Dillerin Yeraltı Suları

Dillerin Yeraltı Suları

Cevdet Kudret'in 1950'li yılların sonundan başlayarak 1980'lerin ortalarına kadar geçen süreçte yazdığı dil yazılarını içeren “Dilleri Var Bizim Dile Benzemez”, Türkçenin sadeleştirme çabaları sırasında Nurullah Ataç ve Melih Cevdet'le yaptığı polemiklerle başlıyor. 1960'larda TDK'nin genel sekreteri olan Ömer Naci Soykan'a kurumun çalışmalarına yönelik eleştirilerinden ve 12 Eylül'den sonra TDK'nin kapatılıp “devletleştirilmesinden” sonra kuruma yerleşen Dil Devrimi karşıtlarının ileri sürdüğü “Yaşayan Türkçe” saldırısına karşı kaleme aldığı yazılardan oluşuyor.

 

Cevdet Kudret, Nurullah Ataç'la özleştirme çabalarında tutturulacak yöntem konusunda uzun uzun tartışıyor. Nurullah Ataç “yabancı köklerden üretilmiş sözcüklerin” atılıp her ne olursa olsun, kaybolmuş Türkçe lehçelerinden bile olsa Türkçe köklü sözcüklerin türetilmesi gerektiğini savunurken Kudret, Ziya Gökalp'in de benimsediği, fonetiği dilimize uydurulmuş ve konuşma dilinde herkesçe bilinen ve kullanılan yabancı kelimeler Türkçe sayılarak, dilimizde karşılığı bulunmayan kavramlar için konuşma dilimizde yaşayan ek ve köklerden sözcük türetilmelidir, diyor. Bu yüzden Nurullah Ataç'ın Türkçenin artık kullanılmayan bir lehçesinden aldığı “til” kökünden “kelime” karşılığı olarak ürettiği “tilcik”in tutmadığını, ama halkın günlük dilde kullandığı, tanıdığı “söz” kökünden Melih Cevdet'in 1958 yılında ürettiği “sözcük” sözünün tutulup benimsendiğini söylüyor. Şu yargıya varıyor: “Eldeki örneklere dayanarak diyorum ki, yeni kelimeler, sanki eskiden tanıyormuşuz gibi görünmeli...” (s. 58) 1980'li yıllarda TDK'nin kapatılması sırasında Dil Devrimi'ne Yaşayan Türkçeci dilcilerin özellikle Ataç'ın temsil ettiği görüşü temel alarak saldırılarını yaptıklarını ve “uydurukça” olarak nitelediklerini anımsıyoruz.

 

Cevdet Kudret'in bu karşıdevrimci dilcilerle polemiklerinden de çok şey öğreniyoruz. Onların sadeleştirme çabaları sırasında üretilen sözcükleri “uydurukça” diye niteleyip eski kelimeleri “halkın kullandığı yaşayan Türkçe” diye savunmaları karşısında Kudret, “Bunlar Arapçada bulunmayan, ama Arapça köklerden Arap dili kurallarına göre uydurulmuş sözcükleri Türkçe sayarlar da Türkçe köklerden Türk dili kurallarına göre üretilmiş sözcüklere uydurma derler,” diyor. (s. 131) Şemsettin Sami'nin Kamus-i Türkî'sine başvuruyor. Sözlükten Osmanlı aydınının “uydurduğu” sözcükleri sıralıyor. İşte birkaç örnek: “Sûkünet, felâket, nezaket, peşinen, emniyyet, İslamiyyet, za'ffiyet, istihsâl, istimlak, imhâ, tenkid...” (s. 170)

 

Cevdet Kudret'in kitabının belki de en çarpıcı bölümü “birbirine çok uzak” dillermiş gibi duran diller arasında, aynı kavramı anlatan kimi sözcüklerin aynı anlama gelen köklerden kurulduğunu gösterdiği bölüm olsa gerek. Biz İnsan BU'da aynı anlama gelmek üzere farklı dillerdeki sözcüklerin daha çok sesletim benzerlikleri üzerinde durmuştuk. Şöyle diyor Kudret,

 

Sözgelimi bugünkü Türkçede kullanılan temel sözcüğünün aslı olan Yunanca themelion sözcüğünün başındaki the sözü koymak bildiren bir sözmüş. Bizim Doğu Anadolu'da temel karşılığı olarak kullanılan koyuk sözcüğü de koymak fiilinden türemiştir.

 

Eski Türkçeden alınarak bugünkü dilde canlandırılmaya çalışılan erdem (fazilet) sözcüğü de er (erkek) ile -dem nisbet ekinden kurulmuş; bu bakımdan sözlük anlamı erkeğe ait demeğe geliyor. Fazilet kavramının Latincesi olan victus sözcüğü de erkek demek olan vir sözünden geliyormuş.

 

Dilimize Farsçadan gelme ve ber (göğüs) ile ez- (den) önekinden kurulmuş ezber sözcüğünün sözlük anlamı 'göğüsten, yürekten' demektir. Fransızcada 'ezbere, ezberden' demek olan par coeur sözünün sözlük anlamı da aynı imiş. İngilizcede de 'ezber' kavramının karşılığı olan by heart sözünün sözlük anlamı 'yürekten' demekmiş. (...)

 

Arapça kazâ (mahkemenin hükmü) sözcüğünün sözlük anlamı 'yarmak, kesmek' demektir. Eski Türkçeden alınan yargı (hüküm) sözcüğü de yarmak fiilinden türemiştir. Latince decedire (hüküm vermek) bileşik sözcüğünün aslı olan de-caedere sözündeki caedere sözü kesmek, yarmak anlamına geliyormuş. Almanca entscheiden (hüküm vermek) bileşik sözcüğündeki scheiden sözü de 'yarmak' demekmiş.

 

Yeryüzünde birbirlerinden ayrı gibi duran kıtaların altlarındaki yeraltı suları nasıl birbiriyle birleşiyorsa, yer üstünde birbirlerinden ayrı gibi görünen dillerin de inilemeyen derinliklerinde birleşen yeraltı suları var mı acaba diye düşünüyor insan.” (s. 72-73)

 

Dilin, somut durumun soyutlanmasının sonucu olduğunu düşünürsek dille düşünmeye başlayan insanın ortak bir akılla aynı sonuçlara varabildiğini de söyleyebiliriz. Etnik olarak birbirinden koparılmaya çalışan insanlığın bir ortak  evren olduğunu anlamak geçmişte ne kadar önemliyse bugün de o kadar önemli.

 

Cevdet Kudret'in yazıları, bütün öteki Cumhuriyet devrimleri gibi Dil Devrimi'nin de sadece yapıldığı zaman dilimine değil, tarihe yayılan köklü ihtiyaçlarımıza da yanıt olduğunu görmemizi sağlıyor. Belki de bunun için hep bir yarım kalmışlık duygusu içindeyiz bugün, belki de bunun için sürekli tarih yaşıyoruz, belki de Dil Devrimi'nin romanı yazılmadığı için.

 

İnsan BU

 

Cevdet Kudret, Dilleri Var Bizim Dile Benzemez, Bilgi Yayınevi, Aralık 1986, Genişletilmiş 2. Basım

 


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 05.03.2017

    Sevgili Gül T, cık. Hem de feci cık. Hatta cıksss! Arapça'da inek nasıl denir? Bakara! İspanyolca'da? Vaca (baka okunur - vaquero kovboy demek olur ve tabii kot pantolon). Latinik öncül? Türkçe'de boğanın öncülü nedir? Buka. İsen Bugu'nun bugu'su... Böke var misal. Selin Sayek'in ikinci soyadı olan. Erkmen Böke'yi de aYtac bakkal iyi bilir. Peki İngilizce’de keçinin veya geyiğin erkeğine ne denir? Buck (bak okunur)! Hadi atayizler bunu da açıklasın. O işler öyle olmuyo. Burada ciddi şeyler söylüyoruz. Uydurmasyon yapmıyoruz. Doğa sesleri de çok önemli. Onomatopeler için kitaplar yazılmış halde. Lütfen! Ayrıca ana çok dilde aynı değil. Bazı dillerde benzer. Bazılarında cıkıs kere cıkıs. Babanın her koşulda benzerliği daha da belirgin. Ödünçlemeler olduğunu yadsımıyoruz. Bilakis bunun izini sürmeye çalışıyoruz. Emeğe saygı, bahçelievlere de hürmet piliğz. a.y.a. ricacısss ve hatta direkt cısss

  • Gül T.

    Gül T. 04.03.2017

    Ağlasam sesimi duyar mısınız,Mısralarımda;Dokunabilir misiniz,Gözyaşlarıma, ellerinizle? Yorumun gitmesi umuduyla...Türkçe ve birçok dil aslında sözcük üretmeye uygun. Ama dillerde bu tarz ödünçlemeler vs olmakta. Çoğu türk lehçesi de artık türkçe değil.Mesela Halatça demişti Sayın A.y.a ama o da farsçaya daha yakın artık. Ayrıca etimolojik çalışmaların neden doğa sesleri ve insan sesleri ile yapılamayacağını tekrar etmekte fayda var. Ana , baba kelimesi telaffuzu ya aynı ya çok benzer... Sesler insanlığın evrimsel kültürü sonucu pek değişmiyor ilkel hayvani. Hiyerogliflere baksak daha çok şey çıkar. Eskimo dilinde kar sözcüğünü karşılayan 100 kelime var türü efsanelerle geldi bugünlere...Yeni editör düzenlemesi kutlarım hayırlı olsun. Saygılar, sevgiler.

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 01.03.2017

    Vaysss. Hissi kablel vuku mu diyeyim şimdi ben buna? a.y.a. hissss

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.