Aptallık ve karaktersizlik kaderimiz, ama bunu azaltmak elimizde..

Aptallık ve karaktersizlik kaderimiz, ama bunu azaltmak elimizde..

Bizim sözde aydınlarımız güzel mekanlarda ağırlana ağırlana, mamalana mamalana ülkemizi ve yaşananları psikoaktif madde yutmuş gibi görüyorlar. Oysa bizzat kendileri sadece sıradan Türk ve Kürt vatandaşın değil, sadece gencecik askerlerin, polislerin değil, öz olarak pırıl pırıl ama yürekleri sadece kinle doldurulmuş Kürt gençlerinin de katilleridir. Verdikleri her oy, attıkları her imza, destekledikleri ideoloji Türkiye’de çok acılı bir iç savaşı kışkırtmaktadır. Ölmekte olanlar inanın karakter olarak daha üstündür, asıl sorun tatlı yaşamları içinden onları kışkırtanlardadır. Türkiye’de aklen ve ahlaken nitelikli insan sayısı çok azaldı. Ama çok… Mevcutla idare edelim, o konulara girmeyelim tavrının sonuçları ortada. Hatta hemen herkes bu durumdan yararlanmaya çalışıyor. Geldiğimiz nokta: İnsan çölleşmesi. Bunun doğal sonucu olarak herkes kendini ve çevresini iyi durumda görüyor. Yapılacak şey lağım farelerine dönüştüğümüzü önce kabul etmek. Niteliğin ne olduğunu anlamaya çalışmak ve nitelik mücadelesi vermek.


Tabip Odası seçimleri nedeniyle hekimlere aptal ve karaktersiz demişim diye bazıları incinmiş. Bazıları öfkelenmiş. Ona buna şikayet etmişler, arkadan küfretmişler, yüzümüze ilenmişler. Bazı dostlar da çok haklısın, ama bu kadar sert yazmamalıydın dediler.  

Gerçi, yazıyı sırf hakaretten ibaret görenler o kısa yazı içindeki pek çok somut bilgiyi, yalanları, hırsızlıkları, cinayetleri atlamışlar. Böyle şeyler dert değil zaten, dünya hali, sen mi kurtaracaksın. Kimse temiz kalamaz ki, ama bunu yüze vurursan.. öküzlük o işte!

Faşist canileri açık açık desteklersin, sonra “barış” dersin, uf dersin geçer… Bunu yaptı diye o insanlara “katil” dersen toplumdışısın sen, manyaksın, ne biçim bir insansın ya, kim sanıyorsun kendini?  

Hırsızlığa ortak olacaklar, hırsızlık kanıtları defalarca önlerine getirildiğinde duymazdan gelecekler, ama onlara “hırsızsın” demeyeceksin. Nazik olacaksın. Hırsızlık yapmışlarsa bilerek isteyerek mi yapmışlar? Bu düzenin sahibi onlar mı? Düzen yaptırıyor ne yapıyorlarsa. Ama onlar bu düzene sahip çıkıyor yeri geldiğinde! Sahip mi çıkıyor? Kapitalizm kötü, sosyalizm iyi diyorlar ya, Che falan diyorlar ya! Ama yaşadıkları alandaki pastayı yerken, sağlıkta kaymak yerken,  çağdaş dünya falan diyorlar, uluslararası değerler, bilim hatta kilim diyorlar… Bu ne biçim biçem böyle canım, bu ne düzeysizlik…

Haklılar da, üslubu daha da normalleştirmeye çalışalım.  

En temel ahlak yasası: ÇALMA, YALAN SÖYLEME, ÖLDÜRME! Buna ne diyorsun arkadaşım, bırak şimdi üslubu. O üslup bilerek, planlı seçildi zaten. Hem doğru olduğundan, hem de anlamayanlar başka türlü anlamadığından.

Bir kere aptallık ve karaktersizlik bir hakaret sayılmamalı. Türümüzün ortak özelliğidir. Bu konuda yazılmış 100’e yakın bilimsel kitap mevcut. 

Sadece şahsım 5 kitap yazdı aptallık ve karaktersizlik üstüne. En sonuncusu “Evrimci Açıdan Din Psikoloji Siyaset” adlı çalışmadır. Açın bakın, tüm bu tartışmaların nereden kaynaklandığını göreceksiniz.  

Siz bir uzmana gideceksiniz, muayene olacaksınız. Uzman diyecek ki, “sizde anlama sorunu, okuma sorunu var”… Vay… ortalığı yıkacaksınız, bana nasıl hakaret edersin! Soyutlama yapmıyoruz, meslek yaşamımızda böyle çok vakayla karşılaşıyoruz. Sadece psikiyatride değil. “Sizde kansızlık var” denince kavga çıkaranlar da az çıkmıyor.

Stanislaw Lem’in “Gelecekbilim Kongresi” adlı romanında insanların algıladığı sanal gerçeklikle asıl gerçeklik arasındaki korkunç zıtlık çok çarpıcı anlatılır. Söz gelimi kahramanımız, sahil kenarında bir palmiye altında, elinde içkisi, çevresinde şık kadınlar erkekler.. püfür püfür rüzgarda uzanmış oturmaktadır. Asıl gerçeği gösteren hapı (aslında onlara sürekli verilmekte olan ilaçların etkisini yok eden ilacı) yutar yutmaz gördüğü manzara: Palmiye yaprağı zannettiği şey ipe asılı bok lekeli yırtık pırtık donlar, sahil zannettiği şey boz bir suyla dolu iğrenç bir leğen, çevresinde paçavra giysiler içinde bedenen bitmiş zavallılar…

Bizim sözde aydınlarımız güzel mekanlarda ağırlana ağırlana, mamalana mamalana ülkemizi ve yaşananları psikoaktif madde yutmuş gibi görüyorlar.

Oysa bizzat kendileri sadece sıradan Türk ve Kürt vatandaşın değil, sadece gencecik askerlerin, polislerin değil, öz olarak pırıl pırıl ama yürekleri sadece kinle doldurulmuş Kürt gençlerinin de katilleridir. Verdikleri her oy, attıkları her imza, destekledikleri ideoloji Türkiye’de çok acılı bir iç savaşı kışkırtmaktadır. Ölmekte olanlar inanın karakter olarak daha üstündür, asıl sorun tatlı yaşamları içinden onları kışkırtanlardadır.         

Yine somuta gelirsek Türk Tabipler Birliği AKP’nin yüksek oy kazanmasına en çok hizmet eden kurumların başında gelir. Sevimsiz, halk düşmanı tavırlarıyla.

Oysa ne diyorlar? AKP’ye karşı bir tek biz mücadele ediyoruz, ötekiler AKP etrafında birleşti! Bu yalanı göremedi mi orada oy veren 3000 kişi? Gerçi İstanbul hekimlerinin sade yüzde 8-9’ular. Fakat oy kullanmayanlar da suçlu.

Oysa içlerinden birçoğu Gezi’ye kadar AKP’yi destekledi. Oysa içlerinden ağırlıklı bir bölümü Gezi’de AKP’yi destekledi. Şimdi hepsi AKP karşıtı? Niye? Ne kadar güvenilir?

Göremiyor mu o Demokratik İspazmoz Grubu’na oy veren 3000 kişi?

Göremiyor. Çünkü sol gazete olarak Radikal’i, Taraf’ı bilenler çoğunluktur içlerinde. Şimdi de Cumhuriyet’i sol gazete biliyorlar. Daha küçükleri saymayalım. Göremezler. O yayınları okuyanlar göremez, anlayamazlar. O yayınları düzeyleri gereği seçiyor, o yayınlar düzeylerini daha da aşağı indiriyor.

Olay sadece sağlığa, tıbba özgü bir yozlaşma, kokuşma değil. Kokuşma her alanda. Bilen biliyor, görene gösteriyoruz.

Bir de şunu demek artık sıkmış bir refleks: Peki bu söyledikleriniz umutsuzluk yaymak anlamına gelmiyor mu? Her şeye rağmen şu.. her şeye rağmen bu…

Her şeye rağmen şu bucuların da geldiği noktayı 1 Mayıs’ta Bakırköy alanında gördük?

Tam bir iflas.

Bu mu umut?

TTB onun elinde bulunsa ne olacak, bunun elinde kalsa ne olacak? Bunlar sistemin yemece çanakları. Oyalamaca odaları. Bizde de demokrasi var diyor iktidar. İsteyen çıkar örgütlenir, miting yapar. Muhaliflerimiz de mevcut. TTB, DİSK, KESK, TMMOB… olsa ne olacak.. olmasa ne olacak?

Olmasalar çok daha iyi olacak. Solun iktidara ekonomik ortaklık yolları azalacak, solun rüşvet çanağı daralacak. İktidarın demagoji yapmasına, bunları göstererek oy toplamasına fırsat verilmeyecek.  

Kafaları formatlayın. Umutları sıfırlayın.

Gerçek karşısında paniğe kapılmayın.

Sararmış yırtık donları palmiye yaprağı sanıp koruduğunuz umutların mecali bir üfürümlük!

Farklı tarzlardan ürkmeyin. Fiili devrimcilik yapamıyoruz, bari fikirsel olandan korkmayın.

Hani Aziz Nesin halkın yüzde 60’ı aptaldır deyince sevindirik oluyordunuz? Hani Can Yücel “g..’e g.. denir” deyince kahkaha atıp, “ne kadar doğru” diyordunuz.

Rahattınız, çünkü kendinizi öbür yüzde 40’ın içinde görüyordunuz. Kendinizi g.. olmayanlardan sayıyordunuz.

Yok öyle yağma. Aynı fekal sürecin soyuyuz. Üç aşağı beş yukarı.

Türkiye’de aklen ve ahlaken nitelikli insan sayısı çok azaldı. Ama çok… Mevcutla idare edelim, o konulara girmeyelim tavrının sonuçları ortada. Hatta hemen herkes bu durumdan yararlanmaya çalışıyor. Geldiğimiz nokta: İnsan çölleşmesi. Bunun doğal sonucu olarak herkes kendini ve çevresini iyi durumda görüyor. Yapılacak şey lağım farelerine dönüştüğümüzü önce kabul etmek. Niteliğin ne olduğunu anlamaya çalışmak ve nitelik mücadelesi vermek.

Önceki yazımızın bağlantısı: Hekimler Kürtçülüğü ve parayı çok sevdi http://www.insanbu.com/Tip-Bu-Degil-Haberleri/101-hekimler-kurtculugu-ve-parayi-cok-seviyor

Bu arada sitemizdeki yazıları, yayınlarımızı, kitaplarımızı paylaşmayan, dahası kendileri bile çoğu zaman ilgilenmeyen dostlarımızdan Allah bin kere razı olsun! Biz bu kadar güçteyken böyle nefret topluyoruz üstümüze, biraz daha büyüsek kim bilir başımıza neler gelirdi? Çok sağolun, alternatif medya olmasın ki, daha büyük sorumlulukların altına girmeyelim. Canımızı olsun koruyalım. Karşılıklı olarak birbirimizi çok sevdiğimizi biliyoruz, derinden derinden bunu hissetmek çok güzel. Yaşasın mercimek karakterlerimiz, yaşasın solucan beyinlerimiz.

Kaan Arslanoğlu


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Muharrem  Söker

    Muharrem Söker 22.08.2017

    :) :) :) Bu gülücğkler son paragrafta yazdıkların için

  • Deniz Can

    Deniz Can 05.12.2016

    +++ İnsan Bu bir ses, benzer binlerce ses olabilmeli. Milyonları tek çatı altında ve iyi bir liderin izinde düşünmekten vazgeçmemiz gerekiyor. Hepimiz ayrı bir ses olabiliriz, farklı alanlarda mücadele eden, bu ruhu taşırsak gerektiği zamanlarda seslerimiz birleşip güçlü çıkacaktır.

  • Deniz Can

    Deniz Can 05.12.2016

    İki yorumum da uçmuş, uzaya umut yollamışım. Sayın Ç.E. . güzel yorumunuz için teşekkür ediyorum öncelikle, umutsuz değilim elbet ama bu kadar kötüye gidiş varken umutluyum demekten hicap duyuyorum diyelim. Her şeye rağmen çoğunluk olduğumuzu düşünüyorum, iyi örgütlenmiş bir azınlığın karşısında dağınık bir çoğunluk. Düşüncede ortaklık olmasa da tepkide ortaklık kurulabilecek milyonlar. Kahraman beklemiyorum bu beklentiyi taşıyanların da değişime uğraması gerekiyor. Her gün haklarımız elimizden alınıyor güçlü bir ses olamıyoruz, münferit olaylarda başarabiliyoruz bunu karşı taraf geri adım atıyor ya da şiddete başvuruyor. Bu süreç belki bizlerin silkelenmesi ve farklı roller üstlenmesi için bir fırsat olacaktır, seyirci koltuğundan kalkıp oyuncu olmaya başlayacağız belki. Sesimizin gür çıkması gerekiyor. İnsan Bu bir ses, benzer binlerce ses olabilmeli. +++

  • Deniz Can

    Deniz Can 05.12.2016

    son yorumumu yanlış yerden ve isimsiz göndermişim.

  • Çağrı Erhan

    Çağrı Erhan 05.12.2016

    Sayın Can, meslek odaları, sendikalar ve muhalefet çoktan teslim alınmamış mıydı? Liberal sol makyajları içinde bölgecilik, etnikçilik ve mezhepçilik kutsanmamış mıydı? Tabip odaları ve baroların etnikçilikle zehirlenmesi bugünün sorunu değil. Geçmiş zamanda Birikim ekolü bunları sinsice pazarlarken bunlara ses çıkarılmamasının neticeleridir. Gerçek sosyalist çözüm önerebilecek gruplar ya da partiler kendi iç kavgalarında boğulmuşlar. Referandum demokrasi oyununun meşrulaştırma aracı edileli o kadar zaman oluyor ki. Bireysel olarak bir şey yapamazsınız. Kahraman da beklememenizi öneririm. Örgütlenmeniz gerekir. Anayasa Mahkemesi de KHK'lar için aldığı denetimsizlik-yetkisizlik kararıyla son sorunuzu boşa çıkarmış gözüküyor. Kopuş, parçalanış ve çözülme tam hızla devam ediyor. Yine de umut size yük gelmesin. Umut yoksa yaşam da yok. Saygılar

  • Deniz Can

    Deniz Can 04.12.2016

    Meslek odaları sendikalar ya da muhalefet bugün ayakta olmalı değil mi, ülkede sistem değiştiriliyor, Miting yapmak yasak mı, yasaksa eğer böyle olağandışı bir ortamda demokrasinin işlemediği bir durumda referandum ne demek anlayamıyorum. Her gün terörist diyerek Feto bağlantılı diyerek insanlara ya da kurumlara bir dolu müdahale yapılırken bu teröristlerin en has adamları yıllardır en büyük desteği vermiş olanlar hala görev başında ve bunların eliyle ülkemde sistem değiştiriliyor. Örgütler yapmıyorsa bireysel olarak bir şey yapabilir miyiz Anayasa Mahkemesine başvurabilir miyiz ya da ne yapacağız. Umut artık bana yük geliyor.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 03.12.2016

    demiyoruz. Sizin bahsettiğiniz kişinin durumunu hiç bilmiyorum. Ama genel ve belki de yanlış bazı fikirlerden ötürü birtakım ihbarlarda bulunan, davalar açan kişilerin bazen tamamen masum birçok insanın başını ağrıttığını biliyorum. Yine söylüyorum, sizin vakada belki haklılık sizin arkadaşınızdan yanadır. Ama bazı genellemelerle tıbba ve psikiyatriye saldırarak davalar açıyorsa bazı selim kişilerin de canını yakabilir. Duruma nesnel, soğukkanlı ve kişi özelinde bakmak lazım. Benim mail adresim: kaanarslanoglu@gmail.com dur. Oradan yazışabiliriz. Saygılar.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 03.12.2016

    Sayın Züleyha Bülbül, Benim görüşüme göre ki pek çok doktor böyle düşünür, her durum, her olgu ayrı ele alınmalı. Ben size bu durumda mahkemeye başvurmanızı önerecektim ki, zaten bahsettiğiniz kişi mahkeme kararı ile yatırılmış. Bu durumda o karara itiraz edilebilir hukuken. Yalnız bir şeyi bilmeniz gerek Bu arkadaş da sanırım olaylara genelleme yaparak bakıyor. Bazı psikiyatrik ilaçlar kişiye fazla yan etki yapabilir, hatta onu kötüleştirebilir, zarar verebilir. Ama bütün psikiyatrik uygulamalar, ilaçlar zarar veriyor, hastalıkları da bunlar yapıyor demek hiç doğru değil. Nesnel bakmaya çalışırsak psikiyatrik ilaçlar çıkmadan önce de akıl hastalıkları gayet yaygındı. Üstelik bu hastaların çoğu erken yaşta ölüyordu. Kapatılıyordu veya sokaklarda sefil bir hayat sürüyordu. Şimdi bunların büyük bölümü ilaçlar sayesinde toplum içinde, hatta işinde gücünde yaşayabiliyor. Genel olarak tıbbın da hastalık yaptığını söylüyoruz bazı uygulamaları ile. Ama hastalıkları tıp yapıyor +++

  • züleyha bülbül

    züleyha bülbül 03.12.2016

    sayın Kaan Arslanoğlu size ulaşmam lazım. psikiyatride hukuksuzluğu kovuşturan bir arkadaşımız Bakırköy ruh ve sinir hastalıklarına mahkeme kararı ile yatırıldı sanırım rapor "paronoid şizofren". psikiyatride ilaç tedavisinin sebebe yönelik bir tedavi olmayıp aslında sorunların üstünü örten maskeleyen bir felsefeye sahip olduğunu bu sebeple bir tedaviden bahsedilemeyeceğini üstelik kişiyi yan etkileri sebebi ile esasen ilaçların hasta ettiğini söylüyor iddiası ve araştırmaları bu yönde. bununla birlikte bir çok sosyal proje üretiyor çocuk istismarı hayvan istismarı yaşlı istismarı mağdurlara destek olar şikayetçi olmalarını sağlıyor yada kendisi davacı oluyor. şu anda zorla tedavi verilmesi planlanıyor. bu çok ironik zira tedavisini yapacak hekimle görüşme fırsatım oldu kendisi bu durumun yani psikiyatriye karşı bu inanış ve algısınında paronoyakça olduğunu söyledi. politikpsikiyatr olarak sizin danışmanlığınıza ihtiyacımız var. bilginize...

  • CANER  ERCAN

    CANER ERCAN 08.05.2016

    Kapı gibi,yine çok kıyak bi yazı...Vay canına!Demek Kaan beyin üslubu sert bulunmuşmuş,incitici bulunmuşmuş ha!Az bile size kendine müslümanlar...Hakkınız var sayın müdürüm.Hiç şaşırmıyorum ,artık biz bunlara da şerbetliyiz.TTB zevatında olan bitenden hiç çakozlamazdım,onu da öğrendim sayenizde bu takke düşürtme hamlelerinizle.Saygılar.

  • Fatih Torun

    Fatih Torun 08.05.2016

    O kadar güzel ve anlaşılır ifadeleriniz var ki, daha başka kelimelerle böylesine etkili anlatılamazdı. Yazıdaki sertlik, olsa olsa gerçekçilik olarak değerlendirilmelidir. Her şeyin bu kadar açık olduğu bir ortamda bu kadar sapkın düşünceye nasıl bağlanıyor insanlar anlamıyorum. Sayın Arslanoğlu, siz bildiğiniz gibi yazın, biz durumdan mutluyuz...

  • Süleyman Sırrı Kazdal

    Süleyman Sırrı Kazdal 08.05.2016

    manipülatör, provokatör, eskavatör, prodüktör, kruvatör...daha aklıma gelmedi yahu! huuuuu ya ali! neyse,demek ki iyi yoldayız.anlayıp da anlamazlıktan geliyorlarsa yapılan doğrudur.ya oğlum boşlukları dolduralım,arka boş...hayırlı işler müdüriyet!

  • Fatih T.

    Fatih T. 07.05.2016

    Adamın biri, adamın dibisin... :)

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 07.05.2016

    Sayın Ezel Parsa'nın yorumuna AYA dokundurmasa ben bir şey demeyecektim, fakat o yorumunu garip karşıladım. Bizde dediği biz kim? Orası neresi? Özkıyıcılık intihar ise eğer, eğitimlilerde hayli yükselen oranlarda intihar görülüyor. Eğitimli insanlar eğer mütedeyyin değilseler büyük çoğunlukla sigara ve alkol hatta en az birini kesin kullanıyor. Pek sağlıklı beslendiklerini söyleyemeyiz. Eylemlere de (ki Avrupadakinden 10 kat risklidir) Avrupa ortalamasından daha fazla katılırlar. Yani biz kim orası ne kim kast ediliyor, çok havada kalmış tuhaf bir yorum olmuş.

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 07.05.2016

    sayın dizel borsa, siz kimsiniz bilmiyorum ama bizde eğitimli insan "özkıyıcılığı" sizdekinden yüksek. hatta nüfusumuzun eğitim dağılımına benzemez bir "eğitimli adam temayülü" aşikar. aydınların değil de, sumruçığır türkçesinde "okumuş" diye anılanların izzetleri ve nefisleri vasatın tam da kendisini remzediyor kanaatindeyim. hakikatın nuru da çalışmalarımızı aydınlatıyor. a.y.a. da DİZELl günler göreceğiz çocuklar diye mırıldansss ve kutsalıma dokanmacılara gıcık olsss

  • Ezel Parsa

    Ezel Parsa 07.05.2016

    Biz de eğitimli insanın özkıyıcılığı pek görülmez. Bunun nedeni hemen her zaman başkalarına kıymasıdır. Kendisine kıyamaz. Sağlıklı beslenir, eylemlere katılmaz, sigara, alkol kullanmaz, koltuklara, akademik kadrolara fırsat çıkınca hayır demez, diyemez. Örnek vatandaştır. Başkaları kötü, o hep iyidir. Kendisini eleştirenler aşağılık, pohpohlayanlar eksiksiz insanlardır. Aydınımızın izzetinefsi dünya ortalamasının çok üzerindedir.

  • Özgür COŞAR

    Özgür COŞAR 06.05.2016

    Eşyayı adıyla çağırmak gerekiyor. Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi. Kaleminize sağlık. Selamlar, saygılar

  • Ç.

    Ç. 06.05.2016

    (Bkz: Ziyaret Et) /pbs.twimg.com/ media/ ChmJmOEXIA AofQH. jpg:large sosyal medyada bir arkadaşım paylaşmış. Can Dündar sınır tanımayan gazeteciler örgütünden ödül almış. Hak ihlali olan ülke liderlerlerine bakarsanız sınır tanımayan gazeteciler örgütünün emperyalizmin taşeronu olduğu o kadar açık olmasına rağmen bu ödül olumlu gösterilebiliyor.

  • Ali Rıza Üçer

    Ali Rıza Üçer 05.05.2016

    Kaan Arslanoğlu'nun yazısının her satırına katılıyorum, eline, kalemine, yüreğine sağlık...

  • ADAMIN BİRİ

    ADAMIN BİRİ 05.05.2016

    sıfırdan başlamak lazım hocam. yeniden inşaa etmek lazım. meseleye umut ve umutsuzluk gibi artık can sıkan klişelerle değil icraat penceresinden bakmak lazım. bu radikali ve tarafı solcu sanan bu karaktersiz ve satılmışlara artık bulaşmamak lazım. solun anasını belleyen son kullanma tarihi geçmiş bu çöplere bulaşmamak lazım. onlar bitmiş hocam. bu pislikleride götürecek bir su elbet vardır. bırakalım o suyla yok olup gitsinler. hiç el uzatmayalım hiç koşmayalım peşlerinden kurtarmak için. boğulup gitsinler. arkadan gelenleri ve henüz o pisliğe bulaşmayanları kaptırmayalım yeter. yani geleceği onlara kaptırmayalım. yapabileceğimiz en doğru ve sonuç alıcı eylem budur hocam. ölene kadar çabalayalım elbet yerine ulaşacaktır. saygılar sevgiler insan bu emekçileri. sizi seven bir arkadaş.

  • ADAMIN BİRİ

    ADAMIN BİRİ 04.05.2016

    hocam netsiniz hocam. ama bu yavşak düzene terssiniz. millete kendini solcu diye pazarlayan şerefsizlerden onay beklemeyin. hatta doğruyu görüp oraya gelmelerini de. bunu yaparsanız kendinize saygısızlık yaparsınız. kendinizi yorarsınız. ben ttb yi bilmem ama o çakmanın çakması solcuları bilirim. ttb için de sözünüze güvenirim. ve ölen gencecik asker polisler ile , yürekli ve kullanılan gencecik , dediğiniz gibi özünde tertemiz ve ortalamnın çok üstünde iyi kalpli ( bu lafınıza çok ama çok katılıyorum böyle olduğuna çok inanıyorum ) kürt veya türk veya başka milletten o insanlara fena halde üzülüyorum. kürt gençlerine üzülmem beni hain ya da pkk li yapmaz . kaldı ki en koyu türk ırkçısı ve faşisti bile benden daha çok nefret edemez pkk ve hdp den. bu akadar basit bir durumu bile algılamasını istemiyorlar bizim aptal ve karaktersiz halkımızın. ve bahsettiğiniz o şerefsizler eminim akp bile bu kadar kolay olacağını tahmin edemezdi onları avucuna almayı.

  • Ç.

    Ç. 04.05.2016

    Bundan önceki yazdığım yorum uzayın derinliklerine gitmiş:) Kaan Arslanoğlu'nun üslubu sert değil,yaşadığımız gerçeklik daha sert. Kaan Arslanoğlu'ndan rahatsız olmalarının nedeni üslubundan daha çok bizi eleştirmeden önce kendine bak diyecek argümanlarının olmaması.Sistemle bağı olanlar iktidarla da işbirliği içine de girebiliyor. Anayasa referandumunda yetmez ama evet derken de,barış sürecinde de bu işbirliğini gördük. Bugün ulusalcılarda vatan savaşı diyip iktidarla işbirliği içindeler. 1 Mayıs'a katılan tekstil işçisi muhabire 8 yıldır patronunun yıllık izin vermediğini söyledi. Sendika yöneticileri ile sendikalı işçilerin öncelikleri farklı. Bu durum 1 Mayıs için seçilen yerden daha önemli. Kaan Arslanoğlu nasıl bir TTB olması gerektiğini söyledi. Dürüst olsunlar buna yönelik itirazlarını dile getirsinler.

  • Süleyman Sırrı Kazdal

    Süleyman Sırrı Kazdal 04.05.2016

    yahu ölmüş eşşek kurttan korkar mı? neymiş efendim kaan arslanoğlu çok ısırıcı yazıyormuş,ay şunun şurası acıyabilirmiş.iyi de bizim bir kulağımızın arkası kaldı.adam içinde yaşadıklarını anlatıyor işte.bundan neden rahatsız oluyorsunuz? bir yerde bir yamukluk mu yaptınız da bir yerinize bir şeyler oluyor?kimden ve neden korkacakmışız? artık oraları geçmenin ve pencereyi açıp avaz avaz bağırmamızın zamanı gelmedi mi? bu ülke ve içinde yaşayanların tümü artık geçersiz suretlerdir.hiç bir anlamları kalmamıştır.iktidar denen aygıtın oyuncuları ,hemen her kesimden suretleri birbirleriyle çatıştırıp malı götürüyor.görmüyor musunuz?sağcılar da,kendine solcu diyenler de bu oyunun birer parçası.halkın parasıyla hekim,mühendis,vekil,yazar...vs olmuş insanların mal varlıklarına bir bakın.işi biliyorlar,iyi yere dükkan açmışlar.

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 04.05.2016

    Millet Kaan Arslanoğlu'nun üslubuna gurban olsun valla. Ben olsam alayına daha fena geçirirdim. Daha çoğunu hakediyolar. Azını değil. Maşallah başganım. Elinize sağlık. .elinize guvvet! a.y.a. kinizme cıksss, sinoplu Diyojen'in sinizmine yesss ve dahi kıs kıs kısss

  • mehmet yılmaz

    mehmet yılmaz 04.05.2016

    Zaman zaman çok sert olabiliyorsun. Söylediklerinde haklılık payı çok yüksek olsa bile, üslubun kışkırtıcı, kinik, bir de sert olunca, evet, incitici olabiliyor. Kaldıran var kaldıramayan var. Normaldir, insanlık hali işte. Sevgiler...

  • Nufer Kurt

    Nufer Kurt 04.05.2016

    İşin doğrusu ne diyeceğimi bilemiyorum; işte görüldüğü gibi, çok çarpıcı, huzursuz edici ve biraz da umut kırıcı bir yazı... Ama bizleri, gerçekliğin kendisine katlanabilmeye ve durumu cesaretle yeniden değerlendirmeye çağırıyor; gibi... Yapılan saptamalar, hem yerinde, hem de doğru görünüyor... İnsan çölleşmesi, çürüme yahut yozlaşma sürecinin bütün alanlara yayılarak, görülmemiş bir hızla ilerlediğini farkedemeyen, aklı başında bir insan kaldı mı ülkede...? İyi ama, tarih denilen süreç tıkanamayacağına göre; partilerin, sendikaların, meslek odalarının, demokratik kitle örgütlerinin ve çeşitli toplumsal çevrelerin yaptıkları muhalefet, nerede, hani... Galiba bir çay demleyip durumu, gerçeğin kendisinden korkmadan ve yeniden değerlendirmek, gerekiyor...

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.