GÜLELİM, EĞLENELİM. EĞLENİRKEN ÖĞRENELİM. ÖĞRENDİKÇE COŞALIM!

GÜLELİM, EĞLENELİM. EĞLENİRKEN ÖĞRENELİM. ÖĞRENDİKÇE COŞALIM!

Bonjour! Nasılsınız ahali? Birazdan bi Konan coşumlamasıyla daha karşı karşıya kalacaksınız. Hazır mıyız? Bu sefer stimul-ATÖR Süleyman Sırrı Kazdal oldu (kendisi bundan sonra tarafımca SSK diye anılacak). Mamafih hayırlı da oldu gibime geliyo. Haydi bakalım. Bugün Crom değil Mitra adına!

 

Şimdi baĞzı maldiğneklerini peşinen uyarayım. Bu yazıyı geyik unsuru olsun diye yazmıyorum. Hiçbir yazımı o güdüyle yazmam zaten. Görmek isteyene çıkartılacak çok sonuç ve mucize var. Her yerde!.. Tamam mı minnoşlar?! Anlaştık mı? Anlaştıysak devam edelim. Dikkatli okuyuculara hediyelerim olacak. Kuponları nasıl keseceksiniz bilemem. Kıs kıs kısss.

 

Herkes giderken Mersin’e, ben giderim tersine. Havalar ısınıyo ama ben dün gripten ebem kertilmiş vaziyette yatıyodum. Gözümü açacak halim yoktu. Ateşim bi ara 39’u geçti. Titredim falan. Hayır, “İkra, ikra” diye bir sesler duyuyorum. Titremem arttı. “İkra, biismirabbikellezihalaka”… Dedim “Hayal görüyosun oolum Konan”. Ama üstüme yorgan örtecek kimse de yok. Kıçım açıkta kalmış. Kan ter içinde, kabuslardan uyana uyana, sabahı zor ettim. O yüzden de dün siteye hiç bakamadım.

 

Bu sabah işe gelince (gahrolsun gapitalizm – adam hastayken bile işe geliyo) şu İnsanbu sayfasını bi açiym dedim. Öyle takılırken Kaan Arslanoğlu’nun aptallık ve karaktersizlik üzerine yazdığı yazıya SSK’nın bi değini yapmış olduğunu gördüm. 08.05.2016 tarihli (Thulsa Doom’un yılanları kovalasın şu anneler günü şeysini) yorum aynen şöyle:

 

manipülatör, provokatör, eskavatör, prodüktör, kruvatör...daha aklıma gelmedi yahu! huuuuu ya ali! neyse,demek ki iyi yoldayız.anlayıp da anlamazlıktan geliyorlarsa yapılan doğrudur.ya oğlum boşlukları dolduralım,arka boş...hayırlı işler müdüriyet!

 

--- Nokta ve virgül değiştirmedim; biline!

 

Eveeet. Şimdi soruyorum. Daha önceden hiç I.Q. testi gören var mı? Ne alaka mı? Çok alakası var. Dikkat edin. İlk 5 kelimeyi bir I.Q. testinde ya da Emrehan Halıcı’nın Türkiye Zeka Vakfı yarışmalarındaki eleme sorularında görürseniz tepkiniz ne olurdu? Yavrucum, burdan Steven Pinker’ın How the Mind Works’ünü bedava özetliiceez, sonra da Güneş’i ve Tülay Hoca’yı yad edip çeyrek Nişanyanlık yapıcaaz. Sabredin az. Yes. Cevaplar?

 

Birinci Şakirt: ÖR?

Konan: Cıksss

 

İkinci Şakirt: TÖR?

Konan: Belki.

 

Üçüncü Şakirt: Ko Nan, bu soru yanlış!

Konan: Afferim! Hemen çakozladın şakirtcim. Tebriks milsss!

 

Madde madde gidek mi?

 

  1. ÖR olmayacağı zaten tartışma götürmez. Çünkü ÖR diyene R de denir. Hoş olmaz. Bu arada, -ör ile biten öztürkçeserengilce ne kadar az kelime var! Ör… Gör… Kör… İlk ikisi emir kipinde çekim. Yani 1 kelime 1 işlem’deki beyazsaçlıuyuzsolcutürkçeöğretmeni bunları söyleseniz size Ankaralı Turgut’tan Nah Çıktı’yı gönderir. Puan alamazsınız. Sonuncusunu siz politikılikorrektçiler görme özürlü (Onu da değiştirdiydiniz. Engelli, mengelli diye bişeyler diyodunuz. Hay sizin engelinize) ettiydiniz bi ara.

 

  1. Neyse ne. Bu -ÖR aslında –Cİ anlamında. Öp-ü-cü (törpü-cü). Kok-la-y-ı-cı (sakız-cı). Sev-i-ci (iğne-ci). Sok-u-cu (un-cu). Oduncu, madenci, çiftçi, seyis, emrin, efendim, yaparım, Allah Allah vardı bi de. Bunlar konuyla çok alakalı değiller ama Bob ve Hacı anlamıştır. –ÖR işte. Aranj-ör’dekinden… Amarihan mandasına girmeden evvel memleketin bütün okumuş ve zihni satılmış tayfası frankofon olduğundan bunu böyle söylüyoruz.

 

  1. Frankofon nedir? Enrico Macias var ya hani… Evet, Semiramid’in kompozitör (Verdi) üzerinden akrabası sayılabilecek Aida da var hani (aida da – fidayda da). İşte o Aida olmayan Ajda’nın eski kırığı… Yine yes, çıfıt olur kendileri. Oui, memleketteki tüm gereksiz melissa’ların menşeidir. Da, Da, onun şarkı söylediği dil var ya… Fransızca it is. Frankofon da fransızca konuşan işte.

 

  1. Aslında SSK muhtemelen –ATÖR kafiyesine kapılmıştı (gayriihtiyari – bilinç / bilinçdışı / evrimci açıdan fisikoloci). Sonra nerden geldiyse prodüktör’ü oraya yerleştirdi. Ahenk de orda bozuldu. “Uysa da uymasa da” dedi. Ya da beyni o an o hatayı ona göstermemeyi tercih etti (ayrı yazı çıkar beynin perdeleme etkilerinden).

 

  1. Ama pro- ve pro- tekrarlaşımı (Siz solcular böyle zottirikingen sözcükler falan uyduruyosunuz ya… Hastasıyım. Tekrarlaşım ne la?) garip olmuş.

 

  1. Eskavatör olayında da bi yannışlık var. Eks o. Es değil. In a cavern, in a canyon, excavating for a mine, dwelt a miner, forty-niner and his daughter Clementine! Var ya hani. Ri rari ra, ri rari ra, ri rari ra, ri ra riğğ. Al sana beyzik ritm dersiğğ.

 

  1. Kruvatör’ü ben de çözemedim. Ne o loji? Kurvatur – kurvatür --- anatomideki curvatura’nın çevirisi. Curve! Kurvatür ile kontür de benzer mi? Kontör o bebeğim! Counter (strike değil – half life hiç değil – elektrik süpürgesiii olabilir)… Sayaç… Kontur var. O da hat. Sanatı olmayan… Contour’dan gelir. Kontr var bi de. Gerillası olan. Yani? Kontür yok! Kaka! Pis!

 

  1. Kruvazör ise Ergenekon’da içeri tıkılan ve buna gıkları çıkmayan amirallerin falan ilgi alanına girer. Cruiser’dan türetilmiştir. Şimdi dev ve ticari olanları Kuşadası’na ya da İstanbul’a bol miktarda amarihalı homoseksüel çifti alışveriş için indiriyo. Kruvaze ile kökleri aynı. Cross yani. Haç! Crusader – Haçlı! Çapraz… Boylu boyunca geçen... “Eni verevine kessek eni verevine”deki verev… Yaran…

 

  1. Konan yarmaya devam edecek. Bi ilaç içiym. Oh. İçtim. Genzim az açıldı. Ama sigara yine içemiyorum. Berbat bi his (Sigara içememek). Ne ilacı mı? Jägermeister canımıniçi. Zaten bi bu işe yarar. Yoksa bunu kafa yapiym diye içenin ben kafasına def-i hacet edeyim. Bunla ne kafası olur la? (Ürün yerleştirmeyi de kodum bu arada; kıs kıs kısss)

 

Amaaan. Hastayım. Yine SSSS’m geldi. Neyse. Nerde kalmıştık? Hah. Şimdi ben bunları niye sıraladım? Bakın işte insan beyni böyle çalışıyo. Onu göstermek için… Hepsi sizler için şakirtler. Hepsi sizler için! Alın size şema:

 

A. Algı: -ör’leri herkes gördü. –tör’leri de nerdeyse herkes. Algı çok önemli. Görmezsen veri girişi yapamazsın (bkz: sen uyursan herkes ölür). Input yoksa işleme (processing) de olamıyo canımıniçi. Görmek iz essenşıl yani (esansiyel yağ asidi ve amino asit gibi)!

 

B. Benzerlerin Aynı Kümeye Toplanması: ör, tör, atör… pro-voka-tör, pro-dük-tör (birazdan “açımliicam” minnakcıım – burda kasten hata yapıyorum)

 

C. Benzemezlerin Ayrılması: eskavatör (yannış yazım), prodüktör (hepsi –atör’le biterken –tör’le bitmiş), kruvatör (Olmayana ergi! Yok böyle bişey. Bunu mu demek istediniz?)

 

D. Temel Ritm Duygusu ve Türetme: sıralamaya bakmanız yeterli şimdilik. Ben birazdan başınızı döndürecek ve hatta midenizi bile bulandıracak kadar sıraliicam.

 

E. Durum Bildirimi: meşaz kaygısı deyip geçiver cancağızım. Gök cisimleri nasıl birbirlerine “aslında ben buradayım” deyince gravitasyon ve astronomik hareketler oluyosa ya da atomaltı parçacık denilen şeyler yük ve enerji bildirimleri ile konum ve hareket belirliyo ya da tersini yapıyosa insan da bunu MEŞAZ KAYGISI ile gerçekleştiriyo. KILROY WAS HERE hesaabı! Annadığnı? İster konum at, ister “benim bu konudaki tavrım (mealen beklentim) şu” de. Aynı kapıya çıkar.

 

Buradan nereye geliyoruz? Aha da şuraya geliyoruz:

A ve E aslında her “şey”de var. Yani ayırt edici değil. Daş, odun, çöplükteki plastik oyuncak, Maykıl, Ceyn, Ve Recep, Ve Zehra, Ve Ayşe, tiyneğc müğtınt ninca tördıls, saksıdaki cüce çam ağacı, amip, elektron, megatron, optimus pıraym… Hepsinde var yani bu. Felsefe değil. Hakikat!

 

Matter is anything that occupies space and has mass! Nokta. A ve E zaten bunun ifadesi.

 

Peki B, C ve D niye var? Bak işte şakirt, bilinç dediğin bok tam da bunların neticesinde ortaya çıkıyo. Yani seni insan yapan şey onlar. İnsan dışında anladığımız manada bilinçle henüz müşerref olamadım ben (close encounters of the third kind?). Bulanların insaniyet namına beni de kendisiyle tanıştırmalarını rica ederim.

 

“Bu”, “bu değil” ve alışılmış düzende serbest çağrışım… Laf ebeliği yapmıyorum koçari. Filozofi yok. Benden olan, benden olmayan ve soyutlama ile üretim hazzı (üreme de sen ona) var.

 

Ama niye?.. Bu soruna soruyla cevap versem “Johann Wolfgang von … niye?” derdim. Mamafih bugün şanslısın. Tersimden kalkmadım. İşte cevap: bu da evrim canımıniçi. Aynen “işte bunlar hep seks” diyen karikatürdeki gibi. İşte bunlar hep evrim! Linke bahıvir koçari.

 

http://karikaturistan.com/yigit-ozgur/iste-bunlar-hep-seks

 

İyi bak! Aklında tut. Sonra yine hatırlatıciğm.

Temelde ne yapıyosun? Tasnife tabi tutuyosun. Sana yarayışlı olanı, senden olanı, sana zarar vermeyecek olanı seçiyosun. Tanıdık olanı ayırıyosun. Hemşeri hemşeriyi gurbette … diyosun. Yok, SSSS oldum yine arada. Sen onu demiyosun. Ama “ha pu pizdendur” kesin diyosun.

 

İmalat hatasını seziyosun. Sana zararlı olabileceği, senden olmayanı ayırıyosun. “Pis” diyosun. “Kaka” diyosun. Yüz çeviriyosun.

 

Şimdi ara taksime geçiyorum (improvizasyon değil). Bizim Conn tam 24 aylıkken yaptığım bi gözlemi aktarıciğm. Bi akşam ben öyle boş boş televizyon izlerken bu da salonun ortasındaki kaydırakta kaymaktan sıkıldı (evet, evin salonunda kaydırak ve salıncak vardı; gahrolsun burcuva estetiği ve görmedikliği!). Biraz döndü, yuvarlandı falan. Sonra geldi, benim bir iki adım ilerime oyuncaklarını döktü. Ben de uşak hemen dibimde olduğu için “naapıyo la bu” diye ister istemez onu izlemeye koyuldum.

 

(Ara taksime ara taksim: https://www.youtube.com/watch?v=sGF6bOi1NfA Conn’un kaydırak macerası – temsili)

 

Anasının her günkü oyuncakçı seferlerinden eli asla boş dönmemesi neticesinde Conn’un bi gamyon yükü oyuncağı olduğu için varyete konusunda sıkıntı olmuyodu. Baktım, bu sefer 5-6 cm’lik hayvan figürlerini diğerlerinin arasından seçiyo. “Hah” dedim kendi kendime, “Serengeti belgeseli başlasın”!

 

İlk olarak aşağı yukarı aynı boydaki hayvan figürlerini tek tek topladı o yığının içinden. Aynı boyut derken, aslanla zürafa, panterle fil, baykuşla goril aşşaa yukarı aynı boydalar. Dedim ya yukarda… 5-6 cm falanlar. Yoksa başka hayvan figürleri de var. Ama kimisi büyük (peluş olanlar var misal; kafam kadar – benim kafadan bahsediyoruz), kimisi de uşağın larinksine kaçması için hususi olarak küçük tasarlanmış izlenimi veriyo. Neyse işte.

 

Sonra ilk ayırdıklarını kendi içlerinde bi daha ayırmaya başladı. Her seferinde de adlarını kendi kendine sayıklıyo. Yoklama çeker gibi…

 

Dialog şöyle gelişti:

 

Conan           : Naapıyon la?

Conn  : … (sessizlik)

 

Conan           : Hşşş, alooo, naapıyon diye soruyom a seyrek, gıvrık saçlı?

Conn  : Haymanlarla oynuyom

 

Conan           : Tanıyon mu onları?

Conn  : Hmm hmm

 

Conan           : Saysana beri baştan

Conn  : Aslän, kaplän, ayı (umlaut işareti bilhassa kondu)

 

Conan           : Eee? Hangisi gaplan la?

Conn  : … (çizgiliyi işaret ediyo) … Bu da pantev (siyahı gösteriyo – gara panter demek istedi zaar – ben olsam ona jaguar derdim)

 

Conan           : E diğerleri?

Conn  : Pil (fil), zü-vafa, zep-va (-‘ler vurgu ve nefes belirtiyo)

 

Conan           : Şu ikisi niye ayrı (gri-kahverengi renkte, neredeyse aynı dizaynda 2 figür – ben yakınlaşmayınca sezememiştim farklı olduklarını; avizeden süzülen ışık cılızdı)

Conn  : Bu gev-gedan, bu da hippo-potam

 

Conan           : Haaa, la ben onları aynı sandımdı.

Conn  : Hayıv, bunun bo-nuzu var buvnunda (hee dedim içimden; sivilce gibi yapmışlar; gözükmüyo bile; cık cık cık)

 

Conan           : E şu yeşil ne? (timsahı gösteriyorum o an)

Conn  : O canavav (leviathan demedi – o gada diil)

 

Conan           : Peki bunu niye ayırdın? (bildiğin goril)

Conn  : O hayman değil, adäm.

 

Conan           : Ooolum o adam olur mu? Goril işte. Maymun gibi.

Conn  : Hayıv, ma-mun bu (hurma çalan cinsten, guyruklu bi hayvanı gösterdi); o adäm; hayman değil.

 

Şimdiii, ben bunu niye ara taksimde anlattım? Best of anılar 23 diye dandirik kompilasyon yapacağım için değil elbette canikom. 2 yaşındaki ortalama bi insan evladı bile diskavıri, neyşınıl ceoğgrafik belgesellerinden ve masal kitaplarından edindiği görsel bilgiyle kendince bazı tasniflere gidebiliyo. Onu göstermek derdim.

 

Bak aslanı, gaplanı ve ayıyı bi gruba toplamış. İfade edemese de yırtıcı işte bunlar. Fil, zürafa, zebra, hatta gergedan ve su aygırı da başka bi ekipte. Niye? Onlar heybetli dahi olsalar doğrudan başka bi hay“m”anı ısırmıyolar. Timsah niye canavar? E suda yüzüyo. Diğerlerinden farklı bi hay“m”an o. Hemi de canavar işte (bu arada, canavar farsçada bildiğin “hayvan” demek ya la). Gergedanı burnunun ucundaki boynuz sayesinde su aygırından ayırt etmeyi de beceriyo işte.

 

Ama bak en garibi ne? Gorili adamdan sayması... Şindi içinizden bağzıları şöyle düşünmüş olabilir: “Ülen Konan, çocuk seni görüyo; seni adamdan saymışlar; o da gorili insan sanıyo!” Bak işte ona cıksss! Ben gorile benzemiyorum. Efsanevi yaratık man-bear-pig’le akraba olabilirim. Yarı insan, yarı ayı, yarı domuz. 3 tane yarı hayvan. Ne eder? 1,5 porsiyon. E ben de zaten 1,5 porsiyonum normalde. Ve fekat sorunu yine çözmez. Sorun ne? Goril niye adam da maymun değil?

 

İki yaşındaki bebe intuitif olarak evrimden haberdar da onniçin yavrucağım. Goril, şempanze, bonobo, orangutan ve gibon… Bunlar ne? Guyruksuz maymun! Eyp diye okunan, Ape diye yazılan ve planeti olan hayvan sürüsü işte. Ne diyoz biz bunlara? İnsansı (Hominoid! İkinci o’ya dikkat!). Yaaa!

 

Hele bak, gördün mü? Südoğlanı (Azerbaycan ağzında südemer uşak diye geçer) bile kendinden olanı ayırıyo. Olmayanları da öylesine değil, gayet “tehlike” skalasına göre kategorize ediyo. Ha istatistik su aygırının bi senede sivrisinekten sonra en çok insan ölümüne neden olan hay“m”an olduğunu gösteriyomuş. Geç canımıniçi. El gada çocuk onu anlamaz.

 

Burdan nereye gelcem? Nereye gelcektim la ben? Hah. Geldim. Evrimci açıdan din kavramı ve milliyetçilik duyguları işte burlardan çıkıyo. Bunlar (B und C) bireyin kendi varoluşu için elzem. İnanma ve “kavmiyetçilik” modülü bu. Faşizm diyoğuz ya siz. Aslında tillahı sizde de var. Hiç silinmeyin! Muhafazakarlık onlara has bi özellik değil yani. Hepiniz için “konfor” ve “güvende olma hissi” gerek-şart.

 

Din, Medine, Medeni, Düyun-u Umumiye, Medyun (m değil n)… Yasalar… Borçlar… Mükellefiyetler… Adetler… Rights… Regulations… Regl… Falan yani. Boru gibi Kamu Düzeni koçari. Herkeşler aslında bunu arıyo. Sosyalist ütopya falan gayet evrime uygun olabilir demek. Yeter ki siz onu düzgün ambalaja sokun ilk evvela.

 

Gidelim D’ye. Gittik. D ise tamamen abstraksiyon. Plan. Proje. Soyut. Geleceğe yatırım. Yine geldik aynı yere. Türetme… Üretme... Üreme… Yani? Seks! İşte bunlar hep seks. Sanat soyutlamadan doğuyo işte. Temel ritmler olmadan olmuyo. Gün, ay, yıl… Üreme… Bi daha yazıyorum. ÜREME… Ritm onla alakalı. Yılın mevsimleri var. Hayvanlar mevsime göre ürüyo. İnsan dişisi ayda bi kanıyo. Gün sayıcan. Ritm işte bunlar. Kafiye de onla alakalı. Tak tikiti tak tak. Sonunda bi küçük uyak.

 

Yani? Seks de sanattır (İnsan için konuşuyoz)! Abstraksiyondur. Bak nerden nerelere geldik yine şakirtcim!

 

Sarıların Sülo’nun çadırının önünde ulak oğlanın ne dediğini hatırla. “Ama herkes bu sanattan anlamıyo, değil mi Süleyman Abi?” Anlamazlar tabii canımıniçi. Anlasalar yemekte fantazinin füzyon mutfağı saçmalaması olarak çöpe atılacağını, buna karşın sekste fantazinin sine qua non olduğunu görürlerdi. Düş gücü… İmgelem falan... Soyutlama kısmen bununla da temas halinde işte.

 

Şimdi buraya 3 tane link vericem. Verdiğim sırada dinlemenizi rica edicem. Sonra ritmin, kafiyenin, üretimin, üretilmişten bi daha üretmenin, fantazinin falan ne olduğunu sorana da “yavrucum sen burdan ilerisini okuma” diycem. Anlaştık, di mi?

 

https://www.youtube.com/watch?v=1d3biTBKtFs (Süper oyundu; Ortadoğu ve Ermenistan-Gürcistan havzasında orduyu dolaştırırken bu çalardı – bilen bilir)

 

https://www.youtube.com/watch?v=-aUIZTb2-UE (Arapça bi form. Kıroyum da ondan bunu verdim. Tövbe yarabbi! İyi dinle yavrum. Gaval girişlerini dinle)

 

https://www.youtube.com/watch?v=xlebwsylLjE (Gökkuşağının altından ilk geçen büyüğümüz de söylemiş, di mi la? Ama ne zaman söylemiş? Bi bahıvir)

 

Hızlandır, yavaşlat. Bi nota eksilt, bi nota kat. Aleti değiştir, insan sesi ekle. Dili modifiye et, üslupla renklendir. Ya da baştan itibaren tersini yap! Yaaa, bu gada basit aslında.

 

Asıl bunu fark etmek daha zor; orası da ayrı. Ne de olsa farkındalık daha ince bi elek deliği, di mi minnoş? (Gözünde canlandırma zorluğu çekenler için Minnoş’un tam tasviri: adeta ağzında gül olan Devran Çağlar)

 

Ben gamyonu aldım leonardo da vinci ne demiş göya? Simplicity is the ultimate sophistication! Unutma, kenara yaz. Kızlara hava atarken kesin lazım olur.

 

Ama yine unutma ve şunu kendine sor: elin toskanalısı niye ingilizce kelam etsin? Ha bak anadilinde çok güzel laflar etmiştir. Ki “Ogni nostra cognizione prencipia da sentimenti” onlardan biri olup birazdan zaten kendisine değinilecektir.

 

Neyse… İşte Kartezyen (René Descartes) çarpım mantığında da çarpan sayısı arttıkça elde edilebileceklerinin sayısı coşuyo koçari. Logaritma var. Fibonacci var. Schillaci var (Da Vinci yukarda). Var oğlu var. Müzikte neyse dilde de o. Zaten müzik de bi dil. Matematik de dillerin şahı.

 

Ama yazık ki sizin oğlanın kafası sözele çalıştığı ve aslında ezberi kuvvetli olduğu için anca aduket, pardon abugat olup çemkirebiliyo. Niye? Çünkü aslında sinaps seyrekliğinden muzdarip kendisi. Bu biçare, kendi yetmezliğinden bihaber iken Kaya Minik’e kifayetsiz diyo; Sew Ang Ni Jang Yang’a allahsız diye küfrettiğini, Nihad Jön’e de anca “trabzonlu eski ülkücü bozması” diye ad taktığını sanıyo. E ilişme de öyle sansın. Sanmayla olaydı… (Bkz: Enişte, görme/me, üvendire paradoksu)

 

Yine neyse ne. Sen “sayısalcı kafası yok”lara takılma canımıniçi, bitanem, ömrümün güneşi. SSK’nın çağrışım zincirlemesinden nerelere gelinebilir, onu düşün. Doğayı sev. Ormanı koru. Çimlere basma.

 

Uzat elini, serbest bırak zihnini. Stream of consciousness’ı tittiret (titretme, tittiret). Virginia Woolf kullanıyomuş ya honey. Honey sesler, konuşanlar değişiyormuş sürekli (Aga, siz bunu edebiyat dersinde böyle anlatıyosanız tuh sizin sıfatıyize; bu ne la? Stream of consciousness bu mu yani?).

 

Serbest çağrışımı düşün. Anla o serbest dediğin şeyin o kadar da serbest olmadığını. Fisikanalisçi gibi değil, üretici gibi takıl. Belleğin hammadde depondur. Üretebileceklerin de hammadde portföyünden bağımsız olamaz!

 

Tamam mı kuzum? Yetiş ya Star!

 

Haydi şimdi Tülay Hoca’ya da uğrayalım ve ATÖR’lerle birlikte coşalım; coşumlamanın klimaksında da bugünü kapatalım ikigözüm.

 

                                                                       &&&

 

Evet, Tülay Hocam, afiyettesinizdir inşeallah. Efendim, sebeb-i ziyaretimiz, dimağımızda zuhur etmiş bağzı suallerin cevablarını zat-ı aliniz’le de etraflıca tahkik etme arzumuzu tarafınıza takdim etme hevesinde olmaklığımızdır (Crom Crom, cümleye bak! B.abla kurmuş adeta).

 

Muhterem hocam, bu kafirun taifesinin lisanlarında defaatle müşahede ettiğimiz bir “-r, -er, -eur, -or, -ore” bitişimi (O ne la? Bitişim ne?) cereyan etmekte.

 

Hahhahha, pek şakacısınız hocam. Allah sıhhatinizi daim eyleye. Efendim bu ömrümün güneşi koçarilerle bi coşumlama yaşamanın kıyısındayız da…

 

Hani düşündüğümüz o ki (ömür güneşleriyle birlikte düşünüyoruz), bu da aslında Güneş’in gayet muhkem bir ispatıdır. Müteşabih olanlarını biz gardaşlar, dadaşlar ve yoldaşlarla ayrıca tetkik ederiz umarım.

 

Kesinlikle efendim, tam da oğuz lisanındaki geniş zaman denilen form bizim de dikkat çekmek istediğimiz. Evet, zaten bu geniş zaman ifadesiyle kulunuz ben Kunhan Simferyan bayağı sıkıntı tecrübe etmekteyim; bilirsiniz. Diğer tense’ler (zaman der sizinkiler) ta Orta Asya’daki proto (bir öte?) Türkçe formlarında sanki ayrı sözcüklermiş de birleşmişlermiş gibi dururken (örnek: yor, cak, di, miş) bu böyle bir garip süzülmekte.

 

Sizce de öyle değil mi efendim? Bu sanki bir zaman belirtmekten ziyade “partizip” formu gibi durmuyor mu? O yüzden de eylemi eyleyen anlamında çok “geniiiş” bir zamanı kapsamakta hani.

 

Yani? Gerçek zaman değil de psödo gibi. Real time değil de turn based gibi değil. MMO hiç değil.

 

“Yaparım”daki gibi. Yaparsın tabii, de ne zaman?

 

Ondan sonra Türk’ün time consciousness’ı yok der Anglosakson gavuru. Stream of consciousness’la alakasız bu time consciousness minnoşum.

 

Yine yani? Gönül Yazar ise Mehmet Okur. Adele Naşit (yanış yazmadım salak yavrum) masal anlatınca Kadir İnanır. Leylekler dönünce Ferhat Göçer. Kenan Yarar’sa Conan parçalar! Hatta a.b.q!

 

İşte böyle gibi pek muhterem hocam, bizleri bu mevzudaki fikriyatınız ile nurlandırmanızı hasretle bekliyor oluciğz.

 

Sizce de gavurların “r, er, eur, or, ore” ekleri bizim Geniş Zaman denilen garabetteki eylemden ad türetme şeysiyle örtüşüyorsa lütfen 1’i, bu sizce Güneş’in bi “tanıt”ıysa (Tanıt ne la? Tanıt ne???) lütfen 2’yi, “bi sigigidin la başımdan” diyosanız lütfen 3’ü tuşlayınız.

 

                                                                       &&&

 

Şimdi tatlı zamanı şakirtler! Eve döndük. Homsiviğthom icabında.

 

Çiling, çiling, çiling! Say ki Hafize Ana rolündeki – bak “ki”fayetsiz, o ki’ler nasıl düzgün konuluyo – AdEle Naşit ÇAN çalıyo!

 

Yehovam, hamdolsun verdiğin pırıltıya; müthiş combo oldu!

 

SSK’ya bu stimulusu için ayrıca teşekkür ediyorum. Sizleri şimdi sonu –atör ile biten kelimelerimizle baş başa bırakıyorum.

 

Şaka la şaka. Hiç baş başa bırakır mıyım?! Korkarsınız, morkarsınız sonra. Neyse, fazla sululuk yapmadan kısa bi antre geçiym. Bu kelimelerin çoğu Latince kökenlidir. Aslında –or’dan –ator’a geçiş de ayrı bi ders konusu ama biraz ekspertiz gerek. Siz hele şunlarla başlayın. Sonra tekamül derecesine göre ayrıca görüşürüz. Ne de olsa derece bilgisine takmış bi “kardeş”im.

 

Her “entry”de kökü ele alıcam. Çağrışımlar selbez! Güneş’e de selam çakıciğm arada. Biliyonuz artık. Bu kada zamandır Simmeryalı Konan okurusunuz. Tarza alışmış olmalısınız. Seyir sonrası buluşiciğz! Şimdilik öperce. Mucucuksss!

 

Ara Not: Yazım hatası var diyen çokbilmiş hıyarlara peşinen söylüyorum. Kolaylık olsun diye öyle yazıyorum; bana değil, size (Latince mastar formları için)! Bi de bağzı sözcüklerdeki kökü “yunanca o” diye bana işaret etmeye kalkmayın. Biliyorum onların iyonyan (yonan – yunan) kökenli olduğunu ama şimdi yerim dar, vaktim daha da dar! Yoksa Latince dersi veririm alayınıza sevgili hıyarlar.

 

Yetiş ya Crom! Mitra’nın adıyla!!!

 

 

AJİT-ATÖR

 

agitare                                 --- latince ago’dan gelir – yapmak, etmek

 

**       1. hayvan süren kişi

2. at arabasının / kağnının sürücüsü

3. kışkırtıcı

3. bilhassa 70’li yıllarda siyasi gösterilerde milleti gaza getiren kişiye verilen ad

 

*** yeterince açık bi tarif. Bu kada malın olduğu bi dünyada bunları güdecek ve belirli hedeflere doğru onları “sür”ecek adama zaten ihtiyaç var.

 

AKSELER-ATÖR

 

accelerare               --- latince ad + celerare’den gelir

 

*** celerare --- celer’den gelir – hızlı, çabuk, çevik / celerare --- hızlandırmak, çabuklaştırmak

 

* accelerare --- daha da hızlandırmak, daha çabuklaştırmak

 

**       1. hızlandıran, çabuklaştıran, hızlandırıcı

            2. kimyasal reaksiyonları hızlandıran katkı maddesi, katalizör

            3. CERN falan gibi yerlerde atom-altı parçacıkları hızlandıran cihaz

 

*** akselerasyon --- berbat solcu öztürkçesi ile ivme

 

Neden kötü olduğunun kanıtı aşşaada.

 

ivdim, ivdin, ivdi / iviyorum, iviyorsun, iviyor ??? Ne anlama geliyo baboli? İvmek ne?

 

Ecevit saçması: ivedi --- çabuk, hızlı // ivedilikle --- çarçabuk, akselere, bir an evvel, as soon as possible (ASAP)

 

AKÜMÜL-ATÖR

 

accumulare                        --- latince cumulus’tan gelir (bulut da oluyo ya) – küme.

*** köme? cevizli sucuk?

 

* accumulare --- kümelemek ya da ortadaki yığına, öbeğe eklemek

 

*** nam-ı diğer AKÜ

 

** alenktrinki biriktiren – depolayan şey. O bitince araba cızlamı çekiyo. Kontak kapalıyken radyoyu açık tutmayın uzun.

 

ALİG-ATÖR

 

alligator                   --- ispanyolca el lagarto’dan gelir (latince lacertus, ingilizce lizard) – kertenkele

 

** amariha timsahı

 

*** Muhtemelen 1950’lerde falan River Thames’i Taymis Nehri diye dilimize kazandıran ekol tarafından böyle piç edilmiş bi kelime. Ki bunun bi tık ötesi vardır: Apaşlar! O ney la?! Bizim Apaçi’nin küffar ellerindeki yazılışı Apache. Fransızcada da gangaster (dedem öyle diyodu) anlamına kullanılmış bi vakit. Ama bizim dile böyle alınması hoş kaçmamış kanaatindeyim. Sizce?

 

Ameliyathane tayfası, kırtasiyeciler ve alenktrinkçiler iyi bilir. Böyle ağzı dişli olan her kıskacımsı boka türk halkı bu ismi verir.

 

Kural dışı –atör’dür. Eylem kökünden gelmez. Hatta tamamen hasbelkader –atör’dür.

 

ALTERN-ATÖR

 

alternare                 --- latince alter’den gelir (alter ego!) – diğer, öteki, başka (big other – Lacan)

 

* alternare --- peşi sıra değiştirmek, birini birinin yerine koymak

 

** mekanik hareketi alternatif akıma dönüştüren bi zamazingo diye aklımda kalmış. Alenktrink beni bozar. Tommy’ye sormak gerek.

 

AM-ATÖR (cısss)

 

amare                                  --- latince kök belli değilse de eylemin anlamı sevmek, beğenmek falan

 

*** amigo, amistad, amityville’deki “am”lar hep bu kökten.

 

Hint-evropa dilinin ön formlarında kayıp bi “am” sözcüğü olabilir diyolar (geyik yapmıyorum). O “am”ın anlamı da anne, teyze, kadın, kız olabilirmiş. “Eme” var Sivas, Yozgat civarlarında. Olmaz dememek gerek. “Ebe / Aba” da bunla alakalı olabilir. Güneş işler mi?

 

Bizdeki ayıplı olanın bunla alakası??? O da moğolcada ağız anlamına gelir derler ya.

Kamusal alan şeysi yüzünden daha fazla zorlamıyorum. Zaten “maçist pislik” damgası yemişim. Başıma daha fazla bela almiym. Masada gonuşuruz bilahere. Neyse!

 

Yalnııız, Bob’a burdan selam gönderir ve bi vakit ortak bi tanıdığımızın sıkça yaptığı bi eylemi tanımlamak için uydurduğu kelimeyi hala hatırlayıp hatırlamadığını sual ederim.

 

** hevesle iş yapan, karşılığında para beklemeyen kişi; severek çalışan

 

*** “Profesyonel olmayan” diye açıklamak çok doğru değil. Bkz: bi önceki yazım!

 

AMPLİFİK-ATÖR

 

amplificare              --- latince amplus’tan gelir (ampulle alakası var!) – çok, bol, geniş, ferah

 

***    amplus --- ambi-plenus (plenty)? Her yanı dolu? Zorlasak mı?

amph, amb, ambos --- her iki (both) – Ambiyans? Ambulans? Olmaz deme!

amfibi --- hem karada, hem suda yaşayan

 

amfiteatr                 --- yunancamsı // iki tarafı da / her yanı da seyirci / öğrenci için oturak dolu gösteri mekanı ya da derslik – kısa adı: amfi

 

amplifikatör1                     --- latince // çoğaltıcı, bollaştırıcı, genişleten (belleten vardı bi de; kötütürkçe! muhtemeldir ki bulletin’dan dönüştürmüştür 30’lu yılların maldiğnekleri), yükselteç, sesi yükselten cihaz – bunun da kısa adı amfi

 

amplifikatör2                    --- biofizikte sinyali (girdiyi - input’u) ya da çıktıyı (output’u) daha fark edilebilir düzeye dönüştüren zamazingo

 

ANİM-ATÖR

 

animare                   --- latince anima’dan gelir – ruh, nefes, can

 

**       1. can veren (örnek: yumurtaya can veren Crom’um)

2. çizgi film yapan kişi (örnek: voltron, voltron, voltron) Not: karikatür kabul değil!

3. eskiden palyaço dediğimiz, daha da eskiden soytarı dediğimiz, daha daha da eskiden şaklaban dediğimiz zatın şimdi rengi gaçık turist tayfasına eziyet veren ve iyice yaratıcı zekadan arınmış versiyonu – bak animatör yaratıcı demek; ama bunlarda gram yaratıcılık yok azizim koçari!

 

ARM-ATÖR

 

armare                     --- latince arma’dan gelir - her türden silah ve kalkan / zırh, cihaz

 

* arma (2) --- latincede savaş - Silent enim leges inter arma diye deyişi de var. Mehmet Tanju Akad bilir.

 

* armare --- silahlandırmak, zırh giydirmek, teçhiz etmek – donatmak!

 

armador: donatan (jonathan değil, don atan hiç değil) – donanma kuran

 

** Aristotelis Onasis

 

*** armatür --- donanım olur mu ki?

 

ASPİR-ATÖR

 

aspirare                   --- latince ad + spiro’dan gelir (spiro: nefes) – nefesi içine çekmek

 

** akışkan maddeleri (fluid yani; liquid değil) içine çeken zamazingo

 

** Furrr, furrr sesini süper bi 4/4 ritmiyle çıkartabilen ve bu sese anasının uterusunda, yani aort bifurkasyonunun önünde, kulağının matür olduğu kabaca 5-6 ay boyunca maruz kalmış bebeyi avaz avaz bağırıp ağladığı esnada sakinleştirebilen süper alet

 

*** Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda herhangi bi ameliyatı ilk kez yapmış olan ve bu nedenle bu ameliyatı kendisine yaptırmış olan kıdemlilerine ya da hocalarına içkili yemek ısmarlamak zorunda kalmış zavallı çömez

 

*** ilgili şölen yemeğinin adı: aspirasyon

 

DARBUK-ATÖR

 

darbuka                   --- arapça darb’dan gelir (darb: vurmak) – vurmalı çalgı, davul-cuk?

 

*** çalmak da vurmak ya, neyse; asıl “ritm saz” diye götümolojik bi uydurukingen var; o daha komik!

 

*** sanırım 70’lerin sonunda fabrikatör kelimesine gönderme yapmak için halk (İstanbullu, okumuş, sanatkar tayfa ve anonim anla sen o “halk”ı) arasında uydurulmuş güzel kelime

 

Darbukatör Baryam – Müjdat Gezen’e şükransss milsss

 

DEKOR-ATÖR

 

decorare                  --- latince decus’tan gelir – görkem (ihtişam), şan, gurur, güzellik falan fıstık

Güneş işler mi? Dik???

 

** tam olarak “mekan”ı güzelleştiren, döşeyen, “tefriş” eden kişi – “abad-eder”

 

*** Eski Roma’da olsa uzak diyarlardaki “vahşi”lere karşı yapılan savaşlardan büyük şan ile dönen muzaffer komutanın hali de “dekorlanmak” olurdu.

 

*** NATO generallerinin göğüslerindeki gıldırfıcık işaretler ve renkler var ya… Onların oraya takılmasına da “decoration” deniyodu galiba.

 

DESİN-ATÖR

 

designare                --- latince de + signo’dan (signo: işaret) gelir – işaretlemek, çizmek

 

*** Dizayn da bunun ingilizce gubur telaffuzu.

 

** kılık kıyafet tasarlayan kişi

 

*** -lük: 90’lı yılların hippersosyetik mesleklerinden biri – şimdilerde “modacı”

 

DETON-ATÖR

 

detonare                  --- latince de + tonare’den gelir

 

* tonare --- “thunder” sesi çıkartmak, yıldırım olmak, yıldırım atmak (Zeus? Thor?), gök gürültüsü olması

 

***    Donnerstag – Thunder’s day / Thor’s day – Thursday

 

Jueves – Dies Iovis (Iovis – Jupiter’inki – Zo’nunki – Zeus’unki)

 

 

***    Perşembe! Hepsi Perşembe!

 

Haftanın 5. günü. Penc’ü şanba. 3’ün 1’i değil, 7’nin 5’i

 

Şanba – Şabat / Şabat – Sabado – Sept – Heft – Hafta – Hepta – Yedi – eski türkçede Yeti --- Güneş kesin işler Tülay Hocam

 

Penc – Beş --- Güneş??? Penc – Pençe – El – Bir eldeki parmak sayısı – Zeus da eliyle yıldırım atıyo (Thor çekiçle – William Wallace rolündeki Mel Gibson da malt-scotch’lara “kıçımdan yıldırım çıkartıp mı dingil-izleri öldürücektim” mealinde soru soruyo)

 

Ayrıcaaa, Donnar – Thunder – Tundar – Dündar --- Why not?

 

* detonare --- yıldırım atmak, şimşek çaktırmak?

 

** patlayıcı düzeneğinde patlama kıvılcımını çıkartan nesne, patlatıcı, fünye

 

DİKT-ATÖR

 

dictare                      --- latince dicere’den gelir (Tülay Hoca’yla daha evvel aşık atışması yaptıydık) – demek (di-mek), söylemek, anlatmak, buyurmak

 

** Buyurgan

 

*** Başka yoruma gerek var mı?

 

EKSKAV-ATÖR

 

excavare                  --- latince ex + cavus’tan gelir – cavus / cave: mağara, oyuk, çukur

 

* excavare --- yeri kazmak, oymak, delik açmak, mağara gibi yer yapmak, dağı delmek (Bkz: Ferhat)

 

** kazıcı, yer kazan, maden çukuru / kuyusu kazan, madenci (Bkz: Clementine şarkısı)

 

** kepçe (bizde greyder denen grader ve tam olarak “öküz dozu çalışan” anlamındaki bulldozer ile akraba sayılabilecek iş makinası)

 

*** Pectus Carinatum (güvercin göğsü) olmayan deformite

 

*** Pectus Excavatum (kunduracı göğsü) --- oytuk göğüs

 

 

EMULG-ATÖR

 

emulgere                 --- latince e + mulgeo’dan gelir – süt, usare

 

* emulgere --- süt sağmak, özünü çıkartmak

 

*** emulsiyon --- 1. iki sıvının karışımına verilen ad (geçiş / çözünme olmayacak)

                                   örneğin iki sıvıyağın birbiriyle oluşturduğu karışım

                                   2. suspansiyon olmayan şey

 

**       1. normalde birbiri içinde karışmayacak maddeleri birbirine karıştırmakta kullanılan katkı maddesi

            2. bir çeşit “homojenize” görüntü sağlayıcı

            3. surfaktan da bunun bi çeşidi oluyodu galiba

 

*** gıda endüstrisinin katkı maddelerini en büyük düşman bellemiş guruların öcüsü

 

FABRİK-ATÖR

 

fabricare                  --- latince faber’den gelir (faber: demirci, nalbant, zanaatkar) – demir dövmek, şekil vermek, eliyle iş yapmak, zanaat icra eylemek

 

*** Fabricius da demirci oluyo

 

** zanaatkar, iş yapan, üreten

 

*** 60’lı yıllardan itibaren Türkiye’de daha çok “fabrika” sahibi olacak kadar gapital biriktirmiş, zengin, godaman anlamında kullanılıyodu. Siz solcular bunları pek sevmezdiniz. 90’lardan sonra az duyar, ampul partisi geldiğinden beri hiç duymaz olduk.

 

Halis liboş, eski goşist tayfanın yetmezamaevet gazıyla desteklediği iktidarın “yepisyeni” türkiye’sinde zaten üreterek değil komisyonculukla zengin olunduğundan bu aşşaalama/yüceltme kompleksli kelime de tozlu raflardaki yerini aldı.

 

*** Komisyoncu --- simsar; iki kişi arasındaki ticari faaliyetten bunları buluşturmuş olmaklığıyla paya hak kazanan kişi; pezevengin kibarcası

 

 

GLADY-ATÖR (cızzz)

 

gladius                      --- latincede kılıç

 

*** Eylem kökü yok, ad kökünden türetme!

 

Tülay Hocam’dan da bi destek istiyorum. Eski Türk ağızlarında bu kelime nasıl okunurdu?

 

El cevab: GILIC

 

Gılıcııını vurdu daaşa, daş yaarıldı baştan baaşa,

Şaanı büüyük Osman Baaşa, pilevneeden çıkmam diyor

 

gladyatör – gılıç dutan (bu da böyle deyilse cümle alem ltd şti tahsilatı ev adresimde yapabilir)

 

İNDİK-ATÖR


indicare                    --- latince in + dicere'den gelir – söylemek burda da var // işaret etmek, göstermek
 

*** “Tümce” içinde kullanıyorum: Temel Reis CinAli'yi işaret etti. Kıs kıs kısss


***    index --- işaret parmağı ya da ayraç, sivri uç falan

endikasyon burdan geliyo.

 

**       1. gösteren, gösterge, belirti, belirteç, alamet?

2. müşir derlerdi eskiden (işaret eden)
3. tıbbi alet / ortam sterilizasyon süreçlerinde işlemin başarılı olup olmadığını göstermek için kullanılan (ısıyla falan renk değiştiren) zamazingo

 

İNKUB-ATÖR

 

incubare                  --- latince in + cubare’den gelir – yatmak, uzanmak, uyumak

 

* incubare --- kuluçkaya yatmak

 

**       1. kuluçka makinası

            2. mikrop kültürü çalışmakta kullanılan ve belli bir sıcaklıkta sabitlenebilen cihaz

            3. kuvöz

 

*** dekubit yarası’ndaki kub ile aynı kökten geliyo. Yatak yarası işte.

 

İNSİNER-ATÖR

 

incinerare                --- latince in + cinis’ten gelir – kül

 

* incinerare --- yakıp kül etmek          

 

**       1. yakıp küle döndüren

            2. atık fırını

            3. mantıken krematoryum da böyledir

 

*** cenicero – ispanyolcada küllük

 

JENER-ATÖR 


generare                  --- latince genus'tan gelir – soy, kök, cins


*** cins de arapçaya herhal yunancadan geçmiştir. Nihayetinde “ge hinnom”dan cehennem çıkartan bi dilden bahsediyoruz. Yani g/c dönüşümü çok zor değil.
Burdan hareketle

 

* generare --- soy başlatmak, kök vermek, cinsini... (pardon hatlarım karıştı - contour'larım karışmadı. kontörsüz hatlarım karıştı) falan

 

** alenktrink ya da enerji üreten (yine geldik alenktrink'e - amma da çok -atör var bu alenktrink dalgasında; Tom, bi el at) zamazingo


*** bu rengi gaçık batılı adamlar iddia eder ki, dâhi anlamına gelen genius (latincede de, ingilizcede de aynı) ile bildiğin cin (şişedeki değil, lambadaki - şişedeki bana lazım; seni ilgilendirmez) göya işte bu "kök"ten gelmekte ve bu kök hint-evropaspor. Ben bunlara kibarca "sigigidinordan" demek istiyorum.

 

Bi defa mecnun, cenin, cennet, cinnet ve cin (bi de ecinni değil de öjünnü daha doğru olur bence) kelimelerini havadan türetmiş olamaz bu peştamalı gafaya bağlayan çöl gezgini tayfa. Ayrıca cin'le genie ve djinn'in köken sabitliği de gabbak gibi ortada kanaatimce.

 

Asıl siz hele bu tarafa bakın. Jinekoloji'nin jin'i kürtçede de kadın demek. Gyn... Ünlü dönüşümünü açıklamak zor; ama imkansız olmayabilir. Sonuçta samigillerle hint-evropaspor şöyle bi 5000 yıldır zaten temasta. Bunlar dilin anaerkil bi fazındaki aynı "orijin" kelimeden, yani "kök" olan ve muhtemelen "gin" gibi okunup "kadın" anlamına gelen bi sesten türemiş olmasınlar? Kadın işte. Kök. Türüyo. Doğuruyo. Soy çıkartıyo. Gerçi o zaman da eşbaşganlık sistemini gurmuşmuştur bizim şanlı MEDik gahrımanlar! Hey gidi heyyy. Hatta ahey ahey ahey!

 

Neyse ya! Cinsliğim tuttu yine. Bi ceneratörde takılıgaldım. Geçelim!

 

KARBUR-ATÖR


carburer/carburateur     --- fransızca carbon'dan gelir - bildiğin kömür (altı gara, üstü yeşil zonguldak!)


* kömürleşmek / ** kömürleştiren (bu kada yalın)

 

KONDANS-ATÖR


condensare                         --- latince con + densus'tan gelir – yoğun, sıkı / dansite – yoğunluk; özgül (az gülsem?!?) ağırlık


* condensare --- yoğunlaştırmak, sıkıştırmak

 

*** yannış hatırlamıyosam gavurlar buna kapasitör diyo artıkın. Yine alenktrinkle ilgili bi zamazingo. Öyle alenktrink enercisini belirli bi alanda tutuyo / depo ediyo gibi. Tom bi el at artık şu -atör'lü alenktrink zımbırtılarına! Alenktrink beni bozar.

 

KOORDİN-ATÖR


ordinare                   --- latince ordo'dan gelir – düzen, nizam, tertip, sınıf, askeri rütbe, clergy (Bob, bunun türkçesi ne olur? Ruhban deme, kalbini kırarım!) ya da masonik-fasonik kardeşlik işlerinde derece ya da sınıf

 

*** ordo da chao’dan gelir; kahve Yemen’den gelir; çay Rize’den gelir

 

ordu ile alakası olmasın Tülay Hocam?

 

* ordinare --- düzenlemek, sıraya sokmak, tanzim etmek, tertip etmek, tasnif etmek

 

** ordinator --- düzenleyen, düzenleyici (fransızca ve ispanyolcada bilgisayar!)
 

*** co-ordinator sanırım geç dönem uydurukingeni

 

co – birlikte  / eş falan demek 

 

herşeyi devletten beklemeyin. "eşbaşkan" deyip geçin işte. kıs kıs kısss

 

KÜR-ATÖR


curare                                  --- latince cura'dan (bağlamanın minyatürü olan cura değil - küğra gibi okuyuver onu sen) gelir - bakım, bekleme, ilgi, başında bekleyiş (nöbet falan gibi), tedavi (kemoterapinin kaçıncı "kür"ü? "kür"atif cerrahi uygulanamaz... falandaki gibi)

 

* curare --- nöbet beklemek, başında durmak, tedavi etmek (sağaltmak diyodunuz siz solcular; beni benden alıyodunuz! La bari solaltmak diyeydiniz. Gerçi öyle de soldurmak falan çağrışımı olur, di mi la?)

 

** müze, sanat galerisi gibi yerlerin ne iş yaptıklarını anlayamadığım yöneticisi 

 

*** -lük: işsiz galmış beyaz türk gızlara son 20 yılda icat edilmiş batı-replikası boşbeleş oyalanma hali

 

MANİPUL-ATÖR


manipulus               --- latince manus + pleo’dan (Bkz: plenty ve full ve lleno) gelir – el + dolu

 

*** eylem kökü yok; ad kökünden türetme 
 

* manipulus --- bi avuç, bi demet ("bi bukle" geldi aklıma; güldüm), avuç dolusu


*** Eski Roma'da galiba bi "bölük" asker anlamına geliyo.

 

Bölükte adam çok ama Manga'ya ne demeli? 9 - 11 asker (çavuş dahil) vardı mangalarda.
Acaba türkçeye de "bi avuç asker" mefhumundan geçmiş olmasın bu Manga? Nişanyan ne diyo bi bakmak lazım. Çünkü ben şu an tamamen yattığım yerden sallıyorum. Ama harbi sallıyorum. İşte bu etimolojiye değil, olsa olsa götümolojiye örnek olur. Bunu kasten örnek olarak verdim. Böyle yapmayın! Olur mu kuzular?


Bi avuç dedim de aklıma geldi bu arada. Per un pugno di dollari'nin final sahnesi ne güzeldir, di mi? Ennio Morricone'nin bestelediği trompet solosuyla... Siz de izleyin şakirtler. Kafa az soğusun!


https://www.youtube.com/watch?v=CSWw0CfgDgw 


Hoşuna gitti, di mi koçari? Seni gidi seniii!


Neyse işte, nerde galmıştık? Hah, manipulasyon da galiba frenk dilinden geçme. Manus'tan yine.

 

*** elle idare etmek, yönlendirmek, kukla oynatmak falan gibi. Yannış hatırlamıyosam fizik tedavideki hareketlere de manipulasyon deniyodu. Ama bak şimdi ben de tam emin olamadım.


** yönlendiren, yönlendirici, kukla gibi oynatan

 

** A.B.D. ve Birleşik Krallık büyükelçileri

 

MODER-ATÖR


moderare                --- latince modus'tan gelir - yol, tarz, stil, ölçü, sınır (artık millet "mod" da kullanıyo)


*** model modus'la alakalı. 

 

*** modul: üvendirenin ucuna eklenmiş çivi gibi bi zamazingo. Hayvanı yolda idare etmek amacıyla "dürtmek" için kullanılır. Kuzey Anadolu ağızlarında eskiden sıkça kullanılan bi kelime. Tülay Hocam??? Sanmıyorum, ama…


* moderare --- yönetmek, yola koymak, orta yol bulmak, arabulmak

 

** yönetici, (son zamanlarda tartışma programlarında ve kongrelerde, toplu sunumlarda) arabulucu-sunucu 


bet örnek: Şirin Payzın
beter örnek: Ahmet Hakan
besbeter örnek: Van münüts şovunu hazırlayarak bizlere nurtopu gibi bi Davos Fatihi armağan eden Sorrosbuçıcıı

 

NUMER-ATÖR


numerare                --- latince numerus'tan gelir - sayı, numara

 

* numerare --- saymak, sayı vermek, numaralandırmak

 

** sayı veren, sayıcı, sayaç

 

*** bankalarda o bankanın has müşterisi iseniz sizin platinum karta 1001 diye bi numara veren ve sizden 30 dk evvel gelmiş ve hala sıra bekleyen garibanın önünde işleminizi bitirdiğinizde ardınızdan kallavi küfür yemenize neden olan gavur icadı

 

Rahmetli Ciguli'den tüm şakirtlere gelsin: Yapma bana numara! 
Şaka la şaka! Gelmesin. Buraya kadar okuyanlarda zaten devrelerde hafif bi koku başladı. İyice sürmenaja bağlamayın!

 

OPER-ATÖR


operare                    --- latince opus'tan gelir - iş, ürün 

 

*** Beethoven'ın Opus 67 numaralı 5. Senfonisi'ndeki iş gibi. Mozart'ta Opus yok şakirtcim. Onda Köchel numarası geçer. Sonra onu da anlatırım. Söz.

 

*** opera'yla alakalı. Obra ile de... Obra del Dios - Allah'ın işi! Bak sen Obra del Dios'a!
 

* operare --- işlemek, işletmek, çalıştırmak

 

**       1. işleyen, işleten, çalıştıran
2. ameliyat yapan kişi, cerrah (misal Mehmet Harma, misal Bob, misal ben)
3. iş makinasını çalıştıran kişi (misal vinç operatörü - "beni kaldırabilecek bi erkek arıyorum" diyen Kezban'lar için imal edilmiş süpergahrıman)

            4. telefon şebekelerini işleten firma

            5. telefon santrali olan sistemlerde dahili numara bağlantılarını yöneten kişi

 

*** smooth olunca 80’ler gecesi yaptıran Sade şarkısı

 

ORGANİZ-ATÖR


organizare              --- latince organum'dan (yonanca organon'dan) gelir - alet, parça, müzik aleti

 

*** ergonomideki ergo ile aynı kök idi sanırsam. to work'ün work'ü de aynı – çalışmak, işlemek, iş yapmak

 

* organizare --- çalıştırmak, işletmek

 

** çalıştıran, işleten, işletmeci

 

***    1. Ahmet San

            2. iğrençötesi “organize süperdi” cümlesini aslında kendisi yokken duyduğumuz kişi

 

PERFOR-ATÖR


perforare                 --- latince per + foro'dan gelir

 

*** van, tuğ, tiriğ, forroo değil.


Güneş geliyo. Haydi tribün, tezahürat bekliyore!


Bu foro (foramen'in, yani deliğin dayısı olur) "fore gazık"taki fore ile de akraba. O fore "yere gakılmış, ganırtılmış" anlamında. Hangi dil? Fransızca!


Peki ingilizcede aynı kavram neyle karşılanır? El cevab: to bore ile... Silah namlusuna falan da eylemin isim formunu verir dingil-izler. Bore yani!!! 


BORU MU? Bence boru!

 

* perforare --- delmek, delip geçmek

 

**       1. delen, delip geçen bir şey

2. bacaklarda derin ve yüzeyel venöz sistem arasında "komünikan" olan bağzı venlerin anatomik özellikleri nedeniyle aldıkları ad

 

*** perforan da denir. Bu “-an”a dikkat edelim. Sonra yine karşımıza çıkacak!

 

PRED-ATÖR

 

praeda                     --- latincede av, ganimet, ödül, kar (şapkalısından)

 

** avcı, ödül avcısı, ganimet için savaşan

 

*** Arnold ile hayatımıza giren ve Alien’in bile fotzesine koyabilen, ağzı pek sevimli durmayan, ama rastası orijinal gibi uzaylı yaratık; bi hayal kahramanı; avcı bi şahsiyet

 

ROT-ATÖR

 

rotare                                   --- latince rota’dan gelir – teker, tekerlek, dümen

 

* rotare --- teker gibi döndürmek

 

** döndüren, döndürücü

 

*** bunun kafını yırtarsan babayaro

 

*** Almancada bisiklet sürmek nedir? Rad fahren

 

Rad – Rota

 

* rotundus – rota’dan gelir // yuvarlak

 

*** rotundus – round // Ligamentum rotundum – Round ligament

 

 

PROKRASTİN-ATÖR


procrastinare                     --- latince pro + crastinus’tan gelir

 

*** böyle bi kelime yok. Yani var da, türkçede henüz yok gibi. Bunu ben kendimi ve çevremdeki pek çok insanı tanımlamak için kullanıyorum. 

** BUGÜNÜN İŞİNİ YARINA BIRAKAN


* cras --- yarın (latince)

 

PROVOK-ATÖR


provocare               --- latince pro + vocare'den gelir - voice, vocal falandan hesabediver
 

*** vocare --- adını anmak, (ona) seslenmek, uyandırmak


* provocare - azmettirmek, dürtmek, fişteklemek, meydan okumak

 

** azmettirici, dürtücü, fiştekçi, fiştekleyen
örnek: tonla var. çevrenize bakın!


*** ajan provokatör --- siz solcuların bi aralar çok kullandığı bi tamlama. 
örnek: Mahir Kaynak (Ertuğrul Kürkçü için de öyle derler; ben diyenlerin yalancısıyım)


*** agent provocateur --- siz solcuların haberi bile olmadığından emin olduğum "hardcore" lingerie (fantaazi içgiyim diyolar), mayo, parfüm falan markası (kataloğa bi bakın derim!)

 

RADY-ATÖR


radiare                     --- latince radius'tan gelir

 

*** radius eğer radix ile alakalı ise türkçe bu konuda daha mantıklı. Neden mi? Al işte bundan:


radix --- kök
radika --- kökü de yenen bişe olsa gerek
radikal --- kıs kıs kısss (Bkz: Taylan Kara'nın yazıları)


Şimdi kökten uzayan, dallanan, saçaklanan bişe mantıken aşşaa gider. Ona türkçede "sürgün" denir.


Oysa topraan üstündeki kısımdan türeyen, dallanan, saçaklanana türkler "ışgın" der. Işık da aynı kökten gelir. Işımak da…

 

Hatta iddia ediyorum, Nişanyan bu maddede işkembeyi geçtim, börkenekten ve belki kırkbayırdan bile sallamış olabilir – ışgın hiç de "sarmaşık" anlamına gelmez çünkü! Şimdi bakamıyorum ama bunun için kendisine mail de yazmıştım. Sonra birlikte kontrol ederiz şakirtler. 


Bakın hele, şu an bunu yazarken bi ışıma daha yaşadım. Yağuşuklu da bu ışımak dalgasıyla bağlantılı olsa gerek ya la! Bak sen Crom'un obrasına.


Onu bunu boşver, bu tarafa gel! Bu radius aynı zamanda yarıçap demek. Bi de tabii ki önkoldaki daha küçük ve başı dönen kemiğe de bu ad verilir.


Ben çocukken de zırmanyaktım. Böyle 12-13 yaşlarımdayken bigün deniz kenarında dirseğimi sabit tutup elimle kumda çeyrek çemberler çizerken aklıma dank ettiydi. "La" dediydim kendi kendime. "Yehova'nın Pisagor'u, belki aha da böyle yapıyodu ha bunu; sonra da istediği boyda çıbıhlar tutup değiştire değiştire ölçü deniyodu pezümeng" falan diye kaşındıydım. 


O zamandan beri kıllanırım bu radius'tan zati. Ha bence teker gasnağına merkezden çakılan mil anlamında olması daha mantıklı. Hem böyle radyant – yani ışıyan – olma hali de açıklanıyo. 


Ray of light diyecek denyonun kalbini kırarım. Siz giderken ben dönüyodum ingilisçeci minnoşlar!

 

Neyse ne ya! Radyatör işte.

 

** ışıma ile ısıyı dışarı veren zamazingo

 

*** delinince araba cortluyo yalnız. Aman dikkat.

 

REANİM-ATÖR


reanimare               --- latince re + anima’dan gelir

 

Bkz: animatör

 

*** böyle bi kelime yok. Yani bu da var da yok. Biz İbn-i Sina'daki reanimasyon (yoğun bakım'ın 6 okkalısı) nöbetçilerini anonimize etmek için uydurmuştuk. Bob hatırlar.  


*** Bi de tabii 80'li yıllardan bi "korku mu desem, komedi mi desem ya da hepten deli saçması mı desem" model bi filmin adı da böyleydi. Bunu da hem Hacı, hem Bob, hem Ufaks hatırlar.

 

** yeniden canlandıran, yeniden canlandırıcı, ölüyü dirilten (Cialis?), hortlatan (nasıl oldu?)

 

REGÜL-ATÖR


regulare                   --- latince regula'dan gelir - regula da reg'den gelir


*** Reizz! (riyaset de burdan türeme bence), Rex (Iesus Nazarenus, Rex Iudaeorum – Tyrannosaurus rex), Roi, Royal, Floş Ruayel, El Rey Leon…


rektum, rektör, direktör (müdür esprisi yapmıyorum), rectangle, derecha, droit, civil rights, correct


Eski Mısır'da bi tanrı?  RA! ;) La bak, emoji bile yaptım.

 

Neyse işte canikom

 

* regulare - düzenlemek, yasa koymak, yasak koymak (regl: düzen / yasa / yasak? kıs kıs kıssssss)

 

** televizyon tek kanal ve siyah-beyazken, alenktrink böyle boyna gidip gidip gelirken, voltaj oynamaları bilhassa televizyonun fotzesine koyarken, yani taa 80'lerin ilk yarısında falan her evde olan bi zamazingo


*** yine -atör ve yine alenktrink!

 

RESTOR-ATÖR

 

restorare                 --- latince re + stauro?’dan gelse gerek

 

* stauro ---  stand ? stehen? – durmak, ayakta dikelmek, dik durmak

 

Diklenme, dik dur! Akıllı ol. Hşşş!

 

* restorare --- yeniden doğrultmak, yeniden dikmek, yıkılmış bişeyi yeniden inşa etmek / yapmak

 

**       1. yeniden doğrultan, yıkılmışı yeniden dikelten, yitirilmişi yerine koyan

2. eski eserleri onaran kişi (ille mimari anlamda düşünme – kitap, resim, heykel falan da dahil)

 

**** restoran --- ristorante’den gelir (-an’a dikkat) – yitirilmiş gücü yerine koy-an, eksileni tamamlay-an

 

Anladığım kadarıyla da paça çorbası falan gibi bişe satan yer demek (say ki işkembeci). Et suyu işte. Gücünü kaybetmişe, hastaya, yorguna, dermansıza, gözü fersize, biçareye ve dahi naçara verilen şey restoratör demek ki.

 

Hıncal Uluç sevimsizinin dimağımıza ganırttığı iğrenç “sevgi her şeyi yener; üstüne biraz da aşk ekleyelim; sevelim sevilelim” minvalindeki lirizm şeysi: Tavuk Suyuna Çorba Hikayeler serisi de bunla o yüzden bağlantılı.

 

SEN-ATÖR

 

senatus                     --- latincede yaşlı adamların toplandığı yer / ihtiyar heyeti

 

*** Eylem kökü yok, ad kökünden türetme

 

*** senil – yaşlılıkla alakalı, yaşla gelen // penil – neyle alakalıydı?

 

**       1. ihtiyar heyetinin azası

2. 1961 anayasası ile getirilip 1982 anayasası ile götürülen senato’nun üyesi

 

*** eski locada vardı bunlardan (hemi de 2 dene)

 


SİMUL-ATÖR

 

simulare                   --- latince similis’ten gelir – benzer, tıpkı, aynı

 

* simulare --- benzerini yapmak, taklit etmek, öyleymiş gibi davranmak

 

**       1. taklitçi, taklit eden, benzerini yapan

            2. eğitim amacıyla riskli işlerin ortamlarını ya da nesnelerini taklit eden zamazingo

 

*** uçuş ve videoendoskopik ameliyat eğitimleri için bunlardan çok var artık piyasada.

 

*** sanal gerçeklik dedikleri zımbırtıda bi sonraki aşamanın cyber-sex için böyle bi cihaz tasarlanması olduğu rivayet ediliyo.

 

SPEKÜL-ATÖR

 

speculare                 --- latince specere’den gelir – görmek, bakmak, incelemek

 

* speculare --- gözlemek, incelemek, derin derin bakmak, takip etmek, casusluk yapmak

 

**       1. gözcü, casus (spy – ispiyoncu), iz süren, izci (Akıncılar gibi)

            2. gözlemci, gözleyen, inceleyen

3. büyük kapital birikimi olan, medya tekeli kurmuş ya da medyayı yönlendirebilecek güçte, siyasi iktidar sahiplerini doğrudan ya da dolaylı etkileme gücü bulunan ve tüm bu özelliklerini serbest piyasa ekonomisinde dalgalanmalar yaratarak ya da olabilecek dalgalanmaları önceden haber alıp ona göre stok yaparak kar (şapkalı) maksimizasyonu için kullanan ve fakir fukara ile garip gureba’nın fotzesine koyan kişi – örnek: Soros, Buffet

 

*** spekulum --- ayna

 

*** spekulum --- vücuttaki herhangi bir deliği kısmen genişletmek ve muayeneyi yapan kişiye daha ferah bir bakış açısı sağlamak üzere tasarlanmış zamazingo

 

Spekülatörlerin vatandaşın her daim fotzesine nasıl koyduklarını spekulum misali üzerinden daha kolay anlayabilirsiniz!

 

STABİLİZ-ATÖR

 

stabilis                      --- latincede sabit, kararlı, duran, mustakim, dayanıklı, “daş gibi”

 

**       1. kararlı hale getiren, daha dayanıklı yapan, ömrünü uzatan

            2. gıda sektöründe raf ömrü uzatmak için kullanılan katkı

            3. ortopedide kullanılan harici sabitleyici / tespit modeli

 

*** gıda endüstrisinin katkı maddelerini en büyük düşman bellemiş guruların diğer öcüsü

 

*** stabiliz-an da oluyo! Dikkat!

 

STERİLİZ-ATÖR

 

sterilis                                   --- latincede çorak, kısır, boşa giden, beyhude

 

**       1. kısırlaştıran

            2. mikrobik varlığı ve üremeyi durduran

 

*** berberlerde içindeki mor renkli ışığın altında pis makas ve tarakların tutulduğu ve bu ışığın kerametiyle aletleri mikroplardan arındırdığına inanılan zamazingo

 

STİMUL-ATÖR

 

stimulus                    --- latincede değnek, üvendire, iğneli söz, iğneleme, uyarı, prim

 

**       1. diğnekle dürten, üvendirenin ucundaki modulu batıran

            2. iğneli söz söyleyen, iğneleyen

            3. uyaran

            4. coşturucu, prim veren

5. teşvik primi veren (şaka la şaka)

 

*** bunun da stimul-an dönüşümü mümkün. Dikkat!

 

*** stigma ile alakalı gibi. O da işaret, çizilmiş şey, damga falan demek

 

stick – değnek / çubuk --- bilardo istekası

kazıklı voyvoda’nın stake’leri

 

to stick – bir şeyi bir yere sokmak, içine ilerletmek, bir şeyin arkasından bir çubukla itmek

 

tıkmak da öyle

 

Güneş??? Bilemedim

 

 

TERMİN-ATÖR

 

terminare                --- latince term’den gelir – hudut, sınır, son nokta, hedef

 

* terminare --- sınır koymak, sonlandırmak, hedefe / amaca ulaştırmak

 

**       1. sonlandıran, sonlandırıcı

2. Arnold ile hayatımıza giren ve ölmek bilmeyen; insan ırkının sonunu getirmeye azmettirilmiş ve bu hedefe John Connor’ı öldürerek ulaşacağı yönünde programlanmış (bence kafa ayarı lazım) robot

 

*** yani? Yokedici değil. Sonlandırıcı! asta la bista beybi!!!

 

*** term gebelik bunla alakalı – Terme değil

 

*** terminal – varış noktası, son durak

 

TRANSFORM-ATÖR

 

transformare                     --- latince trans + formo’dan gelir – karşı, çapraz + şekil, form

 

* transformare --- şekil değiştirmek, dönüştürmek, değiştirmek (Bkz: Optimus Prime)

 

**       1. şekil değiştirten, dönüştüren, değiştiren

2. farklı voltaj seviyeleri arasında alenktrink enerjisi aktarımı için tasarlanmış bi zamazingo (yetti gari, kaçıncı alenktrink şeysi bu)

 

*** diğer adı TRAFO

 

VANTİL-ATÖR

 

ventus                                   --- latincede rüzgar, yel, esinti (Azerbaycan türkçesinde külek)

 

** esinti yapan, havayı serinlettiği varsayılan fırfır alet, üfleyici, yelleyici

 

VENTİL-ATÖR

 

Bkz: bi üst!

 

** köken dillerden geçişteki telaffuz farkları aynen korunduğundan yanlışlıkla ayrı bi kelime sanılan, ama esasında yalnızca solunum desteği almak zorunda olan hastaya bu desteği veren cihaz

 

 

 

 

Hufffsss!

 

Nooldi? Beyin invajinasyonu geçirdin mi şakirtcim? Ya sen kuzum? Evet haklısınız, bi koku var. Benim bile devre ısındı.

 

Birazdan bitiriciğm yavrukuşlar. Harbi ben de yoruldum. Ama Tülay Hocam’a o –an’ları da sormak isterim. Dikkatinden kaçmadığına eminim. Onlar da aynı gel-en, yap-an, ed-en’deki “eylemden ad üretme” şeysine uyuyo. Güneş’in ipucu olabilir belki hocam. Bu yönden de bakmak gerek.

 

Buraya kadar geldiğinizde unutmuş olacaksınız bissürü şeyi. Olsun. Önemli değil. Bu da bi başlangıç. “Bilmemkaç dakkamı çaldınız” diye çemkirme fırsatı vermem size. Bunu okuyup canı sıkılan olur. Ama bişey öğrenemedim diyene temiz zopa var!

 

SSK’ya bi daha şükranlarımı sunuyorum. Vesile oldu kendisi. Vesiletü’n Necat desem yeri var. O kadar yani!

 

Ondan hususi bi ricam olacak. Lütfen bi dahaki sefere kafiyeyi bozmasın. Bi obsesyon uğruna, “burda uyak tutmamış” diye bunları yazmak kolay değil çünkü!

 

Başka –atör vardır muhakkak. Da ben ilk aklıma gelenleri yazdım. Benim unuttuklarımı yorumlara yazın ki tıkım şey etsin (tık – stick?), olur mu kuzucuklar?

 

Sanırım bağzılarınız benim sitedeki yorumlarda neden duramadığımı, beynimin içindeki kollateralin de kollaterali çağrışım seslerini nasıl susturamadığımı artık az da olsa anlamışsınızdır. İnanın bana, kafatasınızın içinde sürekli bu fısıltılarla yaşamak ve uyuyamamak gayet zor bişeydir!

 

Ha bi de son informasya: pro-duk-tör ayrımı yanlış (unuttum sandın di mii – unutur muyum la ben?!). Kafiye öyle olsa diye şeyettim ben onu. İlle ayrılacaksa pro-dukt-ör daha mantıklı olurdu. Ama bu gerçekten ayrı bi ekspertiz konusu. Harbi yorgunum. Hele bi yukardakileri iyice sindirin de… Latincede kelime türetme kurallarını da ayrıca konuşuruz. Bi tüyo: O –dukt- var ya… O da Il Duce ile bağlantılı. Ekmek çıkar yani. ;)

 

Bi sonraki yazıya kadar Mithen’ın isviçre çakısı üzerinden anlattığı modüler sistemi okumayanı ben modulliyacam; peşin söylüyorum.

 

Şimdi hepinize ayrı ayrı selam eder, büyüklerin ellerinden, cüccüklerin burcuvalarından öperim.

 

Mucucuksss – Bu seferkiler brandweinlı değil Jägermeister’li

 

Arz ettim!

 

PS 1: O -atör kısmındaki yıldızların sayıları rasgele belirlenmedi. Sağa yatırıp kalın gösterdiklerim de haybeye değil (hep söylüyorum, içiniz fesat sizin – İtalik ve Bold canikom). Azıcık cingöz olanlarınız çakar neyi nasıl bi sistematikle yazdığımı.

 

PS 2: Sevgili Hasan P, biliyorum ki bu yazıyı en dikkatli okuyacak olan sensin. Ve şunu seziyorum, bunu okuduğunda biraz da üzüleceksin. Ama ben sana buradan şunu derim: Üzülme; çok zor ama güzel tarafları da var; sen de yaşayacaksın!

 

PS 3: Sonja, diliyorum ki sen yanılasın. Umalım ki art appreciation yeteneği senin söylediğinden daha sık, kronik bulgur entoksikasyonu da benim iddia ettiğimden daha az görülüyo olsun. Yorum yazarsan para kesmiyolarmış bi de. Kıs kıs kısss

 

                                                          

                                                                                  İlkel Çağların İlkeli Savaşçısı

                                                                                           Barbar Kun-Han

 

Hürmetsss milsss

* Jon Lord’un (topraa bol olsun) Sarabande albümünü fona koyun bence. İyi gider!

**  Hacı, Bob, Ufaks… Gadanızı alırım. Hande, senden de yorum bekliyore!

Kimmeryalı Conan (Arif Yavuz Aksoy)


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 18.04.2017

    Sosyetik çin lokantasındayım. Tabii ki pis bi cücük burcuva olmamdan kaynaklanan bi durum. Yan masada sosyetik bi abi. Karşısında 2 tane gacı. Abi sallamasyona tam gaz devam ediyo. Bergamot İngiliz bi kaptanın adıymış. Gemisinde bi vakit bi çiçek taşımış. Sonra bunlar o çiçek dolu gemiyle Hindistan'a mal boşaltmış. Ordan da çay yüklemiş. İngiltere'ye dönmüş. Ambardaki çiçek kokusu bulaşmış çaya. Ondan sonra kaptanın adıyla anmaya başlamışlar içinde o çiçeğin aroması olan çayı. Vay anam vay. Abi zengin. Abi kalın. Ama abi yarım okumuş. Bergamot ne? Bi limon ırkı. Nerde çıkar? Bingo! Türkiyya (başka yerde de çıkar da, Batılı adam ilk bizde görmüş)! Adı nerden gelirmiş? Rivayet o ki, türkçe "beg armudu"ndan. Çiçek? Cıks. Ya o limonun yağı ya da kurutulmuş kabuğu ile verilir o aroma. İşte etimoloji değil ama götümoloji böyle bişey. a.y.a. etimolojiyi sevsss, çiçeği korusss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 23.11.2016

    Sayın John Dennis, bahçede pazıların arasına şeker pancarı karışır ya... Sizin atörlerin arasına da çok tör karışmış. Ama olsun. O da iyidir. Atörlerin bazıları zaten bende vardı. Fekat penetratör'e harbi çok güldüm. Nerdeyse karnım ağrıyacak kadar!.. a.y.a. o oyunu hususi merak etsss

  • Deniz Can

    Deniz Can 17.11.2016

    Anketör Armatör Enjektör Kompaktör Konnektör Konjektör Kaptör Kalibratör Kelimatör (kelime oyunu severlere) Maceratör Otör Portör Progenitör Puantör Pulsatör Redaktör Regülatör Reseptör Şantör Lektör- Nihat Ateş'ten

  • Deniz Can

    Deniz Can 17.11.2016

    Reaktör, triportör, portör, ekartör, redüktör, sektör, direktör, distribütör, konvertör, projektör, ignitör, dedektör, dedantör, reflektör, promotör, selektör, meditör (), mentör, şantör, montör, kontör, prodüktör, vektör, garantör, dekantör, dezenfektör, adaptör, rektör, termistör, rezistör, faktör, kaptör, pastör, promptör, sabotör, transistör, invertör, transistör, korrektör, varistör, tristör, kontaktör,

  • Deniz Can

    Deniz Can 17.11.2016

    Komparatör, restoratör, konservatör, desikatör, dilatör, eksitatör, varyatör, izolatör, sirkülatör, fiksatör, kombinatör, granatör, obtüratör, polinatör, flatör, kalsinatör, kreatör, reanimatör, epilatör, perlatör, formatör, kompansatör, rotatör. Dearatör, dehidratör, delinatör, dekatör, Liberatör (gazete adı, es geçemedim), insineratör (bunu zor hatırladım, meğer listenizde varmış), gravitatör, mediatör, statör, elevatör, Penetratör (oyun adı), Selenatör , Dominatör (marka, albüm), eliminatör, fermatör, validatör, mediyatör

  • Deniz Can

    Deniz Can 17.11.2016

    Sayın Aya cevabınızı atlamışım ne yazık ki, dil tartışmaları yapılınca aklıma atörlerim geldi, bari Kaan Bey e maille ileteyim diyordum. Kusura bakmayın gecikme için. Bu arada kahve kültürüm ara sıra sütle birlikte tükettiğim Türk kahvesi ve nescafe ile sınırlı, espressoyu bilmem ama denemiş olurum. :) Saygı, sevgiyle.

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 05.10.2016

    ilahi muhterem hocam! dergi kapağınızla beni güldürdünüz; güldürürken de düşündürdünüz. latince etimona bakarken sanırım wiktionary kullanılmış. ama işte orada bence biraz aceleci davranmışsınız. bu kelime bölünebilir bi kelime çünkü. con + glomerare (wikide geçmez)! con aslında daha önceki quando (cuando) ile kısmen alakalı. cum ile de (porno takipçileri pislik yapmasın; bu latince cum)... peki glomerare nereden geliyor? glomus'tan (glomerül, globus, globetrotter'daki gibi)... peki burada Güneş işler mi? glomus'un us'unu okumayın. nooldu? glom! peki dingil-izcede kitleye, yumruya ne ad verilir? lump! yani? glomus - yumak! topak! oradaki yum ile glom aynı bence. sipperzekalar o öyle değil dese de aksini kanıtlayamazlar. bu dediğimde kesin doğruyum. kim kimden almış? glom'dan yum mu? yum'dan glom mu? Crom bilir! a.y.a. sabah Güneşisss - bu arada, kangal ayrı tartışma konusudur. çengel, çangal, çengi'ye de bakalım. yonanca kangal etimonu diye verilene de... orda da durum karışıksss!

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 04.10.2016

    muhterem hocam, tap'i tepe tepe kullanmanız dileğiyle hürmetlerimi sunarım ilk evvela. dabbe'nin de debelenmekle alakası var diyorlar (dab!). ben diyenlerin yalançısıyım. 1. cuanto ile cuando aynı değil. quanto ve quando... 2. amma kök ortak bence de. ve kan-ki (ki, "ki" zaten que, qui, che, chi falan ile aynı) sonra sonra "hangi" olmuş olsa gerek. 3. kaç da quant'la ortak gibi. zaten anadolu ağızlarında "kaç" yok. gaç o! a.y.a. arz etsss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 19.08.2016

    Dün geceki ikinci yorumum kozmik ışıma kurbanı oldu sanırım. Çıkamamış. Hatırladığım kadarıyla yaziym. Bu arada, John Dennis'e de vahiy gelmiş galiba. Aynı anda aynı şeyi yorumlamışız. Neyse. 1. Buttocks ile bacak-sss arasındaki ilişkiye dikkat çekmiştim. Badak-Bacak ilişkisi... But, bad... Buttocks sonradan daha "kalça" haline dönüşmüş olabilir. Badi badi yürümekteki badi de "body" ile alakasız. Yürümedeki kalça eklemi fonksiyonu dillendiriliyor işte dillerde. 2. Esans öz demek. Ouisia gibi saçma bi Yonanca etimon koyanlara şaşıyorum. Boru gibi türkçe. Öz la. Kısa ve öz! Esans ise essere, ser, sum ile ilişkili. Olmak, var olmak... Ama burada "eks"teki, yani nefes vermekteki ses yansıması belki efektif ve belki de iki dil kökü de aynı yorumlama ile bunu almış. Osurukla alakası? Canı dötünden çıkmak ifadesi dikkate alınırsa neden olmasın. Pamuk ve son dönemdeki silikon uygulamaları da unutulmamalı. a.y.a. seyir-me defterini doldursss ve geç dönem yoksunluğu böyle bişeymiş desss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 25.07.2016

    Muhterem hocam, bu ifşaatım daha sansasyonel olabilir. Benim durduramadığım beynim demin omolateral yerine omohyoid yazdırdı. Manyaklık parayla olmadığı için... Sonra dururken bi ışıma yaşadım. Kutsal bilgi nazil oldu adeta. Omo-hyoid omos + hyoid'den türetilme. Omos ne? Yonanca tam da omuz demek. Zaten o kas da ta omza kada gider. Omos... Omuz!!! E yuh artık. Bu da gol değilse batsın bu Güneş ve biz sunset boulevard'a gidelim artıkın. Ya kafa ısındı diye havuza girdim. Çok rüzgar vardı akşamüstü. Cereyan yapıp fazla serinletmiş olabilir. a.y.a. ayağını sıcak tutsss ve dahi esselamualeykümsss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 07.07.2016

    Sayın John Dennis, ingilizce bilmeyenler için yazılar hayli kafa karıştırıcı demişsiniz. Haklısınız. Ama ben onu gayet intenşınıli yapıyorum. Bakın şimdi de yaptım misal. Amacım stimulus yapmak. Dürtü ve uyarı olsun ki millet az bişe öğrensin. Zihinlere farklı bi ışık süzülsün. Yoksa kasarsam Bünyamin Durali'den bile daha özhashalistürkçe metinler çıkartırım. Ha o da ayrı eğlence olur. Ama ben pek eğlenmem. Ayrıca ben sizleri hep dikkatli okur grubunda görüyorum. Acurlar zaten kendilerini biliyorlar. Baydıvey, espresso sever misiniz? Ben türk gaavesinden daha çok tutarım. Yeni atör'leri merak ve hasretle bekliyorum. a.y.a. acı gaavesss

  • Deniz Can

    Deniz Can 26.06.2016

    Sayın Aya Türkçeyi kullanma konusundaki becerinizin ya da dile hakimiyetinizin farkındayım, keyifle yazıyorsunuz pek çoğumuz da keyifle okuyor yine de İngilizce bilmeyenler için yazılarınız hayli kafa karıştırıcı. Şimdi ben burada dikkatli okur sınıfına mı alındım yoksa çok bilmiş salatalık sınıfında mı yerimi aldım, sizden bir acı kahve alacağım varsa bileyim. Size iyi tatiller diliyorum, ne zaman isterseniz sizi yeni yüz kadar tör- atörlerimle tanıştırmaya hazırım. Saygı, sevgiyle.

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 26.06.2016

    El cevab: TDK sözlük basar ve onları dahil ederse muhtemelen sizin yazdığınız gibi çıkartacaktır. Ama ben burada kendim nasıl okuyosam (telaffuz ediyosam) öyle yazdım. Dikkatinizi çekmiştir sanırım. Ben asla gramer hatası yapmamaya özen gösteriyorum. Ama yazım iz nat iğkuğl tu gramer. O farklı bi konsept. Yine dikkatinizi çekmiş olabilir. Alli/Ali-gat-or/ör... Kur/Kür-atör... Ve benzeri örneklerde de serbest stil davrandım. Problem şu. Şu an yalnızca akıllı telefonum var üzerimde. Ve bağlantı kelek. İneyim. Bilgisayarıma bi kavuşayım. Söz. Daha kapsamlı ve polemiğe açık çalışmalarla karşınızda oluciğz. a.y.a. polimsss ve cruisesss

  • Deniz Can

    Deniz Can 25.06.2016

    emülgatör, karbüratör, simülatör, stimülatör, inkübatör, numaratör. Sayın Aya siz sürekli yabancı versiyonlarına muhatapsınız eminim ama doğru yazımları bunlar değil mi?

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 24.06.2016

    An itibariyle sadece akıllı telefonumdan bağlanabiliyorum. Feyzbuha da giremiyoruz. Tekne-Teknik-Teknoloji meselesi. Beni aşar. Şimdi Recep Cintek'in tümör değinisine değineyim. 1. Eski insanbu'da kayıtlı. Tome-tomar eşleşmesini ben ta 2 yıl evvel yapmıştım. 2. Tombul, tombalak, dombili, dombay gibi sözcükler de "şiş" olmakla ilişkili. 3. Home, dome, duomo, damat, gamet... Ev, çatı, dam? Kubbe? 4. Yuvarlak olmak? 5. Tomruk da yuvarlanıyo ya. 6. Timber da onla alakalı olmasın? 7. İşte bunlar hep Güneş! a.y.a. sıcaktan pişsss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 16.06.2016

    Sevgili John Dennis, değinilerinizi ayrıca dikkate alıciğm. Bu arada, obsesyon iyidir. a.y.a. obsesss

  • Deniz Can

    Deniz Can 15.06.2016

    Erektörle diktatör arasında bir ilişki olmalı, magnetörle aktör arasında olduğu gibi (karikatüre gönderme), bu arada magnetör bir yerde geçiyor, magnetar daha sevimli bir kullanım gibi, aslında ikisi de sevimsiz. Akinatör oyun kahramanı, kelimatör oyun, kelvinatör marka, bunlar sayılmıyor galiba, krematör, evaporatör, kültivatör, katalizatör, replikatör oldu gibi. Sayın Aya takıntılıyım zaten bir bu eksikti.

  • Deniz Can

    Deniz Can 15.06.2016

    Permütatör, deviatör, devriyatör, komutatör,merkatör, markatör, lazeratör, destinatör, kollaboratör, kooperatör, realizatör, entegratör, oksilatör, osilatör, kalibratör, defibrilatör, vaporizatör, konsantratör, formatör, prediktör, varyatör, aktivatör..... Traktör, editör, raportör, inhibitör...

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 10.06.2016

    bebek sesleriyle, doğa sesleriyle köken bilim yapılmıyo diye bişe yumurtlayan adamın normal zamanda ağzına ağzına vururlar. hem de cetvelin dikiyle... lütfen! saçmalama özgürlüğümüz yok. komik etimon çıkarma örnekleri bile verdim bu yazıda. bebek sesi ve doğadaki seslerden nasıl kök olabileceğine tonla örnek var. nişanyan'ın sitesine girsinler beleş referans isteyenler... yani benim ağzımı hiç açtırmayın. hadi minnoşlar. başka kapıya... a.y.a. aynı kapısss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 09.06.2016

    5. Göbel ne demek? Göplez ne demek? Herkes biliyo di mi bunların ne olduğunu? Ha peki öyleyse CUB ne demek? Ayı, börü, aslan falan gibi haymanların yavrusu işte. Göb --- Cub valla bence gayet uyumlu. Bu arada börüyü sallamadı kimse ama emin olun boar ve bear ile kesin alakalı çıkacak. Bi de dün onu yazacakken beynim twitch etti. Unutmuşum. HAYY var ya?.. Hani hayyülkayyume'deki hayy. O da High ile alakalı olabilir. Hoch ile yani... a.y.a. twitchsss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 09.06.2016

    3 nümrolu Vlad ile Bleda eşleştirmem benim denyoluğum yüzünden yüzergezer hallerde. Neyse. Gelelim 4'e. İngilizcede boyunduruğa ne denir? El cevab: yoke! Jugum. Jugulare falan onla alakalı. Iugum da yazılır. Juxt da vardır hani. Hatta çift de bundan gelmiştir türkçeye. Peki yuk gibi ya da uk/ik gibi bi ilk sözcükten türemişse bunlar?.. Neden olsun ve hatta olmasın? Alın size iki! İKİ işte. a.y.a. combosss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 08.06.2016

    2. yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar. tabisi de kurmasınlar. ama o yüksek'e bi dikkat etsinler. yüksek... yukarı... yokuş... hep bi y-O/U/Ü-k hali var. hadi bakalım alamanjacılar (inkilişçeciler de olur), yükseğin alamanjası nedir? HOCH. inkilişçe? HIGH. inkilişçesi alamanjadan dönmüş. orası besbelli. ama erken jermanik dönemde bu türkçedeki y-o-k ile alakalı değildiyse cümle alem ltd şirketi tahsilatı Taksim Meydan'da yapabilir. YOK. yak-ar-mak... dua etmek... elleri böyle göğe açmak... Kime? GÖK'e... Yüce Gök'e... YOK'a! your HIGHness, anladınız siz onu! a.y.a. keçileri bağlasss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 08.06.2016

    bi daha selamuneleyküm. şindi Güneş'te müthiş patlamalar yaratmaya aday ifşaatta bulunuciğm inşcrom. evet. 1. nişanyan'ın focaccia etimonu ile ilişkilendirdiği poğaça sözcüğünden geri gidecüğk. kendisi daha iyi bilir. ama ben amarihadaki ermenilerin hala yaptığı ve POAÇ ya da BOAÇ falan diye adlandırdıkları bi yemek biliyorum. bi çeşit "aile buluşması" yemeğidir. basitçe anlatırsam büyücek bi somunun tepe kısmının kapak gibi durduğunu ve içinde pişmiş et olduğunu düşünün. bi çeşit "sürpriz". yani dolma. ekmek dolması. yani? BOHÇA böreği. yani? BOHÇA la. B-V-P-F dönüşümlerini, H-Ç-Ş dönüşümlerini biliyoruz, di mi? burdan nereye gelicem? aha da buraya: BOH-ça, ser-PUŞ, pa-BUÇ, POŞ-et, POŞ-u/PUŞ-i... şindi ordan şu POŞ-et'i alın bakalım. Douglas poş-undaki sıvıyı aspire edin. yok, onu siz yapmayın. sadece POŞ'ta durun. torba, çuval, kese, çanta gibi şey işte. içine bişey konulan, doldurulan zımbırtı. yani? dolu olmayan. yani? BOŞ olan! BOŞ la! alın size temiz hava bol Güneş! a.y.a. boşsss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 08.06.2016

    + separare: ayrı koymak, ayırmak, ayrıştırmak falan. separatör de ayırıcı, ayraç, ayırgaç (nası oldu?) oluyo yani. santrfüj gibi bi mantıkla çalışıp karışımların içindeki maddeleri fazlı ayıran zamazingo... mekan içinde ayrı bölme yaratan açılır-kapanırı ya da taşınabiliri pek makbul olan zımbırtı... perdemsi bişe... dişçilerin (diş hekimi? cısss) kullandığı bişey de böyle anılıyo. ama ben tarif edemem. herşeyi devletten beklemeyin. ŞEL-ATÖR: chele'den gelir. kıskaç, tetik gibi bişey, kilit mekanizması (kil-it burdan mı geliyo ki?) --- bir metal atomunu yakalayan, halka formunda hapseden kimyasal ajanlara bu ad veriliyo. sürekli hastalarını soyan, ahlaksız, iyrenc, insanlığını unutmuş, paragöz doktorlar (hoşuna gidiyo bağzı non-doktor malların bu sıfatlar) iyi bilir. ağır metalleri dokudan, kandan uzaklaştırma işleminde kullanılırlar. normal vatandaş anlamaz. anlamasına gerek de yoktur zati. bu da kapak olsun! a.y.a. şimdilik kapaksss, daha sonra devamsss (güneş'e katkılarla gelezeğum)

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 08.06.2016

    OBTUR-ATÖR: ob + struere'den gelir. structure'dan hesabedin. ob da yonanca "epi" işte. üstüne bişey inşa etmek - koymak oluyo yani. deliğimsi herhangi bi yapıyı tıkamak, yolu tıkamak, durdurmak, önünü kesmek... tıkaç yani. cerrahide de böyle yerleri tıkamak, kapamak için kullanılan zamazingoya bu ad verilir. fotoğraf makinesi, kamera "shutter"ları da böyle adlandırılıyo (objektife bakınız). REALİZ-ATÖR: realiser (gerçekleştirmek, yönetmek - rüyalar gerçek olsa) eylemini (fransızca) gerçekleştiren kişi. frankofonlarda yönetmen. bizde tasarımı alıp inşa eden (dekor yapmak falan gibi) şahıs. real: gerçek, cisim bulmuş, hak (bakınız reyiz göndermelerim). o da tanrı kral RA ile ilişkili olsa gerek. realizatör bi işi hakkıyla yapan anlamına da gelebilir yani. Neşe, Oya, Hakkı, Kaya dörtlüsünü hatırlayalım. onlara bi selam verelim; onlar bize vermeden. kıs kıs kısss. SEPER-ATÖR / SEPAR-ATÖR: doğru yazımı ikincisi. bizde ikisi de kullanılıyo. se + parare'den gelir. etmek, eylemek, koymak... +

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 08.06.2016

    şimdilik eksik olanları tamamlayalım. başlıyoruz. *** APLİK-ATÖR: ad + plicare'den gelir. eteğin, gömleğin plisini düşünün. plicare: katlamak, dokumak, üstüste getirmek, dürmek... applicare: 1. uygulamak (apply); 2. eklemek, üstüne koymak, katmak... aplik: duvara monte aydınlatma şeysi --- sıvı ya da macunsu bi maddeyi bi yere sokmak, uygulamak için kullanılan zımbırtı da aplikatör oluyo yani. silikon, çekomastik falan sıkan, ucu marpuçlu dalga... vajinaya, rektuma falan da benzer şekilde ilaç zerketmeye yarayan şeylere (daha çok bunların marpuçlarına) bu ad verilir. ELEV-ATÖR: e + levare'den gelir. levis: hafif, çabuk. levare: kaldırmak (lift)... elevare: bişeyin üstündeki yükü kaldırmak --- bi yerden (yüzeyden) bişeyi kaldıran zımbırtı. kaldırGaç, kanırtıcı (oldu mu?)... daha çok kemik ve diş üzerinde yapılan cerrahi işlemler esnasında dokuları kanırtmaya-kaldırmaya yarayan zamazingo. sanırım madencilik ve taş işleme işlerinde de taşıyıcı-elek sistemlerinde böyle bi dalga vardı. +++

  • Recep Cintek

    Recep Cintek 03.06.2016

    Garantör, küratör, şelatör ve daha nicelerini de bekleriz işşallah sayın gladyatör ve gladyotör konan dı barbaryan...

  • Süleyman Sırrı Kazdal

    Süleyman Sırrı Kazdal 02.06.2016

    sayın conan kılıcı bi salladı herkes aynı dilde çığırmaya başladı, iyi mi? hadi hayırlısss..

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 02.06.2016

    Sayın Cintek, agility'nin kökü ajitatördeki ago (yapıyorum, yaparım, ediyorum, eyliyorum) ile aynı tabii. Ama acil ile bağlantı... Arapça'da iki sesten (iki ünsüz aslında kastım) çıkan köklerde ben hep sıkıntı duyuyorum. Daha arkaik bi kök olmalı. Ve bence en azından ago ile bu manada kök birliği mümkünse de zorlama gibi duruyo bana. Yine de kesin "cıksss" demem. Ulak işi biraz garip. Bunu Nişanyan söylediydi bi ara. Ama bana pek öyle gelmiyo. Neden derseniz... Böyle bi kelimeye ihtiyaç yok. Geçişin fransızca üzerinden olduğu yazıyo. Niye? Türkler o çağda fransızlarla doğrudan ilişki bile kurmamışken hem de... "Haberci" anlamındaki bi kelime çok da unique değil. Herkes kullanırdı o zamana kadar. Kaldı ki, ulak esasen "haberci" de değil, "taşıyan" demek. Hatta "binek". Ulayan işte. Why lackey? Yine de düşünülesi... Olmaz dememek gerek. Ben burda atörlere daldım. Yoksa başka şeylere gireriz. Zevkle. a.y.a. aşka gelsss

  • Recep Cintek

    Recep Cintek 02.06.2016

    Ajitasyonun agility ve acele ile bağlantısı var mıdır? Lackey-ulak bağlantısını da sormak isterim Sayın Kimmeryalı'ya... Conn'un, Radegund'un gözlerinden öperim...

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 02.06.2016

    Sayın Kazdal, stimulus için hususi bir daha teşekkür eder, yenilerini hasretle beklerim. a.y.a. siteye bi daha hürmetsss. Adamın Biri'ne de oyuncak araba sözü versss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 02.06.2016

    Sayın M. A. Yılmaz, defektif olan ben değilim, pek kıymetli silah, pardon meslek arkadaşlarım. Eğitimli insan olma hallerine ihanet ederek, para kazanmak ya da rütbe almak hırslarıyla zamanlarını boşa geçiren insan sürüsü Türkiye'nin gerçek ayakbağıdır. Bunlar da geçecek. Daha güzel günler gelecek inşkrom. Konanca rimarkla bitiriym. Yuğar velkam icabında. a.y.a. kelime eşleştirmelerini çözen M.A.Y. a bahusus selamsss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 02.06.2016

    Sevgideğer Ç (Bünyamin Abi şeysi yaptım), Total War ço hojdir. Bence seri ikinci Roma edisyonunda bozmuştur, orası ayrı. Hatta ta napoleonic edisyonda çürüme başlamıştır. Orası daha da ayrı. Neyse. Jäger o işlerde iyidir. Bi de, mesele yanıt vermekse onu her zaman yaparım, bilirsin. ;) a.y.a. emojisss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 02.06.2016

    Saygıdeğer D-İnsel, beauty is in the eye of the beholder tabisi de. Hatta "Güzelliğin 10 par'etmez, bu bendeki aşk olmasa". Ki ben de yazdıklarımın geyik olmadığını belirtmiştim! Milletin alakası olmaz diye yazmıyorum. Yoğusam, ingilizce üzerine 3'ü geçtim 13 piton uzunluğunda da yazar gönderirim. Linkinize de baktım. Doğruları varsa da hataları daha belirgin. Örnek? Üçüncü tekildeki çekim kalıbı almanca'da aynen var. Have (haben) çekiminin transformasyonudur o. Problem ordan kaynaklanmıyo. Bilakis, o dilin iç evolüsyon sürecindeki "düşme" ve "yutma"larla ilgili mevzu. Konuşuruk. Se la vi ve hatta dö la pi icabında. a.y.a. dö-ners, la-hmacuns, pi-desss

  • Süleyman Sırrı Kazdal

    Süleyman Sırrı Kazdal 01.06.2016

    değerli a.y.a. ,bu zihin açıcı ve bilgi dolu yazıyı yazmanıza vesile olduğum için ne kadar övünsem azdır.yüce crom yardımcı olursa sizi böyle 32 kısım tekmili birden yazılar yazmaya sevkedecek yorumlar yazmayı deneyeceğime söz veriyorum.iyi ki böyle bir beyinle aynı havayı soluyorum.

  • Miyase Aytaç Yılmaz

    Miyase Aytaç Yılmaz 01.06.2016

    Merhaba; Art Appreciation yeteneğim gereği takdir ediyorum.(Ürün art olmasa da). Teşekkürümü de Conan'ca ediyorum; TENK YU VERİ MAÇ. Bu arada gülümseten yerlerin gülümsetmesi için bilgi şart. Bakınız: MED / Eşbaşkan bağlantısı. Bu arada bir operatör(kıs kıs ) ne zamandan beri bu kadar koca gözlü, engin görüşlü, bilgili oldu? Benim bildiğim tör'ün bu türü pek okumaz da tıptan gayrısını. Çok kişisel bir yorum oldu benimkisi. Kısaca, yazarı kıskandım desene(kendime emrettim). Not: Kıskanmak / Beğenmek...Saygılarımla.

  • adamın bir diğeri

    adamın bir diğeri 01.06.2016

    konan'ın linklere bakan oldu mu? pandalar süper! mışmış da hoşmuş.

  • Ç.

    Ç. 01.06.2016

    Arif Yavuz Aksoy'un farklı üslupta yazması yazıyı okunur hale getirmiş. (Buna rağmen yazının uzunluğundan benim devreler yandı) Yazı dışında Jägermeister'ın gribe iyi geldiğini öğrenmiş oldum. Sayenizde Rome'u hatırladım. Üniversite yıllarında edebi teori ve eleştiri tarihi okuyanlara yönelik cevabınız da güzel olmuş.

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 01.06.2016

    Pek muhterem hocam, birlikte çalışmak beni onurlandırır. Bu yazımı da okumuş ve notlar almış olmanız beni ayrıca pek mesud ve bahtiyar eyledi. Varlığım Türk varlığına armağan olsun mu şu an tam bilemedim ama Türk dili çalışmalarına armağan olabilir. Hiç sıkıntı yok. Amatör'deki kök kamusal alanda konuşmaya pek elverişli değil. Onu da ayrıca dikkate almak gerek kanaatindeyim. Pek ilginç geldi bana. a.y.a. hocasına ayrıca hürmetsss milsss

  • Tülay Yılmaz

    Tülay Yılmaz 01.06.2016

    Arif Yavuz Aksoy kardeşimin çalışmasını takdire değer buldum. Çok yakında mini GÜNEŞ-DİL sözlüğü yayınlayacağım. Bize bu olanağı tanıyan İnsan BU'ya da teşekkür ederim. Ordu-orgüt-örgü-organizasyon bağlantısına sanırım daha önce değinmiştim. Bu yazı da da güzel katkılar var. Boru, Kılıç, Reis... gibi. Curvatur, curve bağlantısına değinmiş sayın AYA, bu açıkçası KIVRIKTIR. Burada benzerlik değil, özdeşlik var. Lazca iyi anlamına gelen kayren, kai ile İngilizce Kind... Bunun Kayın ile bağlantısını araştırıyorum. Orta var örneğin, orto ile benzeş... Bekleyin. Sanırım Arif beyle ortak çalışma yapabileceğiz, katkılarını beklerim.

  • Çağrı Erhan

    Çağrı Erhan 01.06.2016

    Prokrastinatör ve reanimatörü saymaz ve yorumda belirttiği 3 sözcüğü katarsak 52 ediyor. Epey varmış hakikaten. Ama arıyorum ben de. Daha çıkabilir. Bir de elektrik teknolojisiyle ilgili sözcüklerde yoğunlaşma gerçekten ilginçmiş. 1 hafta okur, sonra çevirir madde madde bir daha bakarız artık. Saygılar Bay Konan. Değişik bir sözlük çağrışımı olmuş. Ç. E.

  • ADAMIN BİRİ

    ADAMIN BİRİ 01.06.2016

    İnsan Bu dan duyuru: Bu yazıyı , baştan sona atlamadan, dikkatlice , sindire sindire okuyanlar arasında yapılacak çekilişle tam 5 kişiye son model otomobil verilecektir. katılım için son tarih otuzbir haziran.

  • Ahmet Dinsel

    Ahmet Dinsel 01.06.2016

    Komik ya da eğlenceli bir yazı değil, ama comique biraz da in the eye of the beholder. İngilizce'nin neden bu kadar garip bir dil olduğuyla alakalı bir yazıya denk gelmiştim geçenlerde. Adada daha önce kimsenin konuşmadığı bu dil nasıl oluştu ve gelişti anlatılıyor. Latin kelimelerin ingilizce'ye geçişi konusunda da bir kaç kelam ediyor, ilgi çekici olabilir: (Bkz: Ziyaret Et) aeon.co/es says/w hy-is- englis h-so- weirdly- different -f rom-othe r-lang uages Yani bu yazıyı bir ingiliz yazıp, definition, conlusion, crucifixion, comprehension nedir -ion -ion diye bir yazı yazabilirdi. Türkçe "loan word" ü çok olan bir dil, bunun da coğrafi, beşeri, ekonomik sebepleri var et c'est la vie.

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 01.06.2016

    aplikatör, elevatör ve seperatör'ü unutmuşum. onları da açıkliicam. bi de gladyatör bildiğiniz kılıçdar oluyo işte. o aklımdaydı. yazmayı unutmuşum. 3 piton uzunluğunda olunca benim de hatlar karıştı. hürmetsss

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 01.06.2016

    AYA'nın bu yazısında da sarf ettiği ciddiyetsiz dil sizi yanıltmasın. Yazının keza mizah kategorisinde yayımlanması da. Gayet ciddi ve öğretici bir çalışma öte yandan. Dil ve Güneş_Dil kuramı konusunda bilhassa ufuk açıcı. Tek kusuru felaket ölçüde uzun olması. Konuyla yakından alakalı ben bile sonunu hızlı hızlı bazı yerleri atlayarak zor getirdim. İkiye üçe bölsek anlam bütünlüğü bozulabilirdi. Allah bir daha siteye böyle uzun yazı vermesin. Bu arada yazıyı gönderdiğim Tülay Hoca'dan da fırça yedim. Kardeşim, bu tam bir tez çalışması boyutunda, nasıl okuyacağım, bizim doktora öğrencileri böyle bir şeyi okutmak için bizden altı ay öncesinden randevu alırlar dedi. Neyse, yine de kendini zorlayacak, en kısa zamanda bir yorum yazacakmış. O da çalışmayı değerli buldu ilk izlenim olarak.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.