İKİ FİLM ve BİR KİTAP.. BUDDHA’DAN KUDÜS’E SİNEMANIN İNANCA BAKIŞI…

İKİ FİLM ve BİR KİTAP.. BUDDHA’DAN KUDÜS’E SİNEMANIN İNANCA BAKIŞI…

Dünyada geçen 14 bin yıllık ömür bir insana hangi erdemleri katar acaba diye düşünerek başlamak istiyorum yazıma. “DÜNYALI” filmini seyrederken inançla erdemin aslında birbirine teğet giden iki çizgi olduğunu fark ettim. 14 bin yıllık yaşantısının sonucunda tabi ki erdemli bir insan meslek olarak Tarih Profesörlüğünü seçecekti. Yaşamı aslında tarih sahnesine açılan bir pencereydi. Mütevazi ve alçak gönüllü olması da her halde erdeminin bir parçasıydı. Aslında yazımın ikinci parçası olarak “PK” filmini seçmem de tam bu noktadan sonra ortaya çıktı. Çünkü “PK”i izlerken sürekli inanç sistemlerinin sorgulanması bana fazla dayatmacı gelmişti. Halbuki “DÜNYALI” filmi inanç tarihini sorgulamak yerine onun erdemle olan yolculuğunu anlatıyordu.

Yaşadığı yüzlerce hayatı ve öğretiyi irdeleyen profesörümüz insanlık tarihinin birçok güzel öğretiye tanıklık ettiğini ama bunları kendi bencil dünyasına kurban ettiğini o kadar güzel anlatmıştı ki bu beni filme bağlayan en içten taraftı. Hal böyleyken Profesörümüzün bir odada Dünya Tarihini, o daracık alanda, koskoca bir miladı Profesör arkadaşlarıyla irdelemesi ise kuşkusuz bir metafordu. BUDDHA öğretisini onlarca yıl dinleyip bunu kutsal topraklara (Kudüs’e) getirdiğini söylediğinde Hristiyanlık Teolojisini inceleyen Profesör dostu, şimdi de Havarilerden biri mi olduğunu iddia edeceksin dediğinde çok daha gizemli bir cevapla karşılaşacaktır ki, asıl beni “DÜNYALI” filmine bağlayan nokta da buydu. Aslında bu iki filmi kalemin dediği kadar yorumlamak istememin başka bir nedeni de PK filminin üç saat on beş dakikalık uzun ve tekrarlara düşen tanrı sorgulamasını “DÜNYALI” filminin seksen sekiz dakikada Tanrıyı sorgulamak yerine, insanların erdemlerini sorgulayarak yapması oldu. Profesörümüzün dünya tarihini değiştiren dini liderlere, sanatçılara, sanat akımlarına, mezheplere ve politik liderlere uzun yaşamı boyunca hep insan gözünden bakması ve onların iyi yönlerini ya da hatalarını insan etkisine bağlaması aslında inançların bizim öğretilerimizle pekiştiğini ya da yozlaştığını aile bağlarını da kullanarak bize anlatması benim için can alıcı noktaydı.

Dünya tarihi aklımızın almayacağı kadar diyalektiğe, akıma, inanç merkezlerine ev sahipliği yaptı. Bunları kuşkusuz birbirinden ayırmak mümkün değildir diyor kahramanımız. Kökeni kuşkusuz saf iyiliğe dayanan onlarca öğreti, tarihin yoz akımlarıyla birleşerek aslından sapmış ve kendine karanlık tarafı seçmiş olabilir miydi. Profesörümüz 14 bin yıllık yaşantısında bunu defalarca yaşadığını anlatarak bize adeta “İnsan Bu” teorisini kanıtlamıştır. Çünkü biz biliriz ki “Beşerle” ile “Şaşar” tarih boyunca iki iyi dost olmuştur. Bu arada “PK” filmini izlerken aslında kendi inanç yaşamımdan da birçok şey buldum, velhasıl bu derecede Tanrı sorgulaması insanlık tarihine bir çözüm müdür, benim gözümde bir çözüm değil bir çıkmazdır. Bunun içindir ki Dünyalı filmini izlediğimde biz insanlara erdemlerin ışık tutacağına karar verdim. Yine biliyorum, o ışık tutan erdemler belki de binlerce kez karanlığa bürünecek, ama bu pes etmek için bir sebep değil .

İnsan bu ya, elbet hata yapar, bırakın inançları sorgulamayı ya da ego tatmin eden suçlamalar yapmayı, siz de erdemler üretin; bırakın karanlık sokak olmayı, uzaklara ışık tutan el feneri olun. Biz insanlar mağara adamlarından beri bilim sanat ve bilerek üçüncü olarak söylüyorum, inançlar üretiyoruz. Tarihle sabittir ki bu üçü iyi insanların erdemleriyle birleşmediği zaman ortaya çığ gibi büyüyen bir karanlık çıkmaktadır. Bugün de çeşitli inançlar ya da sanatlar ve unutmayalım ki bilimler adına yapılan onlarca çalışma ortaya karanlıktan başka bir şey çıkarmamaktadır, çıkarmayacaktır da… Biz elimizdeki sihirli değneğin erdemlerimiz olduğunu anladığımızda geri kalan tüm metodolojilerin kendiliğinden düzeleceğini de anlamış ve idrak etmiş olacağız.

Haddim olmayarak kalemi iteklediğim bu yazıya değerli bir düşünürün insanlık tarihine el attığı kitabının ana düşüncesiyle sonlandırmak istedim. CONFUCIUS düşüncelerinin birleştirildiği o büyük eserinde Anelektler (The Analects) kitabında erdemli yaşamaya ve insanlara karşı nazik olmaya ilişkin ip uçları veriyor.  Sözün kısası neye inanırsanız inanın, hangi filmi izlerseniz izleyin, hangi sanat eserine bakarsanız bakın ya da hangi pozitif bilimle uğraşırsanız uğraşın onu yaparken karşınızdaki insanlara, insan onuruna yakışan erdemle bakın ve seslenin:

-Ben bu dünya için varım ve karanlığa ışık tutan bir fenerim.

-Sen de bizimle misin?

Tuna HAZOĞLU


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Ezel Parsa

    Ezel Parsa 28.01.2017

    Konfüçyus, insan ilişkilerinin iyilikseverlik temelinde yeniden inşa edilmesi için ortaya çıkmış, ancak tarihsel gerçeklik içinde kan bağı üzerinden mevcut sistemi devam ettirmeye hizmet eden yönetim sistemi felsefesi olarak iş görmüştür. Lao-Tzu buna itirazla ortaya çıkmıştır. Sonunda Lao-Tzu'nun öğretileri de yönetim ideolojisine hizmet etmiştir. Çünkü hukukun üstünlüğünü savunan Legalist düşünce her iki öğretiyi de kolayca asimile etmiştir. Qin hanedanı Konfüçyusçuluğun feodal bir okul olduğunu iddia edip kitaplarını yaktı, Konfüçfüsçüleri diri diri gömdü. Qin hanedanından sonra Han hanedanı Lao-Tzu'nun doğa felsefesini kabul etti. Yerine geçen Wu Di Konfüçyüsçülüğü kan bağını savunan bir merkezi düzeni savunmak için kullandı. Dinler, tarihte her zaman merkezi yönetimlere karşı ortaya çıkmışlardır ve erdem, iyilik, sevgi vs. gibi öğretilere dayanırlar. Devlete ve topluluğa nüfuz ettiklerinde, yani resmi devlet dini olduklarında sistemin parçası haline gelirler.

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 28.01.2017

    itirazım var. erdem nedir? onun tanımını bi iyi yapalım. aslında sanırım seziyorum neyi kastettiğinizi. fakat yine de bu kavramla başlayınca bazı şeyleri oturtamıyorum ben gayet "maddi" algıları olan zihnime. ben bu dünya için var olduğumu da hiç düşünmüyorum. daha çok, bu dünyanın içine düştüğüm kanaatindeyim. karanlığa ışık tutan bi fener olmak... oh no no no! olsam olsam, elimde bi kandilin cılız ışığı ile kör kuyuda yolumu bulmaya çalışan bi adamım. o kandilin cılız ışığı da metodoloji olur çok çok. elimde bi değnek varsa bile sihirli değil (benimki değil en azından). o değnek benim için yine en fazla aldığım eğitim, edindiğim deneyimler falan olabilir. semboloji bende burada bitiyo. ayrıca... niye confucius? konfüçyüs'ü sel mi aldı? analects??? deyişler olma mı? öztürkçe serengilce'ci hiç olmadım. bilen iyi bilir. amma en azından oturmuş adlar konusunda muhafazakar davranabiliyorum. a.y.a. non-confuciusss, bol konfüsss

  • Tuna Hazoğlu

    Tuna Hazoğlu 27.01.2017

    Bakış açınız gerçekten çok doğru sadece bir eklemem olacak. Toplumlar toplum olurken bile kanaat önderlerine ihtiyaç duyuyor, bizim bugünlerde önderlerimiz gölgelerimizi erdemlerimiz yerine sürekli kişisel tatminlerimize bitmek bilmeyen bencilliklere yöneltiyor. Bundandır ki toplumun önderleri erdemi kendine yol seçerse eminim şeytani gölgelerimizde iyiye yönelecektir.Ya bu topluma erdemlerimizi gösteririz ya da karanlık gölgelerde kayboluruz... Saygılar sayın hocam...

  • Mete Demirtürk

    Mete Demirtürk 27.01.2017

    Elbet senden tarafız dostum, hiç şüphen olmasın! Yalnız küçük bir sorun var. Gölgemiz şeytanın ta kendisi! Bebeğimize mama verir gibi, onu da erdemle beslediğimiz de bir faydası olacak mı? Yoksa bildiğinden şaşmayacak, gıdası hep günahlarımız mı olacak? Bitmez bir oyun gibi, her erdem çağrımıza karşı taraf , haydi ordan mı diyecekler iğrenç seslerle? Bir döngü mü bu? Saygılar...

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.