yapacak solcu? Ki durum evrensel ölçekte binlerce yıldır böyledir ve böyle kalmaya devam edecektir.  Sezgisiyle, emeğiyle daha ileri noktaya varmış bir birey onlara bu en büyük hakikati nasıl anlatıp kavratacak ya da böyle bireylerden oluşan küçük gruplar! Bir başarsa, başarsalar bunu, evrenin devrimi olur, ama nasıl yapacaklar!

BU GÜNÜN DİPNOTU: 2012’deki yazımı bugün, 2018’den birkaç notla pekiştireyim.

Bir - Ana derdim hep sosyalizme ulaşmak olmuştur. Bu tam bir sosyal geri zekalılıktır,  itiraf etmeliyim. Çünkü olguyu benim gibi ele alan pek az, bir avuçcuk insan bulunmakta. “Sosyalistim” diyenlere bir bakınız. Yüzde 99’dan fazlası bunun önüne en az birkaç şey koyuyor. İlla ki birkaç şey… Demokrasi, insan hakları, Kürtlerin hakları, özgürlük, laiklik, bağımsızlık, cumhuriyet, çağdaş yaşam, Atatürk, kuru tuzlu yaşam biçimi, halkların kardeşliği veya devletin bekası, ülkenin birliği, vatan, millet vs…  Bire karşı üç oranda sulandırıyor meseleyi. Solculuk bugün böyle yapılır, diyor. Bir şeylerin yanında yer almak ve desteklemek başka, bir şey olmak, asıl karakterini o bir şeye göre belirlemek bambaşkadır. Bu kesin bir ayrımdır ve Türk sosyalistleri bir türlü esasta, karakterde sosyalist olamıyor. Olmak istemiyor. Bunu bile anlamazdan geliyor çoğu “sosyalist”, böyle şeyler dediğinizde, günlük saflaşmaları gösterip “hangisinden yanasın” diye soruyor okuru da yazarı da. Okuru da yazarı da şu veya bu “düzen içi” cephede. O cephede yer almadığın zaman seni ne kendinden sayıyor, hatta ne solcu ne sosyalist sayıyor.

Dolayısıyla yazarsa sana destek vermiyor, dahası her gördüğü yerde baltalıyor. Okursa zaten iplemiyor.

30 yılda bunu fark etmemek tam bir aptallık. Fark ettiği halde aynı yolda ısrar etmek ise enayilik. Kesinlikle ironi, mizah yapmıyorum. Doğrusu bu. Demek ki sosyalizmi de savunsan, illa önce bir kalabalık seçecek, davanın önüne birkaç şey koyacak, takiyye yapacaksın. Bunu ahlaksızlık olarak kabul etmiyorum. Doğrusu, akıllıcası bu. Önce kendini kabul ettirecek, popülerleşeceksin ki, sonra dediklerini azar azar yedireceksin. Siyasetin gereği de bu. Akıllı olan böyle yapıyor. Bir tek ben akıllı olmadığıma göre, doğru olan ezen çoğunluktur.  

İki – Bu açıdan ele alırsanız, saptamalarımın “nesnel doğru”luğu, öngörülerimin büyük olasılıkla tutması, toplumu ve insanı iyi okumam (bu da sosyal zekanın bir parçası) tek başına pek yetersiz. Bunları okutabiliyor musun, benimsetebiliyor musun? Problem orada. Elin kızı ve oğlu sürekli yanılıyor, yanıltıyor ve bu sayede yüzbinlerce okura ulaşıyor. Okunmayan, benimsenmeyen doğruların (buna sosyalizm savunusu dahil) doğruluğundan da kuşku duymalısınız. Bu halk, bu gençlik, bu sol…… sosyalizmi istemiyorsa veya senin kafandaki ile onun duyguları hiç örtüşmüyorsa… Onun değerleri tamamen farklı ise, senin inatla kendi değerlerini öne sürmen boşuna. “Bu memlekette sosyalizm olur mu?”yu da adamakıllı düşünmek gerek. Daha gelmeden hiç istenmeyen bir sistem ne kadar sosyal başarıya götürür. Bunu okurlarım için söylüyorum. Ben misyonumu tamamlamaya çalışacağım. Benden geçmiş. Karakteri insanın kaderidir. Kaderim böyle yazılmış bir kere. Siz kurtulun. Yazar ve okur dostlarım birer ikişer kurtuluyorlar zaten. İyi yapıyorlar.

Üç - Bu bölüm için son uyarı: En güvenilir, en sağlam yazarda bile birtakım üst insani erdemler, mesela vatan, millet sevgisi, halk, insanlık sevgisi en çok yüzde ellidir. Ben dahil. Onu yazarlığa ve yazmaya iten nedenler en az yüzde elli kişisel hırslardır. Saygı, sevgi, yetke kazanmak, ün, para elde etme ihtiyacı vb.. Ama yüzde elli erdemi öpün de başınıza koyun. Çoğunda bunun yarısı bile yoktur. Bazılarında yüzde beşe kadar iner. Fikir olsun diye rakam veriyorum. Okur da bundan farklı değildir. Politikacılar aynıdır. İnsan böyledir.

Ben bunu bildiğim halde hep inkar ettim. Bazıları farklıdır diye düşündüm. En çok da o yüzden tongaya bastım. O yüzden sürekli aptallaştım.  

Sizlerin durumu da aynıdır. Bunu benim kadar bilmezsiniz. Bilenlerinizin çoğu da bilir ama kabullenmez. Tongaya basarlar. Ama gönüllü bir tongadır bu. Elle gelen düğün bayram hesabı. O tonga belki yaşam sevinciniz, umut kaynağınızdır.

Tüm bunlar aklınızda bulunsun ama çok da ciddiye almayın. Almıyorsunuz zaten. Benim dediğime göre hareket etmeyin, çünkü yineliyorum: Sosyal zekam bayağı düşüktür. 

Kaan Arslanoğlu


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Neo Paladyum

    Neo Paladyum 24.09.2018

    işler çok karıştığında.. etrafımdaki aşırı entel, süper lâyik, ultra demokrat arkadaş ve çevrelerden kaynaklanan girdaplar, höykürmeler, çemkirmeler oluştuğunda.. döner- döner; Kaan Bey'in 5..6 yıl önce sol portalda yazdığı yazılara sığınırım. örneğin bir tanesi budur (Bkz: Ziyaret Et) siz değerli insanbu dostlarıma da tavsiye ederim, faydalıdır, çok fazla şişen egoları, ben neymişim be ağğbü ! gibi hezeyanları giderir. Nefis yazılardır.. döner döner gene okurum. her işin uzmanı var, adam lebiderya uzmanlık konusunda bize bağış yapmış, şükredelim değerlendirelim.

  • fahri kumbul

    fahri kumbul 22.09.2018

    Bana ait son yorum silinmiş. Tam olmasa da, yaklaşık şöyle bir şeydi: Sorunu beraberce sadece dine indirgedik. Sosyalizm pratiğini baltalayan İnsan doğası ile ilgili başka önemli sorunlar var. Bu sitenin adı gibi ”Mal bu” neylersin; beklentini yüksek tutma mutsuz olursun. Sayın K.A kitaplarında ve genelde birçok yazar ve yorumcu tarafından insan davranışları ve doğası yorumlandı. Sonuç; insanın özü, kişiliği, doğal ihtiyaçları, zayıf yönleri, hazır lopçuluk, (haksız) rekabet, mülkiyet, kâr, bencillik, hırs ve benzeri baskın duygular sosyalizmi etkisiz kılıyor. Bir de mevcut dünya sisteminin etkili güçlerinin bilinçli engellemeleri.. Bir insan eşitlik, kardeşlik, demokrasi, emek, emekçi taraftarı olabilir; kendisini sosyalist sayabilir. Bu uğurda çalışabilir, hayatını adayabilir. İçten olanlara her zaman, her zeminde saygım ve yakınlığım var. Ama iktidar olmak, gerçekçi olmak lazım, belki hiçbir zaman; iyimser öngörüde örneğin bir 50-100 yıl daha olanaksız.

  • Editör

    Editör 22.09.2018

    Gencay gamlı takma ismiyle kalleş bir yorum yazan şahsın yorumunu silmek isterken başka birininki de silindi. Lütfen silinen yorumun sahibi şayet isterse yorumunu tekrarlasın. Sinik (türkçe anlamıyla) kişiliklerin çevreye sürekli böyle zararları oluyor işte. Kusura bakmayın.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 21.09.2018

    Gencay Gamlı ismiyle yorum yazan sayın okur eğer gerçek ismini lütfederse, yorumunu onaylar, eleştirisine cevap verme şansını yakalarız.

  • Neo

    Neo 21.09.2018

    ben.. bu çıkışı görünce ikna oldum, artık hamaseti bırakıp.. B.Ö. nün doğruları peşinden gidecem.

  • Bahadır Özdemir

    Bahadır Özdemir 20.09.2018

    NEO nun hamasi söylemlerine karşı şunu söyleyeyim. İslam Devletlerine bakıp "İslam budur" diyebiliriz. Çünkü İslam Devletleri 1500 senedir var ve bunlar son yüzyılda ortaya çıkmadı. Emevi döneminden bugüne kadar kurulmuş bütün İslam Devleti denen şeylere bakınca; köleci, baskıcı, faşist, zorba ve kan dökücü bir yönetim şekliyle karşılaşıyoruz. NEO nun saydığı, yok "La ilahe" demişler isyan etmişler; yok "sabah aç kalkan adam kılıcına mı yoksa başka bir şeyine mi sarılacak abi" gibi söylemler bu devletlerin zaten yapısı içinde hep olagelmiş hamasi söylemler. Dolayısıyla bunların gerçekçi bir anlamı ve şeriattan başka çıktıkları bir nokta yok. Ben "İslamı anlayamadık, İslamı inceleyelim" diye bir şey söylemiyorum. (B.Ö.)

  • mete demirtürk

    mete demirtürk 20.09.2018

    Binlerce mücadeleye, savaşa, aydınlanmaya, yükselen bilincine rağmen, neden hep her şeye yeniden başlıyoruz sorusunu yanıtlayamazdım. Bir duvarı yıkar, sistem yeni bir duvar daha koyar önümüze. Bütün kazanımlarla vardığımız nokta sil baştan. Kaan Hocanın şu sözü: "Bizler doğanın özelliklerine göre solcuyuz." Bir teselli mi? Değil. Doğanın bir oyunu mu? Bilmiyorum. Yalnızca acı eriyor. Esenlikler...

  • 20.09.2018

    yazıda belirtilen Kıvılcımlı'nın tahlili ve Kaan Bey'in 'evrimci açıdan din psikoloji siyaset' kitabındaki kavramlardan başka sosyalist düşünürlerde bu konuda kafa yorup, araştırma yapmak bile tabu olarak görüldü, öcü gibi korkuldu.

  • Bahadır Özdemir

    Bahadır Özdemir 20.09.2018

    Sayın FK. Ben başka bir şeyden bahsediyorum. Bu bir. İkincisi Kaan Arslanoğlu sevilerek sevenlerin 50 yıldır neler yaptıklarını zaten biliyor ve anlatıyor. Yukarıdaki yazı da onunla ilgili gibi sanki. Bilmem yanılıyor muyum. (B.Ö.)

  • Neo

    Neo 20.09.2018

    kendilerini sosyalist diye konumlandıranlar; din (islam) kavramını çözümleyemedi, yanlış tahlil edip konumlandırdı - nasıl ki k.koreye- çine bakarak sozyalizm budur diyemezsek ? islam devletlerine de bakıp; 'islam budur' yanlışını veya cahil yobaza bakıp 'dindar insan budur' hatasını aşamadı - zaman ve mekan olarak incelendiğinde; ayrıcalıklı, zengin, putperest toplum içinde 'Lâ ilahe' (tanrılar, ulular, ilahlar yoktur) diye mevcut düzene isyan edip, kılıcını sallayan, gece aç yatıp- sabah kılıcına sarılmayanın aklına şaşarım diyen hareketi tahlil edip çözemedi. Bu kavramı kapitalizmin eline bırakarak, topu sahanın gölge yerinde yan paslarla çevirerek.. sonunda da; şu din olmasaydı ? ''ne güzel de devrim yapıp, sosyalizmi kuracaktık'' noktasına geldi !

  • fahri kumbul

    fahri kumbul 20.09.2018

    ….Daha baştan kişiliğinden ödün vereceksin, sonra sen de değişecek, bakmışsın bildiğimiz siyasetçilerden farkın kalmamış. Başarsan bile baştaki ideallerinden uzaklaşmış, kurulmasına öncülük, aracılık ettiğin düzen de bambaşka bir hal almış olacak. Olanlar da öyle oldu zaten. Zor, dostum zor, sevilmeden sevmek

  • fahri Kumbul

    fahri Kumbul 20.09.2018

    Yorumların aynısı daha yazıyı okurken aklıma gelen şeyler. Dayanılmaz derecede derin bir konu, hem de antik. İnsanlık için İyi olduğunu sandığın bir düzen kurmak, kurulmasına yardımcı olmak istiyorsun. O düzende yaşamak istiyorsun. Düzen ve sistemden faydalanmasını istediğin kesimler bunun değerini bilmiyor. Nasıl anlatacak, nasıl benimsetecek, toplumun çoğunluğuna nasıl yayacaksın? Ana hedef kesimin içine girip, onlar gibi davranacakn, onlardan birisi olacaksın. Rol model olacaksın; seni ve fikirlerini benimsesinler, sana inansınlar. Önce gerçek amacını gizleyeceksin (Takıyye). Onların benimseyeceği şekilde davranacak; cuma namazına gidecek, kurban kesecek, onların konuştuğu şekilde onların terminolojisini kullanacaksın (Çok şükür, Alllah bilir, hayırlısı, vs….). Kendine inandırdıktan, alıştırdıktan sonra onları işleyeceksin, kitap vs. okutacak, söylevler vereceksin. Yani doğaya aykırı bir iş için kendini de heder edeceksin. Çok zor iş.

  • Bahadır Özdemir

    Bahadır Özdemir 19.09.2018

    Sorun tamamen dinsel. Sağ iktidarlar sürekli din üzerinden oy topluyor. Solcular dinsizdir, Allahsızdır, alevidir, PKK cıdır denince olay bitiyor. Adamlar sol bir partiye oy verdiklerinde Allah'ın lanet ve gazabına uğrayacaklarına, başlarına bir sürü hastalık ölüm vb. geleceğine inanıyorlar. Solcular da ne yazık ki bunu desteklemek için ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar. Adam, cünup gezmedikçe, Kurana abdestsiz el sürmedikçe, tuvalete sağ ayakla girmedikçe, en az üç haftada bir cumaya gittikçe ve sol partiye oy vermedikçe Allah'ın kendisine bir şey yapmayacağına inanıyor. Sonrada Çobandede'nin dediği gibi her türlü haltı özgürce yiyebiliyor. Ben bu din konusunu çok iyi araştırdım. Memleketteki bütün sorunların kaynağı tamamen din. Kabileci ve mezhepçi ayrışmalar ve karşılıklı nefretler de bundan kaynaklanıyor. Solcuların dini kontrol edebilmeleri artık ne yazık ki mümkün değil. Ya din içinde kendilerine farklı bir yer ve söylem bulacaklar ya da tamamen yok olacaklar. (B.Ö.)

  • Yeşim

    Yeşim 19.09.2018

    Abicim bu kadar uzun yazınca olmuyor.Gayet kısa ve öz;Gelin canlar bir olalım işi kolay kılalım bu dünya kimseye kalmaz...

  • AHMET CEMAL ÇOBANDEDE

    AHMET CEMAL ÇOBANDEDE 19.09.2018

    SOSYALİZME TARAFSIZ BİR BAKIŞ AÇISIYLA BAKIYORUM ÇÜNKÜ SOSYALİST DEĞİLİM TÜRKİYEYE SOSYALİZM HAYELDEN DE ÖTE NEDEN Mİ KAPİTALİZMİN ÇARKINDA EZİLEN HALK KAPİTALİZME NEFRET DUYACAĞINA, NASIL YAPARIM DA O ÇARKIN DİŞLİSİ OLUP KÖŞEYİ DÖNERİM ŞEKLİNDE EVRİLMEKTE YANİ KAPİTALİZM SÖMÜRDÜKÇE İNSANLAR ONA HAYRAN OLMAKTA VE SÖMÜREN SINIFA GEÇMEK İÇİN KIÇINI YIRTMAKTA YOKSUL FİLMİNDE YAMAN OKAY KEMAL SUNALA ASLANIM BURASI İSTANBUL BURADA HERKESİ KAZIKLAYACAN DER DAHA GEÇEN HAFTA BİR DOKTOR ARKADAŞ PARASIZ ADAM ŞEREFSİZ ADAMDIR DEDİ HULASA TÜRKİYENİN YOL HARİTASI BUDUR VE SOSYALİZM HAYAL KAPİTALİZM GERÇEKTİR MALESEF

  • yusuf bodur

    yusuf bodur 19.09.2018

    Elle gelen düğün bayram hesabı değil;Ben buyum o tonga dediğiniz de umrum da değil.. Basmaya devam.. Yazdıklarınız çok şey değiştiriyor..O tuğla gibi kitaplar boşa değil..Yazıyı bitecek korkusuyla okudum..Devamını da, kitap halini de sabırsızlıkla bekliyorum..En derin HÜRMETLERİMLE..

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.