Cumhuriyet Gazetesi’ni Turuncu mu, Eskisi Gibi Erguvani mi İstersiniz?

Cumhuriyet Gazetesi’ni Turuncu mu, Eskisi Gibi Erguvani mi İstersiniz?

Cumhuriyet Gazetesi’nde liberallerin tasfiyesi iyi bir gelişme. “Liberal” diyoruz ama, uygulamada Stalin-Jdanov sansürcülüğünü aratacak kadar tek yanlı, faşizan bir gazetecilik yapıyorlardı. Renkleri turuncudur. Bundesliga-ABD takımına mensuplukları pek de saklamadıkları gibi açık. Mevzileri geniş. Yine de bir tabyayı kaybetmeleri hayırlıdır.

Peki bundan sonra Cumhuriyet eski çizgisine dönecek mi? Yeni yazarları hangi nitelikte çizgi tutturacak? Kimi adları duyunca seviniyoruz. Fakat şahsen ihtiyatlıyım. Biz de yazarız ve en önem verdiğimiz ilke nesnellik. Nesnel baktığımızda Cumhuriyet’in en çok eski Erguvani çizgisine dönebileceğini öngörüyoruz. Şu anda turuncu-erguvani karışık (Aydın Boysan’ın bir esprisinde dile getirdiği gibi biraz mide kaldırıcı) renkte. Mide kaldırıcı dedikse, her iki rengin de “muhalif” karakterine az çok sempati duyarım. Özellikle Ergenekon sürecinde erguvani olanına elden geldiğince destek vermiştik. Erguvani olanı sol ilkelere yarım adım daha yakın, bir buçuk adım daha milli, az çok anti-emperyalist. Elbette tercihim erguvaniden yanadır.

Lakin turuncu liberal Cumhuriyet’e erguvani liberal Cumhuriyet ile gelindi. Bunda İlhan Selçuk dahil eski tüfeklerin suçu büyüktü. O konuya kısaca tekrar yazı sonunda geleceğiz. Şimdi size soLportal’dan 19 Şubat 2010 tarihli bir yazım.

Henüz Can Dündar ve getirdiği takım ortada yok. Bakın neymiş Cumhuriyet  ile derdim?

CUMHURİYET, İLHAN SELÇUK’A NİYE SAYGISIZLIK EDİYOR?

Berbat bir yazı okuyacaksınız. Beş gün düşündüm üstünde. Olabildiğince soğuk ve nesnel bakmaya çalıştım, tutmadı. Mizahı denedim, yakışmadı. Küfretmek geldi içimden, homurdanmakla yetindim. Hepsinin ortalaması bir şey çıktı ortaya.

Çünkü ele aldığım konu çok tatsız. 20 yıldır defalarca yazıp konuştuğum şeyleri yeni bir çirkinlik karşısında yinelemek durumundayım. Onca yıl yazdım da bir sonuç aldım mı? Kuşkulu. Şüphe götürmeyen bir gerçekse böyle yazıların bana dönüp, fena halde zarar vermesi. Olsun, tutamıyorum kendimi ve tutmayacağım.

14 Şubat tarihli Cumhuriyet-2’de, Perihan Mağden’le son kitabı üstüne bir söyleşi yayımlandı. Tam sayfa. Esra Açıkgöz yapmış. Fikir kendinden mi çıkmış, şefi mi söylemiş bilemem. Muhakkak bir onay sürecinden geçmiştir. Cumhuriyet’in aynı çizgide yayını sürüyor. Cumhuriyet-2’de Ufuk Uras, Oya Baydar reklamları; Cumhuriyet Kültür’de Orhan Pamuk, Elif Şafak ajandaları; TV program sayfasında Roni’nin ve benzerlerinin karşıdevrimci duyuruları vs.

Cumhuriyet’i her irdeleyişim “başkasının şeyiyle gerdeğe girme” deyimini çağrıştırır bende. Ve kendime sorduğum “sana ne?” itirazını getirir. Ama öyle dememeliyim, Türkiye’de iktidara direnen kaç mevzi kaldı. Artık sosyalistler olarak cumhuriyet değerlerini savunma zorunluluğuna kadar çekilmişsek, kırk yıllık okuru olduğumuz sol bir gazeteyi de sahiplenmeliyiz.

Ülkede ve dünyada kavga yine çetin geçiyor. Bir alan fiziksel şiddet cephesi, öteki alan ideolojik savaş, medya muharebeleri hattı. Cumhuriyet bu mücadelede durmaksızın hain üretiyor, üstelik bu hainleriyle bizleri arkadan vuruyor.

Esra Açıkgöz gibilerin ruh halini anlamaya çalışıyorum. Benim için bile zor bir uğraş. Yüzbaşı Selahattin’in işgal altındaki İstanbul’da rastladığı karakterlerden ne kadar çok dolaşıyor çevremizde. Ve ne kadar çok genç insan! “Başkasının parasıyla bonkör” diye bir söz vardır ya, bizim ürettiğimiz sol değerleri bizden esirgeyip, ona buna müsrifçe saçan sonradan görmeler. Nasıl bir karakterdir, nasıl bir vefasızlıktır? Perihan Mağden değil miydi, İlhan Selçuk gözaltına alındığında, Balbay’ı hapse attıklarında alkış tutan, bu yetmez, ötekileri de alın diye yazan? Fikir mi değiştirmiş, pişman mı? Bir şey biliyorsanız açıklayın.

Evet, nasıl bir ruh halidir bu? “Demokrasi” diyeceklerdir, “ötekiler” de yer bulmalı zaman zaman sayfalarda. “Demokrasi” öyle mi; yoksa “akılcı denge ve nesnel habercilik” mi buyurdunuz? Sosyalistler çetin mi çetin uğraşlarına dair, bir yerde küçük bir haber çıkması için yedi kez temenna etmek, kırk perende atmak zorundadır; sözde liberallerse küfrederek girerler Cumhuriyet’in kapısından, sırıtarak sayfaları ele geçirirler, el işareti yaparak çıkarlar. Bu ülkenin sosyalist entelektüelleriyse küstürülür, yıldırılır, ambargo edilir. (Bu noktada kişisel düşünmediğim açıktır. Bana gösterilen ilgi kafidir, hiç olmasa da idare ettiğim zamanlar çoktur.)

Gazete içindeki liberal zincir nereye dek uzanır acaba? Şebekenin başı kimdir? Sevgili Cumhuriyet yazarları, çok kıymet verdiğim Deniz Som, o gizi aydınlatabilecekler midir ki? Gazetecilik bu görevi de içermez mi? En tepedeki mollanın adı nedir? Esra Açıkgöz gibilerin sırtını sıvazlayan, devam emri veren. Bizim yazarlardan korkma, hepsinin alanı sınırlıdır, köşelerinin siyah çizgilerini milim geçemezler, diyen. Okuyucu saftır, ne versek yer, diye garanti eden. Gazete dışındaki ulusalcı yazarlardan, dinozor sosyalistlerdense çekinme, bir iki küçücük haberleri duyurulmaz diye endişelenirler, gıklarını çıkartamazlar… gibi fısıldayan.

Benim asıl kaygımsa bu görgüsüzlüğün hayata ortak bilinçle geçirildiği ihtimalinedir. Cumhuriyet, bildim bileli Kemalist-liberal bir sol-sosyalistimsi çizgidedir. Buradaki liberalden kastım gerçek liberalliktir, sözde liberallik değil. Çizgi, daima Marksizmi-fiili sosyalistleri yabancı görmüş ve dışlamıştır. Evet, Cumhuriyet bizim için başkasının şeyidir, ama daha iyisini çıkaramadığımız bir şey. Ne ki, dışardan her kuvvetli rüzgar estiğinde, okuyucu kaybetme kaygısı gelip dayattığında, ya Kemalist milliyetçiliğe yaklaşmıştır ya da safça(?) bir liberal tutuma. Sosyalizme asla! Gerçi diyeceksiniz, Cumhuriyet’te basbayağı sosyalist duranlar da az değil. Evet, doğru; “Şimdi olmaz, bunlarla yürümez, durun bakalım, kendinizi ispat edin, kırk takla daha atın, yedi de salto isterim” sosyalistleri!

Bu yönde eleştiriler karşısında şöyle bir savunu duymaktayım: Ülkedeki genel gazete okuru çok geri, böyle yaparak onları çekmeye çalışıyoruz. Daha açığı şudur: Sol gazete okurlarının büyük kesimi liberal görüşte. Ayakta kalmak için onlara hoş görünmeliyiz. Bu saptama ne kadar doğru, kuşkulu; sadece sosyalist okurların herhangi bir gazeteyi patlatacak düzeyde bulunmadığına katılırım. Liberallerin büyük bölümü de Cumhuriyet yöneticilerinin sandığının aksine gerçek demokrattır, işbirlikçi liberal değil. Hesapları yanlıştır.

Ayrıca başka bir itirazımı da yüksek sesle dile getiririm: Türkiye’de pek fazla sayıda liberal varsa ve bunların bir bölümü süreç içinde iktidar yanlısı sahte liberallere dönüşmüşlerse, bunda Cumhuriyet gazetesinin kırk yıllık yayın çizgisinin hafife alınmayacak oranda payı söz konusudur. On yıllarca Çalışlarları, Cemalleri topluma solcu gibi tanıtan bir dönek serasından bahsediyoruz. Kültür sayfaları genellikle fecaattir, Pazar eki fecaat ötesidir, öteki sayfalardaki baskın eğilim de daima kapitalizm yanlılığıdır. Kötü kapitalizme karşı, yoksullardan yana iyi kapitalizm. Bu devirde çizginiz buysa, demokrat bile olmazsınız, şimdi olamadığınız gibi, durmadan liberal faşist yetiştirirsiniz. Olgunun özü budur.

Esra Açıkgöz kardeşimi de kırmak istemem. Onun gibi düşünen çok tanıdığım var çevremde, çoğu da iyi niyetli, güzel insanlar. Ona ve şefine ve onun başındaki gizli şefe anlatmak gerekir. Marksist-Leninistler’den bu kadar uzak durursanız; komünistlere ulusalcı, yurtseverlere darbeci, ülkesini sevenlere faşist diyenler sizi işte böyle kolay kandırır. İlhan Selçuk içeri alındığı zaman bu taifenin PEN sitesinde yazdıklarını size göndereyim isterseniz. Selçuk’u hayatımda bir kez gördüm, on dakika konuşmamışımdır, Balbay’ı hiç tanımam. 22 yıllık bir yazar olarak bana karşı bir kez dahi sempati belirtilerini görmedim, bundan sonra da görmeyeceğim az önce anlattığım nedenlerden ötürü ve zerre kadar beklentim yok. Ama bu iki insan her şeye karşın ülkeme ve toplumuma hizmet etmişlerdir, gerçek solcudurlar, aşağılanmalarını kaldıramam. O zaman da kaldıramadım, derhal istifa ettim; PEN’de böyleleri azınlıkta da bulunsalar, gerçek demokrat yönetimine rağmen, PEN böyle bir edepsizliğe zemin oluşturduğu için.

Sosyalist, devrimci, komünist olamayacaksanız iyi insan olun. Sizleri bu noktaya getiren liderlerinize saygısızlık etmeyin.

Veya kolayını seçin yine, “İnsanoğlu bir gariptir, öyle her lafı kaldırmaz; durumu ifadenize kızar da, kötülüğe aldırmaz” sözüne uyup üstümüzdeki iptal çizgilerine bir yenisini ekleyin.

SON NOT:

Cumhuriyet şimdi fabrika ayarlarına dönebilir mi? Dönerse iyi olur. Ama ne kadar iyi olur? “Cumhuriyet bizim gazetemiz değildir,hiçbir zaman da olmamıştır” diyerek boş vermiyoruz bu gazeteyi, görüyorsunuz. Cumhuriyet bir Cumhuriyet değeridir. Önemli hizmetleri hiçbir zaman yadsınamaz. Bizden olmasa da sahip çıkılmalıdır. İnce eleyip sık dokumamız bundan.

Geçmişe bakalım o zaman. Yunus Nadi dönemini, Alman faşizanlığını, milli şef borazanlığını bir yana bırakalım. 12 Eylül ertesi darbeyi destekleyen bazı makaleleri de (çok önemli isimlerden) gazeteciliği sürdürebilme taktiği olarak değerlendirip hoş görelim…

Yaptığı cesaretli muhalefeti, solculara arka çıkışını, zor koşullardaki haberciliğini, sanata, kültüre hizmetlerini öne çıkaralım. (Birkaç dönem benim kitaplarımı da epeyce tanıttılar, -haklarını helal etsinler, Turhan Günay, Turgay Fişekçi, Sadık Aslankara vb.-).

Ancak bu yapı biat etmeyeni, sorgulayanı, gerçekten yazarlık yapmak isteyeni dışlayan değişik bir kast sistemiydi. Yukardaki yazıda İlhan Selçuk’a gönderme yapmışım. Herhalde bunun baş sorumlusu oydu. Bir tür Erguvanilik… Mali ve aristokratik oligarşi ve devletin tepesiyle sıkı bir dirsek teması… Hatta bundan öte bir içiçe geçmişlik…

Tüm bu seçkinci tutumların gazetedeki sonuçları nelerdi 80 sonrasından bu yana? Ekonomi sayfaları büyük sermaye ve Amerikancıların denetimindeydi. Kültür sayfaları düz liberallerin elindeydi. Başka ekler PKKcı liberallerin. Haber sayfaları denge siyasetçisi sansürcülerin. Abuk sabuk ve kimi Amerikancı köşe yazarları dışında Cumhuriyet değerlerine sadık, düzgün 9-10 köşe yazarının makalelerde verdikleri gazlarla yürüyen bir solculuk…

Elbette AKP-FETO buna da tahammül göstermedi ve Ergenekon operasyonunu başlattılar. Dedik ya, gazeteye en çok sempati duyduğum, onu en çok desteklediğim dönemdi. Gerçi yukarıda Tengri var ise, bu son liberal grup da az sıkı muhalefet yapmıyordu. Mağdur ve muhaliflikleri ile sempati topladılar, bizden bile.

Ama dostlar.. her turşum var diyene hıyarla koşulmayacağı gibi, her muhalif de bizden değildir. Hadi bizden de olmasın. Her muhalif iktidarı zayıflatan değildir.

Aksine Türkiye’de muhalefet istisnasız her kanadıyla iktidarı güçlendirmektedir. Bunu kısmen kasten, bilerek, isteyerek, kısmen beceriksizliğinden yapmakta.

Amerika, Almanya, emperyalizm… Malları ile sermayesi, bankaları, şirketleriyle, filmleri, medyasıyla nasıl ki, soframızda, salonumuzda, yatak odamızda ise.. fiilen de evimizde, bahçemizde, içimizde. Dahası beynimizde…

Cisimleşmiş insanlar olarak evimizde, soframızda, dost sohbetlerimizde. Okuduğumuz gazetede, seyrettiğimiz muhalif TV’de, alkışladığımız sol yazarda. Emperyalizm biziz. Yankee biziz.

Düşmanın gerçekliğini yayarak, herkese mal ederek ona karşı duyarlılığı azaltma peşinde değilim. Son derece somut, açık gerçeklerden bahsediyorum.

Amerika, nasıl ABD’ye küfredip duran AKP’nin tam göbeğindeyse, AKP de AKP’ye küfredip duran muhalefetin tam göbeğinde.

İmar affından yararlanmak için kalpaklı Atatürk bayraklı evlerinden taşıp kuyruğa dizilenler, bedelli askerlik çıktı diye bayram eden milliyetçi gençler, HDP’ye oy verin çağrısı yapan, Amerikan malı Sözcü gazetesinin ulusalcı mürit okurları… Ve yine şimdi muhtemelen kurtarılmış Cumhuriyet’in yazarları, okurları… Kısmen iyi niyet ve saflıkla, kısmen sistemle bağları ve küçüklü büyüklü çıkarları gereği aynı çizgide birleşecekler. Ha erguvani, ha turuncu… Hepsi aynı yere varıyor.

Sistem – emperyalizm - günlük yaşam – çıkarlar – ABD – Almanya – AKP – CHP –HDP -muhalif solcum, günün adamı yandaşım, rüzgara göre yön değiştiren sosyalistim…  

Bu sarmalı bir yerden kıralım! Diyen kim var?   

Levent Yakış’ın formülüyle “tüm mücadele İslamcı BOPcular ile, seküler BOPcular arasında geçiyor”. Biz duruma müdahale edemiyoruz. Öyle bir gücümüz yok.

Ancak az buçuk güç toplanması açısından Cumhuriyet BOP dışına çıkarsa ki, öyle bir olasılık mevcut… O da önemli bir kazançtır.

Kaan Arslanoğlu


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • editör

    editör 25.09.2018

    Gelenlerle gidenler kardeş. Aynı ailede senelerce şikayet etmeden birbirlerini beslediler. Okuyucu kendi derdine yansın. Orta oyunu bile değil bu. Ama Türkiye'nin sorunu bu. "mış gibi olmak- mış gibi yaşamak" seyretmeyi bile beceremiyoruz ki anlamayı becerelim. Ancak sadece iyi niyetimiz var ve bu da korunmaya değer doğrusu. Yazmayı bırakmayın. İhtiyaç. HİLMİ HANTA

  • editör

    editör 25.09.2018

    Böylece Cumhuriyet, burjuvazinin has ideolojisi liberalizmin, reel sosyalizmin yenilgisinden sonra, dünya çapında atak yapan, küreselleşmeci, aydınlanma değerlerine ve ulus devlete karşı, neo-liberalizmi savunan yazılar yayınlamıştır ve bu yazarların önemli bir kısmı da; Cumhuriyet'e kumpas davaları sırasında; "laikçi teyzelerin, postal yalayıcı gazetesi" filan diye hakaret eden, "Yetmez Ama Evetçi" tayfasıdır... !!! Yargı kararına dayanılarak, son yapılan seçimde, bu neo-libo grup, yönetimi kaybetmistir; kendiliklerinden istifa ederek ayrılmışlardır... Şimdi, bu neo-libo yazıcı tayfasının, yazı yazmamasını söyleyen, hiç kimse yok; bildiğim kadarıyla... !!! Gitsinler, zibilyon tane ayrı mecralarında, yazsınlar... !!! Ama, hiç kimse de, briç kulübünün kapısına; "Ben, ille de, bu kulüpte, pişti oynayacağım.", diye dayanmasın... !!! NUFER KURT

  • editör

    editör 25.09.2018

    Cumhuriyet, aynı değerleri paylaşmayanların gözünde bile, Granma yahut Humanite gibi bir 'misyon' gazetesidir; laisizmin, aydınlanmanın ve genel olarak Cumhuriyet değerlerinin, taşıyıcısıdır... Bu saptama, Cumhuriyet'in çizgisi hakkında, bir "düşünce" değil, bir 'olgu'nun tespitidir... Herkesin bildiği gibi, uzunca bir süredir, (sonradan yargı tarafından "hileli ve usulsüz" olduğu saptanan) bir vakıf yönetimi seçimiyle, Cumhuriyet'in yönetimi, (aslında Cumhuriyet'in misyonuna uygun olmayan hatta aykırı, neo-liberal değerleri benimsedikleri anlaşılan gazeteciler tarafından) ele geçirilmiştir... devam edecek..

  • editör

    editör 25.09.2018

    "“Başkasının parasıyla bonkör” diye bir söz vardır ya, bizim ürettiğimiz sol değerleri bizden esirgeyip, ona buna müsrifçe saçan sonradan görmeler. Nasıl bir karakterdir, nasıl bir vefasızlıktır?" MÜNİR BİRCAN

  • editör

    editör 25.09.2018

    zamanında "türkçü" olan ama kuruluşunda "anadolu ajansı" durumundaki yapı... "sol"a o kadar da "yakın" olmadı... "liberal" tanımınız bile son dönem için oldukça "seviyeli"! "Cumhuriyet’i her irdeleyişim “başkasının şeyiyle gerdeğe girme” deyimini çağrıştırır bende. Ve kendime sorduğum “sana ne?” itirazını getirir. Ama öyle dememeliyim, Türkiye’de iktidara direnen kaç mevzi kaldı. Artık sosyalistler olarak cumhuriyet değerlerini savunma zorunluluğuna kadar çekilmişsek, kırk yıllık okuru olduğumuz sol bir gazeteyi de sahiplenmeliyiz." iyi demişsiniz de... türkiye'de "sol" bir gazete var da benim mi haberim yok? bunu, her hangi bir destekli siyâsi yapı yayın organı için de söylüyorum! hangisi "sol"? bu ülke dinamikleri, sola yaklaşacak... ama ilk önce şu "solcu" görülen şarlatan yapılardan kurtulmak gerek! hepsinden!" devam edecek..

  • editör

    editör 25.09.2018

    Cumhuriyet 'in bugün Ali Koç ile yaptığı röportaj hakkında ne düşünüyorsun abi . Nasıl gazete doğru yolda mı ? :) MURAT GÜLER Bu konuda bir köşe yazısı yazmıştım...cumhuriyeti artık alabilirim diye...burada yazdığın noktalar geçerli kalmak kaydıyla. CAN ERTAN Öyle bir olasılık var ve ona sahip çıkmalıyız. MEHMET YALÇIN Cumhuriyet Vakfı'ndaki yönetim değişikliği sonrası ayrılanlar ve gelenler bir fikir veriyor. A. İnsel, Aydın Engin vd neoliberal tayfa gitti. Kim geldi? Meselâ, Bartu Soral, Özdemir İnce, Adnan Binyazar... Neoliberaller giderken vatansever/cumhuriyetçi yazarlar geliyor. Sevindirici bir durum. ZAFER İNCEBACAK İyiden de iyi oldu. MERDAN ASLAN

  • editör

    editör 25.09.2018

    Cumhuriyet gazetesinin turuncu liberallerden temizlenmesini olumlu karşıladım. Ama Cumhuriyet gazetesinin aslı çizgisine dönmesi yine de bir çok zorlu sınavdan geçecek. Çünkü ülke büyük oranda mali sermayenin silah ve satın alma gücüne maruz bırakılmış. Benim yaptığım nesnel bir gözlem de şudur. Ticarette müşterinin siyasi fikri ne olursa olsun satın alma gücü her zaman işlevseldir.Bunun için ortak paydası Cumhuriyet olanların çok ciddi bir dayanışma içinde olması şarttır. CEMAL ÖZTÜRK

  • editör

    editör 25.09.2018

    Kaancığım konuya katkısı olacağını düşünerek İlhan Selçuk’un Hacıbektaş’taki cenaze töreninden bir gözlemimi paylaşmak istedim. Tayyip Erdoğan’ın zırhlı Mercedes tahsis ettiği kumpas savcısı firari Fetö’cü Zekeriya Öz denen alçak Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan’a itirafçılık teklif etmişti özgürlüğüne kavuşması karşılığında. Çapan, başta İlhan Selçuk ve Balbay olmak üzere bu iğrenç kumpasın doğru olduğunu söyleyerek hapisten yırttı. Cenaze töreninde sıkılmış arka sokaklarda dolaşıyordum. Bir de ne göreyim, Çapan denen itirafçıyla Hikmet Çetinkaya döneği kol kola girmiş volta atıyor. Çok sinirlenmiştim. Hikmet Çetinkaya gibilere Cumhuriyet gazetesinde su başlarını tutturan İlhan Selçuk’tur ne yazık ki.. ALİ RIZA ÜÇER

  • editör

    editör 25.09.2018

    FACE sayfamızdaki yorumları da buraya aktarıyoruz.

  • Ç.

    Ç. 25.09.2018

    Cumhuriyet gazetesi İlhan Selçuk döneminde de birbirine karşıt gibi gözüken liberal ve ulusalcı görüşlerin yer aldığı bir gazeteydi. Sola mesafeliydi. İlhan Selçuk, Tüpraş'ın özelleştirmesini savundu. (Bkz: Ziyaret Et) Sonrasında liberal görüş gazeteyi ele geçirdi. Liberal bir gazete oldu. Şimdi ise ulusalcı görüş gazeteyi liberallerden geri aldı. Ulusalcılar da liberaller de Koç'ta birleşiyorlar. Ulusalcılar yerli diyip uluslararası sistemle olan bağlarını görmezden geliyor. Liberaller ise destek verirken insan hakları gibi kavramları kullanıyor.

  • H.Basri Aksoy

    H.Basri Aksoy 24.09.2018

    Cumhuriyet gazetesindeki yönetim değişikliği rakip kaleye atılan golün yarattığı sevinci yaşattı bizlere.Liboşların,yetmezcilerin,emperyalizmin açık ve mahçup destekçilerinin yenilmiş olmasını görmek,çocukluğumuzun gazetesine kavuşacağımız özlemini yeşertti.Uğur Mumcuların gazetesi olurmu takipte olacağız. Bu beklentimizin takipçisi olduğunu ve bu fikrin korkusuz ve yılmaz savunucusu olduğunu tekrardan bu yazında görmüş olduk.Kalemine kuvvet.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.