9 PONT

9 PONT

Yolun ortasında zınk diye durdu. Topuklarının üzerinde tek bir hamleyle dönerek birkaç adım gerisinde kalakalmış olan adama çevirdi yüzünü. Gözlerinde öfke ile karışık endişe bulutları dolaşıyordu.

-Yeter artık! Fazla oldun sen ama!

-Kim, ben mi?

-Sen tabii ki, sapık herif! Bir saattir peşimdesin…

-Yanılıyorsunuz hanımefendi, ben kimsenin peşinde değilim.

-Yaa, Yaa öyledir tabii! Metrodan indiğimden beri peşimi bırakmadın…

-Rica ederim sesinizi yükseltmeyin, herkes bize bakıyor görmüyor musunuz?

-Bakarlarsa baksınlar bana ne? Seni polise şikâyet edeceğim şimdi!

-Ben size ne yaptım ki, laf mı attım, paranızı mı çaldım? Polise ne diyeceksiniz acaba?

 

Genç kadın sustu, ne cevap vereceğini bilemedi. Gerçekten de polise ne söyleyebilirdi ki? “Adamın biri dakikalardır beni takip ediyor, hep arkamdan yürüyor” mu diyecekti yani? Polis paranoyak muamelesi yapıp kendisine, gülüp geçmez miydi? Sinirleri bozulunca hep yaptığı gibi dudaklarını kemirmeye başladı. Aralarındaki sessizlik uzarken, adamı süzmeye fırsat buldu. Yüz yüze gelene kadar sadece bir siluet olarak belirmişti göz ucunda. Otuzlu yaşlarında, uzun boylu, temiz giyimli, saçı sakalı traşlı, gayet düzgün bir erkek gibi görünüyordu. Hiç de sapığa benzer bir hali yoktu. Hem konuşması ve hitap şekli de terbiyeliydi. Kabalık edip üste çıkmaya, “ne olmuş yani takip ediyorsam?” diyerek diklenmeye yeltenmemişti. Yoksa kendisi mi yanılıyordu? Gerçekten de takip ettiği filan yok muydu?

Kadının duraksamasını fırsat bilen genç adam gülümsemeye başladı. İçten ve geniş gülümsemesine ek olarak bir adım atıp yaklaşırken elini de uzattı, hafifçe öne eğildi.

-Düşününce siz de bana hak verdiniz değil mi? İnanın hiçbir kötü niyetim yoktu, sizi izlemiyordum. Eğer bana bir fırsat verir, birkaç dakikanızı ayırırsanız size bir kahve ikram edip öfkenizin yatışmasına katkıda bulunmak isterim.

Kadın huzursuzca sallandı, ne düşüneceğini, nasıl davranacağını bilemiyordu. Nereden nereye gelmişti işler. Az önce korkusuyla tetiklenen kalp çarpıntısıyla başı dönerken, şimdi düpedüz flört teklifi almıştı.

Adamın uzanan ve havada asılı kalan eline baktı, yüzük yoktu. Etraftan gelip geçenler işlek sokak ortasında karşılıklı dikilen ve yüksek sesle konuşan kadın ve erkeğin haline kısa bakışlar atıyor, birkaçı da birlikte yürüdükleri kişinin kulağına eğilmiş fısıldayarak ne yorumlar yapıyordu kim bilir. Sadece bu tuhaf durumdan bir an önce kurtulmak için bile alttan almaya karar verdi. “Tamam, öyle olsun” dedi elini uzatıp adamın elini sıkarken. Küçük, zoraki bir gülümseme kondurdu yüzüne. Şimdi de dışarıdan bakan birisi; ayrılık vakti gelip çatınca henüz taze olan ilişkilerinde yüz göz olmamak için resmi tavırlarla tokalaşan iki sevgili görüyordu. Kadın, kendi benliğinden ayrı bir benlik gibi bedenini ve bütün davranışlarını gözlediğini, onlara çeki düzen verdiğini düşündü kısa bir an. Sanki kendisi olan ama aynı zamanda olmayan bir kadının ahlaki kalıplarına uymak için elle tutulur varlığının ve davranışlarının anbean ayarlanması gerekiyordu.

Adamın elini geri çekmediğini fark edince önce kendisi çekti. Ellerini önünde kavuşturarak karşıdan gelecek hamleyi bekledi.

-Çok şirin bir yer biliyorum, hemen karşı sokakta, gidelim mi, vaktiniz var mı?

-Eğer birkaç dakika olacaksa sorun yok, o kadar vaktim var.

-Gelin o halde, bu taraftan gideceğiz.

Yan yana yürümeye başladılar. Adam uzun bacaklarının her adımda kat edeceği mesafeyi küçülterek, kadının adımlarına ayak uydurmaya çalıştı. Yüksek ve sivri topuklu ayakkabıları nedeniyle pek hızlı yürüyemiyordu genç kadın. Kafenin kapısına yaklaşınca adam azıcık hızlanarak öne geçti ve kadına kapıyı açarak yol verdi. İçerdeki küçük yuvarlak masalardan, cam kenarında olan bir tanesine oturdular. Kadın, ferforje masanın metal kıvrımlarına bacaklarını sürtmemek için yan oturarak bacak bacak üstüne attı. Dizlerine kadar uzanan eteği biraz yukarı sıyrıldı. Bacakları göz alıcıydı. Ne çok etli ne de kaslıydı. Yukardan aşağıya yumuşak kıvrımlarla uzanıyordu. Bilekleri dikkat çekecek ölçüde ince, narindi. Ayağındaki yüksek topuklu siyah iskarpinler son moda olmalıydı. Küçücük kemer tokaları ile süslüydü. Kadın, garsonun getirdiği menüyü incelerken adamın kaçamak bakışlarla bacaklarını süzdüğünü fark etmedi.

Siparişleri çabucak geldi. Üzerinde dumanı tüten Türk kahveleri yanlarında birer parça çikolata ile sunulmuştu. Aralarındaki sessizlik ilk yudumlarını alana dek devam etti.

-Sizinle daha tanışmadık bile, ben Canol Güvenç.

-Öyle oldu değil mi? Benim adım da Şölende. Memnun oldum.

-Ben de çok memnun oldum. Benimle buraya kadar geldiğiniz için de teşekkür ederim.

Adam gönül almasının kadını etkileyip etkilemediğini görmek amacıyla bir an sustu. Yüzünde lütfedilen şeye minnettar insanlara özgü bir ifade vardı. Gözlerini önündeki kahveye dikmiş suskun kalan kadının dikkatini çekmek için konuşmaya devam etti.

- Aslında sizi anlıyorum. Bu devirde insanın kendini güvende hissetmesi o kadar zor ki! Hele büyük şehirde yaşamanın tehlikeleri etrafımızı kuşatmışken… İnanır mısınız, daha geçen gün ben de neredeyse soyuluyordum metroda. Vagonun içinde barlara tutunmuş yolculuk ederken, adamın biri arka cebimden cüzdanımı çalmaya kalkıştı. İtiş kakış yaşadık herkesin ortasında. Tren istasyonda durup kapıları açılınca, tazı gibi kaçtı şerefsiz herif.

-Ciddi misiniz? Ucuz kurtulmuşsunuz desenize.

-Yaa, öyle oldu. Bu arada merakımı bağışlayın, buralarda mı oturuyorsunuz? Aynı durakta indiğimize göre...

Kadın duraksadı, kişisel bilgilerini vermesinin akıllıca bir tavır olup olmayacağına karar veremedi bir an. Fazla ayrıntıya girmeden konuşabilirdi belki de, kötü niyetle sormadığı, sohbet açmaya çalıştığı belliydi adamın.

-Evet, birkaç sokak ötede evim, ya sizinki?

-Ben de semt halinin arka sokağında oturuyorum. Mahalleli çıktık desenize, tanışmak bugüne nasipmiş.

Karşılıklı gülümsediler. Kadının ilk defa içi ısındı adama. Havadan sudan konuşmaya devam ederlerken, yüzünü inceleme fırsatı buldu. Geniş alnının altında biçimli kaşları yüzünün en dikkat çeken kısmıydı. Göz kenarları sık sık gülümsemekten ince kırışıklıklar biriktirmişti. Keskin hatlı uzun bir burnu, etli dudakları vardı. Konuşurken sakınmadan kullandığı mimikleri söylediklerine samimi bir hava katıyordu. Ses tonu inişli çıkışlı, güven vericiydi. Halinde tavrında, endişe uyandırıcı hiçbir ayrıntı yoktu. Kadın rahatlamıştı. İçtenlikle sürdürdü konuşmayı. Hayat tesadüfler ve yanlış anlamalarla doluydu işte. İlk izlenim değişebilir, insanlar yanıldıklarını kabul edebilirdi.

Birkaç dakika diye başlayan sohbetleri bir saati buldu. Kafeden ayrıldıklarında birbirlerine telefon numaralarını vermiş, birkaç gün içinde yeniden görüşmek üzere sözleşmişlerdi bile.

Farklı yönlere doğru gidecekleri köşe başına geldiklerinde, bu sefer daha uzun ve samimiyetle tokalaştılar. Kadın kendi yoluna doğru birkaç adım attıktan sonra adamın uzaklaşmasını izlemek üzere arkasını döndü. Adam da aynısını yapmıştı, göz göze geldiler. Son bir kez gülümsediler birbirlerine.

 

“ Bu sefer metroya binmek için farklı bir durağa gelmekle iyi ettim, geçen günkü gibi işler kesat gitmeyecek anlaşılan. Bakalım neler düşmüş piyasaya... Oooo, bugün şansım yaver gidiyor. Önümdeki koca götlünün yanında tam bir ceylan varmış baksana... Bacaklar ilik gibi ama düztaban ayakkabılarla piç etmiş seyirliği. Soldaki fahişe kılıklı, rugan çizmelerle hiç fena değilmiş... Yanındaki kahverengi topuklular da idare eder. Kolonun arkasını da kontrol etmeli. Vay anam vay! O da ne öyle? Kaltak yakıştırmış kendine sipsivri topuğu. Ne kadardır bunlar acaba, 9 pont eder mi? Senin süt gibi bacaklarını, siyah ayakkabılarına sıkışmış lokum parmaklarını yalarım ben! Gözden kaybetmeden, kıyın kıyın yanaşmalı. Hah, metro da geldi! Aynı vagona düşelim de gerisi çocuk oyuncağı...”

 

Füsun Tünay


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Gökhan Yıldırım

    Gökhan Yıldırım 15.11.2018

    Merhaba emeğinize sağlık güzel bir öykü olmuş. Bende son konusunda Mete Bey ile aynı fikirdeyim ayrıca gerçekten bu konularda çok hassas biri olarak böyle bir durumla karşılaşsam ne yapardım sorusunun cevabını da aramaya başladım. Zira bazı durumlarda gerçekten insanlar ön yargılı davranıp diger insanları haksız yere suçlama yoluna gidebiliyorlar. Saygılarımla.

  • mete demirtürk

    mete demirtürk 07.11.2018

    Hoş bir öykü Füsun Hanım, tebrikler... Yalnız sona katılmadım. Kadın karamanın düşündüğü gibi beklenen biri de olabilir, ikiyüzlü, pespaye bir erkek de. Okuru, ikircikli bir durumda bıraksaydınız, daha doğru olurdu diye düşündüm. Esenlikler dilerim...

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.