SOLCU VEYA SAĞCI SİYASETÇİLERE ÖNERİLER...

SOLCU VEYA SAĞCI SİYASETÇİLERE ÖNERİLER...

1 MAYIS vesilesiyle

Solcu arkadaşlara bir önerim var.

Marksizmi işçi sınıfı tarihe gömdü. Marksizm geçmişte kaldığına ve insanlığın hiçbir yarasını saramadığına göre, yeni bir toplumcu hareketin nasıl olabileceği üzerine düşünmeye başlamalarında yarar var. Kimse bir hazır çözüm bulamaz; bu, ancak süreçler içerisinde belli olur, ama Marksist kalıpları terk ederlerse en azından zihinlerini harekete geçirmiş olurlar.

 

Marksist olduğunu ileri süren SSCB en ağır baskıyı işçi muhalefeti üzerine getirdi. İşçi liderlerini idam edip, tüm sendikaların başına parti memurlarını tayin etti. Bu konuda gevşek davranan KP üyelerini de önce Kazakistan'a sürdü, sonra idam etti. Polonya'da Gdansk Tersane işçilerinin Dayanışma Hareketi tüm Varşova Paktı güçleri tarafından bile bastırılamadı ve çöküşü başlattı. Çöken komünist rejimleri savunmak için tek bir işçi bile parmağını kımıldatmadı. Kendini tatmin etmek isteyenler dışında hala dolduruşa gelen olur mu? Oluyor vallaa... Dünya garip bir yer.

.....

Türkiye'den yedi bin kişi 1 Mayıs için Küba'ya gidiyormuş. Hac mı, umre mi sayılır?

.....

Bari Fidel'in sakalından bir tel alın, karşısına geçip Kapital'den bir bölüm indirirsiniz.

.....

Hiç değilse, geçmişte bu uğurda hayatını feda eden milyonlarca kişinin anısına saygı gösterin. Bu işi tapınak nöbetçiliğinden çıkarın. İnsanların ne yapabileceği üzerine yeni bakışlar getirmeye çalışın.

 

AYDINLANMANIN İFLASI NE ANLAMA GELİYOR?

Aydınlanma düşüncesi muhteşem 18. yüzyılın mirasıdır ama 17. yüzyılda başlamıştır. En özet şekliyle "aklın üstünlüğü" anlamına gelir. İnsanın rasyonel olduğu ve aklın, sonunda tüm engelleri yıkarak insanların mutluluğunu sağlayacağı şeklindeki bir rasyonalist yanılgının olumlu ve olumsuz etkilerinin toplamıdır.

Bu konuyu ayrıntılarıyla ele almadan önce sadece Francis Bacon'ın 1627 yılında yayınlanan "The New Atlantis" adlı eserine bakmak bile iyi bir fikir verir.  Burada insanların bilgi yoluyla mükemmel bir topluma ulaşacakları bir ütopyadan söz edilir. Bilim ve teknoloji sayesinde doğa denetim altına alınır. Burada doğru bilgi ayırımı yapılır. Şayet insanların işine yarıyorsa, o doğru bilgidir ve bu uzun vadede mutlaka işe yarar. Böylece "ilerleme" ve "irade" kavramlarına ulaşılır. 18. yüzyılda Rousseau, halkın genelleşmiş (ya da ortak) iradesinin iyi toplumu yaratabileceğini öne sürer.

Aydınlanmanın bu fikirleri liberaller, despotlar, sosyalistler ve akla gelen her akım üzerinde etkili oldu. Aydınlanmış despotizm, parlamenterizmden daha önce iflas etti. Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ile Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi aydınlanma düşüncesinin ürünleri olarak iki asırdır dünya siyasetini birinci dereceden etkiliyor. Marksizm de aydınlanmacı ütopyaların en önemlilerinden birisidir ve toplumun rasyonel esaslara göre yeniden örgütlenebileceğine inanır.

Ne var ki,

Günümüzde aydınlanmacı ütopyaların hepsi, bir daha ayağa kalkmamak üzere yıkılmıştır. En azından günümüz dünyasında devasa değişimler meydana gelmeden olmaz. İnsanlar rasyonel yaratıklar olmadığı gibi, toplumlar da rasyonel esaslara göre, ve akıl sahibi olduğunu ileri süren bir azınlık tarafından yeniden örgütlenemez. Onların aklını seveyim.

Öte yandan

Aydınlanmacı düşüncelerin iflası insan düşüncesini pozitivizm ile rölativizm arasında bir çıkmaza hapsetti. Bu çıkmazı aşacak yolların nasıl bulunabileceğini söylemek ise ne yazık ki halihazırda mümkün değildir. Mümkün olsaydı zaten izlerini görürdük. Bu konuda söylenebilecek tek şey, insanlığın büyük krizinin zorlayacağı çözümlerin öne çıkaracağıdır. Bu zorlama başlamıştır ama çözümler henüz netleşmemiştir. Ne zaman olacağını bilemeyiz.

Bu nedenle eski doktorunuzun tavsiye ettiği hapları bırakıp, "zihin açıcı" egzersizlere geçilmesini tavsiye ediyoruz.

Bu konuları irdelemeyi sürdüreceğiz.

 

En büyük sorun

MEFKURESİZLİK...

Nisan sonundan itibaren on iki gün kadar başkentte kaynak peşinde koştum. Hem yerli, hem de yabancı yayınlar giderek sığlaşıyor, eski şeylerin sağından solundan, bir yanından tutup parlatıp sözde yeni şeylermiş gibi yayınlıyorlar. Bu işte de büyük sermayenin ağırlığı arttıkça, yayınların % 95'i kağıt israfı haline dönüşüyor.  Bu arada bazılarını eskiden bildiğim birçok tanıdık veya arkadaşla sohbetimiz oldu. En çok karşılaşılan tutumlardan birkaç örnek vermek isterim. Ama öncelikle insanlarda gördüğüm en önemli sorunun mefkuresizlik, yani ortak bir amaç duygusundan yoksunluk olduğunu ifade etmek isterim.

.....

Mefkure olmadan içtimai anlamda nazari veya tatbiki bir ilerleme olamıyor. Bunlar ortak amaç duygusunun itelediği şeylerdir. Herkesin derdi başka ve herkes yurttaşlarının en az yarısını, bazıları da daha fazlasını düşman görüyor. Böyle bir ortamda, tutkuyla bağlanılan hedefler olmadan ufuk açıcı gelişmeler pek mümkün değildir. Bunun aksini iddia edenler çıkabilir, ama etrafa bir mum ışığı bile gönderemedikleri için ciddiye alınmaz.

.....

Sıkça karşılaştığım tiplere gelince... işte bazı örnekler:

(1) Birlikte sövüp saymak isteyenler. Bunlar Sözcü okuyup Halk TV izliyorlar ve malum kişilere küfrederken sizin de katılmanızı bekliyorlar. Katılmazsanız "bu herif galiba gizli AKP'li" diyorlar. Okudukları ve izledikleri şeylerin tek işlevinin muhalefetin gazını alıp söndürmek olduğunu, muhalefetin böyle olmayacağını söyleyince daha da bozuluyorlar. Bunlarla karşılaşınca, hiç değilse anlamlıymış gibi kafa sallarsınız, "Ooo, yaa!" filan derseniz sorun çıkmaz.

(2) Devlet ve hukuk düşmanı olup kendilerini solcu sananlar. Bunlar hakim sınıfların baskı aracıdır diye parlayıp kıvranıyorlar. Sanki devletsiz ve hukuksuz yaşamak mümkünmüş gibi. Yani pek bir düşüncesiz ve salt tepkiden ibaret meczuplar. Bunlara çok acıyorum.

(3) Şöyle bir kategori de var: "Evet, koşullar değişti, solcuların da çoğu küt kafalı ama bunlar olayı temsil etmez, akıllı olanlar eski prensipler ışığında bir çözüm bulacak elbet" diyerek değişim korkusundan kurtulamayanlar.

(4) Alternatif getiremiyorsan eleştirme diyenler ki, bunlar için söyleyecek laf bile bulamıyorum. Bunlar yumurtlayamayan bir insanın, bayat yumurtanın bozuk olduğunu söylemesine de tahammül edemez herhalde.

(5) Sağcılarla da konuştum ama genelleme yapmak istemiyorum, çünkü sürekli akılları değişiyor. Onlar da solcular kadar tutucu ve sabit fikirli. Ya da en azından benim karşılaştıklarım. Ve onlar da onaylanma bekliyorlar herkes gibi.

Pırıltı yok.

Eski tas eski hamam.

 

ÜSLUP MESELESİ

Birçok arkadaşım üslubumu kırıcı buluyor. Ben de aynı fikirdeyim. Bazı kişiler sırf bu nedenle tepkiyle uzaklaşıyor ve yazılarım amacına ters düşebiliyor. Geçen gün üslubumu eleştiren çok eski bir arkadaşım "söylediklerinin % 90'dan fazlası doğru ama bu şekilde ifade edince kıymeti olmuyor" dedi. Zaten kimse %100 haklı olamaz. % 90 bile önemli bir iltifat idi. Ne var ki, bana da biraz hak verilmesi gerekir. Kırk yıldır anlatmaya çalışıyoruz, bak şu söylediğini ben şu tarihte burada söylemişim, yazmışım diyorum, gözüne bile çarpmamış. Seçici algılama ile elemiş gitmiş, zerrece önem vermemiş.

"Yavaşça anlatalım dedik, olmadı."

"İçinden anlatalım dedik, olmadı."

"Yanından anlatalım dedik, olmadı."

"Yakından anlatalım dedik, olmadı."

"Uzaktan anlatalım dedik, olmadı."

Ha! anlatmak zorunda mıyım. O başka mesele. Her neyse, sonunda bir kez de

"Karşıdan anlatalım, belki biraz olur"

diyoruz. Bağıralım, çağıralım, kıralım, saralım, gerekirse üzelim, can sıkalım, belki kulaklarda bir şeyler kalır diyoruz.

Kimseye sempatik görünmek, beğeni kazanmak gibi bir derdimiz yok. Gerçeğe bir de bu açıdan bakın diyoruz. Pekala gerçek nedir? Kimisi için bu, doğruyu aramaktan yorulduğumuz zaman elimizde ne kaldıysa odur. Kimisi için gerçek, insanları inanmaya ikna edebildiğimiz şeydir. Kimisi için de gerçek teoriyi bozmayan şeydir. Bunlar teorinin bozulmamasına her şeyden daha çok önem verir. Bazısı için de gerçek, sevmedikleri teoriyi yıkan şeydir.

Her neyse, bozuk pusulayı attık, haritası olmayan denizlerde yolumuzu bulmaya çalışıyoruz. Kayaya mı çarparız, kıyıya mı otururuz, artık başımıza ne gelirse bahtımıza. Siz gene de üsluba fazla takılmayın. Zarfa değil, mazrufa bakın. Tabii, size kalmış.

Mehmet Tanju Akad


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Ç.

    Ç. 22.06.2016

    (Bkz: Ziyaret Et) demokrasi-dersi

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 22.06.2016

    (Bkz: Ziyaret Et) --- yine bi gazetecilik / habercilik rezaleti. ya da bunlar gerçekten ajanlık faaliyeti. bu ne kardeşim? böyle rezillik olur mu? sami selçuk'un görevdeyken akp'yi koruyan ve kollayan açıklamalarını bi ben mi hatırlıyorum. o zaman "gugukun üstünlüğü", "evrensel guguk" gevelemeleriyle liborotti star olmadı mıydı bu adam? gerçi doğru. haşim kılıç'tan özgürlük ve adalet savaşçısı çıkartan bi ülkedeyiz. ulan hadi bunu cumhuriyet bastı. sol portal hiç mi süzmeden alır? niye? a.y.a. solculara kimin kim olduğunu bi daha sorsss

  • akif akalın

    akif akalın 21.06.2016

    Neticede SSCB Yeltsin gibi birini Moskova parti örgütü başına, Putin gibi birini KGB'nin başına ve Gorbi gibi birini kendi başına getirmiş bir sistem. Bunlar gece yatıp sabah kapitalist olmadılar. Hepsinin parti içindeki geçmişi neredeyse 1940'lara uzanıyor. Ben solun SSCB deneyimini ciddi olarak değerlendirmeden tek bir adım ilerleyemeyeceğinden eminim (zaten bu nedenle 30 yıldır gerilemeye devam ediyor). Fakat eleştirirken insaflı olmak gerek.

  • Ç.

    Ç. 21.06.2016

    Solun geçmiş deneyimleri görmemezlikten gelmemesi ama onlara da tapınmaması gerekiyor.

  • akif akalın

    akif akalın 21.06.2016

    "Marksizm geçmişte kaldığına ve insanlığın hiçbir yarasını saramadığına göre" ifadesi biraz abartılı duruyor. Diğer alanları bilmem fakat sağlık ve dolayısıyla sosyal güvenlik alanlarında bugün DÜNYADA ne kaldıysa bunların HEPSİ SSCB'den kalmadır. 1917'de dünyada ilk kez bir ülke BÜTÜN ÇALIŞANLARINI sigorta kapsamına aldı ve sağlığı sosyalleştirdi, işçi sağlığı hizmetlerini devlet hizmeti olarak örgütledi, çalışma saatlerini 8 saat olarak yasalaştırdı (ve uyguladı). İddia ediyorum ki 1917 olmasaydı bunlar ASLA olmazdı. Kapitalist dünya bunları daha sonra çeşitli derecelerde emekçilere TAVİZ olarak vermek zorunda kaldı. Bunların bugün KORUNAMAMASINDAN SSCB'ni (Marksizmi) sorumlu tutmak ne kadar haklı bir eleştiri olur? "yeni bir toplumcu hareketin nasıl olabileceği üzerine düşünmeye başla"nacaksa, bunun yolu geçmişi 17. yüzyıl yerine 20. yüzyıldan başlatmaktır. 1917 zaten aydınlanma üzerine inşa edildi. Şimdi bize düşen yeniden aydınlanmada ilaç aramak yerine 1917 üzerine çıkabilmektir.

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 21.06.2016

    mehmet tanju akad sound'u yakalamış. a.y.a. soundsss

  • Ezel Parsa

    Ezel Parsa 21.06.2016

    Birlikte sövüp sayarak tatmin olma ve mefkuresizlik çok yaygın gerçekten de... Ortak amaca yönelik hareket edememekle, kendisi gibi düşünmeyene sövüp saymanın hazzına kapılmak, kapılmayanı düşman saymak birbiriyle ilişkili davranış biçimleri. Biri diğerini doğuruyor. Ortak hedefe giden yolda ayrı fikirdekileri biraraya getirebilmek başarılı olma olasılığı olan tek muhalefet yolu gibi görünüyor. Teşekkürler Sayın Akad.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.