Önümüzdeki yıllarda ülkeyi neler bekliyor? Çözüm Ne?

Önümüzdeki yıllarda ülkeyi neler bekliyor? Çözüm Ne?

Medya, büyüğü, küçüğü, yandaşı, muhalifiyle insanın aklını alıyor. Sosyal medya tüy dikiyor. Korkunç bir bilgi, haber bombardımanı... İnsan zekasının çok üstünde bir yükleme. Üstelik bilgi akışının büyük bölümü kirli, çoğu çöp! Sonuçta her geçen yıl insan zihni lime lime dökülüyor, karakteri çürüyor.

Kitaplara kaçalım o zaman. Olası mı? Hayır! Kitap piyasası yine o oligarşik medyanın, aynı sermayenin, aynı kirli ilişkilerin elinde. Dağıtım tekeli kitapçıları karhanelere çevirmiş. Rafları yüzsüzce işgal eden, edepsizce pazarlanan pırtıklar birbirinden çok okunuyor. Edebiyatta ödüllendirme düzeneği ahlakı delik deşik etmeye yarıyor.

Tevekkeli değil siyasette, sosyal yaşamda, kültürde, iş yaşamında bunca rezilliğe boğuluyoruz.

Peki ÇÖZÜM? Çözüm var, ama zor. Bizden önermesi. Gerçekler acıtır. Gerçeği az buçuk değiştirme uğraşı daha da sancılıdır. Pek çoğunuz okuyacak ve ilk dakikada reddedeceksiniz. Bizden çağırması.

Tüm bunlar bir ölçüde siyasi tablonun sonucu. Ama siyasi tablo da işte bu sözünü ettiğimiz akılsal ve etik yozlaşmanın sonucu. Tavuk ve yumurta hikayesi.

Türkiye’yi siyasi ve sosyal bakımdan önümüzdeki yıllarda neler bekliyor? Kehanet değil, var olana gerçekçi ve dürüst bakabilmenin hediyesi. Öngörümüz neler? Madde madde…

Ve yine madde madde çözüm önerilerimiz...   

ÖNÜMÜZDEKİ YILLARDA (4-5 yıllık dönemde) TÜRKİYE’Yİ NELER BEKLİYOR?

BİR - Tayyip Erdoğan sağ ve sağlıklı olduğu sürece AKP’nin iktidarı yitirme olasılığı bir hayli düşük.

Bu olasılığın gerçekleşmesi için de, ya olağan dışı büyük ekonomik ve / veya siyasi çalkantılar yaşanması ya da bugünküne benzer koşullarda yeni bir güçlü siyasi liderin ortaya çıkması gerek.

AKP iktidarı devam ettiği sürece ekonomi bundan daha iyi olmayacak. Büyük olasılıkla daha kötü olacak. Ancak muhalif uzmanların öngördüğü gibi çok büyük bir çöküntü büyük olasılıkla yaşanmayacak. Çünkü Türkiye’nin  sosyal ve ekonomik yapısı muhaliflerin iddia ettiği kadar kof değil, hayli güçlü. Küresel kapitalizmle bağlar sıkı. Yine de çok büyük bir kriz, hayli düşük olasılıkla beklenebilir.

Türkiye sosyal yapısı önümüzdeki yıllarda daha da kötüleşecek. Kutuplaşma, yabancılaşma, ahlaki çöküntü, bencilleşme, cahilleşme ve akıl boşluğu artacak. Hem sağda hem de “sol” demek zorunda kaldığımız bugünkü çakma solda, hem de apolitik kesimlerde düzey daha da düşecek. Dinsel gericileşme ve devletin dincileşmesi artacak. Ancak bu sahte dindar gericileşmenin de bir sınırı var. Muhaliflerin korktuğu ölçüde bir dincileşme yaşanmayacak. Çünkü bir yandan dindarlar arasında, öte yandan dindarlaşmaya tepki duyanlar katında bu samimiyetsiz ve despot dindarlığa karşı tepki de artıyor. İktidarı destekleyenler arasında bile azımsanmayacak oranda artıyor. Öte yandan iktidar paraya ve piyasaya tapınırcasına bağımlı. O da aşırı dincileşmenin önünde bir engel. Yine de “siyasal dincilik” dediğimiz şey çok tuhaf bir sosyal olgu. Her kılığa girebiliyor, kapitalizmin en tiksindirici biçimlerine kolayca uyum sağlayabiliyor. Tehlike geçmiştekinden daha ciddi boyutlarda.

Türkiye’de etnik veya dinsel bir yaygın iç savaş çıkma olasılığı var, ama çok düşük.

İKİ - Yeni bir lider çıkarsa büyük olasılıkla soldan çıkmayacak. Şimdiki lider ve lider adayları arasından çıkma ihtimali çok yüksek değil, ama çok da düşük değil.  Alternatif lider çıkacaksa büyük olasılıkla sağdan çıkacak. Neden soldan çıkma olasılığı çok zayıf? Çünkü sol kadro ve taban “sol” olma niteliğini büyük ölçüde yitirmiş durumda. Bir yandan kapitalizme güncel gerçek yaşamda her bakımdan ileri derecede bağlı-bağımlı; öte yandan alt düzey sünni emekçilerden, ezilenlerden tümüyle kopmuş halde. Siyasi güç ve iktidar bir ölçüde de olsa kesinlik ister, netlik ister. Ne tam sağcı ne gerçek solcu olabilen mevcut potansiyel başarısızlığa mahkumdur.

ÜÇ - AKP’nin iktidarını sürdürme rahatlığı, yarı yarıya kendi yetenek ve gayretlerinden, kapitalizmi iyi yönetme becerisinden, bunu sosyal devlete yakınlaştırma gerçeğinden kaynaklıysa; yarı yarıya da ona karşı seçeneğin, yani muhalefetin olağan dışı kofluğundan kaynaklı. Örneğin bugünkü CHP ve onun yönetimi değişmediği sürece AKP’ye karşı “sol” seçeneğin başarısı: Sıfıra yakın olasılıkta.

CHP’nin başarısı ancak liderini ve lider kadrosunu değiştirmesine bağlı. Bu CHP AKP iktidarının en önemli garantisi.

CHP’de az buçuk sol, az buçuk emperyalizme kafa tutabilen ya da hiç değilse AKP liderleri gibi bunun rolünü iyi yapabilen liderin çıkma olasılığı mevcut lider adayları arasında çok düşük.

DÖRT - Vatan Partisi’nin soldaki bu arayış ve açlığı değerlendirebilme olasılığı yüzde birin altında olasılıkla çok düşük. Doğu Perinçek sağ ve sıhhatte olduğu sürece ve CHP içinden aklı başında ve güçlü bir lider çıkmadıkça, ulusalcı potansiyelin iktidara seçenek bir güç haline gelebilmesi sıfıra yakın olasılıkla çok düşük.  Çünkü geniş bir muhalif kesimde VP’ne hiç güvenilmiyor. Güvenin daha da azalması için kendi önderlikleri ellerinden geleni esirgemiyor. Sayın Perinçek, önemli bir potansiyeli (bir bölümünü kendi yaratmıştır-hakkını teslim gerek) çok kötü kullanmakla Kılıçdaroğlu gibilerin koltukta kalma garantisidir. 

BEŞ - HDP’nin ve onu ittifak gücü gören tüm sahte sosyalist yapıların, ülke siyasetine sağladıkları yararın, verdikleri zararı biraz olsun dengelemesi ihtimali çok düşük. (CHP yönetimi bu ittifaka çok ciddi destek vererek kendi başarı şansını sıfırlıyor.) Bu yapıların Türkiye adına başarı şansları sıfıra yakın olasılıkla çok düşük.    

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

BİR - Yakın zamanda çıkma olasılığı düşük de olsa yeni olumlu lider beklenecek. Beklenirken yalnızca dua edilmeyecek tabii ki. Onun ortaya çıkma olasılığı aşağıdaki maddeler doğrultusunda güçlendirilecek. Bu kadar çamur bir ortama, bu denli kof kitleler, sözde aydınlar ortasına liderin en hası gelse şimdiki koşullarda hezimete uğrar. Çok ağır kriz koşullarında ise ne nereye gider, onu kimse kestiremez zaten. Ortamın düzeyi, insanın kalitesi birazcık artsın diye mücadele edilecek.

İKİ - Her kişi önce kendi evinin önünü süpürecek, kendini “olabildiğince” kirden arındıracak… Çevresine örnek, iyi-doğru çalışan, sağlıklı ilişkiler kuran bireyler haline gelmek için gayret edecek. Sosyal çabalarını, bağlantılarını, özverisini bu doğrultuda artıracak.

ÜÇ - İş bu gayret içindeki bireyler siyaset yaparken, siyasilerin ardından giderken, okuduğu yayını seçerken, yazı-kitap beğenirken vb… Hep sorgulayıcı olacak. Takım taraftarı veya büyük market müşterisi gibi önüne konanın peşinden sürüklenmeyecek. Hem kendini her gün eleştirebilecek, hem tüm ilişkilerini ve beğendiklerini… Herkesin haksız çıkarını, ilişkilerini değerlendirebilecek, ona göre insan ve çevre seçecek, o yetenek ve yetkinliğe yükselecek. Ancak bu koşulla yapıcı ilişkiler geliştirecek. Aksi takdirde tüm yapıcılığı, büyük insani yıkıcılığa hizmet eder. Aynen bugünkü gibi.

DÖRT - Yaşadığımız dönemin salgın hastalığı aşırı siyaset. Neredeyse herkesin ağzında bilip bilmeden, çabalayıp emek vermeden bir siyaset. “Siyaset ishali” diyebiliriz buna. Sonucu: Gerçek siyasetin yitimi… Siyasetin kolerası yaşanıyor bugün. Siyaset azalmalı, yavaşlamalı. Yandaş basın gerçekleri çarpıtmanın şahikasını yaratıyor, sol basın ise onunla yarışmaya kalkıyor, yalan makinesine dönüşüyor. Herkes gerçeğin istediği yanını anlatıyor, istemediği yanını gizliyor ya da çarpıtıyor. Ve herkes kapitalist ilişkilere aşırı bağımlı. Bu ortamda oluşan gerçek dışı beklentilere kapılmayın. Babanızın oğlu olsa kimsenin gazına gelmeyin. Kendi kendinizi de akıl dışı gazlara getirmeyin. Ancak umutsuzluğa da kapılmayın. Geniş kitleler uyandığında her şey farklı olacaktır, o dönemde zaten her şey size bugünkü sahte beklentilerden bambaşka görünecektir. Ruhsal depresyonun hakimiyetine izin vermeyin.  

BEŞ - Gerçek gelişkin birey kitap okur, durmadan merak edip araştırırır. Gelişkin kişi okuduğu kitabı aklıyla ve yetkinliği ile seçecek. Önüne konan saman çuvalından tıkınmayacak. Bakın, “kitap pazarlama” dedik en başta, “ödül şebekeleri” dedik… Boşuna demedik. Şimdi size bazı yazar isimleri veriyorum, sadece edebiyattan.

Aytekin Yılmaz, İnan Sabırcan, Taylan Kara, Mehmet Uzun, Saba Altınsay, Cengiz Kar, Nefrin Tokyay, Sadık Aslankara, Nihat Genç, Ahmet Yıldız, Haydar Karataş, Aziz Hatman, Ali Dilber, Haldun Çubukçu, Fatih Atila…

Kaçını duydunuz? Kaçının kaç kitabını okudunuz? Şunu garanti ediyoruz: Bunların pek çok kitabı Türkiye’de ödül almış ya da arsızca pazarlanan yazarların kitaplarından iyidir. Teknik, dil ve ideolojik yaklaşım bakımından, edebiyat bakımından.

Bunun çözümle ne ilgisi var diyebilirsiniz. Öyle bir ilgisi var ki! 40 yıldır kitapçı raflarını boydan boya kaplayan o yazarları “iyi” diye bildiğiniz sürece, şu AKP iktidarı bu topluma iki numara büyük gelir. Bu toplum bu iktidarı bile hak etmez. Zaten yaşayarak gördünüz, dört beş yıl içinde dahasını da görürsünüz.

Sonuç: Doğru kitaplar okumaya çalışın, kitap pazarlamasının hiç değilse aşırısını, ödüllerin kötüye kullanımını şiddetle kınayın.

Ha, bir de: Tek başına iyi kitaplar, bilim veya edebiyat insanı düzeltmek için en sağlam reçete mi? Hayır, bunlar doğruların elinde sadece yararlı birer araç. Yoksa put  gibi bakılan o “muazzam” edebiyat, ikide bir alıntı yapılan o müthiş bilginler insanlığı çoktan kurtarırdı. Edebiyatın ve bilimin “entel” işi, yarı-aydın işi fetişleştirilmesine de izin vermeyin.

ALTI - Sosyal medyanın suyunu çıkarmayın. Sosyal medyanın bu biçim kullanımı insan zekasını geriletiyor, insan kişiliğine duyulan az buçuk güveni de ortadan kaldırıyor. Sosyal medya her aklımıza geleni sansürlemeden herkese yayma yeri sayılmamalı. Bu denli kirli ve aptalca bilgiler bu denli sorumsuzca ortaya saçılamaz. Değil biraz kitap, kısa makaleleri bile okumaya sıkılan, her okuduğu cümleyi de yanlış anlayan günümüz okumuşları, her bir şeyi, herkesten iyi biliyor. Her konuda fikir sahibi, her konuda tartışmaya giriyor… İnsanda varsa Freud ustanın dediği bir süper ego… Öyle bir şey kalmayacak yakında. Süper ego kavramını bilimsel bulmuyorsak, “korteks denetimi ve vicdan kalmayacak yakında” diyebiliriz. Nereye gidiyoruz? Bunu sorgulamalıyız. Akıllı insanlar, akılla bir yere varmak isteyen insanlar, sosyal medyayı dedikodu yuvasına çeviremez. Bu alanda kaliteyi biraz olsun yükseltelim, birbirimizi eleştirip hatalarımızı giderelim.       

****

Çözüm önerileri bu kadar. “Bunlar da çözüm mü” itirazı çok çıkacaktır. Okumadan yorum yazanlar yine kalabalık olacaktır. Bu güne dek hiçbir işe yaramamış reçetelerini yine burnumuza kakacaklardır.  

Öyle bir ilgisi var ki! Dediklerimizi hayata geçirecek 100 bin.. hatta 50 bin kişi ses verse… Bütün ülkenin kaderini değiştiririr.  

Yine de son söz olarak şunu söyleyeyim:

Tedavinin (çözümün) ilk yarısı tanıdır. Tanı yanlışsa zaten bugüne kadarki tüm çözüm iddiaları çakma doktor reçetesidir.  

Gerçek çözüm, tam çözüm diye bir şey zaten yoktur. Gerçeğe en yakın çözümleri “iyi” lider ve liderlik kadroları yaratır. Onu da zamanı gelince koşullar uygunsa yaşam içinde yaratır.

Ve yine de ve öte yandan doğru yolda yürümek bile bir bakıma çözümdür. Çözüm mücadeledir. Çoğu zaman varılacak yer değil, yoldur amaç…

Kaan Arslanoğlu


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • H.ÜNSAL

    H.ÜNSAL 24.04.2018

    Sayın Gülistan Ataş, dikkatiniz ve ilginiz beni sevindirdi. "Hegemonya savaşları" üzerinde çalışıyordumki, seçim zamazingosu yumurtlandı. Benim çalışma geçici olarak mecburen durdu. Hava bulutlu ve dağınık. dolayısıyla bir hafta on gün tembellik yapacağım. Saygılar efendim.

  • gülistan ataş

    gülistan ataş 23.04.2018

    Tüm tanılar ve çözümler çoğumuzun düşündüğü bazıları görmediklerimiz. Bir ek benden: Daha az kavga, az öfke küslükleri bitirme yoksa öfke de sağlıklı bir tepkidir :) Mesela Sayın H.ünsal yazı dizinizi umarım yazarsınız. Bir öfkeyle aksamıştı oysa ki bilgilendirici nokta atış tespitler vardı. Bunlar benim gözüme görünenlerin özetinin özeti. Sosyal medyanın berbat kültüründe iyice sahteleşiyor ve bayağılaşıyoruz oradan bu gerçek hayatlarımıza sirayet ediyor biribirimizle derin ilişkiler geliştirmek inanın ki zorlaşıyor. Olanların devam ettirilmesi ve çoğaltılması ümidiyle. Saygılar, sevgilerle

  • İNAN

    İNAN 22.04.2018

    Merhaba, verdiğiniz kitap adlarına müteakip, İzmir fuarından bildiriyorum😅 kitap adlarını yazmayayım, yayın evlerine göre, Can yayınları yeni baskısı yok, doğan kitap, bizde öyle bir kitap mı varmış yaaa, ithakide son kitabınız yok, Nihat Ateşin yayınevi oradaydı, kitaplarına denk gelemedim, Taylan Kara kitaplarını göremedim, topalın elemanlar ben standlara bakarken beni itip yüce lordun önünü boşalttılar, n’oluyo ülen diye arkamı döndüğümde, bir tanesi pardon dedi, duygulandım, adamlar neticede yol yaptı yoool. İthaki standında Özgür Karslı’nın ağabeyiyle tesadüfen tanıştık. iletişim yayınevinde Haydarın kitabı göremedim. Baskısını yapmıyor olabilirler. İthaki Mehmet Uzun’u sonradan rafa koydu, onları alabildim.

  • H.ÜNSAL

    H.ÜNSAL 19.04.2018

    Sayın M. DEMİRTÜRK kardeş, geçen yıl plebisit öncesi bir seri yazımda mesele üzerinde durmuştum. süreç içinde yeni yazılarla devam edeceğim. Endişelenmeye, umutsuzluğu kapılınmamalı. Toplumların evriminde böyle evreler doğal seleksiyon gibidir. Elbette bu meseleler üzerinde daha çoook tartışmalar yapacağız. Henüz işin başındayız. Saygılarımla...

  • Mete Demirtürk

    Mete Demirtürk 19.04.2018

    Özcan Bey, Kaan Hocanın tırnak içine aldığıniz sözlerine ben de bütün kalbimle katılıyorum. Ah, sn. H. Ünsal, keşke dediğiniz gibi bir"Pirus" zaferi olsa on beş yıldır yaşadıklarımız. Saygılar...

  • özcan

    özcan 19.04.2018

    Sosyal medya konusunda, belki de faşizanca, aşırı abartılı bulunabilecek görüşlerim var. Eğer olurki, bir yerlerde bir diktatör tarafından da yasaklansa, insanlığa zararından çok faydası olacaktır. İnsanlığı bu kadar çürüten, alçaltan, başka bir varlığa dönüştüren bir etki, daha öncesinde ancak savaşlardan, başka türlü büyük trajedilerin ardından ortaya çıkmıştır. Yararlı kullanım sözü bence geçersiz. Her türlü kötü etkisi var.

  • Özcan

    Özcan 19.04.2018

    "Her kişi önce kendi evinin önünü süpürecek, kendini “olabildiğince” kirden arındıracak…Çevresine örnek, iyi-doğru çalışan,sağlıklı ilişkiler kuran bireyler haline gelmek için gayret edecek.Sosyal çabalarını,bağlantılarını, özverisini bu doğrultuda artıracak." Kaan Bey, bu önerinize şiddetle katılıyorum.Kusura bakmayın ideoloji vs. mevzuları laf kalabalığı,hele ki modernizmi halen gerçekleştirememiş geri kalmış bir ülkede. Öncelikli iş, herkesin birey olmayı,duyguları anlamayı,olabildiğince tüketmemeyi öğrenmesidir,yoksa bu robot insanlar dünyayı yutacak. Ve şu anda bunu sağlayacak en önemli araç, artık unuttuğumuz duygu dünyamız. Bu da sanatta, özellikle de19. yüzyılın edebi klasiklerinde, 20. yüzyılın isyan edebiyatındadır. Günümüzde hikaye, roman vs. diye yazılan şeyler ,sadece bana mı öyle geliyor bilmiyorum da anti-sosyal, şizofrenik, içinde insana dair, ilişkilere dair hiçbir şey olmayan meşhur tabiriyle kaybeden, bunalım edebiyatı.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 19.04.2018

    Teşekkürler H. Ünsal, Yusuf Bodur ve de Nihat Ateş dostlarım. Ha, bir de ben bu yazıyı yazıp bitirdiğimde daha erken seçim kararı yoktu. Yayına hazırlarken karar çıktı, birlikte geldiler. Medya, sosyal medya, toplum olarak dibin dibine yolculuk ediyoruz. Siyaset onlardan beter. Haydi hayırlısı. Gereksiz beklentiye kapılmamak ama umudu da sıfırlamamak gerek. :)

  • H.ÜNSAL

    H.ÜNSAL 19.04.2018

    Dünyada da Türkiye’de de kelimenin tam manasında sol bir akım, hareket yoktur. Ne yazıkki yakın gelecekte de vücut bulmayacaktır. Liderleri iradeden bağımsız ülkelerin iç ve dış konjonktürel şartları zorunlu kılar ve çıkarır. Türkiye henüz o dip noktaya gelmedi. Geldiğinde sağdan da soldan da liderler çıkacaktır. Sosyalizm ise rüyalardaki gerçeklik olmaya devam edecektir. Saygılar, selamlar dostum. Ufkumuzu genişletiyorsun.

  • H.ÜNSAL

    H.ÜNSAL 19.04.2018

    21 yy’lın hegemonya savaşlarının orta doğu ve doğu Akdeniz jeopolitiğinde devam ettiği süre içinde emperyalist- kapitalist küresel sisteme tam entegre olmuş ama yönetilemeyen; ne Cumhuriyet, ne değil, ne klasik burjuva demokrasisi, ne değil. Melez bir düzen. Zamanın ruhuna uygun bu düzen Hegemonların TAM istediği yönetim idaresisidir. Türkiye’nin nasıl bir yola gireceği belirsizdir. Devam..

  • H.ÜNSAL

    H.ÜNSAL 19.04.2018

    İdeolojik varlığına son derece sadıktır. Siyasi olarak istikrarlıdır. Kurumlara, kurullara ve kurallara egemen bir yönetim iradesi göstermektedir. Bu irade 80 yıllık Laik Cumhuriyetin evrensel değerlerini belirli bir niceliğe kadar çökertecek bir iradedir. 15 yılda siyasal İslamcı hareket bir yere kadar başarı kazanmıştır. Ama bu bir “pirus” zaferidir. Yeni olanı kuramamaktadır. Kurması da mümkün değildir. Devam...

  • H.ÜNSAL

    H.ÜNSAL 19.04.2018

    Aziz K. ARSLANOĞLU dostum, Türkiye toplumunun son derece tayin edici koordinatlarının düğüm noktaları üzerinden yaptığınız analizlerinizin birçoğuna katılıyorum. Daha nitelikli yorum yapabilmek için meseleler üzerinde çalışıyorum. Şimdilik şuradan başlayayım. Erdoğan toplum önderi merhalesine erişmiş bir lider değildir. Emperyalist- kapitalist küresel hegomanik sistemin “yeşil kuşak” “büyük Ortadoğu projesi, “ılımlı İslam”, ve “Arap baharı” projelerinin sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi stratejisinin Türkiye’de ülkenin iç ve dış dinamikleriyle vücuda getirdiği, toplumun %20lik bir kesiminde --tüm hoterejenliğine rağmen-- güçlü bir anlam bulan siyasal İslamcı sosyolojik yapılanmanın temsilci yüzüdür. Devam...

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 18.04.2018

    Bu kadar buchluğu ben bile beklemiyordum...

  • Nihat Ateş

    Nihat Ateş 18.04.2018

    Sakın şiir okumayın, şiir bilinci köreltir. Sürekli anlattığımız, vurguladığımz hâkim edebiyat bunu için şiir kitaplarını pazarlar, kitapevlerinin en ön rafları şiir kitaplarıyla doludur. Korteks altına hitap eder, hayvan yanınızı ortaya çıkarır. Şiirle bu yok edici ortama direnmeniz mümkün değildir. Hele Ergin Günçe, A. Kadir, Hasan İzzettin Dinamo, Hasan Hüseyin, Rıfat Ilgaz, Brecht, Eluard, Aragon, Neruda, Turgut Uyar, Cahit Irgat, Ülkü Tamer, Sennuz Sezer, Özdemir İnce, Hüseyin Ferhad bilincinizi kırar, direnemezsiniz. Sakın okumayın. Zaten bunun için kitap ekleri, edebiyat dergileri sayfa sayfa şiir kitapları tanıtır, şiir yayınlarlar. Şiir edebiyat mıdır? Aşk olsun, olur mu öyle şey:)) Saygılar

  • yusuf bodur

    yusuf bodur 18.04.2018

    Resim de fal bakılan fincan sanki bizim mutfakta..Ayından bizde de var..İnsan kendisinden bir parçayı beklemedik bir şekilde görünce tuhaf oluyor..Dünya olasılıklar dünyası olunca olmaz olmaz oluyor..Köy köpeksiz olunca daha kolay..Ama işin puf noktası o dediğiniz ; sınıfsal değil kişisel yani o var olursa gibi ..Ne olur ne olmaz yani belirsiz..Zor günlerin tek ilacı samimi dostlarla omuz omuza olmak.. Saygılar..

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.