Güneş-Dil Kuramı ve İlk Güneş-Dil Sözlüğü

Güneş-Dil Kuramı ve İlk Güneş-Dil Sözlüğü

Dünyada dil ve tarih paradigmasını değiştirmeye iddialı bir kitap… Güneş-Dil Kuramı özü bakımından doğru bir kuram.. ve ilk kez yabancı dillerdeki Türkçe kökenli sözcüklerin karşılıklarını bu denli kapsamlı ele alan bir sözlük çalışması… Yalnızca “sözlük” başlı başına temel kanıt niteliğinde.    

İÇİNDEKİ BAZI BAŞLIKLAR:

Giriş-Sunu, Nasıl Başladık, İngilizce Giriş-Sunu, Bir Ulus Yaratmak, Dersimlilik, Kürt Sorunu, Güneş-Dil Kuramı Neydi, Dil İnsanda İlk Kez Nasıl ve Ne Zaman Ortaya Çıktı, Güneş-Dilcilerin Tuhaf mı Tuhaf Sözcük Çözümleme Yöntemi, Yöntemle İlgili Sözün Özü, Güneş-Dil Projesine Neden Girildi, Güneş-Dil Kuramına Nefret Dolu Bir Görüş, Atatürk’ü Diktatör Kabul Eden Yabancı Bir Alimden “Tarafsız” Bir Görüş, Sayın Shaw’un Hatırlattığı Marr Kimmiş Anımsayalım, Dil Devrimi Bir Felaket miydi –Yabancı Öyle Diyor- (GeofreyLewis), Atatürk Güneş-Dil’den Vaz mı Geçmişti, Agop Dilaçar’ın Güneş-Dil Kuramı ve Atatürk’ün Dil-tarih Yaratmadaki İşlevi Üstüne Görüşleri, “Sol” Kanattan İki Ayrı Yazarın Görüşleri (İsmail Beşikçi, Fikret Başkaya), Türk Tarih Tezine İtirazlar, Türk Tarih Tezi Doğru mu, Avrupa Irkçı Tarih ve Dil Tezine Karşı Martin Bernal ve Kara Atena, Avrupa Irkçılığının Kendi Dışındaki Ulusallaşmalara “Irkçılık” Demesi Ne kadar Samimi, Kültür Mitleri, “Orta Asya’dan Göç” Türk Tarih Tezi Uydurması mı, Ey Dünya İnsanları Hepiniz Türksünüz, Murat Adji ve Kıpçaklar, En Yeni Yabancı Kaynaklar Türk Tarih Tezini Önemli Ölçüde Haklı Çıkarıyor (Çok sayıda belge dökümü), Hint-Avrupa Kuramının Temeliyle İlgili Kavramlar Türkçedir, Uygarlığın İlk Doğduğu Yer - İlk Şehir ve Orta Asya Doğrulaması, Gordon Childe ve Vavilov, AMAZONLAR TÜRK MÜYDÜ, Savaşçı Kadınlar Amazonlar (Jeannine Davis Kimball), İrlanda’nın İçindeki Bizler, Yazılı Türk Tarihi Orhun Yazıtları’yla mı Başlıyor, Göktürk Runik Alfabesi Birden Bire Nasıl Ortaya Çıkmış - Nereden çıkmış, Proto-Türkçe araştırmaları, Kazım Mirşan, Necdet Sumer, Haluk Tarcan, Orhun Yazıtları’ndan Önceki Türk Yazısı Üstüne Eski Bir Sovyet Kaynağı, SÜMERLER VE ETRÜSKLER TÜRK MÜYDÜLER, Muazzez İlmiye Çığ, Sümerce Türkçe Ortaklığı (Fritz Hommel), Tarihte Neler Oldu ( Gordon Childe), Truvalılar Türktü (Çingiz Garaşarlı), Kaç Ortak Sözcük İki Dili Birbiriyle Kökten İlişkili Yapar, Uygarlığın ve Avrupa Dillerinin Kökeninde Basklılar-Keltler Vardır (Edo Nyland), DİL AİLELERİ EFSANESİ, Hint-Avrupa Dil Ailesi Kuramı, Saussure’ün “Gırtlak Kuramı” ve Teorinin Çöküşü, Altay Dilleri Ailesi, TÜRKÇE ÖTEKİ DİLLERİ KUVVETLE ETKİLEMİŞTİR, İngilizcedeki Türkçe Kökenli Sözcükler (Irek Bikkinin), Türkçe Latince Ortaklığı (Vecihe Hatiboğlu), Dillerin Gücü Neye Dayanır ve Türkçe Güçlü Bir Dil midir, İbni Haldun ve Hikmet Kıvılcımlı, Başka Bir Sovyet Çalışması, SON SÖZ: Bir Proto-Türk-Sami-Hint-Avrupa Ortak Kökü Önerisi…

İKİNCİ BÖLÜM

Bir Kök Dil Hipotezi, Metod Konusunda Karşımıza Sık Çıkan Klişe İtirazlar, Yabancı Harflerin Okunuşları, Sayma Sayıları, Sorular-Cevaplar…

SÖZLÜK

Sözlüğün Açıklaması, Sözlük Kısaltmaları, EKLER SÖZLÜĞÜ, A GRUBU SÖZLÜK, B GRUBU SÖZLÜK…

GİRİŞ – SUNU

Bu çalışmayı yürütmekteki ve sizlere sunmaktaki ana amacımız nedir?

Her şeyden önce gerçek tutkusu ve merak. İnsan soyu, yaşamsal gereklilikler yanında, merakı sayesinde bilgiye ulaştı, araştırma tutkusu sayesinde bilimde ilerledi. 

Bir bilim insanı veya aydın her şeyden önce dürüst olmak zorunda. Gerçeğe karşı dürüst… Gerçeği bir çıkar için veya önceden kafaya yerleştirdiği bir fikri doğrulamak için aramak… Bu, bilim insanlarında, seçkin aydınlarda sık görülen bir bozukluk. Bilimi bilim olmaktan, gerçeği gerçek olmaktan çıkaran şey tam da bu.

Hiçbir kişisel, politik veya ideolojik ön yargı taşımaksızın gerçeğe gerçek olduğu için tutkuyla bağlanmak, durmaya çalıştığımız nokta… Ana amaç her zaman gerçek için gerçek olmalı. Hele bilimsel, düşünsel çalışmalarda bu, vazgeçilemez koşul sayılmalı.

O yüzden baştan söylememiz gerek. Ne milliyetçiyiz, ne Türkçü, ne Turancı. Türk ulusunun başka uluslardan üstün olduğunu savunanlardan değiliz. Türkçenin başka dillerin önüne geçmesi yönünde beklentimiz de yok. Hiçbir “izm”in, “cılık-cülük-çülük”ün peşinden koşmuyoruz.

Neyse o! Ne araştırıp ne bulmuş isek, kitapta bu.

Gördük ki, Türkçe tarihin en eski kök dillerinden biri. Bugünkü Türkçenin başka dillerden epeyce bir sözcük aldığına bakmayın, gerçi geçmişte de çok sözcük almış. Fakat bir kök dil olarak başka birçok dilleri etkilemiş, onlara yapı ve sözcük vermiş. Binlerce sözcük vermiş. Binlerce yıl öncesinden bu yana vermiş.

Bu anlamda Güneş-Dil kuramı özü bakımından doğru bir kuram.

Dürüst bir aydın ya da sorumlu bir bilim insanı, onurlu bir adli tabip gibi çalışmalı. Ya da önyargısız bir arkeolog gibi. İncelemesi sonucunda neler bulmuş, neler görmüşse, raporuna aynen onu yazmalı. Ne eksik ne fazla, ne çarpıtarak, ne abartarak, ne küçümseyerek…

Tabii bu çalışmada Güneş-Dil kuramına ciddi eleştiriler de getireceğiz. Amacına, yoluna, yöntemine, sonucuna ilişkin ciddi eleştiriler…

Çok kısaca özetlersek, Güneş-Dil kuramı doğru ve güçlü bir sezgiyle başlamış, amaçta yanlışlara bulanmış, yol ve yöntemde ağır hatalara düşülmüş. O çalışmalarda bazı olumlu işler de yapılmış, başarılar elde edilmiş, ama sonuçta tam bir çıkmaza sürüklenmiş.

Gerçek arayışındaki her çabanın yan yararları, yan zararları ortaya çıkar.Kuramın tekrar diriltilmesi kime yarar sağlar, kime zarar verir diye sorabilirsiniz. Siyaset yapmıyoruz, halkı gütme sanatı olan politik alanda değiliz. Düşünsel zemindeyiz ve bunlar bizi ancak ikinci dereceden ilgilendirir.

Kuramın tekrar gündeme taşınıp güçlendirilmesini “Türk milliyetçileri” kullanır diye itiraz edenler çıkacaktır. Sağda olduğu gibi solda da politik çıkar için ilk feda edilecek şey gerçeklerdir. Kullansınlar. Herkes gerçeği nasıl kullanırsa kullansın. Temel gerçekleri bilmek uzun dönemde her zaman “iyilik-doğruluk” yararınadır, dolaylı olarak halk ve insanlık yararınadır.

Yan etki, yan fayda anlamında Türkçe ve Türk ulusu hakkındaki asıl gerçeklere daha bir yakınlaşmak pek çok olumlu sonuç da doğurabilir.

İlk aklımıza gelenleri sayalım.

Irkçılığa, bağnaz milliyetçiliğe karşıyız. Hangi ülkede, hangi ulusta çıkarsa çıksın. Türk veya Kürt veya İngiliz milliyetçiliği… Fark etmez. Öte yandan milliyetçiliğin kararlı dozu, ülke, millet, halk için yararlıdır. Cumhuriyetler böyle milliyetçilikler üstünde kurulmuştur. Pek çok sosyalist devrim böyle bir milliyetçi damar üstünde şekillenmiştir. Hatta sosyalist devrimlerin tamamı milliyetçidir desek abartmayız.

Bağnaz veya ırkçı milliyetçiliğe neden karşı durmalıyız? Çünkü bu tür milliyetçilik başka ulusları ve etnik yapıları küçümser, aşağılar. Ulus içindeki derin haksızlıkları, hainlikleri saklamaya yarar. Savaşlar bundan çıkar, ülkeler, milletler tam da bundan harap olur.

Bağnaz milliyetçilik ve kin dolu acımasız dincilik. Siyasal dincilik. Para ve güç sahiplerinin dini bir silah olarak kullanmaları… insanlığın tarih boyu en büyük iki belasıdır.

Bağnaz milliyetçilik binlerce örneği görüleceği üzere dış güçlerin, emperyalistlerin en çok kullandığı odaklardandır. Dozunu abartmış ulusçuluk yabancı kapitalist güçlerin maşası haline gelir. Konumuz bu değil, uzatmayalım.

Ama ırkçılık ve milliyetçilikten devam edelim.

Dünyada ırkçılık ve bağnaz milliyetçiliğin en tepe noktasında Avrupa ve Batı “uygarlığı” dikilidir. Başka hiçbir bölgede bu düzeye yaklaşabilen bir ırkçılıkla karşılaşmamıştır tarih.

Konu dilse, çalışmamızda pek çok kanıtını, belgesini sunacağımız üzere, Türkçe, ırkçılığın ve milliyetçiliğin güçlü bir kaynağı değildir, aksine onun ağır mağdurlarından biridir.

İşte bizim çalışmamızın yan yararlarından biri, dünya ölçüsündeki bu büyük milliyetçi, ırkçı dalgaya dikkat çekmek olabilir. Onu geriletmeye bir nebze fayda sağlamak… Ülkemizdeki ırkçılık (hayli hafif düzeydedir) ve bağnaz milliyetçiliğin uyumlu hale getirilmesine de belki azıcık katkıda bulunur.

Başka bir yan fayda şu olabilir ki, bunu okuyanlar geçmişteki Türk kültürünü anımsayabilir veya yeniden öğrenebilirler. Bu kültür,nitelik bakımından, sosyal yaşam katılımı, kadın-erkek eşitliği, eşitlik anlayışı, yönetim ortaklaşalığı ve dayanışma alışkanlıkları bakımından şimdiki ortalama kültürümüzden çok daha ileride bir kültürdür.

İslam diye İslam’ın özünü değil Emevi-Arap gerici yorumunu benimseyen, yaşamı bilimsel ve bilgisel anlamda kör kuyuya daraltan iktidar yandaşı yurttaşlarımızdan bazıları belki böyle şeyleri okurlar da, hiç değilse atalarına bir değer biçiyorlarsa geçmişteki kavim kültürleriyle şimdikini karşılaştırırlar.

Hiç değilse bazıları, tarihte “Amazonlar” gibi kadın savaşçıların ve bunlar gibi pek çok anaerkil kültürün çıktığını, onların da bizzat atalarımız olduğunu anımsar da, Türk-İslam sentezinin kadın başı kapatmaktan, ülkeyi bir gün ABD’nin, ertesi gün Arap şeyhlerinin peşine takmaktan başka bir yarar getirmediğini anlar.

Keza eski Türk kültürünü belki birileri öğrenir de, o zaman eşitlikçi damarın, hep birlikte yönetmenin, danışmanın ve ortaklaşalığın orada ne denli kök saldığını ve o köklerin sonra kimlerce koparıldığını fark eder.

Belki bunları birileri okur da, bizim sol, sosyalist, liberal aydınlarımızın bir bölümü uyanır. “Türkler zaten uygarlığa hiç katkı yapmamıştır, bu halktan zaten ne beklenir, göçebe kavimler akılca ne kadar ilerleyebilir, bir yere varabilir…” gibi öğrenilmiş çaresizlik yorumlarından vazgeçer. Bağnaz milliyetçiliğin Türklükten değil, asıl Batı’dan kendi kafalarına sokuşturulduğunun ayırdına varır. 

Uygarlık ve kültür mitleri de çağın genel siyasi-sosyal eğilimlerine göre yeniden üretilir. Pek çok belgesini vereceğimiz “Yunan uygarlığı miti” de böyle üretilmiş bir mittir. Şahsen,“Böyle bir uygarlık yoktur veya değersizdir” demek istemiyorum asla. Yunan uygarlığı ders aldığımız, öğrendiğimiz, önemli bir uygarlık. Fakat neyse ne, nasılsa o. Her şey eksiksiz, abartısız ele alınmalı.

Aynı şekilde birçok dilin atası veya kök dil olan bir Ön-Türkçe de vardır. Neyse o.

Ama “Bu neye yarar, şu ne işimize yarayacak, şimdiki kültürel seviyemiz ortada…” gibi itirazlar, gerçeğe ulaşmamızı engelleyen ve sonuçta karanlığı koyultarak yine bizi vuran karşı koymalardır. Yunan veya Latin uygarlığından bahsettiğinizde kimse “Yunanlar hangi ilacı buldu?” ya da “İtalyanlar Ay’a mı çıktı?” diye sormaz, Türkçenin öneminden söz ettiğinizdeyse en önce kendi insanımızın akıl huzuru kaçar. “Bilimde şu an neredeyiz, ne haber, nal topluyoruz, bırak bu işleri…” denir. Odur zaten tüm dünyada ve bu ülkede sosyal zekâyı gerileten. Gerçi artık ulusça kültürel olarak dibe vurmuşuz, kepaze durumdayız, böyle çelmelere pabuç bırakırsak yozlaşmaya biz de katkıda bulunmuş oluruz.

Gerçeği bul da balık yesin. Neyse o. Böyle yaparsak belki bu dilde de bilim gelişir, belki tüm insanlık böyle böyle gelişir. Dil kökü araştırması bilim dili kökünün araştırılmasıdır. İnsan aklı düzeneğinin, şifresinin araştırılmasıdır. Bir yerde insanın şifre çözümüdür.

Sağlıklı kafayla, sakin ve dikkatli okumalar dileriz. Kitap ve sözlük tamamlanmış değildir. Her türlü eleştiriye, katkıya açıktır. Bundan sonraki olası baskılarında gelişerek büyüyecektir. Dileğimiz o.

Kitaptaki tezlerimizi de aksi belgelendiğinde pekâlâ her an terk etmeye hazırız. Ne var ki susmayı onay sayarız veya onayı ya da reddi göze alamayan sinsilik olarak kabul ederiz.

NASIL BAŞLADIK?

İngilizce sözcüklerden birçoğunun bugünkü Türkçe sözcüklerle tuhaf biçimde benzeştiğini on yıllardır görürdük. Eş dostla bu konuda sık sık eğlenceli muhabbetler yapardık. Her muhabbetimizde ve her yeni okumamızda yeni sözcüklerle karşılaşırdık. Bunu ufak çaplı bir listeye dönüştürmeye koyulmuştuk.

Güneş-Dil kuramı da o vesileyle dalga geçtiğimiz bir antikaydı bizim için. İlknur Arslanoğlu tıbbi bir bilimsel çalışma için -Tıp Dilinde Türkçe Sorunu- daha ayrıntılı kaynak çalışmasına girdiğinde Geoffrey Lewis’in The Turkish Language Reform a Catastrophic Success  kitabını satır satır not alarak okumuştuk on beş yıl kadar önce. Ama o bile bizi uyandırmamıştı, çünkü kitap Güneş-Dil kuramının “saçmalığını” anlatmaya odaklanmıştı.

Dillerin bu denli birbirine benzemesini İngilizce üstündeki Farsça, Arapça etkisine bağlardık. Bizden İngilizceye geçmiş olabilecek söz konusu sözcüklerin büyük çoğunluğunu da Arapça ve Farsça kökenli sanmaya devam ederdik. Kaynaklar genelde böyle gösterirdi çünkü. Farsça ve İngilizce aynı dil ailesinden idi. Hint-Avrupa dil ailesi… Peki Arapça etkisi? Onu da Ortaçağ’da güçlü Arap biliminin ve İspanya’ya kadar uzanan Arap istilalarının sonucu sayardık.

Ta ki “able” ile yapabilmek arasındaki çakışmayı fark edene dek. Bu bir kök çakışmasıydı ve sözcükten öte yapısal bir ortaklıktı. Sonra, geniş zamanlı “yapar,eder”deki (reader), “-r”eki, “yapıldı”daki (readed) “-ed” eki, “-ly”, “-less”gibi ekler ve Türkçedeki karşılıklarının çok benzemesi… Bunlar Arapça veya Farsça değildi, düpedüz Türkçeydi.

insanbu.com sitesinde 24.12.2014 tarihinde Tülay Yılmaz takma adıyla konuyu işleyen bir makale yayımladım. Başlığı: “Güneş-Dil Kuramı”yla alay edenler bir gün utanacak.”[1]

Yarı şaka yarı ciddi bir yazıydı. Neden takma isimle yayımladım? Tepkiler daha kolay belirsin, daha çok kişi tartışmaya katılsın diye. Niye yarı şakaydı? Kuramın doğruluğundan kuşku duyduğumuzdan değil. Fakat henüz o dönem yeterince altını dolduracak bilgi birikimimiz yoktu. “Tülay Hoca” bir dilci kimliği ile yazıyordu. Bakalım başta dilciler olmak üzere akademisyenler, aydınlar, okurlar ne cevap verecekti? Bu bir ön yoklamaydı.

Makale hayli ilgi çekti, tartışma doğurdu. Kimisi,“hocânım”ın irfanlı ellerinden öptü; kimisi doğru söylüyorsunuz, dedi; kimisi dudak büktü, rastlantıdır, dedi, biz onlardan almışız, dedi, itiraz etti. Ama dilcilerden, akademisyenlerden önemli sayılabilecek bir tepki gelmedi. Çok sayıda destek ve köstek yorumu ve tartışmanın ilerlemesiyle, bir sözlük oluşturduk ve onu da yayımladık. “Tülay Hoca”nın aslında “şahsım” olduğunu da okurlara bu arada açıkladık.

Yeni sözcükler bulma ve yeni tartışmalara girmekle şevkimiz arttı. Daha çok okuduk, araştırdık. Okurlardan da sözcük önerileri geldi, bu arada konuyla ilgili pek çok kitabı taradık, orada bulunanları da kattık. Hepsi Kaynaklar bölümünde belirtilmekte. Ve sözlük en son 800 maddeyi aşacak kadar büyüdü.[2]

Artık bunu biraz daha genişleterek yayımlamanın sırası gelmişti. Çünkü bu adla, bu kapsamda hiçbir kitap çıkmamıştı şimdiye dek.Bu adda bir sözlüğe de rastlayamamıştık.

Tartışmaya katılıp sorunu iyice benimseyen Arif Yavuz Aksoy arkadaşımızın da pek çok dile hakim bir poliglot olarak desteğini almak şarttı. Bu kitaba giriştik.

Böylece yine birçok dili bilen İlknur Arslanoğlu, Arif Yavuz Aksoy ile birlikte bir kurul oluşturarak editörümüz Selçuk Aylar’ın katıldığı iki toplantı sonrası elinizdeki çalışmayı tamamladık.

Sözlük kadar, sözlüğün hangi kuramsal temele dayandığını ortaya koymak da önemliydi. Olgunun tarihçesini ve üstündeki belli başlı tartışmaları açımlamak gerekti. Ve kendi dil felsefemizi yaratmak zorundaydık. Konuyla ilgili birçok kaynağın orijinalini bularak geniş bir literatür okuması yaptık.

Sözlük’ten önceki iki ana yazı işte bu sözlüğün kuramsal temelini ortaya koymaktadır.

Bu temelin tek cümleyle özü şudur: Hint-Avrupa dil ailesi varsa eğer (ki bu hayli şüphelidir) bu ailenin Sami dilleriyle ve Türkçeyle ortak bir atası vardır. Ön-Türkçe bu ortak atanın en azından yakın akrabasıdır. Dildeki ana kök Proto-Türk-Sami-Hint-Avrupa köküdür Avrupa ve Batı Asya için.

Katkı koyan herkese teşekkür eder, yeni katkıları beklerim.

Kaan Arslanoğlu

1http://www.insanbu.com/eski/a_habercc8a.html?nosu=1628

 

2http://www.insanbu.com/Felsefe-Haberleri/254-gunes-dil-sozlugu-turkcenin-kok-dil-oldugunu-gosterir-yuzlerce-kanit- 


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Hakkı Kayhan

    Hakkı Kayhan 02.08.2017

    Hitit kraliçeleri aynı zamanda birer ' Tavananna 'dır. Bu bence tamamen Türkçe; anna= anne, ana, tavanda en yukarı, en üst, çatı demek olduğuna göre, en yukardaki ana, çatı, yani kol kanat olan ana, veya en kutsal ana; anlamlarına gelmektedir.

  • Dr. Özer BOSTANOĞLU

    Dr. Özer BOSTANOĞLU 11.07.2017

    Sayın Kaan Arslanoğlu; Sizi ve diğer ortak yazarları; 'Eleştirel Bakışla - Güneş-Dil Kuramı ve İlk Güneş-Dil Sözlüğü' başlıklı kitabınızdan dolayı kutlarım! Binyılların dâhisi, büyük Türkçü ATATÜRK'ümüzün, o eşsiz sezgisi ile, Ortaçağlar - Hıristiyan - Haçlı emperyalist karanlıklarından gün ışığına çıkarmaya davranıp, yarıda kalan 'Güneş - Dil Türkçe' kuramını, yeniden bilimsel gerçekler alanına taşıma çabanızı, hayranlıkla kutlarım! Ben de, nâçizane, aynı doğrultuda araştırmalar yapan bir Türk olarak, 'İçindekiler'ini okuduğum kitabınızdan, büyük bilimsel keyif alacağıma inanıyorum... "Nereden çıkmış, Proto-Türkçe araştırmaları, Kazım Mirşan, Necdet Sumer, Haluk Tarcan, Orhun Yazıtları’ndan Önceki Türk Yazısı Üstüne Eski Bir Sovyet Kaynağı, SÜMERLER VE ETRÜSKLER TÜRK MÜYDÜLER, Muazzez İlmiye Çığ..." arabaşlıkları, bilime ve gerçeklere, 'etiket-unvanlar'-dışı, akademiler-üstü yaklaştığınızı gösteriyor! Bu da, özgüvenli ve hakbilir olduğunuzun işâreti! Tekrar kutluyorum; başarılar...

  • Bekir Sami Öztürk

    Bekir Sami Öztürk 10.07.2017

    At üstündeki adam bilim üretemez algı operasyonuna çok güzel bir yanıt.

  • Ozgur C

    Ozgur C 07.07.2017

    Tülay hocanın yazısı kitaba dönüşecek deseler inanmazdım. İlginç bir çalışma. Dil bilimcilerin yorumlarını merak ediyorum.

  • Miyase Aytaç Yılmaz

    Miyase Aytaç Yılmaz 06.07.2017

    Merhaba; Tebrik ederim. Bakalım yeni çıkan vırt zırt kitaplar için onlarca yazı yazanlar buna ne diyecekler? Değişimden korkacaklar galiba; değiştirme iddiasından. Hemen almalı, anlamalı, anlatmalıyız bilene bilmeyene. Eserimiz yerini bulmalı. İlknur Hanım, Kaan Bey ve Aya Bey tebrikler. Saygılarımla.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 06.07.2017

    Sayın Sevim Şenel, Atatürk adı bu kitapta 60-70 yerde geçiyor. Bu kitaba adlar dizini yetiştiremedik. Sonraki baskıya koyacağız. Demem o ki kitabın merkezinde en az 60-70 sayfada Atatürk bu tartışmanın merkezinde. Nasıl tek cümleyle özetleyeyim :) Şu kadarını söyleyeyim Atatürk siyasi bakımdan olduğu gibi entelektüel olarak da çok yalnızmış, yalnız kalmış, yalnız bırakılmış. Saygılar.

  • sevim şenel

    sevim şenel 05.07.2017

    Bu konulara meraklı biri olarak kitabınızı temin edip okuyup size geri dönmek isterim.bi miktar bilgi ama daha çok ta sezgilerimle örtüşeceğini daha yukardaki yazınızla bile anladım.bir tek Atatürk konusu kafamda ?tembellik edip bu bolumle ilgili hızlı bilginizin ozetini istesem çok mu cüretkar davranmış olurum?tşk.şimdiden emeğinize sağlık.

  • Mete Demirtürk

    Mete Demirtürk 05.07.2017

    Böylesi bir kitap olağanüstü bir çaba gerektirir. Uyu uyu, TDK! Hepinize teşekkür ve saygıların en yücesi...

  • Fatih Torun

    Fatih Torun 05.07.2017

    Bu eserin ortaya çıkmasındaki katkılarından dolayı aynı şekilde Sayın İlknur Arslanoğlu ve Sayın Arif Yavuz Aksoy'a da sonsuz teşekkürler.

  • Fatih Torun

    Fatih Torun 05.07.2017

    Sayın Arslanoğlu, gerçeğe olan tutkunuzu ve bu uğurda sürdürdüğünüz çabayı saygıyla alkışlıyorum. Umarım bu eser, hak ettiği değer ve ilgiyi görür. En kısa zamanda sözlüğü edineceğim. Tekrar teşekkürler.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.