Dilaver'e ve gerçek adını bilmediğim facebook kullanıcısına zorunlu cevap

Dilaver'e ve gerçek adını bilmediğim facebook kullanıcısına zorunlu cevap

Editörün sunumu: Yazıların fotoğraflarını çoğunlukla biz editörler seçiyor veya hazırlıyoruz. Bu yazıda da öyle oldu. Fotoğrafın üstündeki başlık da bana ait. Alttaki başlık yazarın başlığı.  K.A.

 

Dilaver'e ve gerçek adını bilmediğim facebook kullanıcısına zorunlu cevap

1 Mayıs ile ilgili bu yazıyı (Gezi ruhu Bakırköy'de) kaleme aldığımda olumsuz eleştiriler alacağımın hatta yer yer topa bile tutulacağımın farkındaydım. Yazım önce bir internet gazetesinde yayınlanmadı. Sağlık olsun. insanbu.com sayfasını açtı, bu anlamda teşekkür ederim. Bu yazıyı yayınlamak bende niçin bir saplantıya dönüştü, anlatayım. 
Mesele tamamen diyalektiktir. Facebook sayfasında, yazımın altına yapılan bir yorum ilgimi çekti. Yorumu yapan kişi bana diyalektik dersi veriyor, Ekim devriminden önce birçok kalkışma yaşandığını, iniş çıkışların normal karşılanacağını yazıyordu. Farkındayım, farkındayız; Ekim Devrimi şapkadan çıkmadı, parlamento şapkası bile kullanıldı bu yolda ama damdan düşmedi elbet, iniş çıkışlarla buldu yolunu. Dümdüz akan bir nehir hayal edebiliyor musunuz? Aynı arkadaş ilginç bir şekilde kendini zor duruma düşürecek bir ifade kullanmaktan kaçınmıyor öncü rolünden bahsederken. "Öncü sınıf işçi sınıfıdır" diyor, amenna! Ben yazıda dedim ki "emek ve sevgi" vardı ama buluşamadı. Yine işçi sınıfının Gezi'de önemli bir rolü olmadığına dem vurdum. Bir il hariç ülke genelinde eylem yapılması, en gerici şehirlerde bile insanların, bazen linçe göğüs gererek sokağa çıkması işçilere bağlanabilir mi? Duyarlılık başlığında ele alabileceğimiz bir durumun doruğunu ve doyumunu görürüz. Geri çekilmede 'öncü eksikliği' kadar 'duyarlılık doyumu' da önemli bir rol oynar. 
"Sınıf yoktu" diyorum, adı sanı bilinmeyen, devrimci sanatçıların soyadlarıyla kendine güzel bir isim oluşturmuş arkadaş bana Ekim Devrimi'nin diyalektik örneğini veriyor. Pes! Kendimizi kandırmakta ustalaşmışız! Bizim Bolu Mengen'lerden geri dönmemiz için Jaguar'lı Şemsi Denizer'lere ihtiyacımız yok! Çıktık der ineriz! Süleyman Demirel'lere de ihtiyacımız yok! Yollar yürümekle aşınmaz!

Ah o aşındırmadan aşma merakımız! Ah o meramımız!

Diyalektiğin hareketle ilişkisi hepimizin malumu... Gezi'yi bir hareket olarak görmüyorum. Gezi bir patlamadır, yayılan oysa yangına dönüşmeyen bir patlama... Lav yerine gaz ve kül püskürten bir yanardağ... Gaz dağılınca, kül süpürülünce 'nerde işçi sınıfı' diye hayıflanmak ile icazetli alanda 1 Mayıs kutlamak aynı kapıya çıkar. Onu anlatmak için çırpındım, anlaşılmadım. Anlaşılmamam dış mihrakların bir oyunu galiba! 
Gezi ile işçi sınıfı bağına çok kaba bakalım. Ben siyaset bilimcisi değilim, sosyolog hiç değilim; titrim yok, sade suya tirit bir vatandaşım, üstüne üstlük işsizim. Çok sade ve işsiz bakacağım sınıf ile Gezi'nin ilişkisine. 
İki deneyimden bahsedebiliriz. İlki yanılmıyorsam; ilk pazar, bir miting yapıldı meydanda, sendikalar da katıldı bu mitinge. 'Da' diyor, bağlaç kullanıyorum çünkü içi boşaltılmış sendikalar, üyelerine 1 Mayıs'ı dahi duyurmazken işçilerin geziyi takip etmeleri 'yandaş medya' sayesinde olmuştur. İşçiler penguenlerden öğrenmiştir Gezi'de 'bir şeyler' olup bittiğini. İkinci deneyim çok daha çarpıcı. Gezi dağıtıldıktan sonra sendikalar göstermelik bir greve gitti, güya Taksime yürüdü, Harbiye'de önleri kesildi. İşçiler nasıl her daim 1 Mayıs kutlamalarında çeşitli renk sendika şapkalarıyla devrimci ve sol/sosyalist kesimler alana girmeden şakalaşarak ters yöne yürüyorlarsa aynısı oldu. Gerisin geri döndüler 'marjinaller' birkaç dakika, hadi birkaç saat diyelim polisle çatıştı. İlk geliş ve gidişleri Unkapanı'ydı, ikincisinde Harbiye üzerinden Şişli'ye dağıldılar. Ortalık tabi yine toz duman!

Dilaver'siz Gezi oldu, ancak 1 Mayıs olmaz!

İşçilerin sendikal düzeyde Gezi'ye katkılarını bu iki örnek dışında açamam ama daha çarpıcı bir örneğim var kuşkusuz, sonraya sakladım. Adı Dilaver! Çocuktu, on ikisinde on üçünde var yok. Gezi'yi 'aldığımızda' parkta gezerken demir topladığını fark edip yanına gittim. Çocukla, daha doğrusu çocuk işçiyle sohbet etmek için. Bakın heyecanlandım! Gezi ile ilgili belki en özel anılarım arasındadır, heyecanımı mazur görün! Çocuk şaşkındı, bizler de şaşkın ve heyecanlıydık. Çocuk heyecansız fakat meraklıydı. Şu soruyu sordu bana: Tüm bunlar ne için? 
Evet, tüm bunlar ne için? Dilaver sökülen kulübelerden demir toplasın diye mi? Dilaver'e dedim ki "tüm bunlar senin için! İleride anlayacaksın değerini!" Başını sallamakla yetindi, işine devam etti. Dilaver şimdi yine demir topluyordur ve hâlâ anlamamıştır. Dilaver ahmak değildi, topu taca atanlardan değildi, biz anlatmakta yetersizdik, top çevirmekte iyiydik. Yuvarlak masa toplantılarında siyaset temsil edip mangalda kül bırakmazken Dilaverler karşısında boynu bükük kaldık. Ben Dilaver'e "Artık bu yaşında demir toplama, yarınımız çok aydınlık" diyemedim. Ben de bir nevi geçiştirdim merakını. Buna işin özünde 'demagoji' diyorlar, çekinmeyelim Can Yücelvari bir açık yüreklilikle "g.te g.t" diyelim. 
"Tüm bunlar sen daha iyi yaşayasın diye Dilaver!" Ama Dilaver şimdi olasılıkla daha iyi yaşamıyor. Bizler, büyük politikacıların Ankara'ya deniz getirmesini yadırgayan bizler Dilaverler'e toslayınca dut yemiş bülbüle döneriz, böylesi demagojilere yeltendiğimiz de görülür. 
Sonra işçilerin Gezi'deki rolünü olmadık diyalektiklere bağlar, Ekimler'e falan benzetiriz. Ekim kıvılcım toplarken Gezi yangın soğutma çalışması yapıyordu.
Yazdığım yazı temelde bunu ele alıyordu.

Konforu bozmak, korkuyu dağıtmak

Umut-umutsuzluk çelişkisinden hızlıca ev salonunda 1 Mayıs kutlamanın konforuna geçeceğim. Umut bir ihtiyaç iken umutsuzluk bir haktır. İnsan umutsuzluğa kapılabilir. Benim umutsuzluğa kapılmam -ki Bakırköy 1 Mayısı'na gidenlerden daha az umutsuz olduğumu da düşünmüyorum- ciddi bir anlam ifade etmez. Mühimi kitlelerin umutsuzluğa kapılmamasıdır. İstanbul'da iki ayrı 1 Mayıs izledik. Biri Taksim için direnenlerin 1 Mayısı idi; diğeri icazet alanların, hatta alana sokulmayan pankartlarını kesip biçerek kurnaz hamleleriyle övünenlerin 1 Mayısı... Ben yazımda hiç Taksim demedim. Şimdi sebebini açıklayayım. 1 Mayıs Taksim iradesi 2005 yılında kurulan "Devrimci 1 Mayıs Platformu"nun çirkin olaylar sonucu dağılmasıyla tamamen sendika ağalarının keyfi ısrarlarına kalmıştır. Fetişizm arayanlar benimle değil gaz alma ya da baştan savma erbapları kesilen sendika ağalarıyla muhatap olsunlar. Belirttiğim gibi ben bir işsizim! Bu sene Taksim'in bol gözaltılı ve sönük geçeceğinin farkındaydım. Ben belki konformist değil fakat biraz 'korkak' bir adam olduğumdan oraya gitmedim. Bakırköy'e ise birçok siyasal sebebin yanı sıra Dilaver önünde başım eğik olduğu için gitmedim. 
Facebook'ta yorum yapan arkadaş ezberlerle ezber bozuyor ya, ona katkıda bulunayım. Salon toplantısı anıştırması  niçin yapılmıştır? Bir kez daha düşünsün. Yaşım yetmez, yüzeysel yakın tarih bilgim yahut bilgi sanrım ile konuşuyorum. Darbeden sonra ilk Taksim zorlamaları 80'lerin sonundadır ve zorlamalar önce salon toplantılarına ardından izinli alan kutlamalarına doğru ivme kazanmıştır. İyi bir basınç uygulanmıştır o dönem. Örneğini verdiğim Jaguar'lı Denizer'ler ekolü o dönem salon toplantısı yapma mecburiyeti duymuştur, yoksa ona bile tenezzül etmeyecek haldedirler, arabulucu rolündedirler. 
Devrimci 1 Mayıs Platformu ise Taksim'in 2011'de kutlamalara yeniden açılmasının görünmez kahramanıdır, bundan dolayı pratikleri sendikaların fetiş veya göstermelik görev ifa etme tavırlarından farklıdır, çok daha değerlidir.  
Benim yazımda en çok ıskalanan kısım ise 'yıkılsın köhne düzen'in duvar afişleyicilerinin 'artı elli bayrakla' devrime koşar adım yürümeleri, umuda salkım saçak mavi boncuk dağıtmalarıdır. Kısaca yazımda dedim ki sen kendini kandırdıkça daha çok forum düzenlersin, kent dayanışması kurarsın hemşerim!
Bu sene böyle geçti. Ben konformist damgası yedim, salonumda kahve içtim! Seneye var mısınız Dilaver'le, Dilaverler'le 1 Mayıs'ta buluşalım? 
Mesele Diyalektikse Dilaversiz olur mu yahu!

Haydar Ali Albayrak


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Miyase AYTAÇ YILMAZ

    Miyase AYTAÇ YILMAZ 05.05.2016

    Merhaba; Peki Dilaver'lere paldır küldür konuyu anlatsak, sonra onlar da ucundan azıcık bir fark etme yaşasalar ne olur? Artık "demir toplamayacak, okula gidecek" şartlarını yaratmak için ne yapacak? Bütün Dilaver'leri bir araya getirecek bir inanç(umut değil) girecek mi kalbine, aklına? Albayrak o kadar haklı ki utanmamak elde değil...En azından ben utanıyorum hiçbir şey yapmadığım için. Yorum kutucuklarına bık bık bıklamaktan başka tabii. Saygılarımla.

  • Deniz can güney

    Deniz can güney 03.05.2016

    Aleaattin tosun ne alakası var allah aşkına Konu bu mu burada . Anlamıyorum cidden . Bu yıl taksim her zamankinden önemliydi bunu görmek bu kadar mi zor . Devrim yapalım gitsin ne dir . Adamın anlattığı çok açık. Konuşmuyoruz savunamiyoruz dik duramiyoruz. Toplumsal haraket ayran aşı oldu .

  • Deniz can güney

    Deniz can güney 03.05.2016

    Bir mayıs da bakırköy e gitmek alcakliktir .

  • Alattin Tosan

    Alattin Tosan 03.05.2016

    Arkadaşım seneye 1 Mayıs'ta buluşmaya gerek yok! Dediğiniz gibi oluyorsa Devrim yapalım bitsin bu iş.

  • Haldun Çubukçu

    Haldun Çubukçu 03.05.2016

    Doğrusu "görsel"in üst başlığının vaat ettiği hararetin çekimine kapıldım. Yazının pek de ilgisi olduğu söylenemez. Ya hep ya hiç! tutumlarının da çok tartışmamız ve nihayetinde ya hep ya hiç'in ezici bir oranla "hiç" sonucunu vereceğinden dolayı buna dahil olmamız gerektiği kanısındayım. Şemsi Denizer'in varlığı Büyük Madenci Yürüyüşü için neydi? Bütünüyle devrimci, göze almış, kitle hareketinin örgütleyicisi ve yapıcısı bir önder miydi; jaguarlı, eylemi satmış, teslim olmuş, önünü kesmiş bir sendika ağası mı? her ikisi olduğu su götürmez bir gerçek gibi duruyor ve ama eylemin benzersizliğinde birinci yanı daha değer verilmeyi hak ediyor. Belki de onun kadar bile önder kalmadığı için ne kadar ayrı bir sınıftır tartışırım, işçiler bu halde bizde ve her yerde!

  • ruhi kartal

    ruhi kartal 03.05.2016

    dilaversiz hiç birşey olmaz

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.