Ben Messiyle nasıl oynadım?

Ben Messiyle nasıl oynadım?

Önceleri zamanımızı verimli geçirmek için bir araya gelip, küçük ve uçuk mahalle sahasında futbol oynardık. Sonradan, oynamak isteyenlerin sayısı arttıkça, daha büyük sahaya geçmek ihtiyacı oluştu. Böylece, dostlarımızı toplayıp amatör bir mahalle takımı yarattık.

Takımın organizasyon sorumluluğu üzerimdedir. Haftanın başından, beni çetin ve sorumlu bir çalışma bekliyor, herkesi bir araya getirmek zorundayım. Hafta içi, amatör takımımızın üyeleri heyecanlı ve endişeli anlar yaşıyorlar- "vatsap” və "feysbukum” soruyla taşıyor.

İnternet ve sosyal ağların avantajı, beni herkese tek-tek haber göndermenin zahmetinden kurtarıyor. Adı "Vatan oğulları" olan mesencer qrubumuza "bu hafta oynamak ister misiniz?" kelimesini yazıp, "enter"i tıklamak yetiyor, takım hazırdır. Geniş bir alanı kaplayan stadımız, tek ve büyük bir sahada oluşur. Stadyum günlük oynayan mahalle takımları için ortadan iki eşit parçaya bölünüyor. Ancak, hafta sonları burada profesyonel düzeyde maçlar da da yapılıyor.

Önceleri, bu sahanın fubol için pek de uygun olmayan eski plastik zemini, şimdi modern görünümlü ve rahat bir çim örtüsüyle değişse de, halı saha yağışlı havalarda bir az kaygan oluyor.

Maç günü sabah, spor formamı ve kramponumu çantama koyuyorum. Evde hoş küçük baskılarla karşılaşıyorum. “Bu yaşta  futbol mu oynanır?  Bu rüzgarda, yine soğuk kapcaksın ?!”- Her zamanki gibi, annem memnun değil. Hiçbir şey demeyip, sessizce aradan sıvışıyorum.

Stadın paslı demir kapısını açmak için hafif zorlanıyorum. Hava karaldıkdan sonra yakılan projektörün beyazımsı parlak ışığı gözlerimi kamaştırıyor. Yemyeşil stadyum sanki, "gel oyna, gol at" diyor. Şimdi herkes oyun için sahada. Her biri yedi kişilik, iki eşit takım oluşturmalıyız. Her iki takımda da güc dengesini yakalamak için adil bir dağılım yapmalıyız.

Tek tip üniforma olmadığı için, herhangi bir takımın ve ya oyuncunun tişörtüne rastlamak mümkün. "Karabağ", "Real", "Barselona", "Galatasaray", Messi, Ronaldo, Arda, herkes birbirine karışıyor. Takımlar belirlendikden sonra, oyun içi pozisiyaları bulmak için küçük bir toplantı yapılıyor. “Messi” və ben aynı takımda,  “Ronaldo”ysa ragip oluyoruz.

İşte bir düdük sesi ve oyun başlıyor. Hakim olmadığı için burada mahalle futbolunun tüm klasik kuralları ve kayıtları uygulanmakta:

Sabit bir kaleci yoktur ve her golden sonra değişiyor.

Faul, penaltı vuruşu olunca, top elle temas edince, sık sık tartışma konuları oluşuyor, birileri illa oyunbozanlık yapıyor.

En hızlı top sürmeyi və çalım atmayı beceren oyuncular hücumda, ağır ve tekniği zayıf olanlar defansa geçiyor.

Top sahadan kenara çıktığında, onu son müdaheleyi yapan oyunçu getirmelidir. Son olarak, karşılıklı azim ve mecadele ortamında geçen bu prensip spor müsabakası bitiyor. Oyuna daha fazla yoğunlaşan, daha fazla direnc ve irade gösteren takım haklı zafer kazanıyor.

Oyun bittikten sonra, boğucu banyo buharının keskin ter ile karıştığı soyunma odasında  ruh hali farklıdır. Tabure üzerinde oturup üzerimi değişiyor ve takım arkadaşlarımı izliyorum. Yenilen takımın oyuncuları (maalesef, ben de o sıradayım) keyifsiz, üzgün ve meyus halde oturuyor, her birinin gözleri belirsiz bir noktaya dikilmiş. Onlar taraftan ses, henirti bile gelmiyor. Sanki kurbağa gölüne taş atmışsın.

Karşı takımda tamamen farklı bir durum var. Ağızdan çıkanı kulak duymuyor. Zafer kazananlar şakalaşıyor, kızgınlıkla bitmiş oyunu ve uygun sonucu tartışıyorlar. Kimisi takım arkadaşının pasını övüyor, diğeri yaralı dizini gösterip, ona karşı gelen sertlikten şikayetçi.


Banyo yapıp temiz havaya çıkıyorum. Kendimi hafif ve rahat hiss ediyorum.

Vüsal Bağırlı


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.


Bu habere henüz yorum yapılmamıştır, ilk yapan siz olun!...