İADELİ TAAHHÜTLÜ İNEKLER - SEÇİM -

İADELİ TAAHHÜTLÜ İNEKLER  - SEÇİM -

1.

İlhanlılardan kalma tarihi köprüye nispet olsun diye yapılmış beton köprüden geçerseniz, yüz-iki yüz metre sonra yol ikiye çatallanır. Sol taraf güneydeki ilçelere gider, hemen sağdaki yol ise kasabaya ulaştırır sizi.

O yamalı bohçaya benzeyen yoldan gözlerinizi ufuk çizgisine hizalayarak baktığınızda, kasaba-köy yüksek bir toprak yığının üzerine kurulmuş bir kartal yuvası gibi yarı serap yarı gerçek görünüverir. Bu ikilemden sıyrılmak için gözlerinizi yavaş yavaş aşağıya doğru çektiğinizde ise yarın aşağısında ağaçların kasabayı yarım ay şeklinde çevirdiğini görürsünüz ve ağaçların hemen gerisinde cılız bir ırmağın yamacı teğet geçerek ilerdeki büyük nehre boşaldığını hissi kablelvuku anlarsınız.

Kasabanın ön tarafındaki yani ırmak, yar ve büyük nehrin arasında kalan topraklar tahmin edeceğiniz üzere sulak ve verimlidir. Ekseri patates, pancar tarlalarının yeşilliği göze çarpar sapaktan bakıldığında. Arka tarafında kalan topraklar ise kıraç olması sebebiyle bilhassa yazları hububat tarlalarının sarı kızıl rengiyle boyanmış gibidir.

Ön manzarası harikulade güzel, arka manzarası ise bozkır sarısı görünümdeyken gelelim bizi ilgilendiren asıl meseleye yani bahsi geçen meskûn mekânın içine. En dikkat çekici özelliği evlerin bir biri üstüne yıkılacak kadar iç içe sokulmuş olmaları ve bu kerpiç beton karışımı dünyanın ne dar sokaklarında ne ücra bir köşesinde gözünüze çarpıp size yeşil rengi hatırlatacak bir tane dahi ağaç olmamasıdır. Etraf bu kadar yeşilken bu manzara biraz ürpertir sizi ama şöyle bir göz gezdirip arazinin sağına soluna baktığınızda üzerine oturduğu kıraç toprağın bir sürprizi olduğunu anlarsınız. Siz meseleyi anlarsınız anlamasına ama bu elim ahvalden bir Allah’ın kulunun dahi şikâyeti olmadığından, bu vaziyetin yani mıntıkanın ölesiye kıraçlığının sebebini düşünen görülmemiştir şimdiye kadar, köyden çıkıp coğrafya tahsil eden bir zat-ı muhterem hariç.  Az ötede kavak ve söğüt ağaçlarının yeşilliği ahaliye üzerine bastıkları kıraç toprağı unutturur zaten. Ağaçlar ve dahi o kasabayı sarıp sarmalayan o hilal benzeri yeşillik olmasa da bir mahsuru yoktur milletin nazarında, o da ayrı bir konu. Köylü milleti kendi meşguliyeti dışında hiçbir şeyi önemsemez ve aldırmaz, haklıdır da böyle yapmakta. Kışın ineklerin sıcaklığına, yazın tarlaları yakıp kavuran güneşin insafına bırakmıştır kendini. İşten arta kalan zamanda ise köy kahvesinin dedikodularının karanlık ve sigara dumanı kokan dehlizlerinde bütün umutlarını yarına erteleyerek yabanın ıssızlığına nispet yaparcasına unutur kendini.

Kasabadaki iki ana sokaktan birincisi kıvrılarak gitmesine rağmen uzun bir yol izlenimi verir ve her beş on metrede bir yan sokaklara ayrılarak nihayetinde mezarlığa ulaşır. Diğer sokaksa yar denen toprak yığınını alttan kat ederek köyün sonuna varmadan orta bir yerde, ahalinin mayıs döktüğü alanda bir ahırla yolu kesişir. Mahalleler bu dar boşluklara açılacak şekilde tertip edilmiştir ve bu karmaşık ahengin memleketin mimari anlayışını bire bir yansıttığını söylersem fazla mübalağa etmiş sayılmam.

İki çeşme vardır kasabada, biri caminin yanındaki beyaz kireçle boyalı diğeri ise alt sokağın kenarında kırmızı… Kadınların toplanma yeri olan bu çeşmelerde, hele de evlere su bağlanmamış olduğu yıllarda, uzun mu uzun çeşme kuyruklarında, ne dedikodular ne kavgalar çıkardı varın siz tahmin edin. Allaha şükürler olsun ki evlere su bağlandı da kadınların ceviz kabuğunu doldurmayan kavgaları evlerin içine taşındı. Hiç yoktan iyidir.

Eğer bu güzel topraklara bahar mevsiminde gelirseniz, kavak ağaçlarını geçer geçmez yani yalağın hemen berisinde bir çamur deryası karşılar sizi. Kahverengi-kızıl-siyah renk karışımı bir çamurdur bu. Bu balçık deryasını görür görmez İstemeden fren yapar ayaklarınız ve hatta durursunuz, en azından bu istemsiz hareketi denersiniz. Bu bulamaca aldırmayıp yavaşça yürümeyi denediğinizde ise balçığımsı çamur, kartopu etkisi yaparak önce ayaklarınıza sonra gövdenize, nihayetinde ise gövdenizden yol bulup neuzibillah neredeyse boynunuza ulaşır ve kasabanın kesif karanlığında boğulma korkusuyla o uzun sokağın sonunu göremeden yürümekten vazgeçirir sizi. Bu çamurlu yollar sadece ahalinin değil, köylünün en kıymetli varlığı olan büyükbaş hayvanların da iflahını söker her Allah’ın günü.

Birbirinden güzide üç büyük aile yaşar yurdumun bu güzel coğrafyasında. Ganioğulları yerlidir, Kibaroğulları ve Gülkestiler ise sonradan gelmedir. Tahmin edeceğiniz üzere bu mümbit arazinin geleceği bu üç aile tarafından şekillendirilir, daha net ifade etmek gerekirse, bütün kavga, sulh, bayram, seçim bu aileler arasında vuku bulur.  

Köydeki daha doğrusu kasabadaki kavgaların sebebi biraz zorlamayla ikiye indirgenebilir. Birincisi tarla sulama sırasıdır. Biri diğerinin sırasını gasp etti mi kafaya kürek yerse şükretsin, zira su sırası gaspının köylüce resmi cezası bel hizasına denk gelecek şekilde tırpan savurmadır. Allaha şükürler olsun ki yaralanan çok olmasına rağmen ölümle neticelenen bir tırpan hadisesi vuku bulmamıştır bu medeni yerde. Bu marifeti halk tırpan savurmadaki ustalığına bağlar.

İkinci sıradaki sebebe gelince biraz duraksamakta fayda var. Çetrefilli bir konudur zira. Zannedildiğinden de hassas bir mevzudur. İsmini anarken benim bile itina ettiğim bu mesele belediye seçimlerinin ta kendisidir.

Öyle mi?

Demek seçim ha!

Evet, evet bildiniz seçim. Neden şaşırdınız ki.

Aslına bakarsak seçime kadar kasaba eşrafının aralarında hiçbir problem yoktur, birbiriyle iyi geçinirler.

Hımm!

Komşuluk hakkı ağızlarda pelesenktir. Bayramlarda gidilir gelinir, ikramlar yapılır. Sokakta ayaküstü hal hatır sorulur. Genç kızlar, delikanlıların mürüvveti dilenir. Senetler ertelenir, borç alınıp verilir. Tarlalarda, bostanlarda imece usulü çalışılır. Hastalar ziyaret edilip şifa dilenir. Cenazeler hiç bekletilmez, hemen kaldırılır-defnedilir. Sarıkız yavruladı mı diş hakkı için hedik kaynatılıp dağıtılır. Köy konağında saz çalınıp masallar, hikâyeler anlatılır. Meydanda, kahvehanede selamlar sabahlar havada uçuşur. Can ciğer kuzu sarması günler bu minval üzere uzayıp gider.

Eee, o zaman!

Bu kavganın sebebi ne ola ki! Bir yanlışlık olmasın?

Yok, yok, işin aslı öyle değil. Hele bir gerisini dinleyin.

Ama o dedikodu ve menfaatin zirve yaptığı seçim yok mu? Ah o mendebur oy sandıkları, ah o hilebaz sandık başkanları! Ben ne söyleyeyim ki size.  Allah’ınızdan bulasınız emi. Köylü kardeşlerimiz dürüst, namuslu, saygılı, hakperest dahası mümin insanlardır. Eğer ki bu masum yerde bir vukuat oluyorsa, kurban keser gibi kan akıtılıyorsa bu kesin kez ecnebi kaynaklıdır. Bu böyle biline. Sakın ha itiraz etmeyin gavur olursunuz zira. Bu aşağılanma için ahaliden birinin değil bunu zikretmesi, içinden geçirmesi bile yeterlidir. Öyle ya daha geçen sene kasabadan on kişi umreye gitmiş, bilmem ne kadarı kurban kesmiş, otuz çocuk Kuran kursuna yazılmış, kızlı erkekli on genç de İmam-Hatip’e kaydolmuştur. Şehirde mini etekle fink atarken tesettüre girenleri de hiç söylemiyorum. Onlar ki medar-ı iftiharımız. Ha bir de bitirimhanelerde gece gündüz sarhoş kafayla kumar oynarken gaybi bir ilhamla Adıyaman iline gidip tövbe edenleri unutmamak gerek. Firdevs cennetleri kapısını ardına kadar açmış onları beklemekte, bundan zerre şüphem yok. Ermiş olduklarının ispatına ne gerek.

Öyleyse bre melun ne uzatırsın lafı, sadede gelsene. Geleyim o zaman amma velakin darılmaca yok. Atma Recep din gardaşıyız lafını da duymak istemem peşinen söyleyeyim. Kabul mü? İşin aslına gelelim o vakit.

Seçim, ey ahali durun hele acele etmeyin, bendeniz henüz daha buradayım, yani il seçim kurulunda demli çay içmekte, muktedirlerle sohbet etmekteyim. Maazallah eğer ki tahmin dışı bir erken seçim olmazsa ki bu benim yetkim dışındadır, çok değil, abrelin (april) beşinde, davul zurna eşliğinde, köyünüzde konaklamaya geliyorum, diye söylendiğinde, daha zurnanın tükürüklü peşrevi bitmeden, davulun tokmağı davulcunun elinden inmeden, bütün herkes birbirine, Abbas Sayar’ın tabiriyle zulüm makinesi, en azılı düşman kesilir. Rekabet ve menfaat dostluğu, akrabalığı, ortaklığı, din kardeşliğini unutturur. Sunturlu küfürler, akla hatıra gelmeyecek iftiralar, laf dalaşmaları kasabanın etrafını saran ırmak gibi kuşatır bütün milleti. Köylünün içi içini kemirir, hiddeti her geçen gün kavileşir, öfkesi azgın dalgalar gibi kabarır. Hırsı aklın ve mantığın önüne geçer. Kalbi ve uhrevi bu kadar hazırlıktan sonra sakinleşeceğine barbarlaşır!

Lafı uzatmadan besmele çekerek söyleyelim ne yaptığını-yapacağını.

Eski düşmanlıklar gün yüzüne çıkar, tarlalar yeniden paylaşılır, su sırasına itirazlar olur, tavuk horoz çalınıp kesilir, samanlıkta yangın çıkarılır. Tansiyon seçim yaklaştıkça havaların ısınması gibi artıkça artar ve hemen seçim sonucunu müteakiben aileler arasında meydan muharebesi başlar. Naralar atılır, orta yerde laf sokulur, yarası olan gocundurulur,  küfürler sataşmalar gırla gider. Elbette ki bunlar yetmez, koskoca seçim bu, bal tutan yalayacak parmağını. Taş fırlatmalar, bıçak çekmeler, silah doğrultmalar yapılır, bir iki el havaya ateş açılır. Arada bir cam kırıldığı, kapı zorlandığı, haneye tecavüz edildiği de olur. Olur ha olur.

Belediye seçimlerini önceden Gülkestiler kazanırlardı. Hem sayılarının azalmaları hem kasabalının yapılan hizmetten memnun kalmaması sebebiyle Gülkestiler seçimleri sadece seyretmek zorunda kaldılar o günden sonra ve bir daha dirliklerini sağlayamadılar. Sizin de tahmin edeceğiniz üzere yarış Ganioğulları ile Kibaroğulları arasında geçmeye başladı. Ve neredeyse başkanlığı münavebeli sürdürdüler ta ki belediye nüfus azlığı sebebiyle kapatılana dek.

Fakat bu münavebeli makam keyfinde hiç tahmin etmediğiniz ilginç bir durum söz konusudur. Zaten bu hikâyeye konu olması da tam bu sebepledir. Gülkestilerin başkanlık için nesli kesildikten sonra, yani başkanlık Gani ve Kibaroğulları arasında Rus ruleti gibi dönmeye başlayınca, seçimde kullanılan oyların dağılımı ile ilgili garip bir değişiklik oldu. Akraba akrabanın mütemadiyen düşmanıdır düsturunca Ganioğullarının adayını Kibaroğulları, Kibaroğullarının adayını ise Ganioğulları desteklemeye başladı. Bu kadim düsturun uygulanma sebebini soracak olursanız aile içi ilk kavga Ganioğullarından Hako başkanken çıkmıştır bilgisine birçok müzevirin yalan bulaşmamış ve hiç şüphe götürmez anlatımıyla ulaşabilirsiniz. Ki bu hadisenin hulasası şöyledir: Ganioğullarının büyüklerinden huysuz mu huysuz Celil amca Başkan Hako’dan dükkânın önüne sırf müşteriyi düşünerekten üç beton basamak yaptırmasını istemiş, aldığı cevap, Celil amcacığım bu belediyenin işi değil, merdiveni kendi imkânlarınla yapacaksın olunca, huysuz Celil amca, müşterilere yapılan bu haksızlığı gururuna yediremeyerek aileyi toplamış, Hako’nun Ganioğullarından çıkmış bir soysuz olduğunu, önümüzdeki seçimde Hako’ya destek veren olursa ahirette ellerinin iki yakasında olacağını, üstüne basa basa, hem kendine hem Hako’ya küfürler savurarak söylemiştir. İlk seçimde de Hako huysuz Celil amcanın gazabına uğramış ve başkanlığı Kibaroğullarından Memo’ya kaptırmıştır. Kibaroğulları arasındaki kavga sebebi ise tam net bilinmiyor.  Rivayetler çeşitli ve biraz da çetrefilli. Ama kuvvetli deliller bir araya getirildiğinde en akla yatkın iddia samanlık, ahır yeri gibi boktan püsürükten bir mesele yönünde.

Belediye kapanmadan evvel başkanlık koltuğunda Kibaroğullarından Memo oturuyordu ve devlet imkânlarını milletin âli menfaati için kullandığından keyfine diyecek yoktu. Tek derdi tasası önündeki seçimde deri koltuğu Ganioğullarına kaptırmamaktı. Seçildiği dönem oyların çoğunu kendi aralarındaki husumetten dolayı Ganioğullarından almıştı. Önümüzdeki seçimde kendi hısım akrabalarından aldığı oyu artırması onu başkanlığa taşıyacaktı. Pek yakın gelecekteki bu sonuçtan lakabı Memo gibi emindi. Ama ya işler ters giderse sorusu Memo’nun millete hizmet aşkıyla yanıp tutuşan gözlerinin arkasına saklanmış beynini zonk zonk zonklatıyordu. Bunca yıllık tecrübe şunu öğretmişti kendisine: Köylü milleti puştun önde gidenidir. Hamleyi sen yapmazsan tuzağın ortasında bulursun kendini. Hem de ne tuzak. Belediye meclis üyesi Gomunist Hacı lakaplı deli Ali Kemal’in o müthiş sosyolojik tabiriyle tarif edecek olursak; bu hile ve tuzak -vahşi müslümanizimin- ta kendisiydi. Her türlü etik ve ahlaki değerden yoksun, hırsızlığın yüceltildiği, malım mülkün bir sebep gösterilmeksizin gasp edildiği, can güvenliğinin olmadığı, muhalefete savunma hakkı tanınmadığı, hukuk kurallarının rafa kaldırılarak aşiret yasalarının uygulandığı bu zulmün şimdiye dek bir örneği görülmemişti. Hem gomunistliği hem deliliği hem de hacılığı birbirinin sınırına tecavüz ettirmeden meşk etmeyi başaran türünün istisnai örneği Ali Kemal’in ayrıntısıyla tarif ettiği işte bu ahlak ve etik dışı tavrı köylünün örnek almasından korkuyordu Başkan. Seçime de az kalmıştı hani. Şunun şurasında beş ay. Bir off çekti ki Memo doğurmaya yakın sarıkız bu iniltiyi duysa yavrusunu düşürmesi pek kuvvetli bir ihtimaldi.

Zihni seçim hileleriyle karışık Memo bu mühim meseleyi istişare etmek için yardımcılarıyla ilçeye gitti, her zaman demlendikleri meyhaneye uğradılar. Başkana övgü iltifatı müteakiben mükellef bir sofra donattı meyhaneci ve izin isteyip gitti. Başkan yardımcısı Cangıl İbo iki üç kadeh alıp biraz çakırkeyif olduktan ve yağlı ağzını kasabanın ismine yakışır bir şekilde peçeteyle sildikten sonra başkanım dedi, lafın ortasından konuşacağım kusura bakmayın, ağzındaki son lokmanın yutağından akmasını bekledi ve homurdanarak devam etti sözlerine, bu söyleyeceklerim sizin iyiliğiniz için bundan şüpheniz olmasın, ondan beklenildiği üzere tekrar durakladı ve bu kez bir sigara yaktı konuşmaya başlamadan, sizce  de malumdur, sizin aile yani Kibaroğulları aşireti mala mülke pek düşkündür, hediyeyi severler, dahası hediyenin kabulü alışkın oldukları bir hususiyettir, adabı muaşeret kurallarını zorlar bir tarzda ağzını şapırdatarak laflarını sürdürdü, ha verdin de mi vefalıdırlar hani, karşılığını esirgemezler, ne dersek yaparlar, ister oy ister ister… Başkan dayanmayıp araya girdi, ulen Cangıl küfrü yemeden çıkar şu ağzında ki baklayı da, ne menem bir fikrin varmış bilelim biz de, bu acı laflardan sonra lokmalar boğazımıza takılıp kalıyor. Ha bir de hatırlamışken söyleyeyim,  ulan senin avrat demedik laf bırakmadığın o Kibaroğulları sülalesinden değil mi? Hiçbir şey olmamış gibi ağzından sigara dumanı çıkardı Cangıl, peşi sıra gevrek gevrek söylendi. Başkanım, dedi lafı uzatmayacağım. Böyle dedikçe başkanı hafakanlar basıyordu oturduğu yerde ve masada kadeh üstüne kadeh inip kalkıyordu. Cangıl bu nazik durumun farkındaydı ve bu muhatabını çileden çıkaran tavrı en ince ayrıntılarına kadar planlayarak kasıtlı yapıyordu. Ama bugün onun da içinde sebebi belirsiz bir sıkıntı vardı. Hem bu vehim hem de seçimi kaybetme ihtimali başkana karşı onu daha şefkatli davranmaya zorluyordu. Yoksa iki cümle konuşacağım, iki laf edeceğim diye çok kereler meyhaneyi silip süpürmüştü. Lokanta masrafları belediyenin örtülü ödeneğinden karşılanıyor olsa da vatanını seven her Türk evladı gibi Cangıl’ın yüreği cız ediyor, şaraba bulanmış her lokmada haram nedir bilmez kursağı gıcıklanıyordu. Son cümleler bir şelale gibi fasılasız dökülünce dudaklarından, yalnız başkan değil kendisi de rahatladı. Bir oh çekti son fasıldan evvel. Ben derim ki diye başladı ve peşi sıra kendince mükemmel stratejisini açıkladı:  Kibaroğullarından oyu çok olan on iki aile var, bunların her birine seçimden bir gün önce bir tosun verelim. Sandalyede iyice bir kaykıldıktan sonra o müthiş planının ayrıntısını anlattı. Vicdanın iniltisi ineğin sesine benzer, bu manasız böğürtüden hem sesin sahibi hem muhatap bir şey anlamaz, akıl yürütme ise o bambaşka bir hususiyettir ki, bu özelliğin mantıklı ve yerinde kullanımı inek âdetinin aritmetik artışıyla yakından ilintilidir dediğinde, başkan lafın sonunun nereye varacağını tahmin ettiğinden bir el işaretiyle susturdu onu. Nutuk sırası nihayet kendisindeydi ama hisleri hileyle oy devşirmenin ateşten kuyularında cayır cayır yandığından Cangıl soysuzu gibi lafı fazla uzatmadı-uzatamadı. Bir kereden bir şey olmaz, herkes yapıyor canım, bunda büyütülecek ne var diye bir iç ses beyni ve kalbi arasında mekik dokuyup, bu elim ıstırapla kavrulup köz olmuş duygularını serinletirken Başkan Memo bir vicdan muhasebesinden galip çıkmanın keyfiyle bir iki söz etti. Ulan Cangıl rakı akli melekelerini geliştiriyor senin, bundan sonra mesaiye her daim sarhoş gel babından ceviz kabuğunu doldurmayan laflardı bunlar. Kısacık bir duraklamadan sonra her şeyi ama her şeyi milletinin hayrı için düşünüp yapan o naif hissiyatı vurdumduymazlığın kumdan tepelerine doğru dönülmez bir sefere çıktı.

Yemek yemeye koyuldular, vakit ilerledikçe hem o çetrefilli seçimi hem o toprak damlı köyü unuttular, zihin bulanıklığının mağaralarında kaybolup gittiler.

2.

Seçimden önceki akşam saat on bir sularında, başkanın on iki adamı, yularından tuttuğu on iki tosunu köyün arka sokaklarından çeke sürükleye belirlenen evlere, daha doğrusu ahırlara teslim ettiler. Ev sahipleri hiç beklemedikleri bu hürmet karşısında pek sevindiler ve her birisi başkana bin bir dua ile sarılıp bohçalanmış teşekkürlerini ilettiler. Başkanın on iki adamı gecenin karanlığında sigara ateşinin ışığında Ganioğullarına gözükmeden, arka sokaklardan bir bir sıvıştılar nice seçim dedikodusunun fokur fokur kaynadığı o küçücük evlerine.

3.

O seçimde beklenenin aksine dövüş kavga çıkmadı köyde. Belki de köylü belediyenin birkaç yıl kalmadan kapanacağı tüyosunu almıştı. Belki de artık kavgaların da tadı kaçmıştı. Çünkü tırpan, orak, bıçağın yerini çifteliler ve pompalı tüfekler almıştı ve ahali geleneksel dövüş tekniklerini kullanamamanın keyifsizliğini yaşıyordu.

Köylü âdeti olduğu üzere sabah erken uyandı ve oy kullanacakları yere yani kasabanın okuluna doğru kocalar karılarına kime oy atacağını fısıldanmalar eşliğinde tembihleyerek, hatta yemin üstüne yeminler ettirerek hızlı adımlarla yürüdüler. Resmi işlemleri müteakiben oylar kullanıldı ve en son huysuz Celil amca oyunu bir başbakan edasıyla sandığa attığında saat on iki sularıydı. Gayri resmi sayım işleri başladı. Resmi açıklama olmamasına rağmen saat beş civarında seçimi Ganioğullarından Hako’nun kazandığı belli oldu.

Memo küplere bindi, ağzından salyalar sıçratarak küfürlerin en galizlerini seçip söyledi, hatta hırsını alamayıp il başkanının hediye ettiği vazoyu cama fırlattı. Cam şangır deyip o kıymetli vazo belediyenin ön duvarında tüneyen milletin kafasına düştüğünde, yanındaki adamlarına, bir ülkenin savaş kaybetmiş başbakanı edasıyla talimat verdi. Tez olun, kamyonu yanaştırıp tosunları geri alın. Başkanın adamları alel acele kamyona atlayıp, tosunları bıraktıkları ahırlara vardılar. Açık olan kapılardan içeri girdiler, kapalı olanları kırdılar, gözlerine kestirdikleri bir tosunu kamyonun arkasına yükleyip uzaklaştılar.

Ama sonradan anlaşılacaktı ki tosun verilen aileler yani başkanın kendi tayfası Cangıl İbo’nun da ifade ettiği gibi veren ele vefalı davranıp akrabalarına yani Memo’ya oy vermiştiler. Oyunu bu sefer Ganioğullarının lehine olmak üzere yine huysuz Celil amca bozmuştu. Hako seçimden iki gün önce evine gidip elini öperek kendisinden özür dilemiş, bir tepsi şehir baklavası, kesilip pişirilmiş, iki köy tavuğunu, ilçedeki terzide diktirilmiş cepkenli takım elbise ile siyah renk parıl parıl parıldayan bir iskarpin ayakkabıyı ona hediye etmişti. Tavuğu afiyetle yiyip üstüne baklavayı üst damağa yapıştırdıklarında Hako bin bir yemin eşliğinde başkan olursa dükkânın basamaklarını yapacağı sözünü vermişti.  Bu kadar ikrama dayanamayan, üstelik dükkânın basamaklarını da garantiye alan Celil amca Ganioğullarının ileri gelenlerini toplamış, bu sefer Kibaroğullarına değil, yeğeni Hako’ya oy verilmesi gerektiğini tembihlemişti. Çünkü Hako başkan seçilmeyip aylak aylak gezdiği bu dönem zarfında ahlaki meziyetlerini beklenilenin çok ötesinde geliştirmiş, soysuzluktan merhalesinden bihakkın sıyrılarak, akrabanın halinden hatırından anlayan köy soylu makamına erişmişti. Hem bu âlicenap tavır hem de huysuz Celil amcanın bu muhkem isteği üzerine Ganioğulları isteyerek ya da istemeyerek sırf Celil amcanın dırdırını çekmeye cesaret edemedikleri için oylarını akrabaları Hako’ya vermişlerdi. Ve Hako tekrardan başkan seçilerek hem kendi ve hem Kibaroğulları iktidarına ebediyen sor vermişti.

Ahmet Cemal Çobandede


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Ahmet cemal cobandede

    Ahmet cemal cobandede 12.08.2018

    Editorun yorumunu gormeden yazdim/editorun yanimda oldugunu bilseydim geri adim atmazdim/yanimda ogretmen enistem vardi/dersanelere soru hazirliyor emekli/catallanir kelimesi ikiye ayrilir manasinda kullaniliyor dedi test turkcesinde/bende kabul ettim/editorun yorumunu gormeden

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 12.08.2018

    Ahmet Cemal Çobandede editörü saniyesinde sattı :) :) :) :)

  • Ahmet cemal cobandede

    Ahmet cemal cobandede 12.08.2018

    Sadece catallanir deseymisiz daha iyi olurmus/ama bizim memlekette genelde ikiye ayrilir demezler/ikiye catallanir sekliyle kullanirlar/bizimde hafizamizda oyle yer etmis/basta dedigim gibi sadece catallanir daha dogru/bendeki metinde duzelteyim/bu platformun bir faydasi da bu hatalarini gorme ve duzeltme imkani veriyor

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 12.08.2018

    Yok be sevgili AYA, yol ikiye çatallanabilir, çünkü üçe de dörde de çatallanabilir. Bence...

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 12.08.2018

    Ters kalkmadım. Çünkü uçuşlar nedeniyle uyumadım. Uyumayınca kalkmıyosunuz da. Demin Sülbiye Hanım'ın unclassified eserine gömçürdüm. Şimdi de ACÇ'ye serzenişte buluniciğm. Abi, daha ilk cümlede niye bu hatayı yapıyosunuz? He abi? Yani ikiye çatallanmak ne demek? ÖSYM soru bankasına ifade bozukluğu örneği mi sağliycağz? Yol ya çatallanır ya da ikiye (29'a da olabilir) ayrılır. İkiye çatallanmaz. Lütfen yav. Hakkaten daha ilk cümlede bu olmamalı. Şimdilik hürmetler. Daha sonra biraz daha yazarım. Uçiciğm yine. Çüs

  • Ahmet cemal cobandede

    Ahmet cemal cobandede 11.08.2018

    Tesekkur ederim sayin ozgur cosar/elimden geldigince bir seyler yazmaya calisiyorum/eksigiyle noksaniyla/ayrica bana bu sayfalarda yazma imkani ve ayricaligini taniyan kaan arslanoglunda da tesekkur ederim/ baska oykulerde bulusmak dilegiyle

  • Özgür Coşar

    Özgür Coşar 11.08.2018

    Öykülerinizi çok beğeniyorum. Aklınıza yüreğinize sağlık.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.