OĞUZ ATAY

OĞUZ ATAY

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ey bağışlayan ve kahreden yazgı,                                                                 

yüreğimizin en acı duygusu, ilk sözümüz mü olacaktı?     

 

Sakınma söyle sen, bırak burkulsun içimiz:                                                                     

                     

Duyuyor musun top seslerini Olric, yaşarken görmezden

geldiği değerli bir evlâdını, bir kere daha (güzel güzel çürüsün

diye) toprağa verirken saygıyla selâmlıyor!                                                                                                             

                     

Yüreğimizin  en acı duygusu susmuyor:                       

 

Ölmeden, hak ettiğin tâcı başına koymaz ölüsevici bu toplum!      

          

Ne zaman,

gülümseyen sakallarından dokuduğun kanatlarla, emindirler                      

vardığından yıldızına,

mutlu bir rüyanın içindeymiş gibi sevinçle haykırdılar: 

                  “Hurra” dediler üç kez,

ardından daha güçlü bir vurguyla, yine üç kez, “Yaşasın yeni kral”

sözleriyle, yeri göğü inlettiler!

 

Gördün mü  korodakileri, gururlandın mı onlarla Olric?    

                                                                                            

Mürekkebi kutsal, kalemi özgürlük bellemekle övünen maskeli

reziller, kıskanç imzalar, sönmüş memeler, kurumuş kıçlar, sanat

erbâbı bezirgânlar, sanat adamı geçinen ikiyüzlü azizler,    

nasıl olduysa, bir kere daha sevinçle haykırdılar:

            “Hurra” dediler,                        romanın yeni kralı için, “Ruhu şâd” olsun dediler kristal kadehlerin     

ışıltısında!                       

 

Zavallı dürüstler, zavallı körler ağlamaz bir ışık söndüğünde,         

ağlamaz ve duymaz sağırlar karanlığa eşlik eden adımların sesini    

ve bilmezler sıradan her adımın ihanete nasıl dönüştüğünü,                                  

bir canın harfleri yanarken solgun bir kâğıtta,                                                        

önemli biriymiş derler ve çevirirler sessizce sayfayı!  

Kolayca geçerler bir duygudan diğerine.

 

                      Oysa zordu, çok zordu

gezegende kaybolmayan bir imza olmak. Yalansız gerçek olmak.                

Vazgeçişler yaşanırdı güneşlerden!

İmdat sesi olmayan bir uçuruma tutunarak, kolay değildi parçalanmış   

yakuttan bir dünya yaratmak!                                                                              

Biriken hüzünleri, yarışı kaybetmiş atların düşlerini,

geleceği çalınmış sözcükleri, sanrılar yaratan ahtapotun görmeyen

gözlerini, takma kollarını, yorgun umutları, sorgulayan yalnızlığı,                  yüreğinin altın vuruşlarıyla;

yerginin ve neşenin tadına vara vara, bir kuyumcu ustası gibi işlemek,

en güzel gülü armağan etmek samanyoluna,

                       zordu, çok zordu.

 

 Ve ışığının,

kaosuyla dolu heybesi sırtında

akardı kendine, ona, daha ona açılan bir kapıya…

Göz göz koştukça

dururdu gecenin akrep ve yelkovanı

ve taşırken ufkun ötesine rüzgârı,                                               

güneşten, yıldızlardan bal süzerdi sözcüklere!

Kanardı düşünce, kanardı kalem, kanardı zaman!

Kimse bilmez ve hep böyle olurdu.

 

Onu en iyi tanıyan sendin değil mi Olric?                               

Yazdıklarını ilk okuyan ve ona hep ilk ayna olan!

 

                   Ne zaman kuşkular dağılır,

emindir kıskançlığın ustaları, duygusuz duygular emindir,

gülümseyen sakallarından dokuduğu kanatlarla

                     vardığından yıldızına:        

Yaşasın dediler üzgün(müş) seslerle, coşkulu(ymuş) seslerle

                     romanın ölmüş yeni kralına!                           

İncine incine, ısrarla söylediğin gibi oldu her şey

                      Oğuz’lar Oğuz’u.

                      Atay’lar Atay’ı.

 

Ölmeden, hak ettiğin tâcı başına koymaz ölüsevici bu toplum!


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Hayrettin Eyüboğlu

    Hayrettin Eyüboğlu 03.08.2017

    Tek kelimeyle muhteşem, tebrikler

  • Mehmet Eken

    Mehmet Eken 03.08.2017

    İnsanlar susamışlıklarının feryadını bütün sular kirlenince duyacaklar. Sanatçılar yamaçta bir ağacın gölgesinden süzülen birer pınardırlar. Suyun şavkı vurur bize, bir de şiirimize. Pınar kurur; kaybolur çınarın gölgesi, güneş de gider. Feryat figan...

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.