Wıllıam Faulkner: Para çeklerinin bilinci

Wıllıam Faulkner: Para çeklerinin bilinci

Avusturyalı şair Ingeborg Bachmann Faulkner için, “Esas yöntemi; isimlerden soyutlayıp dolambaçlar yapmadan, bizi gerçeklerin içine itmektir” der. Faulkner bunu yapmak için katı bir yalnızlık içinde olmayı bildi. “Çevrenin özel yaşamına girmemesi için Faulkner, efsaneleşen stratejiler geliştirir. Yaşamının uzun yıllarını tümüyle çevreden arınmış durumda, tek başına geçirdi. Gerekmedikçe konuşmamayı yeğledi ve kendini kamuoyundan ayıran bir duvar ördü.” Hatta bir dergi kısa bir öyküsünü yayımlamaya karar verip kendisinden kısa bir özgeçmiş istediğinde çok sinirlendi ve şu yanıtı verdi: “Öykü için aldığım paraya memnun oldum, (...) ama biyografime gelince: Benim biyografim serserileri hiç ilgilendirmez. (...) Onlara, iki yıl önce Cenevre Barış Konferansı'nda dünyaya gelen, bir amerikantimsahı ile zenci köle melezi olduğumu söyle. Ya da sen nasıl istiyorsan öyle anlat.” (Peter Nicolaisen, Güneyin Bilinci William Faulkner, Çev. Yasemin Bayer, Dünya Yayınları, s. 9, 1. Basım Kasım 2005)

İşte böylesine zor ve kendini pek ele vermeyen bir büyük yazarla karşı karşıyayız. Bütün büyük yazarlar gibi kendisiyle ilgili tanıklıklar ve aktarımlar da çelişki dolu olabiliyor. Bütün bunları bilerek bu okuyacağınız tanıklığı aktarmayı tercih ettik; çünkü aslında yalnız ve çağının huzursuz yazarına bizi biraz daha yaklaştıracak her türlü tanıklık kabulümüzdü. Umarız siz de kabul edersiniz.

William Faulkner hakkındaki edebiyatın o rüküş efsanesine kalırsa Döşeğimde Ölürken adlı romanını, çok çetin koşullar altında, sadece altı haftada yazmış: Geceleri bir madende çalışırken ters dönmüş bir kömür vagonunun üzerine koyarak alelacele çiziktirdiği kâğıtlarını, tozlu madenci kaskındaki fenerin ölgün ışığı aydınlatırmış sadece. Bu rüküş efsanenin bir nedeni Faulkner'ı yoksul, fedakâr ve biraz da proleter yazarlar arasına katmak niyeti olsa gerek. Tüm bu anlatılanlarda gerçek olan tek şey romanın altı haftada yazılmış olması: Elektrik enerjisi sağlayan bir santralde çalıştığı yaz mevsiminin, kazanı uzun aralıklarla kömürle besleyerek geçirilen altı haftası boyunca. Faulkner'a göre tesiste onu rahatsız edecek hiç kimse olmadığı gibi, eski ve devası dinamonun sürekli mırıltısı "yatıştırıcı", mekân da "ılık ve sessiz"miş.

Kuşku götürmez gerçek, yazarın kendini yazdığına ya da okuduğuna kaptırabilme yeteneğidir. Mississippi Üniversitesi'nin postanesinde memurluk olan bir önceki işinden kovulduktan sonra termik santraldaki bu yeni işi bulan babasıdır. Görünüşe göre, mektuplarına kavuşabilmesinin tek yolunun, gelen posta çuvallarının hiç açılmadan boyladığı arka kapının yanındaki çöp kutusunu karıştırmak olduğunu anlayan öğretim üyelerinden biri, son derece haklı bir şikâyette bulunmuş. Belli ki Faulkner, okumasının bölünmesinden hoşlamıyordu ve pul satışları dikkati çekecek derecede düşmüştü. Faulkner, ailesine durumu, gişedeki küçük pencereye gitmek için zırt pırt yerinden kalkmaktan ve pul alacak iki senti olan her orospu çocuğuna müteşekkir görünmekten hoşlanmadığı biçiminde açıklamıştır.

Belki de Faulkner mektuplara olan inkâr edilemez garazını ve küçümsemesini orada edinmiştir. Ölümünden sonra hayranlarından gelen ve asla açmadığı paket mektup ve metin yığınları bulundu. Aslında sadece editörlerden gelen zarfları, bin bir önlemle açmaktaydı: Küçük bir parça yırtarak içinde bir çek olup olmadığına bakıyordu. Yoksa zarf sonsuza kadar açılmadan bekleyecekler yığınındaki yerini alabilirdi pekâlâ.

Çeklere her zaman büyük ilgi duymuştur ama bundan para göz ve cimri bir adam olduğu sonucu çıkarılmamalıdır. Eli açık dense daha iyi olur; çünkü parayı hiç tutmaz ve bir sonraki çek gelinceye kadar borçla yaşar. Borçlarını öder, kalanı da derhal at yarışlarına, tütüne ve viskiye yatırır. Çok giysisi yoktur ama olanlar pahalı kumaştandır. Daha on dokuz yaşındayken giyimine kuşamına düşkünlüğü nedeniyle "kont" lakabını edinir. Moda dar pantolonlar giyilmesini buyuruyorsa onunkiler, yaşadığı kent olan Oxford'un (Mississipi eyaletindeki) en dar pantolonları olur. Faulkner, Oxford'dan ilk kez 1916 yılında, Toronto'daki Britanya Kraliyet Hava Kuvvetleri'nde eğitim görmeye gitmek için çıkar. Amerikan Hava Kuvvetleri'ne yeterli eğitimi olmadığı için kabul edilmeyip İngilizler de boyunun çok kısa olması nedeniyle reddedince herkesi gidip Almanlar için uçmakla tehdit ettiği rivayetler arasındadır.

Yine anlatılına göre, bir defasında genç bir adam bilemediğimiz bir nedenle yazarın ziyaretine gider ve bir elinde sönük bir pipo olduğunu, öbür eliyle de kızı Jill'in bindiği midillinin dizginini tuttuğunu görür. Delikanlı buzları kırmak için çocuğun ne kadar zamandır ata bindiğini sorar. Faulkner hemen yanıt vermez, sonra "Üç yıldan beri" der ve biraz daha durakladıktan sonra ekler: "Biliyor musunuz bir kadının bilmesi gereken üç şey vardır sadece: Gerçeği söylemek, ata binmek ve çek imzalamak."

Kaynak: Javier Marias, Yazınsal Yaşamlar, Çev: Pınar Savaş, Can Yayınları, 2. Basım Aralık 2008

Not: Birinci fotoğraf, Peter Nicolaisen'in, Güneyin Bilinci William Faulkner adlı kitabının 94. sayfasından alınmıştır.

İnsan BU

 


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.


Bu habere henüz yorum yapılmamıştır, ilk yapan siz olun!...