Davar Toplumun Seks Yaşamı / Cinnet Bahçeleri

Davar Toplumun Seks Yaşamı / Cinnet Bahçeleri

İyi kitaplar artık ölü doğuyor.

Oysa bir kitabın yayımlanması, son değil, yalnızca başlangıçtır, doğumdur. Kitap çıkacak… Toplum, (aydınlar, okumuşlar, solcular, muhalifler vb.) hevesle, iştahla kitaba atılacak. Ardından, bir tartışma alevlenecek. Eleştiriler, yergiler, kavgalar, öneriler, katkılar, alkışlar… Sonrasında her kitapla sosyal yaşam yeniden şekillenecek. Yazarı, sonraki baskılarında tüm bunları değerlendirerek, kuram olsun, roman olsun, kitaba yeniden şekil verecek… Hiç değilse hatalarını düzeltecek.

Davar topluma hitap eden çoksatanlar dışında, on yıllardır pek az iyi kitap, “kitlede” bir esinti yaratabiliyor.

Cinnet Bahçeleri son okuduğum romanlardan biri. Cengiz Kar takma ismiyle Aralık 2015’de yayımlanmış. Yazarın esas ismi: Eşref Alemdar. Basılalı beri 20 ay geçmiş. O zamandan beri kitap hakkında ne bir ses, ne bir soluk…

Kitap eleştirisi bitmiş. Edebiyat eleştirisi ölmüş. Bakın: Ölmek üzere demiyorum. Yaşamıyor artık… Kalbi durmuş, soluğu kesilmiş… Bizim yaptığımız şey, beyin ölümü gerçekleşmiş bir bedene hava basmaya devam etmek. Son bir umut! Bir mucize beklentisi! Parayla iş gören tanıtıcılar kaplamış ortalığı. Şebeke tarzı bir örgütlenme her yanı sarmış. Ne kadar para harcanırsa onun için, kitabınız o kadar görünür kılınır. Yasa oturmuş.

Bunu dillendiren bir tek biz değiliz. Yakınan çok. Ne var ki, yakınanlara bakın bir yol. Edebiyattaki kumpasları anlatan sözüm ona sistem dışı bir kenar edebiyat silsilesi… Bunların da büyük çoğunluğu sistem edebiyatının çöp toplayıcıları. Sisteme göbekten bağımlılar. Sistemin starlarını, pop yıldızları eleştirerek çok satan olmaya çabalayan, ama en yakınındakinin kitabını bile okumayan, zorla okutulsa zinhar yazmayanlar… Artıktan beslenenler. Sistemin alık edebiyatını yayan kurnaz profesyoneller karşısında, edebiyatı bilmeyen, edebiyattan aslında hoşlanmayan, onu sadece bir basamak gibi kullanan sol görünümlü muhalifler… Bu tarafta da çoğunluklar…

Kim bilir her yıl çıkan kaç kitap sistemin starlarından geçinenlerce veya onlara çemkirip çöplerden nemalananlarca harcanıyor. Ya da kitaplaşamıyor bile, Deniz Seki gibilerin kitapları rafları en tepeden aşağı işgal ederken.

Cinnet Bahçeleri

Roman, 18. Yüzyıl Osmanlı döneminden kısa bir bölümle başlıyor, sonra yakın tarihimize atlıyor. 1980 Eylül başına. 80 darbesine yakın günler. Kurgu zaten Kenan Evren’in Darbe Konuşması ile sona eriyor.

Yer Türkiye. Muhtemelen İstanbul ile Ankara arasında yer alan, kurgusal bir şehrin iki mahallesinde geçiyor olaylar.

Padişah’ın 18. Yüzyılda yapımını başlattığı devasa “Dikinti”, temada en ortada. “Dikinti”nin yükseldiği eski bataklıktan çıkan “İnsuzgunlar” onun çevresinde.

Bu ipuçlarından tahmin edeceğiniz üzere, bilimkurgu ya da gerçeküstücü ögelerle iskeletlense de, son derece “gerçekçi” bir eser Cinnet Bahçeleri. Tümüyle gerçekler üstüne temelli.

Öteden beri söylüyorum. Bir yapıtı güzel ve iyi yapan, onun hangi edebiyat akımına yakın durduğu değildir. Hangi edebiyat yaklaşımından kabul edilirse edilsin, hangi teknikleri kullanırsa kullansın, yazarın ve yapıtın, gerçekle kurduğu dürüst ilişkidir. Bize “gerçekçi” diye, hatta “toplumsal gerçekçi” diye övülen romanlarda, ne sahte dünyalar, ne kukla kişiler görmüşüzdür.

Cinnet Bahçeleri’nin insanları, olayları, olguları, acıtacak kadar gerçek. Yazarın bakışı hayli karamsar mı? Bu karamsarlık hatta biraz abartılı mı ve hatta bu romanı bir parça yamultuyor mu? Evet. Ama o bile “gerçeğe saygı” penceresinden baktığımızda büyük bir haklılık kazanıyor.

Garibim yazarım, onca olumsuz karakter arasına (tıpkı gerçek hayattaki gibi), olumlu ya da olumlu potansiyelli insanlar da yerleştirmiş. Ama onlar, davar toplumun daha da davarlaşmasını engelleyemiyorlar. Büyük bir gayret, hayat pahasına özveri gösteriyorlar, ama sonuç: Davar toplumun düzeyinin sonucu ve bir yerde apaçık arzusu olan akıbet gerçekleşiyor: Askeri Darbe.

Yazarın dili olağanüstü zengin. Dil kusurları, yazım ve kurgu kusurları çok az. Kendi romanlarımla karşılaştırayım. Son yazdıklarımla.. (çünkü eski yazdıklarımı neredeyse unuttum) : Dil sanırım daha zengin ve kıvrak, kusurlar biraz daha fazla. Bu bir tahmin sadece. Aynı anda okuyup, karşılaştırmak lazım, zaten yalnızca kendime ve size fikir vermek için söylüyorum.

Romandaki çok sayıda karakter, orta kalınlıkta bir kitap kapsamında, bence gayet iyi işlenmiş. Yaşayan karakterler. İyi seçilmiş karakterler.

Romanın bir felsefesi, derdi bulunduğu, ilk sayfalardan başlayarak kendini belli ediyor. Fakat bu dert, bu felsefe, biraz karanlıkta, biraz soyut kalıyor işlediği temalar bakımından. Belki de edebiyat açısından böylesi daha makbuldür, tartışmak gerek. Zaten bir serinin ilk aşaması olarak düşünülmüş, fakat o seri tamamlanamamış.     

Kurgu oturmuş. Bir amaç doğrultusunda gerçeğe saygılı biçimde inşa edilmiş. Olaylar, olgular yapay değil. Ustalık burada. Bilimkurgu, fantezi, gerçeküstücü yazan kişi, eğer iyi bir yazar ise, öyle bir kaydeder ki kağıda, bilgisayara kafasındakileri; gerçeği kadar gerçek, günlük hayattan daha somut hale getirir hayali kurguyu.

Bir de cinsellik... Seks. Bütün romana yayılmış. Hatta abartılı biçimde. Geçenlerde bazı dostlarla internette tartışmıştık. Eğer pornomsu sahneler varsa bir romanda, kötü müdür o roman? Soru böyleydi mealen. Ya da cinsellik çok yayılmış ise esere? Hayır demiştim, bunun ne amaçla ve ne biçimde işlendiğidir önemli olan. İşte bu romanda, cinsellik anlatımı, neredeyse pornografik bir genişleme gösteriyor. Ama okuyan insan, onda ticaret koklamıyor. En pis bayağılığın anlatımında bir bayağılık yoksa, o eser iyi eserdir, yazarı usta edebiyatçıdır. Bir de özgünlük. Neyi nasıl anlatacaksanız, hangi sanat koluysa, sanatın olmazsa olmaz ilk şartı: Özgünlük.

Tüm bunların yanında kitap kapağının “ustaca” olduğu pek söylenemez.

Eleştirmenler niye eleştirmez, yazarlar niye birbirini yazmaz?

Oligarşik medyayla, iktidarla, yayın tekelleriyle içli dışlı star edebiyatçılarımız. Demiştik, mafyatik bir şebekeleşme içindeler. Ve yine demiştik, onlara karşıymış gibi duran sözde sol bir edebiyat muhalefeti. 70 yaş altında neredeyse hiç iyi yazar bulunmadığını iddia eden sözde gerçekçilerimiz. Henüz ölmemiş her yazarı kendilerine tehdit kabul edenler. Birini övmek için cenazesini bekleyenler… Ruhları haset çatlaklarıyla kararmış solcu yazarlarımız… İnanın, edebiyatta hakim güce biat eden yazarlar, okurlar, hayli yüksek çıtalı bir dayanışma içindedir. “Liberal dayanışma” diyoruz biz buna. Çıkara dayalıdır falan, ama bal gibi daha insanidir. Daha solda görünenlerde o da yok. Birisi evrenin sırrını keşfedip kitabında yazsa, ilgilenmezler. İnsan ruhunun gizemini çözüp önlerine koysa, başlarını çevirirler.    

Ne var ki “Davar Toplum”a Cinnet Bahçeleri’nde ve benzer romanlarda anlatılan toplumla geldik.

Davarlara ve o toplumun yazarlarına, eleştirmenlerine inat, ben, beğendiğim yazarlar hakkında, “rakiplerim” hakkında, hatta siyaseten hiç tutmadığım rakiplerim hakkında, olumlu düşüncelerimi yazmaya devam edeceğim. Her iyi yazar toplumun zenginliği, benim de kazancımdır.

Son 20-25 yılda çıkan roman, öykü kitapları içinde:

Aytekin Yılmaz, İnan Sabırcan, Taylan Kara, Mehmet Uzun, Saba Altınsay, Nefrin Tokyay, Sadık Aslankara, Nihat Genç, Ahmet Yıldız, Cemil Kavukçu, Aslı Tohumcu, Aslı Erdoğan, Hüsnü Arkan, Haydar Karataş, Aziz Hatman, Ercan Kesal, Ali Dilber, Irmak Zileli, Şükran Yiğit, Haldun Çubukçu... Birkaç isim daha vardır… Kimi için oldukça, kimi için hayli heyecanla olumlu şeyler yazdım, olumlu bahsettim. Kimisinin arkası sağlamdır, kimi yalnızdır, kimi siyaseten bana az çok yakındır, kimi çok uzaktır. Çoğu sistem içindedir. Olsun, edebiyata hizmet insanlığa hizmettir. Ben eleştirmen değilim, beğenip de yazmadıklarım, unuttuklarım bulunabilir, beğenebileceğim, ama henüz okumadığım daha çokları çıkabilir…

Bu toplum okumadan, okudukları nitelikli hale gelmeden, bilimle, edebiyatla tekrar tanışmadan belini doğrultamaz. Belini doğrultmadan siyasete de doğru bakamaz. Şu anda siyasete bakışı, iktidar yandaşlarını zaten bir tarafa koyalım, muhalefetinin ezici çoğunluğu açısından da, bedenini, boynunu, başını dikeltmiş insan bakışı değildir.

Tüm kavgamız üstün insan bakışını tekrar kazanmak içindir. Edebiyat zaten bunun için vardır.

Kaan Arslanoğlu  

Cinnet Bahçeleri / Cengiz Kar / Bellek – Çaba Yayınları - / 291 sayfa. 


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 08.09.2017

    Sayın Nail Hızlı, "üstün insan bakışı"ndaki "üstün" oraya yanlışlıkla girmedi. Çağımızın giderek solucanlaşan insanının yerine, insanlığı ve dünyayı kurtarmayı hedefleyen, böyle bir umudu ya da hiç değilse ciddi bir çabası olan insanların tekrar kalabalıklaşmasını arzu ediyorum. 19. yüzyıl sonu 20. yüzyıl başları gibi. Kapitalizmin gönüllü kölesi solucan insan yerine kafasını dik tutan insan bakışı... Onu bilerek koydum. Saygılar.

  • Nail Hızlı

    Nail Hızlı 07.09.2017

    Son cümlede ''üstün insan bakışı'' ne anlama geliyor? Açıklayabilir misiniz? Acaba ''üstün'' kelimesi yanlışlıkla mı o cümleye girmiş?

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 05.09.2017

    Aklıma gelen başka örnekleri de kaydedeyim: Gülümser Heper'den Kedi Anaları; Serpil Gülgun'dan Ruhlar ve Aşıklar, kitapları hakkında çok olumlu şeyler yazmışım. Tuğrul Bal'dan Kar Kapanı'nı da beğenmiştim. Yazdım mı hatırlamıyorum, birkaç yerde bahsetmiştim. Arşivi karıştırdıkça unuttuklarımı bulabilirim. Bu arada roman olarak beğenmesem de siyasal tarih belgesi olması açısından, hemen hemen hiç kimsenin bahsetmediği bir kitap: Mehmet Yıldız'dan: Karıncanın Boğmadığı. Yine bir başkası, 1800'lü yıllarda yazılmış müthiş mizahi anlatı-roman: Temaşa-i Dünya ve Cefakar-ü Cefakeş... Orijinal Türkçe, Evangelinos Mihailidis'ten.

  • Eşref Alemdar

    Eşref Alemdar 23.08.2017

    Kaan Bey teşekkür ederim. İlk kez kitabım hakkında bir yazı çıktı ve olumlu eleştiri aldım. Kitabımda cehalet, bastırılmış cinsellik, derinlikli düşünememe gibi konuları tarihsel bir çizgide gelişen bilim kurgu iskeletine tutturulmuş zengin karakterlerle anlatmaya çalıştım. Görünenin adındaki plan ve o plana tabi düzenin içinde yaşayanlar afaziye teslim olmuşlardır. Osmanlı döneminde inşasına başlanan heyula ve ucube Dikinti'nin tepesinde bir İnsuzgunun uçtuğunu gören Berçem taslamın farkına varır ve kuzgun başlı insanlar tedirgin olur. Cinselliği yaşayamayan kösnül erkeklerin dünyasında kadınlar kurban olmalarına rağmen arabesk bir kahırdan başka bir şey hissetmeden yaşamlarına devam ederler. Cinsellik kötü, yasak, ayıp, günah gibi sıfatları haiz bir varlık olarak zihinleri ele geçirmiştir. Ben Esengül şarkıları eşliğinde heyecanla ve büyük bir emek vererek yazdım. Okuyucularımı kucaklamayı bekliyorum. Desteğiniz için teşekkür ederim. Umarım

  • Sami okur

    Sami okur 23.08.2017

    Kaan Aslanağlu, değerlendirmeleriniz için tebrik ediyorum. Nerdeyse tüm tali unsurları bile ele almış tarafsız, ön yargısız değerlendirmişsin. Teşekkür ediyorum.

  • Murat Dicle

    Murat Dicle 23.08.2017

    Yazı için teşekkürler. Yine her zamanki gibi bilgilendim.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.