KEDİLER KADAR

KEDİLER KADAR

            Rujun taşmış. Kırmızı olduğu yetmezmiş gibi bir de dişine bulaşmış. Genç olsaydın neyse de yaşlı bir kadında olmuyor işte. Aynayı kırıp hıçkıra hıçkıra ağlamaktan başka ne gelir elinden. O bol yıldızlı geceler nerede, söyle? Ne yaparsan yap; gençlik bu, gelmezoğlu gelmez. Öyleyse haydi…

            İçeri girdiler kardeş; balkondan içeri. Onlarca kedi. Sabaha kadar uyutmadılar. Kokoş alt katımda oturur. Bina kartondan sanki. Hapşırsa duyarım. Gerçi o da öyle bir hapşırır ki, değil bina dünyayı sarsar vallahi. Kibarlıktan çıt diye kırılacak ama hapşırığını terbiye edememiş. Uzatmayayım kardeş. Kediler dedim. O gün akın akın kedi geldi. Gece de feryat figan. Çocuk çığlığı gibi. Bir oda dolusu çocuk çığlık çığlığa ağlıyor sanki. Çok korktum. Yalnızlık başa bela kardeş. Hâlbuki ne korkarsın be kadın, kediler miyavlıyor. Ama işte gecenin o saatinde uykudan fırlayınca akıl da fırlıyor herhalde; oynatıyor insan. Neler düşündüm neler. Kokoş da yalnız benim gibi. Yedi senedir buradayım. Evine topal bir kadın gelir, o kadar. O da ayda bir, bilemedin iki kez. Kokoş gezmeyi sever. Nereye gider bilmem ama bir hoş kokuyla gider ki, nefes almaya doyamazsın. O gidince hemen kapıya çıkarım da ondan bilirim arkasındaki havayı. Pek de süslüdür. Yavaşça kalktım yataktan. Kesin Kokoş’a bir şey olmuştu yoksa o gürültüde uyunur mu? Kedileri niye çıkarmıyor? Hırsız girdi doğradı kadını, çaldı çalacağını, sıra bana geldi. Kuru yatağımla televizyonumdan başka bir şeyim yok ama doğrar mı doğrar kardeş. Kimsenin kimseye merhameti yok artık. Yaşlıymışsın, yalnızmışsın kimin umurunda. Yavaş yavaş mutfağa gittim. Ses arttı sanki. Yukarı bakan kediler geldi gözümün önüne. Yere çok usul bastım ama yine de duydular mı acaba ayak seslerimi? Fısıltıyla dedim diyeceğimi kardeş. Polisi aradım tabii. Acil numaraların olduğu kâğıdım buzdolabının üstündedir. Allah muhtaç etmesin diye diye muhtaç oldum işte. Yırtıp atsam mı kardeş? Uğursuz kâğıt. Vah Kokoş vah. Kim bilir ne derdi vardı? Ne yazıyorsun kardeş, yoksa gazeteci misin sen?

            Evet sayın seyirciler, reklam arasından önce Banucuğuma bir sürprizim olduğunu söylemiştim. Öyle bakma şekerim. Üzüldüm şimdi. Anlamadın mı hâlâ? Bakın anlamamış. Onlar anladı sen anlamadın ayol. Bir alkış gelsin o zaman tüm anlamayanlara. Şu öndekinin coşkusunu çek. Al mikrofonu al; al, al. Söyle bakalım niye öyle coşkuyla alkışladın. Utanma biz bizeyiz. Utanacak göz var mı bunda ayol? Bak Banu, sana hayranmış da ondan öyle şey etmiş. Bir şarkı söylesin mi Banu sana? Dur dur. Unuttuk gitti. Sürpriz canım. Alttan bir müzik ver. Sesime de eko. Banucuğum, biz sana sormadan bir şey yaptık. Vural’ı aradık. Hani yıllar sonra canlı canlı konuşun diye. Kadın terledi ayol. Silin yüzünü, ekranda parlama yapıyor. Boşuna heyecanlanma. Vural yok. Canlı yayına bağlanmak istemedi. Eşine ayıp olurmuş. Çok saygılı adam. Ayol bunun bir de çocuğu olmuş. Biliyor muydun Banucuğum? Kaç yaşında acaba? Sormadınız mı? Bizim ekip böyle işte. Can alıcı noktayı hep kaçırır. Acaba hemen senden sonra mı kız? Neyse neyse. Ama bak, hiç üzülme, senin için ne demiş biliyor musun? Bir reklam arası, sonra devam şekerler.

            İçeri girmişler; balkondan içeri. Kedilerden ölesiye nefret ederdin. Emel mi açık bırakmış balkon kapısını? İnadına yaptı, hep inadına. Yıkama balkonu diyorsun, yıkıyor. Temizliği de temizlik olsa. Ama ne yaparsın işte, yıllardır geliyor. Onca ayakkabıya, çantaya; haydi onlar şöyle dursun da kıymetlilerine el sürmeyişi hatırına; değil mi ama. Bu zamanda birine güvenmek çok zor. Şu kedi izlerine bak. Keşke balkon kuruduktan sonra yapsaydın; çoğuna korkunç ya da acınası gelecek sonunu. Ama tabii nereden bilecektin ki o sinsilerin intikam için geleceklerini. Sahiden de o kadar çok muymuş? Yukarıdaki deli karının abartması olmasın. Belki de sadece o ikisiydi; biri sokağın sonundaki çöpün tek gözlü kedisi, diğeri kapıcının deli bakışlısı. Tek gözlüyü görür görmez öğürerek tükürürdün. Sana göre o deli bakışlının içine de şeytan kaçmıştı. Önünden yöresinden kaçardın. Geberesiceler. Sen de geber Vural. Seni rezil etti değil mi? Kırmızı rujunu yalaya yalaya ağladın. Sirk için bundan daha iyi bir gösteri olamazdı. Madem sirkti niye gittin? Bir hevesle. Olur da bir öven çıkarsa diye. Banu’nun tanrıçalığı. Çıldırmışsın. Yaşlılığı desen; yaşlılığı. Yaşlısın. Hak ettin, iyi oldu; canlı yayında canlı canlı yok ettiler en kıymetli hatıranı. Vural’lı güzel anları. Çocuğu olmuş. Zaten çocukları çok severdi. Çocuk yapalım mı? Damdan düşer gibi söyleyince, ne o öyle yağda yumurta yapalım mı der gibi; azarlamıştın biricik sevdiceğini. Anladı tabii. Anladı, gitti. Kediler, çocuklar, Vural; hiç sevmedin. Varsa yoksa güzelliğin. Ne demiş senin için? Banu iyi bir insan. Zamansız; anlamsız. Programdan sonra yarı uyur yarı uyanık vardın eve. Uyuyan kısmın delirmeye mayalanıyordu. Eşikten sonra başladın. Sağ ayakkabının topuğuyla girişteki aynayı kırdın. Sol ayakkabının üstündeydin. Topuk boyu yukarıda sallanan sağ ayağına baktın. Emel için bir kahkaha patlattın. Bir sağ kırık aynalar, bir sol sivri topuk; bir sağ kan, bir sol yukarı kalça; bir sağ bir sol mutfağa vardın. Topallamak yakıştı sana. Buzdolabına astıklarını tırnaklarınla sıyırdın. Gözünle güldüğün onca fotoğraf layığını buldu işte; hepsi yere saçıldı. Sandalyenin altına kaçan sarı kâğıdı aldın; hani acil numaraların yazılı olduğu kâğıt. Yerine yapıştırdın. Tüh sana; işedin. Kendine acımanın bu kadarı da fazla. Ama sen hep fazlalıklar diyarının kraliçesi olduğundan bu yaptığın da yetmedi. Banyoda yapılacak o artistlik eylem için ayağa kalktın. Banyo aynası, kırmızı ruj, biri aynada diğeri hayatta olmak üzere iki adet de sen. Yüzüne baktın;aynada. Ömrün boyunca yaptığın gibi. Kendine bir kez olsun o sırlı yansıma olmaksızın bakabilmeyi deneseydin, normalden de normal olduğu için bunlar gri renkli dediğin insanlardan biri olan Vural’ın elinde olmazdı hançerin. Ne demek, ne cüret “Banu iyi bir insan”? Ruj kırıldı. Aynada kan. Ne ağlama, ne de histerik kahkaha; biraz sonra, örneğin bir fincan kahve içimlik ya da Vural’a ayaküstü hal hatır sorma kadarlık biraz sonra. Yatağında kan. Tüh sana; öldürerek öldün. Kendine hayranlığın bu kadarı da fazla.

            İçeri girdiler kardeş. Polisler. Kokoş yatağındaymış. Bileklerinde kan pıhtısı, ellerinde gençliği varmış. Gözümle görmedim ama şu göbekli polis amirine anlatırken duydum. Uydurmuyorum kardeş. Ellerine kitlenmiş fotoğraf. Zor sökmüşler. Genç yaşlı ne kadar polis varsa hepsi bakmaya doyamamış. Ondanmış ayrılığın kana batışı. Güzelliğine mi veda etmiş yoksa; ne bileyim işte. Çirkin olaydım da genç kalaydım; hep genç. Deli deli söyletme kardeş. Giden gitti işte. Arkasından ne denir ki şimdi? Pek kokoştun Kokoş.

            Ne deselerdi? Dünyanın en güzel kadınıydı. Yetmez değil mi? Geleceği de istersin sen. Peki öyleyse; dünyanın en güzel kadını. Sen iyi bir insan olamayacak kadar güzelliğine âşıktın Banu; âşıksın. İşte bu yüzden yasını sadece kediler tuttu. Son şarkını onlar için söylesene; hem de bilinmeyen ötelerden.

            Kimsin sen kardeş, ne yazıyorsun? Farz et ki Banuyum ben ya da sen; kişisel aczimi yazıyorum. Olmuş mu?

Miyase Aytaç Yılmaz            


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Artist

    Artist 15.11.2016

    -Vural benim kıymetimi hiç bilemedi. -Onunla bir çocuğumuzun olmasını istemiştim. -Kaderime ortak olacak bir çocuk. -Seni seviyorum Banu, o sevmese de. -Ekşi maya gibi kokuyorsun Vural, bunu hak ettin. Gerçekten çok güzel bir öykü. Ama henüz ölmedim.

  • Miyase Aytaç Yılmaz

    Miyase Aytaç Yılmaz 14.11.2016

    Merhaba; İşte bu! Hem de madde madde. Dennis Bey'in sıkıldığı paragrafta söz konusu esas kişinin; ki buna "kahraman" demekteyiz; halet-i ruhiyesini iyice vermek istedim. Çünkü ancak o şekilde anlaşılabilirdi intihar nedeni. Bir de yazan olarak doğrudan ben de öyküde olduğumdan elimde olmadan ayrıntının ölçüsünü biraz kaçırmış olabilirim. Ama sanki buna rağmen yine de Banu'nun Banuluk hallerini tam veremedim gibi. Ayıp ettim yani. Bu eksikliğe rağmen okuttum sizlere. Bir başka öyküde affettireceğim kendimi. (Umarım) Tenk yu sör, DEAR a.ya en velkam...(maç mor lağfin)

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 14.11.2016

    Sevgili MAY, uçaktan demin indim ve şu yorumu görünce sesli güldüm. Kinayemi anlamışsınız. Sıra sıra gidelim öyleyse. 1. Ben size normalde nasıl sesleniyorum? Sevgili ya da Sayın MAY diye... Sadece soyadınızla seslenmişsem amacımın resmiyet olduğu aşikar. Ve siz hitap formumdan (Haydar Ünsal da benle pişti olmuş; ayrı) zaten nemi kapmışsınız ki kapın diye yapmıştım. 2. Benim yorumumdaki BÖ göndermesi zaten kanaatimi faş eder nitelikteydi. Ama açayım öyleyse. BÖ orada şekil (form?) yönünden kusur aramış ve bulamamış. Oysa ben %99 Ali Ekrem Ünal ekolüyüm. "Ameliyat süper geçti ama hasta öldü" benim raconuma ters. Şekil yönünden (solcular ve birikim tayfası biçem miçem diye bişeler de gevelerdi bi vakit) bişeyin iyi ve hatta kusursuz olması "bi şey"dir. Ama yeter şart değildir. 3. Kurgu değil yani sorunlu olan. Ki John Dennis aslında ortada dağıldım ve sıkıldım derken aslında bunu ifade etmek ister gibi. Konu?.. Meram?.. Bu öykü ne anlatma çabasında? a.y.a. yorgunsss, sonra devamsss

  • Miyase Aytaç Yılmaz

    Miyase Aytaç Yılmaz 13.11.2016

    Merhaba; Sayın Ünsal( şu sayın bana hep politikacıları, onların yüzlerini hatırlatıyor ama isim olmadığından mecburen) inanın o kadar değil. Öyle olsaydı içim rahat olurdu..Kendimden emin değilim. Ne zaman olurum o da meçhul. Bana yazdıklarınız sizin cömertliğiniz. Size gelince a.ya; siz olmuş deyince ben yıkıldım. Gerçek a.y.a'ya ihtiyacı var yazdıklarımın. Öykü pek de sizi içeri alacak kıvamda değil, ondan olabilir mi "olmuş" saymanız?(Kendimi evrende bir şey sanmam. Taylan Kara kızmasın) Saygılarımla...

  • H. ÜNSAL

    H. ÜNSAL 12.11.2016

    Sayın Yılmaz, kutluyorum. Beğenimi ifade etmeye harika, müthiş kelimeleri yetersiz kalır. Olmuş, olmuş ta ne demek? ulaştığınız yer sanatsal imgelemin zirvesi. Birinci sınıf bir öykü. Okuyanı lanet olası tüm cenderelerden bir anlık olsa da kurtarıp, insani özüne döndürüyor öykünüz. İtiraf etmeliyim ki üzerinde çalıştığım konuda zaman zaman afakanlar bastıkça beynimi dinginleştirmek için bir kere daha okuyorum yazınızı. Lütfen okurlarınızı yeni öykülerinizden mahrum bırakmayınız. Sizden ayda en az bir öykü bekliyoruz. Teşekkürler, saygılar.

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 12.11.2016

    Sayın Yılmaz son cümlede sormuş ya, olmuş mu diye... Olmuş. Ben olmamışa hep olmamış diyorum zaten. Bu olmuş. BÖ de evvelden beğeni göndermiş. Bi de... Resim harbi cuk oturmuş. a.y.a. cuksss

  • Miyase Aytaç Yılmaz

    Miyase Aytaç Yılmaz 07.11.2016

    Merhaba; Gülbike Hanım, Bahadır Bey, Deniz Bey(Dönis bkz: aya)teşekkür ederim. Saygılarımla...

  • Gülbike Yıldırım

    Gülbike Yıldırım 07.11.2016

    Miyase Hanım, çok başarılı buldum öykünüzü. Daha önceki öykülerinizi de okumuştum fakat bunun kurgusu olağanüstü geldi. Geçişlerinizin keskin vuruculuğu öykünüzün içine girmektense dışından bakmamız gerektiğini söylüyor adeta. Kaleminize sağlık. Sanırım hasret kaldığımız gerçek edebiyat için yine de umut var.

  • Deniz Can

    Deniz Can 06.11.2016

    Kaleminize sağlık, başını ve sonunu beğendim orta bölümü okurken dağıldım ve sıkıldım.

  • Bahadır Özdemir

    Bahadır Özdemir 06.11.2016

    Çok güzel... Patolojik dikkatim öyküde bayağı bir kurgu hatası aradı durdu. Ama hiç bir şey bulamadı. Yani bu kadar mekan ve rol değişimi/kayması arasından mutlaka bir şeyler bulurum diye umuyordum ama başaramadım. Gerçekten harika. Tebrik ediyorum. Ayrıca farklı üslubunuz oldukça dikkat çekici ve sağlam gözüküyor. (B.Ö.)

  • Miyase Aytaç Yılmaz

    Miyase Aytaç Yılmaz 05.11.2016

    Merhaba; Kaan Bey fotoğrafa bayıldım doğrusu. Kapıcının deli bakışlısı nasıl da bakıyor kokoşa. Çok iyi. Kırmızı da, kedi de, gençlik de; iyi bakmış, iyi görmüşsünüz. Teşekkür ederim. Saygılarımla...

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.