GÜNEŞ DİL KURAMI

GÜNEŞ DİL KURAMI

Kaan Arslanoğlu, İlknur Arslanoğlu ve Arif Yavuz Aksoy birlikte hazırladıkları "Güneş Dil Kuramı ve İlk Güneş-Dil Sözlüğü" kitabında, günlük tartışmaların dışına çıkarak önemli bir konuyu ele almış. Gerçi, bu birçok noktadan güncel konuların içinde de sayılabilir. Uluslaşma sürecini henüz tamamlamamış olan ülkemizde geçmişe her bakış, bazen haklı veya çoğu zaman haksız/yersiz/desteksiz hücumlara uğrar. Bu açıdan bakarsanız, konu azalmayan bir öneme sahiptir.

Bilginin sırası, öncesi, sonrası yoktur. Hiçbir bilgi çabasına "yahu sırası mıydı şimdi" denilemez. Herkesin kendi ilgilendiği alanlarda istediği gibi çalışması çok güzel bir şey. Kaldı ki dil sadece tarihe bakış açısından değil; bilim, sanat, felsefe ve eğitim açılarından da çok önemli bir konudur. Dille anlaşıyoruz (veya anlaştığımızı sanıyoruz). Üstelik, biz Türkler için dil en kuvvetli bağımız, en kıymetli varlığımızdır. Atatürk'ün Türk yenilenmesiyle ilgili en büyük hamleleri yaptırırken öncelikle dille ilgilenmesi de kaçınılmaz ve doğru bir şeydi. Türk dilinin korunması ve zenginleşmesi büyük hedeftir, ama bunun nasıl olacağı konusunda fikir ayrılıklarımız var.

Dil konusunda yeterli bilgim yok. Otuz altı yıl önce, Agop Dilaçar'ın dilin temellerini anlatan bir kitabını okumuştum. Kitabı koğuşa getirten arkadaş, ricalarıma rağmen ikinci kez ve not alarak okumama izin vermeden geri göndermişti. Tabii, muhtelif yabancı dilleri öğrenmeye çalışırken, en az yüz elli bini (büyük sözlüklerin sayfalarından örnekleme yoluyla elde edilmiş bir tahmin) İngilizce olmak üzere, yaklaşık iki yüz bin kelimenin dışında, o dillerin tarihçeleri ve kelimelerin etimolojileri konusunda da biraz bilgi edindim. Bunun dışında bir de dilin kavramlar ve felsefeyle ilişkileri üzerine bir miktar tarama yapmıştım. Platon, Hume, Kant, Wittgenstein ve onları yorumlayanlar. Hepsi o kadar ve iki-üç konferansta dinlediklerim.. Yani, Güneş Dil teorisini dilbilim açısından değerlendirecek bilgilere sahip değilim. Bununla birlikte dillerin kökeni konusunda kesin bilgilere ulaşılmasını sağlayacak çalışmaların daha başlangıç safhasında olduğu kanısındayım. Eski kavimlerin ve dillerin birbirleriyle bağlarının sanılanın çok üzerinde olduğuna da kuvvetle inanmaktayım. Öncelikte tarih mantığı buna işaret ediyor. Toplumlar geçmişte, sanılandan çok daha yakın ilişkiler kurmuşlardı. Kitapta işaret edilen ve farklılıkları abartılan dil aileleri efsanelerinin uçukluğunu kanıtlayamamakla birlikte, bunların son derece önyargılı birer zorlama olduğu görüşünü, en azından sezgilerime dayanarak desteklerim. Geçmişin sanılandan çok daha yoğun ilişkileri, mutlaka kelime alışverişini artırmıştır. Özellikle Avrasya kültür çevresi (Orta Asya, Hazar, Arabistan havalisi, Akdeniz havzası ve Avrupa'nın geri kalanı) için etkileşimin çok daha fazla olduğu, bilim dünyası tarafından er geç kabul edilecektir. Nitekim prehistoria çalışmaları artıkça, kavimler arasındaki ilişkiler konusunda sürekli yeni bulgular ortaya çıkmaktadır. Buraya iki ihtiyat notu koyalım. İlk olarak dilin, kültürün en önemli bir unsuru olmakla birlikte tek belirleyicisi olmadığını ve aynı dil ailesi içerisinde çok farklı kültürlerin olabileceğini ifade edelim. İkinci olarak da, izole olmuş toplumlar ve kabilelerin farklı dillere sahip olmaları elbette normaldir.

Bu arada, dil meraklıları kitabın ikinci bölümündeki sözlüklerin son derece ilgi çekici ve düşünceyi tetikleyen bir çaba olduğunu görecektir. Bunlar üzerinde düşünerek keyifli saatler geçirebilirsiniz.

Tarih bugüne kadar çok yoğun önyargılarla yazılmıştır. Batı tarihçiliğinin, atmasyoncu olduğuna inanılan Heredot'u saymazsanız, Thukidides'den beri iki bin beş yüz yıla yakın geçmişi var. Bize gelince, tarihçiliğimizi nereye kadar götürebiliriz. Orhun Yazıtları'ndan başlatıp 11. yy'da Yusuf Has Hacip'e ve daha yakın zamanlara kadar bunların hepsi siyasetname şeklindedir. Bunun dışındaki tarihçiliğimiz henüz çok yenidir ve uluslaşma süreciyle bağlantılı gelişmesi nedeniyle ne yazık ki önyargılarla doludur. Bir asrı biraz geçen bu çaba milliyetçi, İslamcı, mikro-milliyetçi ve solcu ideolojik önyargılar çoğu zaman birbirine karışarak kin dolu tezler ve karşı-görüşler oluşturuyor. Uluslaşma sürecini tamamlamamış bir ülkede beklenebilecek şeyler ama bizde çok aşırı hal alıyor. (Öte yandan uluslaşma sürecini tamamlamış kaç ülke var ki veya şimdi kitlesel göçler hızlanırken, bu sürecin tamamlanması diye bir şey söz konusu olabilir mi? Ama her ülkede böyle aşırılıklar olmuyor.)

Benim yüzeysel bakışımda, dilin iki fonksiyonu var: Anlaşma ve bilgi/fikir taşıma. Tabii bilgi/fikirlerle birlikte bakışları ve yargıları/önyargıları da taşıyor. Ayrıca dillerin toplumdaki değişimleri izlediği de bilinir. Büyük diller ancak büyük kültürler tarafından yaratılır. Yunanca, Latince, İbranice, şimdi de İngilizce. (Bu dilde kelime sayısını sorunca karşınıza en yakın dilin iki veya üç misli olan 600 bin ile bir milyon arasında rakamlar çıkıyor ve her gün 20'den fazla kelime ekleniyormuş, teknik terimler hariç.) Latinceden etkilenen diller yüz milyonlar tarafından konuşulurken, Kızılderili ve Eskimo kabileleri binden fazla dile sahiptir ama hepsi günlük hayatla sınırlıdır. Dil yaşayan ve sürekli değişen bir şeydir. Bugün hiç kimse altı yüzyıl öncesinin Türkçesini veya İngilizcesini konuşamaz, anlayamaz. Çat pat kafa göz yararak biraz anlaşabilir belki. Hem kelime hazinesi, hem cümle yapısı hem de telaffuzda muazzam değişimler olmuştur. Dilaçar'dan hatırladığıma göre, Cumhuriyetin ilk yarım yüzyılı gibi bir sürede, gazetelerde kullanılan kelimelerde Osmanlıca-Türkçe oranı yüzde 75-25'ten tam tersine, yüzde 25-75'e dönmüş. Bu müthiş hızlı bir değişim. Yeni nesil bırakın 1930'ların, 1960'ların gazetelerini bile okuyamıyor. Sonuçta, yaşayan Türkçeyi savunuyorum ve dilimize yerleşmiş Osmanlıca kelimelerin illa atılmasına çok karşıyım. Bunların atılması dilimizi fakirleştiriyor, vurguları ve nüansları azaltıyor. Hem, İngilizce ile Fransızcada ortak 8 bin kelime var. Bunlar bu kelimelerden dolayı komplekse kapılmıyorlar. Biz niye kapılıyoruz bilemiyorum. Sonuçta ortalama 6 bin kelimeyle konuşan bir ahaliye sahip olduk. 75 bin kelime ortalamasına sahip Batılı ülkeler karşısında ne şansımız olabilir! Bunlar ayrı tartışmalar ama çok önemli konular.

İmdi, Türk dillerinin (dolayısıyla kültürlerinin) diğer dillerle ve kültürlerle ne kadar ortak olup olmadığı bence son derece ilginç ve önemli bir konudur, ama bulgular neye işaret ederse etsin, bundan içinde yaşadığımız çağ için siyasi sonuçlar çıkarmak veya bunları günlük siyaset için kullanmak kabul edilemez. Mikro milliyetçilerin buna Türk düşmanlığı vesilesi yaptıklarını biliyoruz. DNA örgülerini de her fırsatta dile getirirler. Esasen, ulus kültürel bir olgudur. Kan grubuyla, hücre yapısıyla, DNA ile filan ilgili değildir. İşin ilginci, sözde milliyetçiliğe karşı çıkanların kendileri biyolojik ırkçılık yapan mikro-milliyetçilerdir. Karşı oldukları şey Türkiye'den başka bir şey değildir.

Bu arada, bir yerinden ucu milliyetçiliğe dokunan herhangi bir konuya el atan kişilerin Türkçü ve Turancı olmadıklarını yazmalarına gerek yok. Bu biraz da solculuktan kalma bir alışkanlıktır. Şurada veya burada diye hatırlamıyorum ama muhtemelen ben de geçmişte yapmış olabilirim. Bizim ülkemizde bunu söyleyen densizler her zaman çıkabilir ama bu kendi ilkellikleridir. Aldırış etmeye gerek yok. Sözgelimi hiçbir İngiliz, tarihini araştırırken "ama sakın beni İngiliz milliyetçisi sanmayın" demez. İngiltere'nin ahalisi arasında Pikt, Danimarkalı, Kelt, Angıl, Sakson ve Normanlar vardır. Ayrıca Roma geçmişlerini reddetmezler. Şayet durum oysa, Galli veya İskoç olduklarını da söylerler ama hepsi İngilizdir.

Türkler de Oğuzlar ve diğer Türk boylarının yanı sıra Kafkasyalılar, İraniler, Araplar, Helenler, Keltler, Balkan ahalileri, Kürtler ve kim bilir daha kimlerden oluşur. Ne var ki bunlar hâlâ hassasiyet yaratır. Ayrıca İngilizlerden çok daha fazla olan Roma geçmişimizi ve ondan da fazla olan Helen geçmişimizi reddedenler çoktur. Hatta bugün Roma-Helen geçmişimizi silmek için adeta bir kültürel iç savaş verilmektedir. Ama bugünün Türklüğü hepsini içerir ve bu kültürel bir kimliktir, DNA'mıza bağlı değildir.

Bu bakımdan;
Tarih tezlerinin uzun vadede çok daha fazla bulguyla gerçeğin daha fazla yanını ortaya çıkaracağını bekleriz elbette, ama bu tezler bizim ulusal varlığımızın temellerini sarsmaz. Örneğin Orta Asya göçünün sanılandan daha az veya fazla olması sadece bilgimizi artırır ama kendimize bakışımızı zerrece değiştirmez. Güneş Dil teorisinin doğruya ne kadar yakın veya uzak olduğu da keza öyle.

Büyük bir dilimiz var ve dünya dil ailesinin önemli bir unsuru olarak diğer anadilleri etkilemiş ve onlardan etkilenmiştir. Bunun ayrıntılarını elbette bilmek isteriz ve bu çalışmaları koşulsuz, önyargısız destekleriz, ama bundan siyasi sonuç çıkarmak isteyenlere iyi bakmayız. Bilim siyasetle kirlenmemelidir. Bu mümkün olmasa da, her konuda bu ilkeyi uygulamaktan vazgeçmeyiz, gücümüz elverdiği oranda. Bu kitabın, gerçeğe yaklaşma yolundaki sonsuz çabanın bir adımı olacağını ümit ederiz.

 

Mehmet Tanju Akad


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Özgür C.

    Özgür C. 29.09.2017

    Soner Yalçın 29 Eylül tarihli Sözcü gazetesindeki yazısında kitabınızdan bahsetmiş. Gözden kaçıranlar için bağlantısını eklemek istedim: http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/soner-yalcin/bayraminiz-kutlu-olsun-3-2029494/

  • fahri kumbul

    fahri kumbul 26.09.2017

    Çok akıcı, çok hoş, anlaşılır bir yazı. Teşekkürler.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 26.09.2017

    Teşekkür ederiz Akad hocaya. Bir yerde niye milliyetçi Turancı degiliz deme gereği duymuş diye sormuş. Şundan ötürü: Bu ülkenin ebleh sözde solcuları 30 yıldır her türlü düşünce üstünde terör uyguluyor. Yunan solcuları milli çıkarlarını sonuna dek savunur, Kübalısı, Çinlisi, Fransızı, Şililisi sonuna dek savunur. Bizde ise Türklükten bahsetmek kafadan "faşist" damgası yer. Bilimde bu ülkeyi ele alamazsın, dilde ele alamazsın. Yoksa ırkcı olursun. Oysa beslendikleri kıtipiyoz kaynaklar batı ırkçılığının üretimidir. Gelin o zaman bilimi siyasetten ayırın! Bunun dışındaki görüşlere katılıyorum. Saygılar.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.