Zihin Nasıl Çalışır.. Freud, Ensest, Ödip Karmaşası, Evrim Üstüne..

Zihin Nasıl Çalışır.. Freud, Ensest, Ödip Karmaşası, Evrim Üstüne..

Dostumuz Kerem Cankoçak, sitemizde son günlerde tekrar alevlenen “Freud-Evrim-Genetik” tartışmalarıyla ilgili, yeni bir kitabın tanıtım yazısını ve konumuzla ilgili önemli bir bölümünü gönderdi. Teşekkür ediyor ve sizlere sunuyoruz.


Zihnin Evrimsel ve Nörobilimsel İncelemesi

Steven Pinker Çev: Sabri Gürses


 

Pulitzer ödüllü evrimsel psikolog, bilişsel bilimci ve popüler bilim yazarı Steven Pinker bu kitabında, modern nörobilimin son bulgularına dayanarak zihnimizin nasıl evrimleştiğini, nasıl dünyayı kavradığımızı ve düşünce ürettiğimizi ortaya koyuyor. Bizi rasyonel yapan nedir? Öfkeli, arzulu, sevinçli ya da üzüntülü olmamızın altında yatan nedenler nedir? Bilinç nasıl ortaya çıktı? Bütün bu soruların cevaplarını irdelediği kitabında Pinker, evrimsel biyolojinin ışığında bilimden müziğe, cinsellikten dile, sanattan dine kadar bütün insani faaliyetlerin ortak noktasını araştırıyor ve çok ilginç sonuçlara ulaşıyor. Zihnin işleyişi ve dünyayı kavrayışı konusunda çağdaş nörobilimin ve Churchland gibi nörofelsefecilerin yaklaşımı olan nöral ağlar kuramını savunan Pinker, dilin doğuştan olduğunu kabul etmekle birlikte, evrimsel yaklaşımı dolayısıyla Noam Chomsky ve diğerlerinden ayrılıyor.

Kitaptan (Ensest üzerine ve Freud eleştirisi)


 

Ebeveyn-çocuk çatışması kuramı iki popüler fikrin alternatifidir. Birincisi Freud’un Oedipus kompleksi fikri, yani erkek çocukların anneleriyle seks yapmak ve babalarını öldürmek için bilinçdışı bir arzu duyduğu ve bu yüzden de babalarının onları hadım edeceğinden korktuğu varsayımıdır. (Aynı şekilde, Elektra kompleksine göre, kızlar babalarıyla seks yapmak ister.) Burada gerçekten de açıklanması gereken bir olgu vardır. Bütün kültürlerde, genç çocuklar bazen annelerini sahiplenir ve annenin şefkatiyle sakinleşir. Ebeveyn-çocuk çatışması buna dosdoğru bir açıklama getiriyor. Babamın Anneme olan ilgisi Annemin ilgisini benden uzaklaştırıyor ve daha da kötüsü, bir erkek ya da kız kardeş yapma tehdidi yaratıyor. Çocuklar bu kederli günü ertelemek için annelerinin sekse olan ilgisini azaltmak ve babalarını ondan uzak tutmak için taktik geliştirmiş olabilir. Bu da sızlanma çatışmasının dosdoğru bir uzantısıdır. Bu kuram Oedipus duyguları denen duyguların kızlarda da erkekler kadar yaygın olmasını açıklar ve küçük erkek çocukların anneleriyle birleşmek istediği gibi saçma bir fikrin önüne geçer.

Bu alternatifi getiren Daly ve Wilson, Freud’un iki farklı türden ebeveyn-çocuk çatışmasını bir araya getirerek hata yaptığına inanıyor. Küçük çocuklar babalarıyla annelerine erişmek için çatışırlar, ama bu cinsel bir rekabet değildir. Büyük bir çocuk ebeveynleriyle, özellikle de babasıyla cinsel çatışmaya girebilir, ama bu anneye yönelik bir rekabet değildir. Birçok toplumda babalar oğullarıyla cinsel eş için, açık ya da örtük bir şekilde rekabet eder. Çokeşli olan, bir erkeğin birkaç eş alabildiği toplumlarda, tam olarak aynı kadınlar için rekabet edebilirler. Ve çokeşli ya da tekeşli olsun, birçok toplumda, bir babanın oğlunun eş arayışını kendi çocukları ya da kendi hevesleri için desteklemesi gerekir. Oğul babasının ona kaynak aktarması için sabırsızlanıyor olabilir; hâlâ güçlü kuvvetli olan bir baba onun ilerlemesine engel olur. Baba ve çocuk cinayetleri dünyanın çoğu yerinde bu tür rekabetlerden beslenir.

Ebeveynler evlilikleri de ayarlarlar, ki bu çocukları sattıklarını ya da alıp verdiklerini söylemenin kibar bir biçimidir. Burada da çıkarlar çatışabilir. Ebeveynler bir çocuğun talihli çıktığı, bir başkasının kayba uğradığı bir paket anlaşması yapabilir. Çokeşli toplumlarda bir baba kızlarını kendisi için eş almak üzere takas edebilir. Bir kız ister üvey bir kız ister bir eş için takas edilsin, değeri bekâretine bağlı olabilir: Erkekler başka bir erkeğin çocuğunu taşıyabilecek bir kadınla evlenmek istemez. (Etkin doğum kontrolü yakın tarihlidir ve her yere yaygın olmaktan hâlâ uzaktır.) Bu yüzden de babalar kızlarının cinselliğiyle ilgilenir, Elektra kompleksinin bir kopyasıdır bu ama iki taraf da birbirini arzulamaz. Birçok toplumda erkekler kızlarının “saflığını” güvenceye almak için dehşet verici önlemler alır. Onu kapatır, baştan aşağı örter ve “kadın sünneti” denen korkunç bir gelenekle sekse olan ilgisini köreltir (Lorena Bobbitt’in bris yapması gibi bir sünnet bu.) Önlemler işe yaramazsa, ironik bir şekilde ailenin “onuru” dedikleri şeyi korumak üzere kirlenmiş bir kızı öldürebilirler. (1977 yılında bir Suudi prensesi kralın kardeşi olan dedesinin onuruna leke sürdüğü ve Londra’da bir ilişki yaşadığı için halk tarafından taşlanarak öldürüldü. Ebeveyn-kız çatışması kadınların cinselliğinin “sahipliğiyle” ilgili çatışmanın özel bir örneğidir, buna tekrar döneceğiz.

***

Ebeveyn-çocuk çatışması kuramının yıktığı bir değer popüler kuram da biyoloji-kültür ayrımıdır. Bu ayrıma göre bebekler uygarlaşmamış içgüdüler yumağıdır ve ebeveynler onları becerikli, uyumlu toplum üyeleri haline getirir. Bu geleneksel bilgeliğe göre, kişilik ebeveynlik süreci tarafından ilk oluşum yıllarında şekillenir. Ebeveynler de çocuklar da çocukların toplumsal ortamda yer edinmesini ister ve çocuklar kendilerini şekillendirecek durumda olmadığı için, toplumsallaşma çıkarlarında bir kesişmeye yol açar.

Trivers, ebeveyn-çocuk çatışması kuramına göre, ebeveynlerin onları toplumsallaştırmaya çalışırken çocukların çıkarlarını gözetmek zorunda olmadığını düşündü. Ebeveynler nasıl sık sık bir çocuğun çıkarlarına ters düşecek şekilde davranıyorsa, çocuğu da kendi çıkarlarına karşı davranmak üzere eğitebilirler. Ebeveynler her çocuğun kardeşlerine çocuğun istediğinden daha özgeci davranmasını ister. Bunun nedeni bir çocuğun özgeci olmasının bir kardeşe yapılan iyilik o çocuğun maliyetini aşması durumunda ebeveynlere yararlı olmasıdır, ama bunun çocuğa sadece iyilik maliyetin iki katına çıktığı zaman yararı vardır. Üvey kardeşler ya da kuzenler gibi daha uzak akrabalar söz konusu olunca, ebeveynlerin çıkarlarıyla çocuğun çıkarları arasındaki fark daha da büyüktür, çünkü ebeveyn üvey kardeşe ya da kuzene çocuktan daha yakındır. Aynı şekilde, ebeveynler çocukları yuvaya yardımcı olmanın, evlilik yoluyla satılmaya izin vermenin ya da ebeveyne (ve böylece çocuğun doğmamış kardeşlerine) yararı olacak başka şeylerin aslında çocuk için yararlı olduğunu söyleyerek onları evde kalmaya ikna etmeye çalışabilir. Bütün çatışma alanlarında olduğu gibi, ebeveynler kandırmacaya ve çocuklar da aptal olmadıkları için, kendi kendilerini kandırmaya başvurabilir. Yani çocuklar bir ebeveynin ödüllerine, cezalarına, örneklerine ve uyarılarına geçici olarak, daha küçük olup bir seçenek sahibi olmadıkları için boyun eğiyorsa, kurama göre, kişiliklerinin bu taktiklerle şekillendirilmesine izin vermemeleri gerekir.

Trivers bu tahminle zor bir alana giriyordu. Ebeveynlerin çocuklarını şekillendirdiği fikri o kadar yerleşmiştir ki çoğu insan bunun sınanabilir bir varsayım olduğunu, apaçık bir doğru olmadığını fark etmez bile. Varsayım artık sınandı ve sonuç psikoloji tarihinin en şaşırtıcı sonuçlarından biri oldu.

Kişilikler en az beş temel biçimde farklılık gösterir: Bir insanın sokulgan ya da çekingen olması (dışadönüklük-içedönüklük), bir insanın sürekli kaygılanması ya da sakin ve kendinden emin olması (nevrotiklik-dengelilik), bir insanın kibar ve güven dolu ya da kaba ve kuşkucu olması (anlaşılabilirlik-çatışmacılık), bir insanın özenli ya da özensiz olması (vicdanlılık-vicdansızlık) ve bir insanın cesur ya da uyumlu olması (açık olma-açık olmama). Bu özellikler nereden gelir? Eğer genetikse bunlar, özdeş ikizlerin de, doğumda ayrılmış olsalar bile bunları paylaşması gerekir ve biyolojik kardeşlerin bunları evlatlık kardeşlerden daha fazla paylaşması gerekir. Eğer bunlar ebeveynler aracılığıyla toplumsallaşmanın bir ürünüyse, evlatlık kardeşlerin de bunları paylaşması gerekir; ikizler ve biyolojik kardeşlerin farklı evlerde değil de aynı evlerde büyütülürlerse daha çok paylaşmaları gerekir. Onlarca inceleme bu türden öngörüleri birçok ülkeden binlerce insan üzerinde test etti. İncelemeler sadece bu kişilik özelliklerine değil, bunların boşanma ve alkolizm gibi yaşamdaki sonuçlarına da baktı. Sonuçlar açık ve tekrarlanabilir, üstelik iki sarsıcı gerçek içeriyorlar.

Bir sonuç oldukça ünlendi. Kişiliklerdeki çeşitliliğin büyük kısmı –yaklaşık yüzde ellisi– genetik kökenli. Doğum sırasında birbirinden ayrılan özdeş ikizler aynıdır; birlikte yetiştirilen biyolojik kardeşler evlatlık kardeşlerden daha fazla benzer. Yani diğer yüzde ellinin de ebeveynlerden ve evden gelmesi gerekir, değil mi? Değil! Bir evde ya da başka evde yetiştirilmiş olmak, insanlar arasındaki kişilik farklarının, en fazla, yüzde beşini etkiliyor. Doğumda ayrılan özdeş ikizler sadece benzer değildir; birlikte yetiştirilen ikizler kadar görünüşte benzerdirler. Aynı evde bulunan evlatlık kardeşler sadece farklı olmakla kalmaz; neredeyse nüfusun içinden rastgele seçilen iki çocuk kadar farklıdırlar. Ebeveynlerin çocuklar üzerindeki en büyük etkisi döllenme sırasındadır.

(Hemen ebeveynlerin sadece kendileri arasındaki farklar ve kendi yetişkin çocukları arasındaki farklar söz konusu olduğu zaman önemsiz olduğunu eklemeyi gerekli görüyorum. Bütün normal ebeveynlerin yaptığı ve çocukları etkileyen her şey bu incelemelerde ölçülmemiştir. Küçük çocuklar elbette aklı başında bir ebeveynin sevgisine, korumasına ve korumasına muhtaçtır. Psikolog Judith Harris’in belirttiği gibi, incelemeler sadece çocukların, onları kendi evlerinde ve toplumsal ortamlarında bıraksanız, ama ebeveynlerin yerini değiştirseniz, sonunda aynı tür yetişkinler haline geleceğini söylemektedir.)

Kimse diğer yüzde kırk beşlik çeşitliliğin nereden geldiğini bilmiyor. Belki de kişilik büyüyen beyni etkileyen eşsiz olaylarla şekilleniyor: fetüs rahimde nerede duruyordu, anne kanının ne kadarını aldı, doğum sırasında ne kadar ezildi, ilk yıllarında kafasının üzerine düştü mü ya da bazı virüslere yakalandı mı? Belki de kişilik eşsiz deneyimlerle şekilleniyor, sözgelimi bir köpek tarafından kovalanmak ya da bir öğretmenin iyi bir şey yapması gibi olaylarla. Belki de ebeveynlerin özellikleriyle çocukların özellikleri karmaşık bir şekilde etkileşiyor, bu yüzden aynı ebeveynle büyüyen iki çocuk gerçekten farklı ortamlara sahip oluyor. Bir ebeveyn türü delişmen bir çocuğu ödüllendirip sakin olanı cezalandırabilir; bir başka ebeveyn türü tam tersini yapabilir. Bu senaryolar için yeterli kanıt yok ve bence ikisi de kişiliği kökleri ebeveynlerle çocuk arasındaki çıkar ayrılığında bulunan bir uyarlanım olarak gören iki senaryo daha mümkün. Birinci senaryo, çocuğun kardeşleriyle rekabete yönelik savaş planını içeriyor, bunu bir sonraki kesimde ele alacağım. Diğeri de çocuğun kendi gözlem grubundaki rekabete yönelik savaş planını içeriyor.

Judith Harris her yerde çocukların ebeveynleri aracılığıyla değil, kendi gözlem grupları aracılığıyla toplumsallaştığına ilişkin kanıtlar topladı. Her yaşta çocuklar oyun için çeşitli gruplara, topluluklara, çetelere, kliklere ve takımlara ayrılır. Bunların her biri dışarıdan gelen bazı gelenekleri yutan ve kendisine ait birçok gelenek yaratan birer kültürdür. Çocukların kültür mirası –saklambaç kuralları, bir tekerlemenin ezgisi ve sözleri, birini öldüren kişinin yasal olarak onun mezar taşının parasını ödemek zorunda olduğu inancı– çocuktan çocuğa geçer, bazen binlerce yıl sürer bu. Büyüyen çocuklar gruptan gruba geçer ve sonunda yetişkin gruplarına katılırlar. Bir seviyedeki prestij bir sonrakinde bir adım önden başlattırır; en önemlisi, ergen gruplarının liderleri flörtte de ilk olurlar. Her yaştan çocuk gözledikleri arasında başarılı olmayı sağlayan şeyin ne olduğunu bulmaya ve bu stratejilere ebeveynlerinin onlara dayattıklarından daha üstün bir yer vermeye çalışır. Bezgin ebeveynler bir çocuğun gözledikleriyle rekabet edemeyeceklerini bilirler ve haklı olarak içinde çocuklarını büyütecekleri en iyi ortamı seçerler. Başarılı birçok insan Amerika’ya çocukken göç etti ve ülkenin dilini ya da geleneklerini öğrenmeyen, kültürel açıdan yetersiz ebeveynler yüzünden hiç de güçlük çekmedi. Bir dil gelişimi araştırmacısı olarak, çocukların gözlem gruplarından dili (özellikle de aksanı) kolayca kapmaları, ama daha çok ebeveynleriyle vakit geçirmeleri karşısında hep şaşırmışımdır.

Neden çocuklar ebeveynlerin elinde şekillenmez? Trivers ve Harris gibi, ben de bunun nedeninin çocukların genetik çıkarlarının ebeveynlerinkiyle sadece kısmen örtüşmesi olduğunu sanıyorum. Çocuklar ebeveynlerden kalori ve korunma alırlar, çünkü sadece ebeveynler bunu vermeye gönüllü olur, ama bilgilerini bulabildikleri en iyi kaynaklardan alır ve yaşamla baş etmek için stratejilerini kendi kendilerine oluştururlar. Kendi ebeveynleri çevrelerindeki en bilge ve bilgili yetişkinler olmayabilir, daha da kötüsü, evdeki kurallar genellikle onların doğmuş ve doğmamış kardeşlerine göre şekillendirilir. Üstelik üreme söz konusu olduğunda, ev tam bir çıkmazdır. Çocuk eş için, üstelik ondan da önce onları bulmak ve elinde tutmak için gerekli statü için, farklı kuralları olan başka alanlarda rekabet etmek zorunda kalacaktır. Çocuğun bu alanları öğrenmesi daha iyi olur.

***

.....

Eğer insanlar her seferde birbirinden ayırt edilemez üçüz, dördüz vs olarak dünyaya gelselerdi, ebeveyn-çocuk çatışması yerine kardeşler arasında vahşi bir mücadele olacaktı; kardeşlerden her biri payından daha fazlasını istemekle yetinecekti. Ama bütün çocuklar farklıdır, en azından farklı zamanlarda doğdukları için. Ebeveynler n sayıdaki çocuklarının her birine enerjilerinin bir n’ini harcamak istemeyebilir, ama kurnaz portföy yöneticileri gibi, kazananları ve kaybedenleri seçip ona göre yatırım yapmaya karar verebilir. Yatırım kararları her çocuktan beklenen torun sayısının bilinçli tahminleri değildir, doğal seçilim tarafından o sayıyı içinde evrildiğimiz ortam içinde azamiye çıkaran sonuçlar elde etmek için ayarlanmış duygusal yanıtlardır. Aydınlanmış ebeveynler ısrarla favorilere oynamasalar bile, hep başarılı olamayabilirler. Bir incelemeye göre, İngiliz ve Amerikan annelerin tam üçte ikisi çocuklarından birini daha çok sevdiğini itiraf etti.

Ebeveynler nasıl bu Sophie’nin Seçimini yaparlar ve koşullar gerektirdiği zaman bir çocuğu feda ederler? Evrim kuramı temel ölçütün yaş olması gerektiğini öngörür. Çocukluk maden sahası gibidir ve çocuk ne kadar büyürse, ebeveynin onu hayatta tutma şansı o kadar artar ve olası bir torun kaynağı olan çocuk da cinsel olgunluğa dek o kadar vazgeçilmez hale gelir. (Ondan sonra, üreme yılları tükenmeye başlar ve çocuğun beklenen çocuk sayısı azalır.) Örneğin, istatistik verileri toplayıcı bir toplumdaki dört yaşındaki bir çocuğun bir ebeveyne, ortalama olarak, bir yenidoğandan 1,4 kat fazla torun verme şansı vardır, sekiz yaşındakinin 1,5 kat ve on iki yaşındakinin 1,7 kat daha çok torun verme şansı vardır. Yani eğer ebeveynler bir bebek geldiği zaman zaten çocuk sahibiyse ve ikisini birden besleyemiyorlarsa, bebeği feda etmeleri gerekir. Hiçbir insan toplumunda insanlar küçük bir çocuk doğduğu zaman büyük çocuğu feda etmez. Bizim toplumumuzda, bir ebeveynin bir çocuğu öldürme ihtimali çocuk büyüdükçe kesin olarak düşer, özellikle de o hassas ilk yılda. Anne-babaya bir çocuğun ölümünü hayal etmeleri söylense, ergenlik yıllarına dek, daha büyük çocuk için daha fazla acı çekeceklerini söylerler. Tahmini acının yükselmesi ve azalması neredeyse mükemmel bir şekilde avcı-toplayıcı çocukların yaşam beklentilerine karşılık gelir.

Diğer yandan, daha çaresiz olan daha genç bir çocuk, bir ebeveynin günlük hizmetlerinden daha çok yararlanır. Ebeveynler daha küçük çocukları için daha hassas duygular dile getirirler, daha büyük olanlara daha çok değer veriyor gibi görünseler bile. Hesaplar ebeveynler yaşlandığı ve yeni çocuk son çocuk olacak gibi göründüğü zaman değişir. Biriktirilecek bir şey yoktur ve ailenin bebeği olasılıkla şımartılır. Ebeveynler, soğukkanlı bir tavırla, daha iyi yatırım diyebileceğimiz çocukları yeğler: Daha ateşli, daha iyi görünümlü, daha yetenekli olanları.

....

Aile terapistleri bu dinamikleri on yıllardır tartışıyor, ama sağlam bir kanıt var mı? Sulloway 196 doğum sırası ve kişilikle ilgili kontrollü incelemeden elde ettiği 120.000 kişiye ait veriyi analiz etti. Öngördüğü gibi, ilk doğanlar daha az açık (daha konformist, geleneksel ve ebeveynleriyle daha yakın özdeşlik içinde), daha vicdanlı (daha sorumlu, başarıya yönelmiş, ciddi ve düzenli), daha çatışmacı (daha az anlaşmaya açık, canayakın, popüler, uysal) ve daha nevrotik (daha az kolay uyum sağlayan, daha kaygılı) olur. Aynı zamanda daha dışadönük (daha dayatmacı, daha lider) olurlar, ama kanıtlar bulanık çünkü daha ciddidirler ve bu da onları daha içedönük gösterir.

Aile politikaları sadece insanların yazılı testlerde söylediklerini değil, büyük oynarken dünyada nasıl davrandıklarını da etkiler. Sulloway, (Kopernik Devrimi ve Darwinizm gibi) radikal bilim devrimleri üzerine görüş bildiren 3894 bilimciden, 1973-94 yıllarının Fransız Ulusal Meclisinin 893 üyesinden, Protestan Reform Hareketinin yedi yüzden fazla kahramanından ve köleliğin kaldırılması gibi reform hareketlerinde yer alan altmış iki Amerikan liderinin biyografik verilerini çözümledi. Bunların her birinde, sonradan doğanlar devrimi desteklemeye daha eğilimli oluyor, ilk çocuklarsa daha çok gerici oluyordu. Bu etkiler aile büyüklüğünün, ailenin yaşam tarzının, toplumsal sınıfının ya da başka türden sınıflayıcı etkenlerin bir yan ürünü değildi. Evrim kuramı ilk önerildiği ve hâlâ başlangıç aşamasında olduğu sırada, sonradan doğanlar onu ilk çocuklara göre on kat daha fazla destekliyordu. Radikalizmin, milliyet ve toplumsal sınıf gibi sözde nedenlerinin etkisi az olmuştur. (Sözgelimi Darwin’in kendisi de üst sınıftan geliyordu ama sonradan doğanlardandı.) Sonradan doğan bilimciler aynı zamanda daha az uzmanlaşıyorlar, daha çok sayıda bilim alanıyla ilgileniyorlardı.

Eğer kişilik bir uyarlanımsa, neden insanlar onlara oyun odasından yetişkinliğe dek hizmet eden stratejileri sürdürsünler? Bir olasılık, kardeşlerin ebeveynlerin yörüngesinden asla çıkamaması, hayatları boyunca rekabet etmesidir. Geleneksel toplumlarda, toplayıcı gruplarda da bu kesinlikle doğru. Başka bir olasılık da dayatmacılık ve tutuculuk gibi taktiklerin de diğerleri gibi beceriler olmasıdır. Genç bir insan bunlara alışır ve insanlarla baş etmek için yeni stratejiler geliştirmek üzere öğrenme eğrisini yeniden kat etmek ona zor gelir.

Aynı ailede doğan çocukların farklı gezegenlerde yetiştirilseler de ancak bu kadar birbirlerine benzeyeceklerinin keşfedilmesi, kişilik gelişimini ne kadar az anladığımızı gösteriyor. Tek bildiğimiz şey, ebeveynlerin etkisiyle ilgili o tatlı fikirlerin yanlış olduğu. Sanırım, en umut vaat eden hipotezler, çocukluğun bir cangıl olduğunu ve çocukların yaşamda ilk karşılaştığı sorunun kardeşler ve yaşıtlar arasında kendilerine ait olan şeylere tutunmayı öğrenme sorunu olduğunu kabul etmekten gelecek.

***

Bir erkek ve kız kardeş arasındaki ilişki konuyu biraz daha karışık hale getirir: biri erkek, biri dişidir ve bunlar da cinsel ilişkinin bileşenleridir. İnsanlar en çok etkileşim kurdukları kişilerle –iş arkadaşları, komşu kız ya da oğlan– seks yapar ve evlenirler ve birçok insan daha çok aynı sınıf, din, ırk ve görünümde olanları beğenir. Cinsel çekim güçlerinin kardeşleri de mıknatıs gibi çekmesi gerekir. Aşinalık belli bir rahatsızlık uyandırsa ve kardeşlerin sadece küçük bir kesimi birbiriyle anlaşsa bile, seks yapıp evlenmek isteyen milyonlarca kız ve erkek kardeş olması gerekir. Ama görünüşte hiç yok. Sadece bizim toplumumuzda değil, kapsamlı bir şekilde incelenmiş bütün insan toplumlarında da, yabandaki birçok hayvan topluluklarında da yok bu. (Ergenlik öncesi çocuklar bazen cinsel oyunlara kalkışır; benim kastettiğim yetişkin kardeşler arasındaki gerçek ilişki.)

Kız ve erkek kardeşler ebeveynleri engellediği için mi ilişki kurmaz? Neredeyse kesinlikle hayır. Ebeveynler çocuklarını birbirlerine karşı daha yakın olmaya iter (“Haydi, öp bakalım kardeşini!”), daha uzak olmaya değil. Üstelik seksi engelleseler bile, bu da insan yaşamında bu cinsel bir yasaklamanın işe yaradığı tek örnek olacaktır. Ergen erkek ve kız kardeşler parklarda ve arabaların arka koltuklarında buluşmaz.

Ensest tabusu –yakın akrabalar arasında seks ya da evlilik yapılmasına yönelik yasak– yüz yıl kadar bir süredir antropolojinin saplantılarından biridir, ama kardeşleri neyin ayrı tuttuğunu açıklamaz. Ensestten kaçınmak evrenseldir; enseste karşı tabular evrensel değildir. Ve birçok ensest tabusu çekirdek aile içindeki seksle ilgili değildir. Bazıları kurgusal akrabalarla yapılan seksle ilgilidir ve sadece cinsel kıskançlığı güçlendirir. Sözgelimi, çokeşli erkekler oğullarını, resmen onların “üvey annesi” olan küçük eşlerinden uzak tutmak için yasalar çıkarabilir. Gördüğümüz gibi, birçok tabu, kuzenler gibi daha uzak akrabalar arasındaki evliliği (seksi değil) yasaklar ve yöneticilerin rakip ailelerde servet birikimini önlemek üzere başvurduğu hilelerdir. Bazen aile üyeleri arasındaki seks enseste karşı daha genel yasaların şemsiyesine girer, ama hiçbir yerde hedef bu değildir.

Kız ve erkek kardeşler birbirlerini cinsel eş olarak çekici bulmaz. Bu az bile kalır: Bu düşünce onları aşırı rahatsız eder ve tiksindirir. (Karşı cinsten bir kardeşle büyümeyenler bu duyguyu anlamaz.) Freud güçlü duygunun kendisinin bilinçdışı bir arzunun kanıtı olduğunu söylemişti, özellikle de bir erkek annesiyle birleşme düşüncesinden tiksindiğini öne sürüyorsa. Bu akıl yürütmeye uyarak insanların köpek dışkısı yemek ve gözlerine iğne saplamak için bilinçdışı bir arzu duyduğunu söyleyebiliriz.

Bir kardeşle seks yapmaya yönelik tiksinti insanlarda ve diğer uzun ömürlü, hareketli omurgalılarda o kadar güçlüdür ki bir uyarlanım olmak için iyi bir adaydır. Bu uyarlanımın işlevi aile içinde üremenin maliyetlerinden, yani çocuğun sağlığında azalmaya yol açmaktan kaçınmak olabilir. Ensestin “kanı yoğunlaştırdığı” folklorunun ve sakat köylüler ve aptal krallar gibi basmakalıpların arkasında belli bir biyolojik doğruluk payı vardır. Zararlı mutasyonlar kararlı bir şekilde gen havuzuna birikir. Bazıları baskındır, sahiplerini sakatlar ve çok geçmeden seçilirler Ama çoğu da çekiniktir ve nüfus içinde yerleşip iki taşıyıcının çiftleşmesi sonucunda birbirleriyle karşılaşmadıkça zarar vermezler. Yakın akrabalar genleri paylaştığından, eğer çiftleşirlerse çocuklarında zararlı bir çekinik genin iki kopyasının örtüşmesi riski daha yüksek olur. Hepimiz ölümcül çekinik genlerin ikide bir eşdeğerini taşıdığımız için, bir erkek ve kız kardeş çiftleşirse risk alan bir çocuk sahibi olmaları büyük olasılıktır, bu hem kuramda hem de riskleri ölçen incelemelerde böyledir. Aynı şey anne-oğul ve baba-kız çiftleşmeleri için (ve daha düşük ölçüde, uzak akrabalar arasındaki çiftleşmeler için) de geçerlidir. İnsanların (ve başka birçok hayvanın) bir aile üyesiyle seks yapma düşüncesini iptal eden bir duygu geliştirmiş olması akla yatkın görünüyor.

Ensestten kaçınma başkalarına yönelik duygularımızın arkasındaki karmaşık yazılım mühendisliğini sergiler. Aile üyelerine tanıdıklara ya da yabancılara duyduğumuzdan daha güçlü yakınlık bağları hissederiz. Aile üyelerinin cinsel çekiciliğini açıkça algılarız ve hatta onlara bakmaktan haz alırız. Ama güzelliğin beğenilmesi ve değerlendirilmesi bir çiftleşme arzusuna çevrilmez, oysa aynı duygular akraba olmayan biri tarafından uyandırılsa, dürtü karşı konulmaz olabilir. Tek bir bilgi parçasının şehveti dehşete dönüştürme şekli, Polti’nin “Gönülsüz aşk suçları” diye sınıflandırdığı, en ünlüsü Sophokles’in Kral Oedipus’u olan sayısız olay örgüsünde büyük dramatik etkiler yaratmak üzere kullanılmıştır.

Ensestten kaçınmanın iki güçlüğü vardır. birincisi, aile içindeki farklı çiftleşmelerin, hem katılımcılar hem de tanıkları için farklı genetik maliyet ve yararları olur. Cinsel tiksintinin de buna göre değişmesini bekleyebiliriz. Hem erkek hem de dişiler için, yakın bir aile üyesiyle çocuk yapmanın yararı, çocuğun her ebeveynin genlerinin, her zamanki yüzde elli yerine, yüzde yetmiş beşini taşıyacak olmasıdır (fazladan yüzde yirmi beş akraba olma sayesinde ebeveynlerin paylaştığı ve sonra da çocuğa aktarılan genlerden gelir). Sakat bir çocuk riski ve başkasıyla çocuk yapma fırsatının kaçması gibi maliyetler vardır. Fakat kayıp fırsatlar, erkek ve dişiler için değişir. Aynı zamanda, çocuklar hemen her zaman annelerinin kim olduğundan emindir ama babalarının kim olduğundan her zaman emin olamaz. İki nedenle de, ensestin maliyetlerinin bir aile içindeki olası çiftleşmelerin her biri için ayrı ayrı çıkarılması gerekir.

Genetik riskleri önleyebilecek şekilde annenin babayla değil de oğulla çiftleşmesinden ne anne ne de oğul yarar sağlar. Erkekler de genellikle anneleri olacak yaştaki kadınlardan hoşlanmadığı için, bunun net sonucu anne-oğul ensestinin neredeyse hiç olmamasıdır. Babalarla kızlar ve erkek ve kız kardeşler arasındaki ensestteyse, hesaplar kimin açısından baktığımıza göre değişir. Bir kızın erkek kardeşi ya da babası tarafından gebe bırakılması, onun dokuz aylık gebelik süresince akraba olmayan birinden çocuk sahibi olmasını engeller ve eğer bebeği saklayacak olursa, çocuğu emzirmeyle geçen iki ila dört yıl için de bu engel devam eder. Üreme fırsatını sakat olabilecek bir çocuk için harcamış olur. Ensestin onun için kesinlikle itici olması gerekir. Ama kız kardeşini ya da kızını gebe bırakan bir erkek sahip olduğu çocuk sayısını artırıyor olabilir, çünkü kızın gebeliği kendisinin başkasını gebe bırakmasını engellemez. Çocuğun sakat olma şansı vardır, ama olmazsa, çocuk fazladan bir ödül olur (daha da kesin söylenirse, o çocuktaki fazladan genleri ödüldür). Ensest tiksintisi zayıf olabilir, bu da onun çizgiyi geçmesini kolaylaştırır. Bu da erkekler için üremenin daha düşük maliyete sahip olduğunu, cinsel arzu konusunda daha az seçicilik olduklarını gösterir ve bu konuya döneceğiz. Dahası, bir baba bir kızın ona ait olduğundan asla emin olamaz, o yüzden bu durumun ona genetik maliyeti sıfır olabilir. Aynı anneye sahip oldukları için kız kardeşiyle akraba olduğundan emin olan erkek kardeşe göre, babanın arzusunun bastırılmasını zayıflatır bu durum. Üvey baba ve erkek kardeşler için, genetik maliyet sıfırdır. bu yüzden polise bildirilen bütün ensest vakalarının dörtte üçüncünün üvey baba ve erkek kardeşlerle ilgili olması, büyük kısmının da üvey baba tarafından yapılması şaşırtıcı olmasa gerek. Geri kalanların büyük kısmı da babalarla kızlar arasında yaşanır ve hemen hepsi de baba tarafından zorlanır. Bazıları kızlarla daha büyük erkek akrabalar arasında ve çoğu da zora dayanarak yaşanıyor. Bir anne kocasının kızıyla birleşmesinden (kızının bir damatla birleşmesine kıyasla) genetik yarar sağlamaz, ama sakat çocukların maliyetini yüklenir, o yüzden onun çıkarları kızının çıkarlarına yakındır ve enseste karşı koyan taraflardan biri olacaktır. Kızların ensest yoluyla sömürülmesi eğer anne ortalıkta olmasaydı daha da ağır olabilirdi. Bu mücadelelerin arkasında güçlü duygular vardır, ama duygular genetik çözümlemenin bir alternatifi değil; çözümleme onların neden var olduklarını açıklıyor. Ve elbette, bilimde de dedektiflik çalışmasında da, bir suçun nedenini ortaya çıkarmaya çalışmak suçu hoş göstermez.

İnsanlar başkasıyla olan genetik örtüşmelerini doğrudan sezemezler; algının her şeklinde olduğu gibi, burada da beynin duyulardan gelen bilgiyi akıllıca bir tahminde bulunabilmek için dünyayla ilgili varsayımlarla birleştirmesi gerekir. 4. Bölüm, dünya bu varsayımları çiğnediği zaman, bir yanılsamaya kapılacağımızı gösterdi ve akrabalık algısında olan şey tam da budur. On dokuzuncu yüzyıl antropologu Edward Westermarck bir insanla çocukluk yıllarında yakınlık kurarak büyümenin, beynin o kişiyi “kardeş” sınıfına koyarken kullandığı temel bilgi olduğunu öne sürdü. Aynı şekilde, bir yetişkin çocuk o çocuğu “oğul” ya da “kız” kategorisine koyar ve çocuk da yetişkini “anne” ya da “baba” olarak algılar. Daha sonraki sınıflandırmalar cinsel arzuyu olumsuzlar.

Bu algoritmalar içinde birlikte yetiştirilen çocukların biyolojik kardeşler olduğu bir dünyayı varsayar. Bu toplayıcı halklar için kesinlikle doğrudur. Annenin çocukları onunla ve genellikle de babalarıyla birlikte büyür. Varsayım yanlış olursa, insanların bir akrabalık yanılsamasının kurbanı olması gerekir. Eğer akraba olmayan biriyle büyürlerse, cinsel açıdan aldırışsız kalmaları ya da tiksinmeleri gerekir. Eğer akraba olan biriyle birlikte büyümezlerse, bu tiksintiye sahip olmazlar. Bir insana görüştüğü kişinin aslında kardeşi ya da kız kardeşi olduğunu söylemek romantik havayı söndürebilir, ama çocukluğun başındaki kritik bir dönemde işleyen bir bilinçdışı baskı mekanizması kesinlikle çok daha güçlü olacaktır.

Her iki yanılsama türü de belgelenmiştir. İsrail’deki kibutzlar tarzı komün köyleri yirminci yüzyılın başında, çekirdek aileyi yıkmaya kararlı ütopyacı planlamacılar tarafından kurulmuştu. Aynı yaştan erkek ve kızlar doğduktan kısa süre sonra ergenliğe kadar ortak yaşama alanlarını paylaşarak, dadı ve öğretmenler tarafından birlikte büyütülüyordu. Cinsel açıdan olgun hale gelince, bir arada büyütülen çocuklar genellikle birbirleriyle evlenmiyor, seks bile yapmıyordu, ama evlilikler yasak değildi. Çin’in bazı yerlerinde, gelinler hısımlarının evine taşınıyor, akla gelebilecek olan sürtüşmeler yaşanıyordu. Ailelerin aklına oğullarına verecekleri gelini daha çocukken evlat almak, böylece hep kayınvalidesinin emrinde olmasını sağlamak gibi parlak bir fikir geldi. Akıllarına gelmeyen şey bu düzenlemenin kardeşliğe giden psikolojik işaretleri harekete geçirmesiydi. Çift büyüyünce birbirini seksi bulmuyordu ve alışılmış çiftlere kıyasla, yaptıkları evlilikler mutsuz, sadakatsiz, verimsiz ve kısa süreli oluyordu. Lübnan’ın bazı yerlerinde, baba tarafından paralel kuzenler sanki kardeşmiş gibi beraber büyütülür. Aileler kuzenleri evlenmeye zorlar, ama çiftler cinsel açıdan soğuk, genellikle çocuksuz ve boşanmaya eğilimli olurlar. Dünyanın her yerinde, geleneksel olmayan çocuk yetiştirme düzenlemelerinin aynı sonucu verdiği keşfedildi ve bunun değişik açıklamaları yapılabilir.

Buna karşılık, sıkça ensest yapan insanlar genellikle birlikte büyümemiş kişilerdir. Chicago’daki kardeş ensesti suçlularıyla yapılan bir incelemede, evliliği düşünenlerin sadece ayrı büyütülmüş olanlar olduğu ortaya çıktı. Kızlarını cinsel olarak taciz eden babalar kızlar küçükken onlarla daha az vakit geçirmiş olma eğilimi gösterir. Küçük üvey kızlarıyla biyolojik babaları kadar yakın temas içinde olmuş olan üvey babaların onları taciz etme olasılığı azdır. Biyolojik babalarını ve kardeşlerini arayıp bulan evlatlıkların onlara cinsel yakınlık duymasıyla ilgili hikâyeler var, ama bu konuda sınanmış bir inceleme bilmiyorum.

Westermarck etkisi tüm zamanların en ünlü ensest suçlusunun, yani Oedipus’un durumunu açıklar. Thebes kralı Laius bir kehanetten oğlunun onu öldüreceğini öğrenir. Karısı Iocasta bir çocuk yapınca, Laius bebeği bağlayıp bir da tepesine bıraktırır. Oedipus bir çoban tarafından bulunup büyütülür ve daha sonra Korinth kralı tarafından evlat edinilip onun oğlu gibi yetiştirilir. Delphi’yi ziyaret eden Oedipus, kaderinde babasını öldürüp annesiyle evlenmek olduğunu öğrenince, bir daha dönmemek üzere yemin ederek Korinth’i terk eder. Thebes’e giderken, Laius’la karşılaşıp aralarında çıkan bir tartışmada onu öldürür. Sonra Sfenks’i alt eder; ödülü Thebes tahtına geçmek ve dul kraliçe Iocasta’yla, yani yanında büyüme fırsatı bulamadığı biyolojik anneyle evlenmek olur. Kara haber gelmeden önce dört çocuk yaparlar.

Fakat Westermarck kuramının asıl zaferine John Tooby dikkat çekti. Erkek çocukların anneleriyle yatmak istemesi fikri birçok erkeğe duydukları en aptalca şey gibi gelir. Anlaşılan Freud böyle düşünmüyordu, çünkü çocukluğunda, giysi değiştiren annesini seyrederken erotik tepki verdiğini yazmıştı. Ama Freud’un bir sütannesi vardı ve Freud, onun algı sistemine Bayan Freud’un onun annesi olduğu bilgisini yerleştirecek çocukluk yakınlığını yaşamamış olabilir. Westermarck kuramı Freud’u Freud’un silahıyla alt etti.


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 23.06.2017

    Vaktinde "sponsorsuz, desteksiz ta nerlere gitmişsiniz" diyen bu baysal beye sorarım. Ben x konusunda saçmalarsam y konusunda söylediğim her doğru şey çöp mü oluyo? Beyfendinin zihni ÖSYM'den fena. 4 yanlış bi doğruyu değil, 1 yanlış her doğruyu götürüyo zaar. Neyse, kendisine hayırlı peygamber arayışları dilerim. a.y.a. selfşeyhsss

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 23.06.2017

    Steven Pinker evrimsel psikolojinin pop starıdır. Evrimsel psikolojinin sert iddialarını yumuşatır. Kitabımda da yazmıştım. Bu yüzden onu çok tutmam. "Çevre etkenine" biraz fazla vurgu yaparak klasik "standart toplumsal bilim modelcilerin" tepkilerini azaltmaya, onların dogmalarıyla yetişmiş sıradan insana daha hoş görünmeye çalışır. Bence gerçek, Pinker'in dediğinden çok daha maddi-biyolojiktir, şahsen ben Tooby-Cosmidesçiyimdir :) Fakat Pinker'in kitaplarından makalelerinden öğreneceğimiz (işin hem çevre etmenleri yönü hem biyolojisi bakımından) çok şey var. Bu makale de her iki yönden ufuk açıcıdır. Pinker bu pop haliyle bile standart toplum bilimcilerden hatta Marx-Lenin-Mao sonrası Marksistlerden çok daha ileri konumdadır. Marx'ın ve ötekilerin felsefeye katkılarını reddetmeden onları evrimci açıdan eleştirerek çok daha üst bir düzeye çıkmak şart. Bu anlamda Marx zaten aşıldı. Saygılar.

  • Tarık Baysal

    Tarık Baysal 23.06.2017

    Steven Bey, insanların şiddete yönelmelerinin nedenini içlerindeki kötü duygularda arıyor. Kaka doğamız düzeldikçe içimizdeki kötülükler de doğal olarak azalıyor, küsler barışıyor, hayat bayram oluyor. Anlamayacak ne var bunda. Arif Bey de derhal anlıyor. Kısss kısss...

  • Tarık Baysal

    Tarık Baysal 23.06.2017

    Steven Pinker'ın "The Better Angels of Our Nature" isimli kitabında savaşların, şiddetin son birkaç dekatta(on yılda) şaşırtıcı şekilde azaldığını iddia ettiğini biliyor muydunuz? Niye; çünkü pis stalinizm yenildi, kendimizi kontrol etmeyi öğrendik, gelişmiş ülkelerde savaş azaldı ve bunun gibi nice dahi sayntist pıtırcığı... Pinker efendi ekliyor: "gelişmemiş ülkelerde bile savaş azalıyor." Harvard'dan dünya öyle görünüyor herhal...Pinker'ı eleştiren yazılar mebzul: (Bkz: Ziyaret Et) http://www.newyorker.com/culture/cultural-comment/steven-pinkers-bad-grammar.

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 22.06.2017

    ayrıca, geçen yıl ben ha bu adamın ha bu kitabını özetlemiştim. hemi de bedava. aşkolsun hepinize. a.y.a. kıs kıs kısss ve aşkolsunsss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 22.06.2017

    sayın tarık baysal, Pinker size oldukça (bu ne demekse - epey, hayli, fazla ve türevleri herhalde ikinci sarı karttan cezalıydı) basit ve çocukça görüşlere sahip bi bilimadamı gibi görünüyo olabilir. filhakika, kendisini çok orijinal bulmasam da, zat-ı muhteremin hiç de çocukça görüşlere sahip bi adam olmadığına şahitlik edebilirim. emicemin oğlu değildir. ama sıradan adamın okuyabileceği ve bayaa bayaa anlayabileceği şekilde yazar kendisi. ve ayrıcana, yorumunuza konu ettiğiniz şeylerdeki tüm savunma pozisyonlarınız hatalı. benden söylemesi. doğru sandıklarınızın tam aksini işaret eden tonla yayın var. yani? devlet su işleri! pulitzer ödülü meselesine gelince... ona bilimadamlığı için verilmedi tabisi de... ne yazdımdı yoharı? normal ademevladı da annasın baĞzı şeyleri deyu yazı yazdığındandır o ödüller. neyse ne! buradan çıkartılacak ders ne? evrim biolojisi herkese öğretilebilecek bişey değil. baĞzı ilişkiler ayağınızı yerden kesebilir. a.y.a. baĞzısss

  • Tarık Baysal

    Tarık Baysal 22.06.2017

    Pinker oldukça basit ve çocukça görüşlere sahip bir bilim adamı. Tüm insanları fayda-zarar hesabı yapan canlılar sanıyor. Kadını kapatmak insanın genetiğiyle ilgiliyse neden kadın sünneti neden tüm dünyada uygulanmıyor? Kadınları kapatmayan, bekaret kontrolünü önemsemeyen insanlar evrimin daha üst basamağında mı, koruma içgüdüleri gelişmediği için alt basamakta mı? İlk çocuğun devrimci olmaması, insanların doğum kontrolünün yaygın olmadığı çağlarda en az üç çocuğa sahip olmasına bağlı olabilir mi? Yani bırakın devrimci olmayı kimi alsak ilk çocuk olmama olasılığının daha fazla olduğunu söyleyemez miyiz? Yani burjuvaların veya bağnazların da çoğu muhtemelen ilk çocuk değildir. Savaşların insanlar sivilleştikçe azaldığını da iddia ediyor. Kendi teorisine uymayan herşeyi bir kenara bırakıyor Pinker. Endüstriyel toplum insanının daha barışçıl olduğunu söylerken, savaşları gelişmiş toplulukların çıkardığını bizden saklıyor. Pulitzer ödülü almak kolay değil.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.