Sevgili Ünzile

Sevgili Ünzile

Her dinlediğimde boğazımın düğümlendiği, gözlerimin dolduğu eşsiz hikayelerden birinin kahramanı, 

 

Sevgili “Ünzile”, 

 

Seni tanımıyorum, hayal etmeye çalıştığımda ise kocaman ürkek gözlerle, ama aynı zamanda umutla bakan temiz, saf bir yüz ile karşılaşıyorum. Ve her karşılaştığımda hüzünle beraber bir suçluluk duygusu düşüyor yüreğime, yayılıyor tüm hücrelerime. Yaşadığım hayattan, gittiğim okullardan, sahip olduğum imkanlardan dolayı eziliyorum karşında… 

 

Doğmadan önce eşittik ikimiz de, annelerimizin karnında aynı gelişim evrelerini atlattık ortasına düşüvereceğimiz hayatlarımızdan bihaber… Şimdi ise, hayata gelişimizden tam 22 sene sonra baktığımda; senin çocukların büyümüş okula başlamışlar, ben ise belki hala şımarık bir çocuk…

 

Sokaklarda koşturup saklambaç oynayacağın, ip atlayacağın zamanda; seni çocuk değil ‘kadını’ olarak gören bir erkeğin evinde, yatağında, mutfağında ona hizmet etmek ya da  çarpım tablosunu ezberleyip Cin Ali kitaplarını okumak yerine elinde tığ, parmağına dolanıp sıkmış ipten bir masa örtüsü, havlu kenarı yapmaya çalışmak nasıl bir şey? Pek de istenilen bir durum olmasa gerek. Ama haklısın, bu hayatı sen seçmedin ki. Seçim şansın olduğunu, hatta seçilecek başka türlü hayatlar olduğunu bile bilemezdin ki.

 

İlk aşk acısı çektiğimde öleceğimi sanmıştım; çok büyük, katlanılması imkansız bir acıydı bu, en azından öyle sanıyordum… Senin küçük yüreğinin çektiği acılarla kıyaslanabilir mi? Başka bir gün, ergenlik bunalımlarımın alevlendiği bir dönemde, anneme anlamsızca kızıp, çarpıp kapıyı odama kapandığımda annem yine de arkamdan gelip iyi olup olmadığımı merak ederken şımarıklık yaptığımın farkında bile değildim. Sen ise sesini biraz yükselttiğinde ineceğini ve yalnızca yanağını değil kalbini de acıtacağını bildiğin tokadın korkusuyla sessiz kalmayı tercih ettin. Oysa söyleyeceklerin vardı… En başta babana ‘Tanımadığım, sevmediğim bir adamla evlenmeyeceğim. Yaşıtlarım gibi okula gidecek, ayakta duracak halim kalmayıncaya kadar sokakta oyun oynayacağım.’ Bundan çok uzun yıllar sonra evlendiğinde kocana ‘Sen benim sahibim değilsin. Bana emredemez, elini kaldıramazsın. Evlilik, mal almak değil, yolları birleştirmektir. Paylaşmaktır.’ diyecektin.

 

Söyleyeceklerin, anlatacakların, haykıracakların vardı, içinde kaldı… Öyle olmalıydı (dediler)… Kız dediğin fazla konuşmamalıydı, bilmemeliydi, bilse de belli etmemeliydi. ‘Korkar durur gitmez köyün en son çitine, inanır o sınırda dünyanın bittiğine.’. İnanmazdın belki de, kim bilir… Ama yasaktı hayal kurmak. Zaten çalmışlardı tüm hayallerini, gençliğini… Hayali kurulacak ne kalmıştı ki…

 

Elimde bir fincan kahvem, karşımda bilgisayarım, klavyedeki tuşlara dokunurken o ezgi yankılanmaya başlıyor odamda, kulağımda. Devamında ise Sezen Aksu anlatmaya başlıyor binlerce Ünzile’nin hikayesini… Sesindeki hüzün ve isyan hislerime tercüman oluyor… Boğazımda bir şey düğümleniyor, gözlerim doluyor ve dalıyor uzaklara; düşünüyorum o kocaman yürekli kadınları ve yaşadıklarını (ya da yaşayamadıklarını)…

 

Tek bir soru var kafamda. ‘NEDEN?’. Neden onlar böyle bir hayatın ortasında açtılar gözlerini? Neden seçim şansları olmadı? Neden ben üniversite hayatının tatlı telaşını yaşarken, onun telaşlandığı konu karnındaki üçüncü bebeğine bakıp bakamayacağı? 

 

Onno Tunç’un kalbinden gelen ezgilerin ilk notası kulağımda çalındığında bir düşünce alıp götürüyor beni uzaklara, bilmediğim zamanlara, bilmediğim diyarlara… Ünzile’lerin söz sahibi olduğu, haklarını bildiği bir diyar. Bin dokuz yüz otuzlarda başlatılan ‘Aydınlanma Hareketi’ durdurulmasaydı, engellenmeseydi şimdi çok başka bir Türkiye’de yaşıyor olabilirdik, o düşümdeki diyar tam burası, kendi ülkem olabilirdi. Ünzile’lerin ezilmediği, ülkenin her yerinde kadın ile erkeğin omuz omuza birlikte çalıştığı, anlayan, düşünen, sorgulayan ve üreten nesillerin yetiştiği bir Türkiye!... Şarkının sonuna yaklaşırken uyanıyorum düşümden, ülkeme tüm bunları kimlerin yaptığını bir kez daha hatırlayıp yumruğumu daha bir sıkıyorum… İç sesim yükseliyor, “çocuklar inanın, inanın çocuklar güzel günler göreceğiz güneşli günler.” diye haykırıyor, sesini duyurmaya çalışıyor Ünzile’ye, diyor sen hiç ama hiç merak etme…

 

ünzile insan dölü on kardeş beşi ölü büyüdükçe ufak ve gelir de görücü 

inci gibi dişi görücü bilir işi söğüdüm ağlar gider olur hatun kişi 

varmadan sekizine ergin oldu ünzile 

hem çocuk,hem de kadın on ikisinde ana 

bir gül gibi al ve narin bir su gibi saydam ve sakin 

susar kadın ünzile 

 

yağmuru kim döküyor 

ünzile kaç koyun ediyor 

dayaktan uslanalı

hiçbir şey sormuyor 

 

korkar durur gitmez köyün en son çitine 

inanır o sınırda dünyanın bittiğine 

ünzile insan dölü bilinmezlere gebe 

sırların minnetini yüklenip de beline 

 

 Selen SEYHAN

 

https://www.youtube.com/watch?v=LCkCpHu7H88 


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Bahadır Özdemir

    Bahadır Özdemir 31.01.2017

    E aya.. Beni neden eleştiriyorlar diyorsun. Ne diyeyim şimdi yani? Selen hanımın yazısı bir durumu değil, bir şeyler yazmak isteyen herkesin geçtiği bir süreci yansıtıyor sadece. Başlarda bu tür şeyler yazarsın ve sana mükemmel gelir. Daha sonra devam etmeyi istersin ama bu kez de bilgi dağarcığının yetersiz olması ve kurgulama güçlüğü gibi şeyler kafana takılır. Bir de arada aya türü yorumlar yapan arkadaşlar falan da çıkarsa cesaretin iyice kırılır. Ben, "yetenek görüyorum" falan gibi saçma sapan bir şey söylemicem. Sadece "Yazma isteği yakanı bırakmayacak bir hastalıktır. O nedenle yazmaya devam etmek gerekir" diyeceğim. Selen Hanıma. (B.Ö.)

  • Selen Seyhan

    Selen Seyhan 30.01.2017

    Henüz yeterli deneyimim yok, değerli görüşlerinizi dikkate alacağım. Elbette gelişim için eleştiri şart. Tıpkı 7 yıl önce bu yazıyı yazarken sahip olduğum düşünce, algı, yorum ve ifade şekli ile şimdikinin farklı olduğu gibi; 1 yıl sonra, hatta belki bir sonraki yazımda bile, eleştiriler ve çeşitli bakış açıları sayesinde, hissedilir derecede farklar olacağını düşünüyorum. Saygılar...

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 30.01.2017

    ++ olmazdı. geçiniz! kuzgunu meşhur olan edgar allan poe'nun daha 2 yüzyıldan az bi süre evvel evlendiği kuzeni (evet, öz teyze kızı) 13 yaşındaydı. bunu da aklınızda tutun piliğz. 8. bi de bu, onno tunç'un genel ortalamasından hayli aşağıda bi kompozisyon ve aranjmandır. hele aysel gürel'in sözlerine ritmik değil ama "lirik" uyumu hiç yoktur eserin. ama işte minnah zerçe okuyunca hepsi gider. sezen satar. seks gibidir. o da kesin satıyo. 9. bi kardelen yazısı da bekliyorum artık. gelsin de onun da gelişine vole mi çakıcaz, kafa mı koyucaz bakarız. a.y.a. epeydir sergilemediği eski performansına dönsss (urfa'da okusfort varıdı da ben mi okumadım? ahmet cemal çobandede asist yaptı da ben mi gole çevirmedim? aşkolsunsss)

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 30.01.2017

    + okuyo ayrıca. hikayeyi anlatan olacaksa ille, o aysel gürel olurdu. 5. sanırım selen hanım genç. hem de epey genç. "NEDEN" diye sormuş. abbovvv! ne nedeni? bu soru sizce tutarlı mı selen hanım? ben de size "ben bi binicilik okulunda midilliyim. neden yılkı değilim? neden bu ingiliz gadanaları da hayata yılkı olarak gözlerini açmadılar? neden yılkılar bu harada değil?" desem bu sorular size ne ifade eder? mevcut olan ortada. onun NEDEN öyle olduğu sorgulanmaz. yoksa bunun sonu gide gide "pis küçük burcuvalar, NEDEN onlar okuma şansı olan ailede doğmuş da biz proleter kalmışız? yaşasın yine de daevrimci proleterya" falan şeysine gider. o da hoş olmaz. ben söyliym de... 6. bu coğrafyada aydınlanma hareketi hiç de 1930'larda falan başlamadı ayrıca. sizi biraz daha tarih okumaya davet ediyorum. 7. hem aydınlanmanın çocuk gelin şeysiyle de hiç alakası yok. olaydı, aydınlanmanın tillahını yaşamış britanya'da kız çocukların ilk hamilelik yaş ortalaması 13, ilk term gebelik ortalaması 14,5 ++

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 30.01.2017

    eveeet, gelelim fasulyenin faidelerine. kastım, kastım, ama en sonunda dayanamadım. bunları söylemesem içimde patlayacaktı çünkü. şimdi selen hanım (bu feminen isim oluyodu; hala öyledir sanırım; zaten yazar da galiba kendi namına konuşmuş) ilk yazısıyla karşımızda iken fazla saldırma falan diyecekler olur. saldırmıyorum. karşı fikir beyan ediyorum! 1. ben oldum olası başkaları için acı çekmeyi anlayamadım. bu yukarıdaki metin bana afrika'daki aç uşaklar için üzülürken kendi keyfi gıcır, 4 bin cc motorlu şevrole cipe binen, beyaz amerikalının vicdan sesinden niyeyse daha fazla bişey ifade edemiyo. 2. 8 yaşındaki kız çocuğuna "en başta babana şöyle diyecektin, böyle aikido yapacaktın" falan diye talkın verme segmentini bi ben mi ayarsız buluyorum? 3. amazon yerlilerine don giydirme, boynuna halkalar takan zenci kadınlara "şaftın kayar valla, takma" deme hakkını otomatikman kendinde gören "yüce, sivilize batılı" model ifadeler bi bana mı bayıcı geliyo? 4. o hikayeyi sezen aksu anlatmıyo+

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.