CHP’nin Ele Geçirilişi, Cumhuriyet’in Ele Geçirilişi

CHP’nin Ele Geçirilişi, Cumhuriyet’in Ele Geçirilişi

Özdemir İnce’nin son kitabından bahsedeceğiz.

Bugün Canan Kaftancıoğlu’nun CHP İstanbul İl Başkanlığı’na getirilişini tartışıyoruz. Özdemir İnce son derece ilginç kitabında, adeta bu sürecin tarihini irdeliyor.

Usta’ya göre, CHP’nin, Cumhuriyet’in kurucu ideolojisine, “Altı Ok”a ters bir konuma, bilinçli ve örgütlü çabalarla getirilişinin ilk halkası hangisidir? Hasan Ali Yücel’e karşı alınan tutumdur. 5 Ağustos 1946’da istifa etmek zorunda bırakıldı efsane Milli Eğitim Bakanı. Zamanın Türkçülerince “komünistlikle” suçlanıp duruyordu. Oysa hiç komünist olmamıştı. Suçlayanlardan birini, Demokrat Parti İstanbul İl Başkanı’nı 1947’de mahkemeye verdi. Üç yıl süren duruşmalarda adeta kendisi yargılandı, daha ağır suçlamalara maruz kaldı.

1947’deki CHP Kongresi, parti içindeki karşı devrimci güçlenmeyi gözler önüne serdi. Özellikle Hamdi Kurtuluş ve Hamdullah Suphi Tanrıöver’in konuşmalarıyla. Bu ikincisi daha sonra DP’den milletvekili oldu.   

KİTAPTA SÖZÜ EDİLENLER

İnce’nin kitabı 1 Ocak 2011 ile 1 Nisan 2012 arasında Hürriyet gazetesinde çıkan makalelerinden oluşuyor. Farklı siyasi, kültürel, felsefi konularda 129 makale. Hürriyet’te çıkan yazılar kadar, geri çevrilip çıkamayanlar da var bunların içinde.. ya da kısmen sansürlenerek çıkan yazılar.. Hepsinin listesi aşağıda.

Bu arada Özdemir İnce’nin, Hürriyet gazetesinde nasıl yazmaya başladığı, daha sonra ise ana gazetede yazmaya nasıl uygun görüldüğü üstüne, kafamızdaki sorulara birinci elden cevaplar buluyoruz. (Önce Pazar eki, sonra Hürriyet Avrupa, ardından Vuslat Doğan Sabancı’nın talimatıyla ana gazetede…) Peki Hürriyet’te artık yazamayacağı bildirimini kimden alır? İlginç bir şahsiyetten: Enis Berberoğlu!  

Birbirinden önemli (bence) onca makale içinde özellikle dikkatimi çekenler şunlar:

Solda Vakur ve Saygın Olmak

Kafa Çekmek Üzerine (Osmanlı saraylarında içki içmenin adabı üstüne üç kitaptan bahsediliyor.)

Guguk Kuşu (CHP içinde CHP’li olmayanların yükselişi üstüne – ne kadar güncel ve tanıdık bir tema, değil mi?)

Savrulmak (Yazar ve şair duruşu üstüne: “Yazıcı ve politikacı uzlaşır! Ama yazar asla uzlaşmaz! Uzlaşarak değişmez! Ne düzenle ne de kendisiyle! ‘Uzlaşma’nın adı ‘değişim’ değildir! )

Kadınlar Ne yapmalı? (Seçimde partilerin milletvekili adaylarından kaçta kaçı kadın? TKP adaylarının yüzde 41’inin kadın olduğundan söz ediyor İnce.) Bu arada Canan Kaftancıoğlu’na tepkileri “kadın yöneticiye tepki” gibi bir algıya çekmeye çalışan muhterem demagoglar… O seçim niye TKP’ye oy atmadınız acaba? Sorun kadın sorunuysa… Hey gidi hey.. Yalandan kim ölmüş…

Kuran’ın Solcu Ayetleri

“İslam Sosyalizmi” (İslam ve sosyalizm ilişkisine doğru ve sağlam bir bakış.)

Dindar Solcu Değil Solcu Dindar (Konuya yine bana uygun bir bakış.. “Kurtuluş Teolojisi” kitabı üstüne..)

Fransa Büyükelçisine Mektup (Ermeni soykırımı dayatması üstüne.)

Mustafa Kemal Döneminde Ekonomi

Şamar Oğlanı CHP (CHP’nin sürekli özre zorlanması üstüne.)

 

Kuşkusuz onca makale içinde, başka okurlar, başka başka yazıları daha ilginç bulabileceklerdir. Bilmenin yolu okumaktır.

HÜRRİYET’TE ÇIKAMAYAN, GERİ ÇEVRİLEN YAZILAR

Şu Fethullah Gülen’in Halleri ve İşleri

Kadınlar ve Erkekler İçin İslami Boşanma Kılavuzu (İçinde Fethullah Gülen Hocaefendi’den bahsedilmekte.)

Bir Tanık İhbar Ediyor Ama.. (Gülen cemaatinin polisteki örgütlenmesi üstüne…) Ne kadar büyük rastlantı değil mi, hayret bir şey.. Fethullah dediğiniz an Hürriyet yönetimi yazıyı geri çeviriyor… Rastlantı yasalarının iflası…

Cehaletin Rönesansı (Burhan Kuzu, Egemen Bağış isimleri geçiyor, ama yerici yönde değil. Bir yerde “Tarikat ve cemaatler” sözü var. Yine de böyle sakin bir yazının geri çevrilmesi tuhaf.)

Görülen Lüzum Üzerine (Aldığı tehdit mesajlarından bahsediyor. Hürriyet’te son yazı yerine. Enis Berberoğlu’nun adı burada geçiyor işte.)

İflas (Tayyip Erdoğan ve AKP eleştiriliyor. Başına 19. yy divan şairlerinden Türk Galib’in kaba bir şiiri konmuş.. Ondan mı acaba?) Yakışıyor mu hocam size?  

Demek ki (Burada olağan şekilde AKP iktidarı eleştiriliyor, çok da ağır bir yazı değil.) Ama sabır taşmış herhalde!

50 Yıl AKP İktidarı (Yine Fethullah lafı geçiyor.) Hocam koymasanız olmaz mıydı şu ismi ikide bir?

İntihal Suçlaması Ergenekon İşi mi? (Ömer Dinçer hedef alınıyor…)

HÜRRİYET’TE BAZI CÜMLELERİ SANSÜRLENMİŞ OLARAK YAYIMLANANLAR

Saçmanın Çin Seddi (“Türban terörü”nden bahsedilen paragraf atılmış.)

Ponpon Kızlar (Milli basketbol maçlarında normalde ponpon kızlar çıkıyormuş aralarda, ama Tayyip Erdoğan gelirse eğer maça, o zaman çıkmıyorlarmış… Bundan söz eden çok sayıda cümle çıkarılmış.)

Sanki Bir Misyoner Okulu (“İmam hatiplerin vali-kaymakam yetiştirmek gibi bir kuruluş amacı yoktur” ve onunla ilgili cümleler atılmış.)   

Evet, şimdi de kendime torpil yapayım ve Özdemir hocanın benden bahsettiği makalesini aynen aktarayım:

“Reenkarnasyon Kulübü”

1959 Bartın doğumlu Kaan Arslanoğlu’nun yeni romanı yayınlandı. “Reenkarnasyon Kulübü” (İthaki Yayınları). Yazar, kitabıyla birlikte, bir haber portalında bir şikayetname yayınladı. Yüzde 99.99’una sözcülük ettiği için, bu manifestonun altına birçok yazar imza atar. Ama ben iki arada bir derede kaldım. Romandan mı söz edeyim, yok size şikayetnameyi mi sunayım? Ben metni kısaltarak ikincisini seçtim. Aynı zamanda meslekten (tıp doktoru) psikiyatri uzmanı olan roman yazarı Kaan Arslanoğlu şöyle diyor:

Değerli okurlarım, bu roman için de hiçbir pazarlama yöntemine başvurulmayacak. Dahası normal olarak yapılması gerekenler de yine en alt düzeyde, hatta sıfır noktasında tutulacak. Gazetelere ilan vermek gibi.

 

Bilmeyenleriniz için açıklayayım. Bir romana ne kadar paralı ilan vermişseniz, o ölçüde “eleştiri” veya tanıtım çıkar hakkında. “Ne kadar para, o kadar edebiyat eleştirisi.” Epeydir bu kural sıkı tutuluyor. Gazeteci camiası, edebiyat dünyası ilkeli insanlardan mürekkep.

Aslında kitap tanıtımının çoktandır çok daha etkili yolu kitap sayfalarının dışına çıkabilmektir. İlk birkaç haftada bir kitap hakkında ne kadar çok köşe yazısı çıkarsa ve yazar ne kadar televizyona çıkarılırsa, o kitap rakiplerine o oranda fark atar.

Fakat burada ciddi bir problem söz konusu. Kitaplarımda benim önemsediğim, üstünde durduğum gündem maddeleriyle, köşe yazarlarımızın maddeleri bir türlü çakışmıyor. Hatta köşecilerimizin pek önemsediği bir soruna bile ele atmış bulunsam, kitap çıkana kadar o sorun önemsizleşiyor ve dolayısıyla yazarlarımız sözü oraya getirme heveslerini yitiriveriyorlar. Buradaki “timing” (zamanlama) yeteneksizliğimi kabul etmek zorundayım. Topa ya geç zıplıyorum kafa vurmak için ya da erken… Top ya başımın üstünden geçiyor veya suratıma çarpıyor.

Dostlarımın çoğu kitap okumak için ayırdıkları azıcık enerjiyi sevmedikleri romancılarla tüketirler. Zaten sevmedikleri partilere oy atarlar. Sevmedikleri bir yaşam sürdürürler. Bundan yakınır ve hatta bazen yardım isterler. Ama bu tercihleri değiştirmek için hemen hemen hiçbir şey yapmazlar.

Güncel siyasette solcu gibi düşünüp sağcı gibi yaşayanlar, felsefede Marksist olup sanatta eğlencelik işleri beğenenler, kendini muhalif olarak tanımlayıp hep iktidardakilere, güçlülere sempati duyanlar, bana şizofrenik bir bilinç yarılması içinde görünürdü hep. Şimdilerde anlıyorum ki hayat böyleymiş ve bunu gerektiriyormuş. Şizofrenik yanılma içindekiler benim gibi saçma bir tutarlılık saplantısını sürdürenlermiş.

 

Örneğin, gerçek düşün ürününün, gerçek nitelikli edebiyat ürününün içerikte ve biçimde aykırı olması gerektiğini zannetmem de belki böyle şizofrenik saplantı mahsulü. Normal olan nedir peki? Kendine yakın bir çevre belirleyeceksin, onların ihtiyacına göre ve onların hoşuna gidecek şekilde yazacaksın. Bu yeğlenen çevre de olabildiğince kalabalık, çoğunluktan bir çevre olacak ki kitabın okunsun, beğeni toplasın.

Ya benim yaptığım ne? Küçük bir azınlığa yanaşma ve üstelik bu azınlığı da eleştirerek, onları da rahatsız edecek şekilde yazma. Bu şizofreni değilse en azından sosyopati. Gelin görün ki insanın huyu zorlasa da değişmiyor.

Romandan bir alıntı yaparak (s. 27) yazıyı bitireceğim. Paylaşılmış paranoya hastası olan “kahraman” bir bilgisayar firmasında çalışmakta. Patron, bir işçisini işten atıyor. Yönetici durumda olan hasta kahraman patrona itiraz ediyor. Patron onu da işten atıyor. Bunun üzerine işten atılan işçi, kendisi yüzünden işten atılan şefine “Sen ne karışıyorsun” diye karşı çıkıyor. Belki birkaç ay sonra işler açılır, patron yine onu işe alırmış. Şimdi şef işe karışıp kavga çıkardığı için olmazmış artık. Kavga edilmezmiş patronla.

Bunun üzerine romanın ikinci kahramanı psikiyatr şöyle konuşuyor: “Mükemmel” dedim, “İşte Türkiye proletaryasının doğal sınıf refleksi. Böyle işçilerimiz bulundukça sırtımız yere gelmez!”

Psikiyatr bir başka yerde de (s. 26) şöyle konuşuyor: “Solculaşmamada büyük yetenek gösteren halkımızın bu akıl yürütme düzeneğine hastaydım!” Elbette hasta olunur:

İktidar ağır zamlar yapıyor ama oyu artıyor; verdiği sözlerin hiçbirini tutmuyor ama oyu artıyor; “Komşu devletlerle sıfır sorun, diyor ama neredeyse hepsiyle savaşa girecek, ama oyu artıyor!” Bu patolojik durumun bir psikiyatrik yorumu olmalı, değil mi?

Darwin’e göre en iyiler hayatta kalır. Türkiye’de onlar değil, boyun eğenler hayatta kalıyor.

30 Ekim 2011- Hürriyet

Tersine Yazılar / Özdemir İnce / Tekin Yayınevi / Kasım 2017

Kaan Arslanoğlu


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Neo Pala

    Neo Pala 23.01.2018

    Özdemir İnce / Hürriyet’teki neoliberâl Tatlısu demokratı entel, gardrop Atatürkçüsü dantellerin kalabalığı içinde iyi değerlendiremediğim bi yazardı. Arada bi dikkatimi çeken yazılar görmüştüm ama.. Holding medyacılığının üfürükten tayyare kalabalığı içinde güme gidiyodu. Kaan Bey’in Bu yazısıyla kendisini yeniden keşfettim.

  • Bahadır Özdemir

    Bahadır Özdemir 19.01.2018

    Benim anladığım kadarıyla "ben robot değilim" kutucuğu belli bir süre için geçerli oluyor. Dolayısıyla yorum yazarken düşünmeniz ya da imla hatası yapmamaya çalışmanız gibi nedenlerle yorumunuzu gönderme süreniz uzadığında bu bekleme süresi doluyor ve yorumunuz boşa gidiyor. Böyle bir durumla karşılaşmamak için yapılması gereken şey, yorum yazmayı bitirdikten sonra "yazdığınız" yorumun tümünü seçip kopyala demeniz ki eğer yorumunuz yok olup giderse yeniden "yapıştır" yaparak gönderebilesiniz. Yoksa yorumun bir anda kaybolması oldukça sıkıcı oluyor. (B.Ö,)

  • Mehmet Gökce

    Mehmet Gökce 19.01.2018

    Yorumlarim ben robot degilim kutucugunu isaretlesem bile bosa gidiyor. Gerci, sadece okudum ve begendim demek icin yazmistim

  • Bahadır Özdemir

    Bahadır Özdemir 18.01.2018

    Özdemir İnce'nin yazılarını okudukça "Bir dinazor, benim kafamdan geçenleri ilkel şekilleriyle de olsa düşünmeyi nasıl başarabilir" diyerek bayağı bir hayret için de kaldım. Kitabın, yeni bir düşünce tarzına giden yolda pratiklik kazanmak açısından oldukça değerli olduğunu düşünüyorum ve okunmasını öneriyorum. (B.Ö.)

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.