CHP Sanat Çalıştayı ve Kemal Kılıçdaroğlu’na okumayacağı bir mektup

CHP Sanat Çalıştayı ve Kemal Kılıçdaroğlu’na okumayacağı bir mektup

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu,

 

Partinizin Seferihisar’da 11 Ağustos 2016 tarihinde düzenlediği çalıştayı ve yaptığınız konuşmayı inceledim (1).

 

Konuşmanızdan bazı alıntılar yapacağım. Alıntılar tırnak içinde yazılmıştır.

 

*“Bizim amacımız sanatı her türlü dış belirlemenin dışında tutmaktır.“

 

Ne kadar doğru saptamalar… Bu söylediklerinizi, sizin sağınızda yaklaşık 10 papyonluk bir mesafede oturan Sayın Doğan Hızlan da duydu mu acaba? Bu “her türlü dış belirleme”nin içinde büyük sermaye ve yayınevi tekelleri de var mıdır? Mesela Yunus Nadi Ödülleri’nin son 14 yılda 12 kez bir yayınevi tekeline verilmesi bir “iç belirleme” midir yoksa Can Yayınları’nın bu ödülü 99 yıllığına kiralamış olmasından kaynaklı bir “dış belirlenim” midir? Hazır jürisi karşınızdayken sorabilirsiniz.

 

*“Bizim amacımız özerk bir sanat kurumu aracılığıyla kamu kaynaklarının verimli kullanılmasını ve eşit dağıtılmasını sağlamak ve amaçlamaktır.“

 

Bunu, o salonda karşınızda oturan Sayın Metin Celal’e sorabilirdiniz: Kültür Bakanlığı’nın İSİMLERİ AÇIKLANMAYAN yazarlara dağıttığı 463 bin TL parayı GİZLİCE dağıtırken “kamu kaynaklarını verimli ve eşit” mi kullandılar acaba? Bildiğiniz gibi Sayın Metin Celal, “çok özerk bir kurum” olan Kültür Bakanlığı’nın GİZLİCE dağıttığı 463 bin TL’nin seçici kurulunda yer alan seçilmiş ve seçkin bir kişidir (2).

 

Adları basına çıkan ve ilgili kişilerce hiç yalanlanmayan bu gizli kurulun iki üyesi Doğan Hızlan ve Metin Celal yanı başınızdadır, hemen sorabilirsiniz (3).

 

Eğer yanıtlamazlarsa yardım için bu kurulun diğer üyelerinden İskender Pala’yı bir sonraki çalıştaya çağırabilirsiniz: olmaması büyük bir eksikliktir, öneriyorum.

 

*“Sanat var olanla yetinmez. Çünkü kendisini yinelemek istemez. Bilindiği gibi kendisini yineleyen sanat özgünlüğünü yitirir.”

 

Bu fikrinize katılmıyorum! Yineleme önemlidir. Öyle olmasaydı harf devriminden bu yana düzenlenen bütün edebiyat yarışmalarının jüri üyesi olarak Doğan Hızlan seçilir miydi hiç? Üstelik o her iktidar değiştiğinde kendini yenilemekte ve her iktidarla son derece özgün ilişkiler geliştirmektedir! Aydın Doğan Ödülü’nde farklı, Behçet Aysan Ödülü’nde farklı olmak gerek! Cumhurbaşkanlığının kahvaltısında farklı, CHP çalıştayında farklı davranmak gerek… Ödül verirken farklı, ödül alırken farklı olmalıdır. Hatta kendi kendine ödül verirken en farklı olmalıdır! Bunu en iyi, kendi kendine ödül veren dünyadaki tek insan olan Doğan Hızlan anlatabilir (4).  Ama Heraklit’in meşhur sözünü unutmamak gerek:

 

aynı ödülle iki kez ödüllenilmez!

 

*“Sanatın özerkliği öz belirleyici olmasıdır. Başka bir deyişle sanatın kendi kurallarını kendisinin belirlemesidir. Sanat, sanat dışı etkilerle yönlendirilmez. Yönlendirildiği takdirde özgür ürünler üretemez.“

 

Çalıştaya davet ettiğiniz kişileri ne kadar isabetle seçtiğinizi hayranlıkla izliyorum. Tam solunuzda oturan Prof. Dr. Onur Bilge Kula’ya sorar mısınız “best seller” olması için tasarlanmış kitaplara yazmış olduğu sade suya tirit yazıları yazarken, seçimleri ne kadar “öz belirleyiciydi” acaba? Yoksa bunlar tatlı tesadüfler miydi? “Eleştirmeyen eleştiri” ve “kitap pazarlama mümessilliği” konularındaki performansı son derece özgün ve olağanüstüdür(5).

 

Bu özgünlüğü siz de görmek isterseniz Ahmet Altan’ın “başyapıtı” Son Oyun hakkında yazdığı “olağan ötesi” yazıyı size okuyabilir. Kitap eleştirmeni ile pazarlama mümessili arasındaki farkı hissettirdiği için Sayın Kula’ya ne kadar teşekkür etsek azdır. Sanırım siz de aynı fikirde olmuş olacaksınız ki partinizin Bilim, Yönetim ve Kültür Platformu’nun başkanı olarak atanmış.

 

*“Bizim amacımız sanatçıları parti yandaşı yapmayı değil, onları özgürleştirmeyi ve üretkenleştirmeyi sağlamaktır.“

 

Sizin amacınız eminim budur. Çağırdığınız insanların bir kısmı iktidarla ne kadar yakın olurlarsa olsunlar hiç mi hiç leke tutmamaktadır. Mesela Cumhurbaşkanlığı uçağına güle oynaya binip iktidardan kurdeleler almakta, ama hep özgür kalmaktadırlar! Biz yapsak üzerimizden 40 yıl çıkmayacak işleri büyük bir beceriyle rahat rahat yapabilmektedirler. Başbakanlığın verdiği “dostlar meclisi yemeği”nin (6), sarayda verilen kahvaltıların özgürleşme üzerindeki etkisini ne kadar saysak azdır! Sadece kısa bir alıntı yapayım.

 

Cumhurbaşkanlığı yemeklerinden birisini Elif Şafak anlatıyor:

 

“Masadaki hemen her yazar, yemeğin bir noktasında, er ya da geç önündeki mönüyü zarfından çıkarıp çantasına koyuyor. Bu halimiz, cumhurbaşkanının da ilgisini çekmiş olacak ki bir ara durup ne yapıyoruz diye bakıyor dikkatle. Açıklıyoruz. 'Hatıra olsun diye mönüleri topluyoruz.' 'İyi fikir. Hiç düşünmemiştim' diyor nezaketle.” (7)

 

Hatıra olsun diye alınan menülerin üretkenliklerini arttırdığı kuşkusuzdur. İktidarla bu kadar yan yana olup ama hiç mi hiç “yandaş olmamak” da bu sanatçıların sınırsız araziye uyma becerilerinden olsa gerek...

 

Burada sanatçının devletle ve iktidarla olan mesafesinden falan söz etmem her halde gülünç olacak. Ama siz yine de Doğan Hızlan’ı, Ahmet Ümit’i ve Metin Celal’i karşınızda bulmuşken bunları sorabilirsiniz. Hazır başbakanlık yemeği ve saray kahvaltısının tadı henüz geçmemişken sizi tatlı tatlı yanıtlayacaklardır. Çalıştayınızdaki masalarda hatıra olarak çantalara konacak pek bir şey de yok ama bardaklar hiç fena durmuyor!

 

**

 

Sadece edebiyat alanı ile ilgili sınırlayarak söylemek gerekirse çalıştayınız “bütün düğünlerin damatlarıyla” yapılmış yeni bir düğün, “bütün cenazelerin ölüleri” ile yapılmış yeni bir cenaze törenidir. Edebiyat alanı, adları iyi bilinen birkaç “damat” ve  “birkaç “ölü”yle bütün düğünleri ve cenazeleri başarıyla idare etmektedir.

 

Fazla uzatmayayım. İktidarın her türlü kurumuyla sıkı fıkı olan, siyasal iktidarın bütün nimetlerinden faydalanan bir kadroyla neyi nasıl konuştunuz doğrusu pek bilmiyorum ama bu toplantıyı AKP yapmış olsaydı yukarıda andığım isimler yine orada olacaktı.  Doğrusunu isterseniz çalıştayın bu kadar uzun ve çetrefilli olmasına pek gerek yoktu. Kültür Bakanlığı’nın ya da iktidar partisinin programını olduğu gibi programınıza alabilirdiniz.  İnternetten ücretsiz indirilebiliyor. Belediyeleriniz bu konularda harikalar yaratmaktadır ama şimdilik o konuya hiç girmeyelim.

 

Sormuyorsunuz ve doğal olarak sormayacaksınız elbette ama benim naçizane fikrim şudur.

 

Bu çalıştayda üzerinde konuşulması gereken tek bir cümle olmalıydı:

 

Kültür sanat alanına bakışı ve kadrolarıyla muhalefetin, iktidara bu kadar çok benzediği bir tabloda, AKP varken size ne gerek var?

 

Saygılarımla

 

Taylan Kara

 

taylankara111@gmail.com

Bu yazı sol.org.tr den alındı

 

  1. https://www.chp.org.tr/Haberler/11/chp-genel-baskani-kemal-kilicdaroglu-...

 

  1. http://www.insanbu.com/eski/a_haber44f2.html?nosu=1521

 

 

  1. http://www.sabah.com.tr/kultur_sanat/2014/08/06/kultur-bakanligindan-50-...

 

  1. http://www.insanbu.com/eski/a_haberdfaf.html?nosu=1672

 

 

  1. http://www.abcgazetesi.com/elestirmeyen-elestirmenler-ve-leslere-ovgu-95...

 

  1. http://www.hurriyet.com.tr/basbakan-davutoglu-dost-meclis-yemeginde-unlu...

 

 

  1. http://www.elifsafak.us/haberler.asp?islem=haber&id=53

Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • RECAİ KULAKSIZ

    RECAİ KULAKSIZ 05.09.2016

    Bu Sanat Çalıştayı, 2-3 yıldır derdini anlatmak için çırpınan Taylan Kara'nın haklılığını gün gibi ortaya koyuyor. Siyaseten sol, hayatın tüm alanlarında sanat da dahil olmak üzere dibine kadar sağ, samimiyetsizlik, sığlık ne ararsan var.

  • Yok Yokoğlu

    Yok Yokoğlu 05.09.2016

    Bazı linkler çalışmıyor

  • Deniz Can

    Deniz Can 05.09.2016

    Sanatçı ya da edebiyatçı toplumun en duyarlı ve hassas kesimi olmalıdır. Daima en iyi, en güzel olanı yani mükemmeli arar. Bu ünvanı hak edenlerin yönetimlerle barışık olması düşünülemez. Eğitim, sağlık, hak, adalet sorunlarının minimum düzeyde olduğu, en iyi dediğimiz sistemle yönetilen ülkelerde dahi hep muhalif olmalı ve yaratıcılığıyla, sorgulayıcılığıyla itici güç olmalıdır. Hak adalet kavramlarının yok edildiği bu ülkede iktidarla yanyana duranlara sanatçı ya da edebiyatçı denmemeli. Sayın Kara ne güzel yazmışsınız ve ne güzel sormuşsunuz, kaleminize sağlık.

  • Dilek Yalçın

    Dilek Yalçın 04.09.2016

    Merhaba, yazınız çok güzel; yine basit,açık yanıtlarla sorulması gerekenleri doğrudan sormuşsunuz. Kaan Arslanoğlu hocamın pek umudu yok insanın aptallığından kaynaklı bilirim ama ben yine de Taylan hocam sizin, Kaan, Sadık,Nihat hocalarımın da yazı çizileri ve dikkat çektikleri sayesinde zamanla bunların ne olduğunun anlaşılacağını düşünüyorum. Bu tip sanat,edebiyat alanlarının asıl sizler gibi sol duruşu büyütmeye çalışan insanlara teslim edileceğine inanıyorum. Biliyorsunuz, gerçekler*doğrular er ya da geç yerini buluyor. Sevgiler.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.