Ünlü Seviciliğinde – Şimdilik – Son Nokta: Haluk Bilginer’den Muhalif Çıkartmak

Ünlü Seviciliğinde – Şimdilik – Son Nokta: Haluk Bilginer’den Muhalif Çıkartmak

Son yıllarda bitmek bilmeyen bir inat, hatta hırsla ünlülerin ülkedeki hegemonyaya karşı sembolik, hatta yüzeysel tepkilerinin üzerine atlayıp o ünlülerden muhalif devşirme çalışmalarını sürdüren muhalif basın ve örgütlerimizin son denemesi olarak önceki günlerde Haluk Bilginer göze çarptı. Bir anda Sol, Cumhuriyet, Birgün, Duvar gibi popüler muhalif yayınların peşi sıra paylaştıkları haberde Haluk Bilginer uzadıkça uzayan ve 170 dakikaya varan dizi sürelerini eleştiriyordu. Ona göre diziler hayat gibi az ve öz olmalıydı. Peki, Bilginer, aklı başında hiç kimsenin hayır diyemeyeceği bu durumu ne zaman dile getirme gereği duydu? Elbette başrolü oynadığı, Puhu TV’de yayınlanan yeni internet dizisi Şahsiyet’in ilk bölümü sonrasında. Nexflix ve Hulu TV’nin yıllardır uyguladıkları ve nihayet televizyon ve hatta sinema deneyimini bir daha asla eskisi gibi olmayacak şekilde değiştirdikleri teknolojik dönüşümün kuyruğundan yakalayan ülkemiz yayıncılık sahasının bir yıldır uyguladığı yeni eğilimin öncülerinden Puhu TV’nin dizi reklamından farksız olan bu içerik haber değeri taşıyor mu?

Ülkenin en önemli ve yetenekli sahne sanatçılarından birinin sözü elbette haber değeri taşıyor ancak bu değer muhalif yayınlar için de geçerli mi ya da yeterli mi? Uzun dizi sürelerin yayıncılık ve seyir açısından akıldışılığı meselenin ardında yatan emek sömürüsü göz önüne alındığında en hafif tabirle lüks bir tepki halini alıyor. Zira uzun dizi süreleri, her hafta yeni bölüm yetiştirme gayretiyle insanüstü bir emeği zorunlu kılarak yüzlerce hatta belki binlerce set emekçisinin sömürülmesiyle mümkün olabiliyor. Boş zamanları geçtik, uyku sürelerinden bile mahkûm kalan, mektepli ya da alaylı set emekçilerinin, sinematografik açıdan yerlerde sürünen ürünleri her hafta yetiştirmek için gösterdikleri çaba ve bu çabanın bitmek bilmeyen sömürüsü, setlerde yaşanan ölümlerle birlikte erken dönem kapitalist vahşetini anımsatır bir hal aldı. Sendikalaşma yoluna da giden ve aslında her biri aynı zamanda birer sanatçı da olan set emekçileri, ne yazık ki ulusal ölçekte seslerini 2011’den bu yana duyuramıyorlar. O yıl “Yerli Dizi, Yersiz Uzun” sloganıyla kitlesel gösterilerde bulunan set emekçilerine pek çok ünlü ad da destek verirken Haluk Bilginer’i orada görmek mümkün değildi. Bunun sebebi kendisinin o yıl 170’lik dizilerde rol alıyor oluşu olabilir mi? Acaba o zamanlar diziler hayat gibi az ve öz olmak zorunda değil miydi? Bilginer’in tutarlılığı konumuz değil. Elbette o dönem ve sonrasında, şimdi eleştirdiği uzun süreli dizilerde rol almış olmasının kendince açıklamaları olacaktır. Özel tiyatrosunu ayakta tutmak vb. Bu uğurda zaten Bilginer reklamlarda da oynayan ve sıklıkla reklam seslendiren bir sanatçı. Sorun, son açıklamasıyla kendi dünyasındaki tutarlılığı da yitirmiş olan Bilginer’i muhalifmiş gibi, önemli bir söz sarf edermişçesine haberleştirmek. O Bilginer ki, AKP devlet tiyatrolarını kapatma kararı aldığında bu karara desteğini dile getirmiş bir sanatçı. Şimdiki Bilginer ise yeni teknolojiye ve bu teknolojiyle belirlenen yeni eğilime ayak uydurmuş olmanın heyecanlı gururuyla daha düne kadar kendisinin de rol aldığı uzun dizileri eleştiriyor. Hem de set emekçileriyle ilgili en ufak bir duyarlılık göstermeden ya da tepkisini bu noktada temellendirmeden.

Dizi faslı dışında başka cümleler de sarf ediyor Bilginer. Şahsiyet’te canlandırdığı seri katil rolü için hiçbir hazırlık yapmadığını zira her insanın bir seri katil olduğunu, ancak bunu ortaya çıkarmadığını belirtiyor. Yani insan doğası var mıdır yok mudur sorusunu geçip, “vardır ve potansiyel katildir” diye buyuruyor. Bu sekter önerme de, insan doğası olmadığını savunan yayın organlarında herhangi bir yorum yapılmadan haberleştiriliyor. Haberleştiriliyor çünkü Haluk Bilginer ünlü ve bu sayede okurun ilgisi çekilebilir. Her şey daha fazla tıklanmak adına ne de olsa. Peki, bu daha fazla tıklanmaların, giderek yaygınlaşan ve epey okunan bir yayın organı halini almanın somut bir geri dönüşü oluyor mu? Oluyor ise öğrenmeyi çok isteriz. Belki bu sayede sosyalist yayın organlarının sayfalarını gururla işgal eden kapitalist reklamlardan kurtulmaya dair bir umut belirebilir.

Sonuç olarak muhalif bir yayın organı, herhangi bir ana akım yayın olmadığı için haber değeri olduğunu düşündüğü içerikleri daha kapsamlı değerlendirebilme ve yorumlayabilme, çoğunluğun yakalayamayacağı ayrımlara varabilmeyi yetisine sahip olmalıdır. Muhalif yayıncılık yandaşlıktan çok daha zor ama bir o kadar da önemlidir. Muhalif yayınlarımızın kapalı devre solculuğu ve kendi örgütleri, yakınları dışında hiçbir muhalif yayını, örgütü kale almayan yayıncılıkları, hiçbir muhaliflik sergilemeyen ünlüleri sırf daha çok tıklanma adına haberleştirdiklerinde daha da göze batıyor. Birkaç somut örnek vermek gerekirse, Atilla Taş’ın sosyal medyada kendince gösterdiği tepkiselliği “muhalefet olsun çamurdan olsun” yaklaşımıyla yıllar yılı haber yapanlar, aynı Taş bir tweetinde Muhsin Yazıcıoğlu’nu andığında kalakalıyorlar. Barbaros Şansal’ın tweetlerine muhaliflik (tıklanma) adına değer biçenler, Şansal Necmettin Erbakan’ı övünce ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Genco Erkal’ı kutsayanlar, Erkal komünizm düşmanı film müsveddesi Stalin’in Ölümü’ne duyduğu hayranlığı, bir de üstüne Stalin ile zamane diktatörlerini eşleştiren tweet eşliğinde dile getirdiğinde eleştiri kabiliyetlerini yitiriyorlar. Burada sorun Taş, Şansal ya da Erkal ve onların muhalif derinlikleri değil. Sorun dayanışma ve örgütlenme sözcüklerini ağızlarından düşürmedikleri halde dayanışma gerektiren yapılanmalarla asla bir araya gelmeyen hatta onlara açıkça kapalı olanların, muhalif devşirme görünümlü popülerlik kazanma ve tık peşinde koşma uğruna kendi ideolojileriyle çelişebilecek içeriklere eğilmeleri ve kırmızı çizgilerini ihlal ettirmeleridir. Yegâne talebimiz dürüstlük ve elbette samimi bir dayanışma. Ünlülerden muhalif yaratmaktan ziyade öncelikle ihtiyacımız olan tam da budur, bu olmalıdır.

Bu arada unutmadan; Haluk Bilginer’in Şahsiyet’inin bölüm süresi 72 dakika. Yani o çok beğenilen yabancı dizilerin sürelerinden hala bir hayli uzun!

Onur Keşaplı

 


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • editör

    editör 22.03.2018

    Takma adlı yorumcu. Canan Karatay'dan bahseden. Oradan bize mi laf sokacaksın akıllım, süper zekam. Biz Canan Karatay hayranı değiliz. Yamukluklarını da eleştirmesini biliyoruz. Sizlerin dandik yayınlarınızda Haluk Bilginer gibileri eleştirilemez ama. Tuttuğunuz popülerler eleştirilemez. Karatay her geçen gün daha çok yamuluyor ama, hala sizin TTB'nizden, akademinizden daha az yamuk. Çünkü onlar yamuk olamayacak kadar çamursu.

  • Alt İnsan

    Alt İnsan 22.03.2018

    Haberciliktir, haberdir, hadi bunları da versinler diyelim iyi niyetle. Fakat yazıda belirtildiği gibi habercilik iyi niyetinden verilmiyor bu haberler. Bu tiplerden destek almak ve tık sayısı artırmak. Niyet böyle. Yoksa bırakın önemli sanatsal etkinlikleri, kendi dışlarındaki solun siyasi eylemlerini bile haber yapmazlar. Anca orada geniş çaplı bir olay çıkacak, birileri ölecek falan..... Hatta kendi yazarlarının konferanslarını, kitaplarını bile çekirdek kadrodan değilse duyurmazlar.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.