ATLANTİS’İN DİLİ TÜRKÇE ve yine TÜRKÇE ANLAMLI SESLERDEN OLUŞUR

ATLANTİS’İN DİLİ TÜRKÇE ve yine TÜRKÇE ANLAMLI SESLERDEN OLUŞUR

İlk kitaptan başlayalım. İkincisini tanıtmıştık daha önce. Sonra onun üstüne de bazı sözlerimiz var.

Atlantis’in Dili Türkçe kitabının yazarları Veysel Batmaz – Cahit Batmaz. Salyangoz Yayınları, 352 sayfa.

Kitabın başlıca 4 savını sıralayım.

BİR- Türklüğün kökeni, Türk tarihinin başladığı yer Orta-Asya değil, Anadolu’dur.

İKİ – Atatürk daha çok bu görüşteydi ve onun sağlığında Dil – Tarih çalışmaları bu eksene oturmuştu.

ÜÇ – Atatürk’ün ölümünden sonra Dil-Tarih çalışmaları Atatürk’ün gösterdiği yönden tamamen saptırılarak Orta-Asya merkezciliğe kaydırıldı. Güneş-Dil kuramı rafa kaldırıldı, hatta karalanıp unutturuldu. Gerçek bilimsel çalışmalar büyük ölçüde ve kasıtlı olarak yavaşlatıldı. Bunda Yahudi-Siyonist etki büyük rol oynadı.

DÖRT- En eski Anadolu Türklüğünün de kökü “kayıp kıta Atlantis”dedir. Türkçe burada bir kurultay dili olarak ortaya çıkmıştır. Bu kadim kaynakta, çok yüksek bilim ve kültür düzeyi ve gelişmiş bir dil bulunmaktaydı, İşte orada “uzaylı” yüksek kültürlerin müdahalesi olasıdır.

Kitapta Türkçe’nin yapısı, temel kurallarıyla ilgili yoğun emek ürünü pek çok veri de bulunmakta. Bunlardan yararlandım. Örneğin son Sanskritçe çalışmamda İngilizce Sun: Güneş ile, Türkçe Sunmak, Sunak sözcükleri (Güneş kültü bağlamında) arasındaki örtüşmeden bahsettim. (Kitabın 223-224. Sayfaları.)

Ayrıca yazarların Türkçe sözcükler için bulduğu “K kuralı”nı ilginç buldum. S. 159 Bu kurala göre kelime sonuna gelen K “Bu olmayan, bundan başka” olumsuzlama anlamı vermektedir. Birçok sözcükte bu kuralın işlediğini, ama kuralın işlemediği daha pek çok sözcük olduğunu deneyimledim.

Gelelim eleştirilerime:

BİRİNCİ maddeyle ilgili: Milat ve Roma öncesi Anadolu uygarlıklarının kalıtları incelendikçe, buralarda Ön-Türkçeyi çağrıştıracak pek çok bulguya rastlandığı doğrudur. Ama şu anki bilgilerim çerçevesinde “kök yurt Anadolu’dur” demeyi doğru bulmuyorum. Bu bulgular olsa olsa Anadolu’ya Afrika ve Ortadoğu’dan göç edenlerin ortak ata olmasından kaynaklanmaktadır. Göç yolları bunu göstermekte. (Aşağıda resmini koydum) Bir grup Anadolu üstünden batıya, bir grup Hazar bölgesine ve oradan da Orta-Asya ve Amerika’ya vb. göçer. Afrika-Mezopotamya boylamını eksen olarak ele alırsak, buradan doğuya ve batıya göçler olmuştur. Anadolu ve Avrupa’dan doğuya önemli bir göç olmamıştır. Ama inceleme, tartışma elbette devam etmelidir. İlerde belki bunun da kanıtları bulunur.

İKİNCİ madde: Atatürk her görüşe açıktı ama kitabın bu savı bence de büyük ölçüde doğrudur.

ÜÇ: Yahudi-Siyonist etkiye şerh koyarak tamamen katılıyorum. Yahudi-Siyonist etki de olabilir. Ama bunun öne çıkarılmasını ve özellikle vurgulanmasını doğru bulmuyorum. Çünkü çok iyi bildiğimiz birçok farklı etmen de bu konuda kuşkusuz rol oynamıştır. En başta o zamanki (ve bu zamanki) nesnel veriler. Anadolu’nun doğusundan başlayarak Türk diye bilinen kavimlerin büyük çoğunluğunun gerçekten Asya’da bulunması. Orada Türklükle ilgili muzazam kaynak bulunması. Başka siyasi etmenler. İdeolojik etmenler. Turancılık vb. Sonuçta Orta-Asya’dan kopmak nesnel bilimsellik açısından da doğru gelmiyor. Güneş-Dil çalışmalarının iptal edilmesindeki en büyük etmen ise doğrudan bakış açısı yetersizliği, bilgi birikim ve akıl yetersizliği idi. Yani bu çalışmaların aksamasında bizde bu kadar kaynak varken (etkisi olmuş olabilir) suçu Yahudilere atmak niye? Örneğin Güneş-Dil kitabımıza yönelik olağanüstü bir ilgisizlik ve engelleme yaşamaktayız bugün. Bunun kabahatlisi Yahudi-Siyonistler mi? Belki uzaktan ve dolaylı. Ama asıl neden kuşkusuz yerli ve milli niteliksizliğimiz. Bu arada belirteyim, yazarlar Yahudi düşmanı değil. Kitapta Hazar Türk Yahudi Devleti’nden de (bu konu gerek Türk-İslam sentezcisi, gerekse resmi tarihçi çevrelerce sürekli unutturulur) cesaretle bahsediyorlar.

DÖRT- Kayıp kıta Atlantis konusunda bayağı etraflı bilgi verilmekte kitapta. Ta Platon’un yazılarına dayanan. Bir de yine Atatürk’ün ilgilendiği kayıp “MU kıtası” var ki, ondan da bahsedilmekte, ama Atlantis’ten farklı bir şey olduğu ifade edilmekte. Olmaz öyle şey deyip kestirip atmamalı. Bu kadar yaygın bir efsane varsa, en azından bunun kültürel bir gerçekliği ve sembolik anlamı muhakkak vardır. Olaya kültürel bir ilham kaynağı olarak bakmaya evet. Ama bunca teknolojik gelişmeye karşın söz konusu kayıp kıtaların en ufak bir izine rastlanmaması (bilimsel olarak doğrulanır anlamda) bu konunun şimdilik efsane düzleminde kalmasını daha doğru hale getiriyor. Belki ilerde bazı gerçek bulgular çıkar. Bunu o zaman konuşuruz. Dolayısıyla bir efsanenin herhangi bir bilimsel savın ana dayanağı veya öne çıkan dayanağı olarak gösterilmesine karşıyım.

Kitabın kapağında şöyle deniyor bu konuda, kitabın ikinci ismi anlamında: Platon’un her dediğine inanıyorsunuz da onun anlattığı Atlantis’e niye inanmıyorsunuz?  Platon’un her dediğine kim inanıyor ki!

Uzaydan gelen daha üst kültürlerin müdahalesi tezi ise doğru tezleri tamamen “reductio ad absurdum” haline sokuyor. Değerinden kaybettiriyor, ciddiyetini bozuyor. Uzaylıların geçmişte dünyaya müdahalesi de mümkündür. Ama bu doğrultuda ikna edici, tek bir somut kanıt gösterilemedi şimdiye dek. Uzaylıların eseri olarak gösterilen birçok yapı, arazi şekli veya bunu çağrıştıracak resimler… O dönemin insanlarınca doğal dinamiklerle gerçekleştirilebilecek edimler. Bunlar defalarca gösterildi. Aksinde ısrar etmek, aslında insan kültürünün doğal gelişimini tanımamak, yani mistisizme bilim aleyhinde kapı aralamak anlamına geliyor. Bu çok kolay. Bunu herkes yapabilir. Bütün dinler zaten bunu yapıyor. Araya uzaylı karıştırmak çok yaratıcı değil. Bu uzaylıların kullandıkları alet, edavat, araçlardan kalan (on binlerce yılda bozulmayacak) tek bir parçaya rastlanmadı daha.

Dilin doğal gelişiminin yolu, haritası ise her geçen gün daha çok ortaya çıkıyor. Örneğin Chomsky’nin çalışmaları. Ama bu doğal gelişimi ilk işaretlerden, yazılardan başlayarak en iyi açıklayan Olcas Süleyman’dır, şu ana dek okuduklarım arasında. Dolayısıyla, Türkçe gerçekten çok akılcı, hayret verici ölçüde mantıklı bir dil bile olsa, bunu insanlar doğal yollardan ve süreç içinde geliştirebilirler. Bunun için bir kurultaya gerek yok. Ama bu konuda on bin yıl önce bir kurultay toplanmış olabilir mi? Elbette bir değil, birçok kurultay toplanmış olabilir. Olasılık dahilindedir.

Sonuç: İlginç ve bakış açısını genişletici bir kitap. Okunmasını dile, tarihe meraklılar için öneririm.

 

TÜRKÇE ANLAMLI SESLERDEN OLUŞUR

E. Gürcan Çavdaroğlu’nun bu kitabını daha önce tanıtmıştım. Yazısı şu bağlantıda:

http://www.insanbu.com/Kitap-Haberleri/722-sapiens-e-homoluk-bulasmis-5-kitap-5-elestiri-

Şimdi hem kitaba bir daha dikkat çekmek, hem de yazarla birkaç şeyi tartışmak istiyorum.

İlk yazıda görürsünüz, yazar Türkçede tek başına anlam ifade eden seslerin (hece değil tam olarak, bir-iki harften oluşan birtakım seslerin) bulunduğunu, sözcüklerin bunların bileşimiyle meydana geldiğini ve bu şekilde anlam kazandığını iddia ediyordu.

Ben de demiştim ki, bu kanıtlanabilirse hem dil bilimde bir devrim olur hem de bizim yabancı dillerle ortak kök bulma çalışmalarımıza yeni bir ivme kazandırır, belki o konuda da çığır açar.

Ondan sonra kitabı bir kez daha okudum, okumakla kalmadım, verilen örnekleri saatlerce inceledim, üstünde düşündüm.

Fakat bazı örneklerde kısmen ikna oldum. Bazı örneklerde ise olamadım. Kısmen ikna olduğum bu bazı örnekler şunlar:

A-E: Yönelme olarak, Da-De: Etmek olarak; Kı-Ki: Kırma, Kıvırma olarak, La-Le: Almak olarak, Pa-Pe: Paylaşmak, Bölüşmek olarak, Ra-Re: Arama, Erişme olarak, Sa-Se: Asma, Sevgi vb. olarak, Şa-Şe: Birlikte yapmak, paylaşmak olarak, Za-Ze: Eksik olmak, zarar, Ta-Te: Dışarı, itme vb. olarak…

Şimdiii. Seslerin belli anlamlar ifade ettiğini söylemek yeni bir şey değil. Sadece Türkçede değil, yabancı dillerde de belli sesler hep belli anlamlara gelir. Bunun için Türkçe ve yabancı dillerden en az onlarca örnek bulunabilir. Örneğin “l” li-lu-lü vb. olarak bir şeyle birlikte, bir şeyli anlamı verir. Çocuk-Çocuklu… İngilizcede yalnızca “s” sesi çıkarırsınız, çoğul anlamı verir. Car-Cars…

Burada yeni olan sav, bana göre, Türkçedeki sözcüklerinin hepsinin, en azından büyük çoğunluğunun bu anlamlı seslerin bitiştirilmesiyle oluştuğu savı. Bu da yeni bir şey değil, Türkçe zaten eklemeli bir dildir, diyebilirsiniz. Hecelerin eklemlenmesiyle sözcükler oluşur. Fakat bu tam öyle değil. Fazlası var. Belli hece ve seslerin hep aynı anlama gelmesi, hele ki bunun kuralı bulunursa, yeni bir şey.

Gerçi o da tam yeni değil. Güneş-Dil kuramın esası-orijinali tüm sözcükleri, bir tür anagram yöntemiyle zaten böyle çözümlüyor ve yorumluyor. Bunun yüzlerce örneği yayımlanmış. Biz bu yaklaşımı doğru ve bilimsel bulmuyoruz.

Ama bu ondan biraz daha farklı bir şey. İlk bakışta daha sağlam ve mantıklı gibi duruyor.

Ama acaba? Burada ikna olamıyorum.

Çünkü: Değerli Çavdaroğlu’nun anlamlı ses maddelerinden birçoğunun anlam olarak karşılığı bir-iki değil, yedi-sekiz farklı yönde.

Örnek: Ma-Me: anne olmak, doğurma, yaratma, ortaya koyma, eser, iş, işlev, sanat, meslek, mastar olarak mek…

Ne-Na: soy verme, annesi olma, kaynağı olma, kökü olma, inme, kaynak, aidiyet, aslı olam, ün, sınıflandırma, soylama, gruplandırma, türlerine ayırma, anlayışın kökü, soru olarak “ne…

Anlamların bu kadar geniş ve hatta farklı olması, bunların kanıtlanmasını açıkça güçleştiriyor.

Öte yandan her bir maddenin altında yüzlerce sözcük örneği verilmiş. Bu sözcüklerin de büyük bölümü şu an kullanılan Türkiye Türkçesinden değil. Belli ki başka tarama sözlüklerinden alınmış. İlk bakışta insana bir şey anlatmıyor.

Haksızlık etmeyelim bazı sözcükleri bu savına göre çözümlüyor. Ama o örnekler insanın kafasını daha çok karıştırıyor. Ya da ben anlayamıyorum.

Örneğin son Sanskritçe çalışmamız için gönderdiği yorumdan aynen aktarıyorum Bundan sonrası ALINTI:

Türkçe konusundaki ısrarınız beni umutlandırıyor. Sizin bulduğunuz benzerlikler kadar benzerlik, Hint-Avrupa teorisini destekleyen yazarlar tarafından bulunamamıştır-yoktur.

“Yazınızda hemen başta yer alan birkaç İngilizce kelime üzerinde biraz tefekkür ettim. Bunlar Türkçe olsalardı anlamları ne olurdu diye. Bilmeyenler için, aşağıda kullandığım “anlamlar” ve kurallar “Türkçe anlamlı Seslerden Oluşur” isimli kitabımda belirtilmiştir.

WOMAN/WOMEN-Bu kelimelerin anlamlı sesleri; okunuşu itibariyla, “o+me+ne” ya da “o+me+ı+ne”  dır. (W) sesinin Türkçede anlamı yoktur(anlamsızdır).

O- sesi; Etkin olduğunda, can verme, hazır etme, bilinç verme vb. etkin anlamlarında. Aynı zamanda can veriş, hazır ediş, bilinçli oluş etkin olmayan anlamlarını taşıyor.

MA- sesi; Etkin olduğunda(AM-EM) anne olma, doğurma, yaratma, imal etme, eser verme vb. anlamları taşıyor. Etkin olmadığında (MA-ME) anne oluş, doğurma işi, imal ediş, sanat, işlev anlamlarına geliyor.

I-Sesi etkin olduğunda, yapma, eyleme, sahip olma vb. anlamlarını taşıyor. Etkin olmadığında; özne, malik, eyleyen vb. anlamlarını taşıyor.

NA- sesi; Etkin olduğunda (AN-EN) soy verme-soylama, kaynağı olma, annesi olma vb. anlamlarındadır. Etkin olmadığında (NA-NE) soy veriş, aslı-kökü oluş, annesi oluş anlamlarındadır.

Türkçe olsaydı bu kelimenin tahmini anlamı ne olurdu? Seslerin etkin olup-olmadıklarını bilmediğimizden birkaç ihtimal var. (>)Etkin, (*)etkin olmayan anlamına gelsin.

O>ME*I>EN>: can verme> işi-işlevi*yapma>kaynağı olma>.

O*M>I>EN>: (can veriş*yaratma>)yapma>kaynağı olma>.

O*MA*I>N*; can veriş*yaratış*yapma>kaynağı oluş*.

O>ME*I>N*; can verme>işi-işlevi*yapma>kaynağı oluş*

Görüldüğü üzere küçük farklılıklara rağmen bütün anlamlar “can verme işini yapan kaynak” yani kadın ile ilgilidir. Bu kelimelerin Türkçe olması halinde “kadın” dan başka bir anlamı olması pek mümkün değildir.

Kelimenin(çoğul halinin) MAN-MEN kısmı, topluca, iş-işlev-sanat kaynağı anlamına gelmektedir. Bu Türkçede olduğu gibi, İngilizcede de aynı anlama gelmektedir. İngilizcede de birçok kelime aynı anlamı taşıyan bu son ekle biter.

Peki, antik Türkçe kelimelerde (W)OMIN-(W)OMEN kelimesi var mıdır? Bulamadım. OM ile başlayan sınırlı sayıda kelime vardır. Olan kelimeler; “omıl-omırtkalar-omok-omurtkada-omurtkadın”.

Bununla beraber ikinci sesi “O” olan çok sayıda kelime vardır ve bunların tamamı can yaratma merkezli kelimelerdir. “TO” ile başlayan kelimeler, “ta-te” çıkartma- bedenden çıkartma ile ilgili olduğundan; can verip doğurma ile ilgili kelimelerdir.

Türkçede birçok anlamlı sesle “KADIN” ifade edilebilmektedir.

NA-AN NE-EN anlamlı sesi kullanılarak. Ana(an>a*), ene, soy-kaynak yeri.

MA-AM ME-EM anlamlı sesiyle Ama(Am>a*), eme, yaratma-üretme-eser yaratma yeri. Umay(i) Sürekli yaratma yeri sahibi. Uma-umcı/üme-ümeg-ümgen-ümgük-ümlük…

DA-AD DE-ED anlamlı sesiyle; ada-(ad>a*) edme/yaratma-hükmetme-icra etme yeri. Etkin ad önüne ka anlamlı sesini alarak “kad-ked” sürekli edim anlamına,  sonrasında “ı+an-en” eklenmesiyle ile kadın/kedin kelimesine ulaşılıyor. Sürekli eden/yaratan, kaynak/soy kaynağı anlamıyla “kadın” antik bir Türk kelimesidir.

SİSTER kelimesini Türk kelimeleri listesinde görmedim.

Bu kelimenin sonundaki tar-ter(yazıldığı gibi) kısmı Türkçede “çıkan, doğurulan vb.” anlamlarına geliyor. Şey-eşya anlamı var. Evlat anlamı var. Mahluk anlamı da var.

Sister kelimesi Türkçe olsa, sistır(SE*İ>ES>TE*I>R*) kelimesinin anlamı; “bağ-sevgi yapan, bağlayan; evlat(doğum) yapan olan” anlamındadır. Hem sevgi yaratan, hem kadın olduğu belirtiliyor.

BROTHER, bu kelime, İngilizce içinde de karındaş gibi, aynı anneden doğan anlamına gelmiyor. Böyle kullanılıyor ama kaynağına göre, bu kelimenin daha çok destelenmiş bağlanmış, bir araya getirilmiş gibi bir anlamı var. Kelimenin kaynağını belirten(Türkçe-Arapça gibi) bir ifade bulamadım. Kelimenin kökü, deste, balya anlamında bağımsız bir kelime. Türkçedeki kesilip bağlanmış anlamındadır(ba, bağ, bağır, bağıt).

Bu kelime Türkçede ki bagatur kelimesine benziyor. Bu isim, birden fazla şekliyle ve küçük anlam farklılıklarıyla kayıtlara geçmiştir. Baatır-batır-bagaturı-bagatur-bağıtur en son olarak. halen dilimizde yaşayan; ba(h)adır kelimesine evrilmiştir. Kelime anlamı “bağlanmış/sözleşilmiş ilave edilen(devam olan-evlat) anlamında” dır.

FATHER- Bu kelime Türkçe olsaydı anlamı ne olabilirdi.(F)at(h)er, okunuşu itibariyle (f)adır-(f)atır. (F) anlamsız sestir. Kelimeyi okunuşuna göre irdelersek;

AT>I>R* Çıkarma-doğurma-gönderme, yapma/sahibi olma veya oluş*.                                              

AD>I>R* Edme, eyleyen, yapma/sahibi olma-oluş.

Her iki halde de asıl eylemler kadınlara özgü olduğundan, erkekle bağlantısı zayıf gözüküyor. Doğumun sahibi oluş?

MOTHER- Bu kelime Türkçe olsaydı anlamı ne olabilirdi. Mot(h)er, okunuşu itibariyle moter ya da mater. Me*o>te*er> yaratış, can verme, çıkartış, olma.     Ma*at>er> yaratış, doğurma, olma.  Sonuçta bu kelime Türkçe olsaydı, doğurma ve doğumla ilgili bir kelime anlamında olacaktı. Türkçe MO listesinde benzeri bir kelime yoktur. Türkçe MAT listesinde; “matiri-matiridus-matana-matarnanti-matridus-matriduş-Matukari-matulun-matur-Matyadiş” kelimeleri bulunmaktadır.”

ALINTI BU KADAR.

Evet, bazı şeyler doğru gibi, ama kafam basmıyor, bana hala zorlama gibi geliyor. Ya da düzeyim bunu anlamaya yetmiyor. Örneğin baştaki “man-men” açıklaması. Pek çok yerdeki köken açıklamasında bunun doğrudan ben-men-me-my olduğu, bunun çok eski bir kök olduğu belirtiliyor. Olcas Süleyman bunu en başta hiyerogliflere dayandırıyor.

Lütfen ilgilenen, bilgilenen birileri de görüş belirtsin. Örneğin Arif Yavuz Aksoy. Ya da başka birileri çıksın, inceleyip söz söylesin. Değerli Çavdaroğlu da bunlara karşı görüş belirtsin. Daha açık ve somut. Yazsın, burada yayımlarız. Gerçi yazmış işte, bu örnek yeterince açık ve uzun. Sözün özü, ya Çavdaroğlu bizi tam ikna edecek ya da onun dediklerini kabulde burada, bu sınırda çakılıp kalacağız.

Bize bugüne kadarki çalışmalarımızda bulduğumuz ya da daha önce bulunup gösterilen aşağıdaki gibi somut, açık, kanıtlaması mümkün anlamlar gerekiyor:

Eksik, Aksırık, Öksürük vb. Türkçe; Ex kökü: çıkarma, çıkartma, eksi oluş vb..

İnmek, İniş, İnce vb. Türkçe; İn, İnner: İç, içinde, olumsuzlama vb..

Edmek, Etmek vb Türkçe; Do, Edo kökü: Yapmak.. (Çavdaroğlu’nda da var.)

Mak-mek mastarı Türkçe; Make: Yapmak..

Abartmak, Kabarmak Türkçe; Ab, Up kökü: Dışarı, Yukarı..

As- Asmak, Aşmak, Eşik Türkçe; Askendo, Scendo: Yükselmek, Yükselti.. (Çavdaroğlu’nda da var aynı anlamıyla As-Es sesi).  

Ş sesi (Çavdaroğlu’nun da belirttiği üzere) Paylaşmak, Üleşmek, Ortaklaşa, Birleşme, Ayrışma, Katışma vb.. İki veya daha çok şeyin birlikte edimini gösterir Türkçede; Share: Paylaşmak..

P sesi (Çavdaroğlu da belirtiyor) Pay, Parça, Para, Paylaşma vb.. Bölmeyi, bölüştürmeyi, bölüm olmayı ifade eder Türkçede: Pay, Paid, Part vb..

At, “t” sesi: (Çavdaroğlu) Atmak, Atlamak, Atik, Öte, Atta; To, At, Attack, Throw etc. Dış, dışa doğru, atmak, dışında olmak vb.

Re-Ra sesi (Çavdaroğlu) Ermek, Erişmek; Arrive..

Kı-Ki (Çavdaroğlu) Kıvırmak, Kırmak, Kesmek vb; Curve, Cut etc..

Za-Ze (Çavdaroğlu) Az, Kayıp?; Loss?

Gibi…(Yanlış anlaşılmasın. Çavdaroğlu bu seslerin yalnızca Türkçelerini veriyor kitabında.) Okuyup, düşüneceğiz. 

İKİ YENİ KİTAP

Okumadığım kitapları tanıtmak hiç adetim değildir. Fakat burada bir ayrıklık yapayım. Eski arkadaşım Faruk Temizlatın bir yayınevi kurmuş Eskişehir’de. Verba Yayıncılık. İlk iki kitabı bunlar. Umarım yakın zamanda okurum (düşük olasılık) veya bir zaman okurum ve okuduğum zaman kendi görüşlerimi de yazarım.

Kaan Arslanoğlu

EK: Değerli Çavdaroğlu'nun kitabı hakkındaki düşünce ve eleştirilerime cevabı 4.2.2019

Sayın Kaan Arslanoğlu,

Konuyla ilgili olarak, ifade ettiğin ve irdelenmesi mümkün konuları aşağıda özetleyip cevaplandırmaya çalıştım.  

Türkçe’nin anlamlı sesten oluştuğu görüşüne yapılabilecek eleştiriler:

1)Her bir anlamlı sesin birden çok fakat aynı grup içinde kalan anlamları ifade etmesi. Anlamların esnek olması; bir anlam destesinden birini ifade etmesi.

2) Anlamlı seslerin az; yetersiz bulunması.

3) Bu yaklaşım ile sadece Türkçede değil, her hangi bir dildeki kelimeler, anılan anlamlı seslerle (birkaç anlamdan birinin seçilmesiyle) “doğru-yanlış” mecburi olarak anlamlandırılabilir.

4) Bu sözcüklerin de büyük bölümü şu an kullanılan Türkiye Türkçesinden değil.

5)Kelime listeleri.

6)Farklı dillerdeki Türkçe kelimeler ve bunlardaki Türkçe etkisi.

1) Anlamlı seslerin anlamı geneldir. Genel anlam, birden çok anlamın bir demet halinde tek sesle ifadesini sağlıyor. Bu durum kelimelerin incelenmesinden ortaya çıkıyor(Başlangıçta benim beklentim çok sayıda özgün anlamlı ses bulmak yönündeydi). Genel anlam, Türkçenin kendine özgü esnek yapısını yaratıyor. Kısa kelimeler; bir ve iki anlamlı sesten oluşan kelimeler, genel anlamlıdır. Bunlar “merkez anlamları” oluşturan kelimelerdir. Bunlar birbirinden farklı şeyleri ortaklaşa ifade etmekte kullanılabilir. Merkeze eklenen anlamlı seslerin sayısı arttıkça, anlam daha somutlaşmaktadır. Uzun kelimelerde anlam iyice hedefe özgülenmiştir.

2)Kitapta belirtildiği gibi anlam grubu sayısı azdır. Yirmi tanedir.  Aynı sesin etkin ve etkin olmayan anlamları da birbirlerinden farklıdır. Aynı sesler, etkin ve etkin olmayan isim ve eylemi de ifade etmektedir.

Sesler daima anlam inşasına yönelik olarak, bir protokole göre yerleşmektedir. Anlam, merkezi sesler üzerine inşa edilmekte ve sırayla sesler kendilerinden önceki anlamı nitelemektedirler.

Anlamlı seslerin az olması bir eksiklik midir? Yoksa dili güçlendiren, kurallarını oluşturup sağlam hale getiren bu mudur?

Bu gün cihazların digital dili, iki figürden oluşmaktadır. Bununla bir fotoğraf, film, müzik ve başka birçok şey ifade edilmektedir. Cihazlar birbirlerini bu lisanla anlamakta, bilgiyi bu lisanla transfer edebilmektedirler. Bunu iki olmadığı; işaretlemenin dört boyutta yapıldığı vb. söylenebilir. Sonuçta işaretler azdır. Bununla birlikte elektrik gel-gitleri ile kusursuz bir ifade ortaya çıkmaktadır.

Anlamlı sesleri sadece yirmi tane diye düşünmemek gerekir. Bunların sıralanması çok önemlidir. Merkezi anlam nitelenerek kelimenin özgün anlamı inşa edilmektedir.

3)Aynı seslerle bir başka dile ait olduğu düşünülen kelimelerin zorlama ile anlamlandırılması mümkün müdür? Hayır. Yabancı kelimenin Türkçe seslere göre anlamlandırılması mantıklı sonuçlar ortaya çıkartmıyor. Çıkan anlam, o dilin geçmişinde bile olması imkansız bir anlam yaratıyor. Bununla beraber, bazı dillerin durumu farklıdır. Bazı dillerde çok sayıda anlamlı ses ortaklığı var, ancak kelime sıralamaları farklı.

4)Kelime listelerinde yer alan sözcüklerin büyük bölümü şu an kullanılan Türkiye Türkçesi değildir. Eski döneme ait (antik kitaplar ve destanlardan toparlanmış) sözcüklerdir. Kaynağı kaynakçada vardır.

5)Türkçe kelimeler “merkezi anlamlarına” göre yaklaşık dört yüz(400), kökten(kaynaktan) oluşur(kendim için hazırladığım bir tabloyu ekte gönderiyorum). Her biri bir akraba grup oluşturuyor. Merkezi kelimeye, ilave edilen, yeni anlamlı seslerle yeni akraba kelimeler ortaya çıkmaktadır. TASO da kelime listeleri işte bu köklere(yalın anlamlı sesten ya da iki anlamlı sesten oluşan karmaşık kelimeler) göre listelenmiştir.

6)Bana göre, Yabancı bir dilde “yazılışı ve anlamı” itibariyle Türkçe kelimeye rastladığımızda, bu dilde o kelimenin böyle bir devamı(akrabası) var mıdır? Diye bakılması faydalı olabilir. Eğer kelimenin devamı(akrabaları) yoksa bu bir bağımsız alış diyebiliriz.

Her bir ortak kelimenin birkaç akrabası da yer alıyorsa, kuvvetli bir etkilenmeden bahsetmek gerekir. Buna benzer ortak kelimeler kural oluşturacak tarzda çok sayıda mevcutsa, yargıya varabiliriz.

Kelime listelerim anlam akrabalığını ortaya çıkartmak amacıyla düzenlenmiştir. Örnek olarak; ört(Earth) kelimesi “ör” listesinde yer almaktadır. Ö anlamlı sesine ilişkin yapılan açıklamalarda(sahife100); serili olmak-örtmek, örtülü, gömülü vb anlamlar vardır. ÖR listesinde ise(sahife108); olmak(AR) anlamlı sesi ö anlamlı sesiyle nitelenmektedir. Yani “serili olmak-örtmek, örtülü, gömülü vb olmak” bu listenin içeriğinde vardır. Başka şeyler de var. Kelimenin akrabaları ÖR listesindedir. Bu RA-AR listesi içindedir. Yakın akrabalar ise Ö listesindedir ve buradaki anlamlar da birbirlerini desteklemekte ve doğrulamaktalar.

Bence Dünyanın düz sanıldığı dönemde Yere, Earth denilmesi ihtimali yüksektir. Bu dilde başka akraba kelime de aramalıyız(ben bulamadım).

Türkçeyle kaynağı aynı olan dillerin tamamen aynı kelimeleri üretmesi beklenmemelidir. Kelime inşası farklı topluluklarda farklı yolaklar izleyebilir. Ortak kültürel yaşam kullanılan kelimeleri benzeştirir.

Bana göre Türkçe, ifade kapasitesi, kullanılma ve öğrenilme kolaylığı, etkileyici olması yönünden rakipsizdir. 

İstanbul. 3 Şubat.

Saygılar. 

E. Gürcan Çavdaroğlu


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Deniz Can

    Deniz Can 04.02.2019

    Si sesini özellikle inceledim, si sesinin belli şekil, davranış ya da duygu ortaklığında birleşen pek çok kelimenin ifadesinde kullanıldığını gördüm. Si ile başlayan kelimelerden beş altı öbek oluşabiliyor bu şekilde ama tümünden değil, yarısından. Merak etmeyin bu öbekleri yazmayacağım. Amacım enerjinizi çalmak değil. Konu beni heyecanlandırıyor, ne zaman bu konuda bir yazı paylaşılsa aklım hep bu konuda oluyor, takılıyorum, ve düşüncelerimi paylaşmayı da seviyorum. 19 rakamının nelere kadir olduğunun kitabı yazıldı, herhangi başka bir rakam üzerine de benzer kitaplar yazılabilir, Sesleri de böyle düşünmek mi gerekir bilemiyorum, bir yandan neredeyse sonsuz ses var bir yandan da insanların belli duygular karşısında çıkardıkları sesler, acı, keder, sevinç, korku v.s. bu seslerde ortaklık kurulabiliyorsa eğer, diğerlerinde de olabilir düşüncesi, hele aynı topluluğa aitlerse. AYA’ya yorum yaptığı için teşekkür ediyorum, her şeye rağmen. (!) Saygıyla.

  • Deniz Can

    Deniz Can 04.02.2019

    Yazıyı okuduğumda aklıma ilk gelen sini- tepsi ilişkisiydi. Her ikisinde ortak si sesinin olması ve formlarının yuvarlak olması, bugün tepsi her formda olsa da çocukluğumda kucaklayıp mahalle fırınına götürdüğüm tepsiler hep daire formluydu. Bunu başka kelimelerle destekleyebilir miyim dediğimde yazdıklarımın dışında pek çok örnekle karşılaştım, bir kısmı hatta büyük kısmı insan fizyolojisi ile ilgiliydi onları yazmadım, en bariz olan bir kaçını yazmayı tercih ettim. Burada kelimelerin kökenlerini önemsemedim çünkü bir yanda da tüm dillerin ortak bir atası olduğu savı var. Türkçe ile diğer dillerin ilişkisini sorgularken harfler, heceler ve bunların uyumu kadar seslerin uyumu da önemli bir belirleyici. AYA ‘nın yorumu üzerine do ve si arası seslere de baktım, bu seslerin kelime başında olanlarına baktığım için belki hiç biri sayı olarak si sesine ulaşamıyor ayrıca ortak bir özellik bulamadım, çok da uğraşmadım açıkçası. .....

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 02.02.2019

    Topa girmek istemiyodum ama mecbur hissettim. "Anlamlı" ses öbeklerine inanmak bi amentü meselesidir. Beni aşar. Yapım, çekim eklerine bişey demiyorum. Onları tartışmıyoruz zaten. Şimdi John Dennis'in örneklerine gelelim. Silo yuvarlak olmak zorunda değildir. Tahıl ambarı neticede. Kökeni Yonanca. Siros! Küp (toprak) anlamında. Silindir ve sirkülasyon ortak kökten çıkmadır. "Kik" falan diye okunabilecek bi kök bu. Bildiğiniz halka, yüzük, çember falan demek. Dikkat! Si değil, Ki!!! Aman diyeyim. Si biraz tehlikeli bi ses öbeği. Do var. Re var. Mi var. Fa var. Sol var. La var. Si'ye gelesiye kadaaar!!! Misal, erkek genitali yuvarlak sayılmaz. Döngü de içermez. En azından benim gördüklerim... Tekrar aman diyeyim!

  • Deniz Can

    Deniz Can 02.02.2019

    Anlamlı seslerden biri de 'si' olabilir mi acaba. Yuvarlak şekil ve döngü içeren hareket ifadesi, örnek tepsi, sini, silo, silindir, sirkülasyon.

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 02.02.2019

    1. "Yahudi-Siyonist" lafını gördüğüm neredeyse her yerde sabit bi tepkim var artık: "Kapat oğlum, deli saçması bu" deyip çöpe atıyorum. Bütün yahudiler siyonist değildir. Kaldı ki, Türkiye Cumhuriyeti, İsrael kurulmadan evvel yahudiler için çok cazip bi memleketti (hala bile öyle sayılabilir). Onu sabote etmeye niye çalışacaklardı ki? Manyak mı bu insanlar? Anadili Türkiye Türkçesi olan milyon tane yahudi var. Şu saçmalığa hakikaten tahammülüm kalmadı. 2. Sun (İngilizcede güneş olan) ile sun-mak arasında hiç bağlantı yok. Tasmanya kurdu ile normal kurdun benzerliği daha fazla. Bunu daha evvelden yazdıydım. Neyse! 3. Hyeroglif işini fazla takmayın; sıyırırsınız. Aman! 4. Woman'ın etimolojisi Gürcan Bey'in dedikleri ile alakasız. 5. Reha Muhtar Atina'dan bildirdi.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.