YAŞANTIMIZI DEĞİŞTİRELİM

YAŞANTIMIZI DEĞİŞTİRELİM

Editör Sunumu: Sosyalizme sevdalı genç bir okurumuzdan gelen mektuptur. Birçok doğru içermekle birlikte hayli de naif. Gerçi sosyalizm gençlik ve naiflik işidir. Bunu da kavramalıyız. Bugünün gençleri naif mi? Çok büyük çoğunluğu ne genç ne naif. Bir ayakları çukurda. Ruhen. Gençliği ise anasının gözü olmak sanıyorlar. Sol, sosyalist, komünist yayınlara bakıyoruz. Cafcaflı vitrinlerinin arkası sol namına bomboş. Doğrudan kapitalist marketlere açılıyor. Sol, sosyalist kitle de bundan hoşlanıyor. Çünkü arkaları sol namına bomboş. Bu koşullarda böyle söylemleri sürdürmek anlamlı mı? Git gide daha büyük kuşkuya düşüyorum. Gittiği yere kadar…   

 

     Her seferinde aynı yöntemleri kullanıp aynı sonuçlara ulaşıyorsak ve bu sonuçlar bizi hiç mutlu etmiyorsa, ortada ciddi bir hata var demektir. Sorunları düşünce tarzımızı değiştirmeden çözemiyorsak, düşünce tarzımızı değiştirmenin zamanı gelmiştir. Yeni bakış açıları kazanmak, göremediğimizi görmek için istekli olmak zorundayız. Aksi takdirde düşüncemizi yeniliklere, değişimlere kapatmış oluruz. Yıl olmuş 2018 ve hâlâ birçok sorunu çözememişiz. Önümüzde çözüm bekleyen yığınca sorun var. Öyleyse ne yapılmalı? Çözüm üretmek için yola çıkmışsak ve yıllarca uğraşmamıza rağmen hâlâ sorunlar yerli yerinde duruyorsa durup düşünmeliyiz. Artık bir yerlerde yanlış yaptığımızı görmeliyiz.

     Türkiye’de sorunları çözme iddiası taşıyorsanız, mutlaka politik olmak zorundasınız. Siz politik olmuyorsanız, devasa sorunları değil; yalnızca kendi hayatınızı ilgilendiren birtakım sorunları çözebilirsiniz. Onları da asla tam anlamıyla çözüme kavuşturamazsınız. Çünkü bireysel olarak her birimizin sorunu, bir bakıma toplumun büyük sorunlarının küçük ölçekli yansımalarıdır. Öyleyse politikleşmek kaçınılmaz. Peki, nasıl bir politikleşmekten bahsediyoruz? Siyaset, toplumu dönüştürmek ve değiştirmek için bir araçtır. Bu araç kimin ya da hangi sınıfın eline geçerse, o gücün istediği biçimde bir değişim olur. İktidar dediğimiz mekanizmayı eline geçiren kuvvet;  kendi düşüncesi doğrultusunda sorunlara ya çözüm üretir ya da çözümsüzlük. Bizim gibi toplumsal bilincin yüksek düzeyde olmadığı toplumlarda iktidar her şeydir. Çünkü seçimlerde yetkiyi alan, her türlü etkiyi yaratır. İstediği kararları alır, istediği gibi ülkeyi yönetir. Öyleyse, Türkiye’nin sorunlarına çözüm üretme kaygısı taşıyan düşünen kafalar, iktidarı ele geçirmek zorundadır. İktidarı alamamışsanız, istediğiniz kadar namuslu, dürüst, çalışkan olun birileri gelir tepenize çöker. Sizin yaşam alanlarınızı daraltır. Yapmak istediklerinizin önüne türlü engeller koyar.

      Akp iktidarından kurtulmak istiyoruz. Yerine halkın birikmiş ve yıllardır çözüm bekleyen sorunlarına deva olmak istiyoruz. Çünkü aydın vicdanı bunu gerektiriyor. Aydın, yaşadığı topluma kayıtsız kalmayan kişidir. Akp’den kurtulmak zorundayız fakat bugün çeşitli nedenlerle Akp karşıtı olan çevrelerin sözlerine neden itibar edilmiyor? Halk, özellikle de emeği ile geçinen milyonlarca aile, neden muhalefetin sözlerine önem vermiyor? Yoksa halk, güzel günler görmek istemiyor mu? Elbette istiyor. Halk, her zaman rahat yaşamak ister. Emeğinin karşılığını almak ister. Sigorta ister. İş güvencesi ister. Sağlıklı yaşamak ister. Temiz, güvenli ve ferah konutlarda yaşamak ister. Dengeli beslenmek ister. Temiz bir çevre ister. Ücretsiz eğitim ister. Dinlenmek, eğlenmek ister. Bütün bu istekler, her insanın sadece insan olduğu için sahip olması gereken haklardır. Fakat bu haklar nedense devlet tarafından yurttaşlara sunulmaz. Yurttaşların rahatı değil; kapitalist-emperyalist sistemin uygulayıcılarının ve onların işbirlikçilerinin rahatı düşünülür her zaman. Çünkü sistem bu şekilde kurulmuştur. En üstte en çok yiyenler, onların bir alt basamağında biraz daha az yiyenler sonra daha az yiyenler…Devlet mekanizmasında böyle bir hiyerarşi vardır. İktidara gelen her düzen partisi neyi ne kadar yiyeceğini çok iyi bilir. Herkesin pastadan payı vardır ve bu pay öyle bir dağıtılmalı ki kimse bu çarka çomak sokmamalıdır.

     Türkiye’de Akp iktidarına karşı olan herkese ‘muhalif’ denir. Nedense bu muhaliflerin homojen olduğu düşünülür. ‘’Bütün muhalifler iyidir ve bütün muhalifler, tek adama karşı birleşmelidir.’’ Düşüncesini sık sık duyarız. Ben bu düşünceye katılmıyorum. Çünkü muhaliflerin içinde de çeşitli sınıflandırmalar yapmak gerekiyor. Yoksa iktidarlar değişir ama sistem baki kalır. Öncelikle her sakallıyı dedemiz sanmaktan vazgeçmeliyiz. Kendisine solcuyum, ilericiyim, devrimciyim,  sosyalistim diyen herkese yoldaş gözüyle bakmaktan vazgeçmeliyiz. Birleşe birleşe kazanacağız ama öncelikle aramızdaki ayrık otlarını temizlemeliyiz. Düzeni değiştirmek istiyorsak mutlaka bunu yapmalıyız.

      Devrimciliğin, solculuğun tanımını yeniden yapmalıyız. Kavram kargaşası yaşıyoruz. Her şey çorba olmuş. Öncelikle iktidarı değil, emperyalist-kapitalist sistemi hedef tahtasına oturtmalıyız. Büyük resmi asla gözden kaçırmamalıyız. Bugünün Türkiye’sinde de, Marks döneminin  Almanya’sında da, Lenin döneminin Rusya’sında da hiç değişmemiş devrimcilik, solculuk, sosyalistlik ölçütleri vardır: Evvele emperyalizme karşı çıkacaksınız. Nato’ya karşı çıkacaksınız. Emperyalizmin üslerinin kapatılmasını isteyeceksiniz. AB’ye, İMF’ye karşı çıkacaksınız. Özelleştirmeleri değil, kamulaştırmayı savunacaksınız. Gelir dağılımında adaleti savunacaksınız. Sınıf çıkarlarını ikinci planda bırakan etnik ve mezhepsel siyasetlerden uzak duracaksınız. Laikliği ve aydınlanmayı savunacaksınız. Adalete, özgürlüğe, eşitliğe aşık olacaksınız.

     Her şeyden önemlisi bütün bu ilkeleri yaşantınızla bütünleştireceksiniz. Bir devrimci nasıl yaşaması gerekiyorsa öyle yaşayacak. Düşündüğü gibi yaşayamayan, halkı kandırıyor demektir. Sosyalist yaşam biçimini benimsemek ve çevremizde iyi bir sosyalist olarak tanınmak zorundayız. Sosyalizm, her şeyden önce insan sevgisi üzerine inşa edilmiş bir ideolojidir. İnsanları sevmek için sosyalizmin gelmesini mi bekleyeceğiz? Vaktini alışveriş merkezlerinde geçiren bir kişiden sosyalist olmaz. Hem kapitalizmin nimetlerinden yararlanırım hem de sosyalist olurum derseniz, rezil olursunuz. Size çocuklar bile güler. Düzenin istediği insan olmayacaksınız. Reklamların gözünüzü boyamasına izin vermeyeceksiniz. Yozlaşmayacaksınız. Futbol ile kapitalizm ilişkisini görecek ve tavır alacaksınız. Sistemin yönlendirdiği basını takip etmeyeceksiniz.  Sade yaşayacaksınız. Lüks bir yaşantı hayali kurmayacaksınız. Yurtdışına kaçma planları yapmayacaksınız. İhtiyacınız kadar tüketeceksiniz. İşinizi en iyi şekilde yapmaya özen göstereceksiniz. Haksızlıklara elinizden geldiğince tepki vereceksiniz. İnsanların özgürlüğüne saygı duyacaksınız. Vaktinizi zengin mahallelerinde değil; yoksul halkın yaşadığı yerde geçireceksiniz. Bilim ve sanatla içli dışlı olacaksınız. Doğaya zarar vermeyeceksiniz. Zihninizi dogmalardan temizleyeceksiniz. Hiçbir tabunun beyninizi esir almasına izin vermeyeceksiniz. Erdemli bir insan olmak için çabalayacaksınız. Sosyalist bir dünyayı istiyorsak; önce sosyalist insanı inşa etmeliyiz. Türkiye’de bu niteliklere uygun  gerçek anlamda yüz bin kişi var mıdır? Eğer olursa bir şeyler değişmeye başlayacaktır. Henüz hiçbir şey değişmediğine göre demek ki gerçek anlamda muhalifimiz son derece az. Bugün gündelik siyasetten kafamızı kaldırıp, kendimizi sorgulamak zorundayız. Herkes kendisine şu soruyu sorsun: Ben ne kadar sosyalistim?

Bayram Ali Günal    


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Gizem aydın

    Gizem aydın 24.03.2018

    Çok güzel bir yazı olmuş tebrik ederim 😃

  • Mehmet Doğan

    Mehmet Doğan 24.03.2018

    İnsanların tutkuları, beğenileri ve çelişkileri üzerinden gidip sosyalist insan inşasına soyunanların çoğunun sonu tarihin karanlık dehlizlerine atılmak olmuştur. Karl Marx insanı bütün felsefi düşüncesinin ve bilimsel yönteminin merkezine koyar. Bu yüzden de gördükleri karşısında kendisinin "Marksist" olmadığını dile getirecek kadar uzun yaşamıştır. Karl Marx için aslolan insandır. Ne yazık ki bazıları, sınıfı bireyin üstünde ya da bireyi sınıfa bir tehdit olarak görmüştür. Ve o andan itibaren de çürüme ve yozlaşma başlamıştır. Oysa ne birey sınıfa bir tehdittir ne de sınıf bireye. Sosyalist insan inşa etmek yerine insanın özgürce ve eşitlik içinde ezilmeden ve sömürülmeden kendi kendini geliştirme potansiyeline erişebileceği bir toplumsal düzen inşa edilmelidir. Ve şu yoksulluk edebiyatı da artık bir kenara bırakılmalı. "Sosyalizm yoksulluğu vaaz etmez, aksine zenginliği paylaşmayı vaat eder."

  • harun cantürk

    harun cantürk 24.03.2018

    Sadece başlıkta yazan var. Nasıl değiştireceğimize dair ufak bir açıklama yok. Binlerce "ahlak" yazısından biri daha.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.