CERABLUS’TAN SONRA NEREYE?

 CERABLUS’TAN SONRA NEREYE?

Türkiye’nin Suriye’ye girmesi tartışmaları, Suriye’de iç savaşın çıkartıldığı dönemlerde başlamıştı. JEO BİDEN ’in  “Amerika bir eldir. Eldivenleri ise Ürdün, Türkiye ve Suud’lardır” sözleriyle devam edip; Clinton’ın “gir diyoruz girmiyorlar” serzenişlerinden 2014’lere gelindiğinde net uyarılara dönüştü. 2014 Eylülü’nde, “IŞİD karşıtı koalisyonunun kurulmasının hemen ardından Kerry, “Türkiye Suriye sınırını kapatmalı; yabancı savaşçıların geçişini ve petrol kaçakçılığını durdurmalı” diyerek Türkiye’yi uyarıyordu. Türkiye ise, Suriye’de destekleyip büyüttüğü radikal İslamcı devşirme çetelerle, Esad’ı devirme planlarını devam ettiriyor, hatta IŞİD’İ Kürtlerin kanton kurmaların önleyecek güç olarak görüp destekliyor, kuzeyinde oluşan Kürt koridorunu önleme politikaları nedeniyle, IŞİD’e karşı mücadeleyi tavsıyor, bir tür oyalama taktiği izliyordu. Yaşanılanlar hafızalarda.

Uyguladıkları politikalarla, komşu bir ülkenin hükümranlığını yıkmak için emperyalist ağa babalarının gönüllü taşeronluğuna soyundular. Düşman gördükleri komşunun içini radikal İslamcı teröristlerle doldurup, onlara her tür lojistik destekleri fütursuzca sağladılar. Hatta dolaylı olarak yönettiler. Suriye’yi filen 3’e böldürttükten, uyguladıkları emperyal politikalarının çöktüğünü gördükten sonra, ‘strateji dehası’ Davutoğlu’nun azlinden sonra, 4 yıldır sürdükleri politikalardan dönme emareleri filizlenmeye başladı.

Yeni Osmanlı ruhlu, ‘stratejik derinlikli’ İslamcı yönetim ülkeyi felç etti. Suriye üzerinden dış siyasette Türkiye’nin Ulusal çıkarlarının, Emperyalist ABD ve ardılı Batılıların çıkarlarıyla açıktan çatışması görünür hal almaya başladı. İçte de yönetimin  otoriterleşme eğilimleri artmaya başladı. ABD ve AB’nin biçimsel mahiyet taşısa da eleştirel tavır almaları ilişkileri gerdi. “Değerli yalnızlık”tan kurtulmanın adımları atılmaya başlandı.

Yeni Başbakan,  “düşmanlarımızın sayısını azaltıp dostlarımızın sayısını artıracağız.” “Esat geçiş sırasında iktidarda kalabilir” “Suriye’nin toprak bütünlüğü bizim için vazgeçilmezdir” ve yardımcısı Kurtulmuş’un “bütün bunlar yanlış Suriye politikalarının sonucudur” beyanatları... Sonrası Rusya’dan özür, ardından yaşanan Feytullah’cı darbe kalkışması. Büyük kırılma... Yeni kapı ruhu da yeni kapı ruhu, ‘Milli birlik’ Tiratları, Ve” ey şanlı ordu, ey şanlı asker” nidalarıyla CERABLUS’a sefer.

Çaresizlik içinde Rusya ve İran’la ilişkileri düzeltmeye yönelmeleri ve içeride attıkları adımlar...  Ardından CERABLUS harekâtı ile Suriye’de sahaya yeniden döndüler. Peki, bu dönüşte iflas eden politikalarından tamamen vaz geçip; yeni politikalar, yeni stratejiler oluşturdular mı? Uygulamalar bakıldığında durumun böyle olmadığı görülüyor.

Türkiye’yi yöneten siyasal İslamcı akılın 14 yıldır iç ve dış siyaset üzerine oluşturduğu politikalar ve kurduğu stratejiler sorunludur. Uzun erimde hepsi genellikle dumura uğramıştır. Devleti ele geçirme üzerine Feytullahçılarla kurdukları koalisyon da böyledir, Kürt sorununun çözümü için oluşturdukları politikalar da, dış siyasette izlediği Suriye politikaları da böyledir. Başarılı oldukları hemen hemen tek şey ‘mağduriyetler’ üzerinden yaptıkları siyasettir. Darbe kalkışmasını mağduriyet üzerinden son derece iyi kullandılar. Cerablus harekâtı da bir başka dayanakları oldu. Siyasi ve askeri hedefleri, ittifaklar vb. esasları esneklik taşıyan; kervan yolda düzülür, girelim arkası nasıl olsa gelir mantığıyla Suriye’ye daldılar. İyi de strateji ne?

Akıl oyunlarını akıl bozar derler, Türkiye’nin siyasal İslamcı yöneticilerinin kurulan oyunları bozacak akılları var mı?

Akıl oyunlarında bütün mesele doğru strateji kurmakla ilgilidir. Kurulan stratejide hedeflenenlere ulaşmak, amaçlar ve araçlar arasında dengeye, imkân ve kabiliyetleri iyi yönetmeye bağlıdır. Stratejide aritmetiksel olarak <1>  <99> dan daha büyüktür. Ancak asıl tayin edici olan matematik akıldır. Matematik akıl denilen şey rasyonalitedir. Mesela kurtuluş savaşında Mustafa Kemalin kurduğu Ulusal kurtuluş savaşı stratejisi, savaş sonrası bütün dünyaya deklare ettiği “yurtta sulh, cihanda sulh” politikası ve de dünyanın 2. Savaşa gidişatını görmesine binaen; SADABAT PAKTI VE BALKAN PAKTI anlaşmaları aritmetiksel olarak <1>  <99> dan daha büyüktür stratejisinin başarıyla hayata geçirilmesidir.

Matematik akıl, Rasyonalitedir deyince üzerinde biraz durmadan edemeyeceğim. Sevgili KAAN yine eleştirilerini sıralayacak. “Yazı çok uzun, esası en kısa ve net vurgularla algı yaratan ve düşünmeyi sağlayan yazı iyi yazıdır” dese de ben şu matematik akıl üzerine birkaç şey söylemezsem yazıyı tamamlayamayacağım kanısındayım. Kendime kızıyor ve kahrolsun obsesif kişilik diyorum.

Bir filozof  “Modern anlamda efendi ile köle arasındaki fark, özünde, Matematiksel kanıtı anlayıp anlamamakta yatar “ diyor. Çok özlü BİR TEOREM. Gerçekten de durum aynen öyledir. Biz şeylerin özündeki Matematiksel kanıtı anlayabiliyorsak, anladığımız andan itibaren kölelikten kurtulmuşuz demektir. Bunu bize iyi verilmiş matematik eğitimi sağlar. Mesela CEBİR: Cebir tabi ki çok geniş bir konu ama işin özü nedir Diye sorulacak olunursa; cebir ilişkiler hakkında söz söyler. Denklemin bir tarafındaki büyüklüğün değişmesi öteki tarafı da etkiler. Cebirden önce bunu öğreniriz.

Bir mühendisseniz okuduğunuz bir Roman yaptığınız işte hiçbir işe yaramayabilir. Ama o roman onun hayatını zenginleştirir. Aynı şey matematik içinde geçerlidir. Entegrali, Türevi, diferansiyeli Polinom’u mühendis değilseniz, sıradan hayatınızda hiç kullanmazsınız. Ama farkında değilsinizdir, türevlerin varlığını biliyor olmamız sayesinde günlük hayatınızda birçok davranışımız değişir ve zenginleşir. Düşünsenize soyut düşünmenin, x, y ve z’ye herhangi bir sabit değer atfetmeden, yaşamın problemlerini çözmenin keyfini yaşamak ne büyük mutluluktur. Farkında değilizdir ama, gerçek hayatta karşımıza çıkan her şey matematiksel manada ilişki içindedir. Büyük Fizikçi Richard Feynman’ın dediği gibi esas mesele “şeyler arasındaki ilişkileri, örüntüleri görmekle ilgilidir.”

Mesela diplomasinin Richard Feynman’ın dediği bu veciz söz üzerinden temellendirildiğini söylemek hatalı bir ifade olmaz. Siyasetçiler, diplomatlar, askerler stratejiyi; tarih, sosyoloji, sosyal psikoloji, felsefe vb. gibi sosyal bilimler üzerinden matematiksel akılla kurarlar. Çünkü rasyonel akılın kök yapısını bu temeller oluşturur.

Atatürk lider olarak bir deha idi. Durum muhakemesi yapmak, doğru politikalar ve stratejiler oluşturmak, insanları etkilemek ve bir dava uğruna halkı seferber edebilmek bir deha gerektirir. Yukarıda ifade etmeye çalıştığımız veciz sözlerde anlamını bulan şey, tarihin tekerrür etmesini önlemek için cumhuriyetin kurucu önderinin ve mücadele arkadaşlarının oluşturduğu politikalar; çürüyüp çöken Osmanlı devletinin ordularında cephelerden cephelere koşturup savaşırken ve zamanın tarihi ve yaşanmışlıklarını imbikten geçirerek, oluşturdukları yeni Cumhuriyet Türkiye’sini kurma ve yaşatma mücadelesinin politik çıktılarıdır. Bu umdeler, ön beyinleri siyasal İslam ideolojisi tarafından hapsolun muş politikacılar tarafından algılanıp kavranamaz. Çünkü siyasette her durum ve şart altında, ortaya çıkan yeni gelişmelerde oluşturulması gerekenler siyasalar gündeme geldiğinde; kafalarının yan tarafından bir tırnak gibi siyasal İslam’ın ümmet enternasyonalizmi boynuz çıkarır. Ve rasyonel akılın yerini, bu boynuzun içindeki ideolojik ve sübjektif hayali politikalar alır. AKP’nin Suriye politikalarında ve içerde-dışarda uyguladıkları Kürt politikalarında olanlar bu minvaldedir.

Cerablus harekâtı nerelere everilebilir? Türkiye’yi nerelere götürebilir?

Cerablus’a girişin ardından harekâtın gerekçesi ve amaçları:

90 km’lik sınırın İŞİD ten arındırılması.

Kürt koridorunun Afrin kantonu birleşmesinin önlenmesi.

Suriye’nin toprak bütünlüğünü muhafaza etmek. Olarak İlan edildi.

Bu harekât ABD ye rağmen yapılan bir operasyon değildir. Bizzat ABD tarafından istenmiş, desteklenmiş bir harekâttır. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, 17 Kasım 2015’te CNN’e verdiği bir beyanatta “Türkiye-Suriye sınırının halen kapatılmamış olan ve IŞİD’in elinde bulunan 98 km’lik kısmının ABD ve Türkiye’nin ortak operasyonu ile kapatılacağını” söylüyordu. Rusya ile krizin çözümü sonrası Rusya ile anlaşarak, İran’la da bir mutabakat oluşturularak ve Suriye yönetimine de zımnen bildirimde bulunularak yapılmış bir harekâttır. Bu harekât Esas olarak Rusya ile yapılan bir ANTANT sonucu yapılabilmiştir. Türkiye Cerablus’tan girdi. Fakat sonrasının nerelere everileceği belirsizdir.

Cerablus operasyonu: “Sınırın İŞİD kontrolünden arındırılması” ve “Suriye’nin toprak bütünlüğünü muhafaza etmek” söylemi üzerinden meşrulaştırıldı. Evet, sınırın İŞİD ten arındırılması uluslararası hukuka göre meşru bir hak olarak görülebilir. Ancak ‘toprak bütünlüğünü muhafaza etmek’ inandırıcılıktan uzaktır. Amaç Suriye’nin bütünlüğünün korunması ise, daha işin başında ABD’nin emirleri, desteği ve doğrudan yönlendirmeleriyle İslamcı teröristlere, “ılımlı cihatçılara” ülkenin sınırları açılmaz, silah, cephane ve her tür lojistik destek verilmez, sınırlar kapatılır, coğrafyanın egemen devleti Suriye’nin Şam yönetimiyle doğrudan koordineli ilişkiler sürdürülür ve daha da geliştirilirdi. Böyle bir politika Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasına hizmet ederdi. Siyasal İslamcı aklın mezhep temelli eklektik hatlar taşıyan eski- yeni politikaları, diplomasi alanında ve harp sahalarında, Suriye ve Türk halkları için faydalı sonuçlar doğurmayacaktır.

Harekât sonrası devleti yöneten orkestradan farklı sesler çıkıyor. Başbakan “Suriye’nin toprak bütünlüğünü muhafaza etmekten, geçiş sürecinde ESAD’ın yönetimde kalabileceğinden”, Dış işleri bakanı “Suriye’de Laiklik korunmalıdır” derken; Cumhurbaşkanı “Cerablustan Azez’e, oradan güneyde Menbiç ve Al-Bab’tan Halep sınırına dayanan 5 milyon kilometre karelik bir alanda, “Ilımlı muhalefetin” kontrolünde güvenli bölge kurarak yaşam alanı oluşturmalıyız.  Cihatçılardan MİLLİ ORDU kurulabilir, Esad devrilmelidir diyor. Dahası ABD’ye PYD’yi bırakın, ÖSO ve onlara katılacak ılımlı muhalefetin asker sayısı 65.000’leri buluyor, RAKKA’yı onlarla birlikte alalım. Suriye’de asıl partneriniz biz alalım diyor. “Onu alma beni al” şarkısı söylüyor. Musul operasyonuna da katılırız. Her tür angajmana varız” diyerek; bırakın anti emperyalist politikaları, ABD ile Kürt koridoruna karşı mevcut duruşlarını şimdilik koruyarak, eski “stratejik ortaklık” pozisyonlarına geri dönmenin alt yapısını kurmaya ve kanallarını onarmaya çalışıyor.

İktidarın Cerablus harekâtından sonra uyguladıkları politikalar incelendiğinde gerekçe olarak sundukları;

1.Madde yapılan operasyonla karşılanmıştır.

2.Madde defakto bir olgu olarak varlığını sürdürecektir. –bu maddeye yazının ilerleyen bölümlerinde tekrar döneceğiz.

3.Maddedeki “Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması” yok hükmümdedir. Uygulanan politikalar ABD ile paraleldir. Suriye’nin 3’e bölünmesine hizmet eder.

 

Cerablus harekâtı öncesi Rusya ile yapılan ANTANT çok önemlidir, çok stratejiktir. Son derece ciddi riskler taşımaktadır.

ANTANT: Fr. Entente. Anlaşma, uyuşma, uzlaşma, mutabakat.-Türk dil kurumu büyük sözlük.- işte Rusya ile yapılan şey budur. Uçak düşürme vakası sonrası dilenen özürle onarılmaya çalışılan ilişkilerden sonra, şartları ve sınırları belli olan bir mutabakattır. Türkiye’ye verilen gir izini. Gir de nereye kadar? сосед (komşu) imparatorluğunun bakiyesi Halep toprakları da senindir der mi?

Türkiye Rusya’nın onayı olmadan Cerablus ve El Rai’den Suriye’ye girebilir miydi? Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü KALIN Rusya-Türkiye ilişkilerinde yaşanan olumlu gelişmelerin Suriye'ye de yansıdığını vurgulayıp "İyi ki bu adımı atmışız yoksa bugün Suriye'deki operasyonları yürütmemiz ve oraya yardım göndermemiz mümkün olmayabilirdi"? Demesi boşuna değildir.

Rusya Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov, 15 Eylül’de Ankara’yı ziyaret ederek Türk mevkidaşı Orgeneral Hulusi Akar ile görüştü. Rusya Savunma Bakanlığının açıklaması olumlu. Suputniknews.com açıklamayı “Görüşme, tarafların Suriye’deki mevcut duruma ve ateşkes rejimini desteklemek için gereken tedbirlere ilişkin değerlendirmeleri yakınlaştırma fırsatını sağladı." olarak veriyor.

Türk tarafı da görüşmeden memnun. Türk basınında dolaşan Askeri kaynakların bildirimleri de bir sürü güzelleme içeriyor. “ Bu ziyaretin diğer bir önemi de, “bölgesel sorunların ancak bölge ülkelerinin kendi aralarında gerçekleştireceği ortak bir inisiyatifle çözüme ulaşabileceği noktasında anlaşmalarıyla sağlanabileceği düşüncesinin yapılan görüşmede hâkim olmasıdır.” diyor.

Nereden nereye? Geçmişte “Rusya’nın Suriye’de ne işi var” diye feryat figan bağıran Ankara’nın “bölgesel sorunların bölge ülkelerinin ortak inisiyatifiyle çözülmesi” noktasına gelmesi. İnandırıcımı?

Rus basınında duyulan kuşkuları tanımlayan haberler çıkıyor. Yaratılan iyimserlik havasına rağmen Rusya’nın Suriye deki konumu ve çıkarları dikkate alındığında mesele bu kadar basit mi?

Ruslar Türkiye’nin Moskova’dan aldığı kabulle Suriye’ye yaptığı operasyonun kapsamının önceden yapılan anlaşmanın sınırlarını aştığını söylüyor. Rusya’nın askeri-diplomatik haber kaynakları Gerasimov’un Akar’a “Suriye’de yapılan askeri hareketin uluslararası hukuk açısından yasa dışı olduğunu... Operasyonun genişlemesi durumunda bunu siyasi ve askeri sonuçları olacağını” aktardığını yazıyor.

Türk haber kaynaklarında ise, Gerasimov Türkiye’nin operasyonu ne zaman sonlandıracağı ve harekâtın sınırlarının ne olduğu konusunda nabız yokladı; Akar da Suriye'nin toprak bütünlüğünden yana olduklarını ve Fırat Kalkan’ının Türkiye'nin sınır güvenliğini sağlamak amacını taşıdığını vurguladı. “Fırat Kalkanı harekâtının haklılığı ve meşruiyeti teyit edildi” minvalinde iyimser haberler yayınlıyor. Hangisine inanacağız?

Rusya düzeltilmeye çalışılan Türkiye- Rusya ilişkilerinin hatırına Cerablus-Azez’den bilemedin AL-Bap’ı kapsayan bir hatta kadar olan harekâta ses çıkarmıyor görünüyor. Ama bu hat üzerinden Halep te konuşlanmış Nusracı ve diğer “ılımlı İslam” cihatçılarının arkalamasına sessiz kalabilir mi?

Rusya’nın Ankara büyükelçisi Andrey Karlov’a (27 Eylül)  gazeteciler; “ Esad ordusu ile Türk ordusu karşı karşıya gelirse ne olur”? diye sormuşlar. Büyükelçi’nin cevabı: “Türkiye’nin Suriye’de yapacağı operasyonların programının tamamını bize verecek, biz de ilgili Rusya Savunma Bakanlığı makamlarıyla bunu onaylama sürecini başlatabiliriz.” Bu cevaptan ne anlıyoruz? Bizim bilgimiz ve onayımız dışında hareket ederseniz olacaklar hakkında size güvence vermeyiz demek değil midir?  Başka izaha gerek var mı?

Ayrıca yayın organlarında Muallim, New York’taki BM Genel Kurul Toplantılarında Türkiye'nin düzenlediği Fırat Kalkanı Operasyonu'nun Suriye'nin toprak bütünlüğüne yapılan bir tecavüz olduğunu söyleyerek Türkiye'nin acilen Suriye topraklarından çıkması gerektiğini söyledi. Haberleri akıyor.

Suriye deki gelişmelere bir başka perspektiften bakan haber organlarında “Suriye Ordusu Halep’in doğu kırsalında harekete geçtiği ve bu bölgeyi IŞİD’den temizleyerek bir tampon bölge oluşturulacağı belirtiliyor. Ordunun diğer hedefi ise El-Bab. Bab, hem TSK destekli çetelerin hem de ABD destekli SDG'nin hedefinde.” Yazıları dolaşıyor.

İran’ının durumuna değinemedik, yazı uzadı. İran şimdilik sessiz. Mesajlarını Hizbullah temsilcileri üzerinden veriyor. Onlar Halep üzerine mesajlar veriyor. “Savaşların anası Halep’te yaşanacak” diyor.

 

Tarafların diplomatik alandaki ilişkiler fotoğrafı bu görünümde. Bu objektif görünüm üzerinden bir sonuç çıkarırsak;

Rusya, Suriye iç savaşında kazanan tek güçtür. Suriye, Rusya için çok stratejik bir coğrafyadır. Nisan 1950'de Sovyet-Suriye saldırmazlık paktı antlaşmasından Bu yana Suriye, Rusya’nın doğu Akdinizde güvenli limanıdır. Rusya için vazgeçilmezdir. Suriye iç savaşında oynadığı rol, Şam yönetimine verdiği siyasi-askeri destek varlığını kaybetmemek üzerinedir. Bir ikincisi de İslami cihatçılar içinde Çeçen, Kafkas Özbek, Türkmenistan kökenli sayıları on binleri aşan Teröristin savaşıyor olmasıdır. Kendi ülkesi için bu durumu bir iç tehdit olarak görmektedir. Hezimetle sonuçlanan Afganistan işgalinden sonra kendi çevre coğrafyasının dışında bir alanda yürüttüğü askeri harekât Rusya için anlamlıdır. Kaybetmeleri durumunda doğu Akdeniz’de avantajlı limanını ve bütün Akdeniz’i kaybedeceklerdir. 30 Eylülden sonra aslında Suriye Rusya demektir. Suriye’de uluslararası stratejik bir savaş yaşanmaktadır. Sorun nasıl çözülürse çözülsün Rusya’nın çizdiği hat tayin edici olacaktır. Çözüm yakın gelecekte olacak gibi görünmemektedir. Bu süreçte ABD Rusya ilişkileri sertleşecek, durulacak ama dünyanın birçok yerinde çok can yanacaktır. Savaşlar vahşettir.

Eski Sovyetlerin genelkurmay başkanı Rusya’nın Suriye’deki bugünkü konumunu rüyasında görse yataktan fırlayıp sevinçten bir şişe votkayı anında kafasına diker, bir içişte bitirir ve oracıkta sevincini yoldaşlarıyla paylaşamadan beyin kanamasından mevta olurdu.  Şaka bir yana.

Türkiye, Cerablus operasyonunun ilerleyen süreçlerinde, Suriye topraklarında yapacağı askeri hareketler ve muhtemel ittifaklarında Rusya ile yaptıkları ANTANT’ın sınır şartlarını aştığında ciddi sorunlar yaşayacağı öngörülebilir. Bu tür gelişmelerde İlişkilerin uçak düşürme vakasında da kötü sonuçlar doğurması olasıdır. Mevzu derin ve çetrefilli. Sorular bitmez. Olacakları yaşayıp göreceğiz.

ABD Türkiye ilişkileri  nereden doğru nereye doğru?

Sovyetlerin çökmesinden sonra Kapitalist-Emperyalist küresel sistem zaferini savaşla kutlamaya, 1991 körfez savaşı ile başladı. 2003 Irak’ın işgali ile Ortadoğu’yu BOP’ne uygun düzenlemeye adım attılar. Proje Irakla sınırlı değildi. Suriye’yi ve tün kuzey Afrika’yı kapsayan, birçok ülkede rejimleri ve sınırları değiştirmeyi hedefleyen bir projeydi. Projenin siyasi ayağı ‘Ilımlı İslam’ doktrini olarak adlandırıldı.

ILIMLI İSLAM DOKTRİNİ: Tüm İslam dünyasını, özellikle de Ortadoğu ve kuzey Afrika’da inanç olarak İslam dininin egemen olduğu coğrafyalarda ve Ülkelerde; devam eden idari sistemleri yeniden düzenlemek, Bu ülkeleri küresel dünya sistemine eklemlemek, kapitalist sistem ve ilişkilerin gerekli gördüğü kurumlarla donatmak, Toplumların geleneksel kültürel ve etnitesel yapıları da dikkate alınarak, kısmen yumuşatılmış İslam şeriatının; devlet, siyaset ve hukuk sistemi içinde, varlığını sürdürdüğü (çoklu hukuk dâhil ) katılımcı olmasa bile; tanımladıkları demokrasinin temel kurumlarına bir ölçüde saygılı, seçim sandıklı, gerekirse askeri üs ve donanımlarını da konuşlandırdıkları, dolayısıyla uzaktan kumanda ile denetimi mümkün olan İslami referanslı devletler, yönetimler ve rejimler demektir.  Türkiye’de AKP bu projenin çocuğudur. BOP’un eş başkanı olarak Erdoğan, 15 yıldır devam eden iktidarında projede çok ‘faydalı’ roller üstlenmiştir. Hizmette sınır yoktur, ama bu hizmetkârlık politikaları Türkiye’yi felç etmiştir.

Kültürümüzde “Hafızayı beşer nisyan ile mamuldür” diye bir söz vardır. Unutuyoruz. İnsan unutur ama Tarih unutmaz. Tarihin hafızası her daim diridir, canlıdır ve kayıt altındadır. Yaşananlar emperyalizmin insanlığa yasattığı vahşet; onun ve işbirlikçilerinin siyasi tarihinde kara bir sayfa olarak önemli bir yer işgal edecektir.

 

Çin’den doğu Akdeniz’e uzanan coğrafya enerji kaynakları bakımından incelendiğinde; İran, Irak, İsrail, Gazze, Suriye açıkları ve Kıbrıs kıyılarını kapsayan alanların dünya petrol rezervlerinin 4/ 3’nün bu bölgede olduğu bilinmektedir. BOP Kapitalist-Emperyalist küresel sistemin bu bölgeyi egemenliği içine alıp, sömürme ve yönetme projesidir. Irak işgali ve Suriye de rejimi değiştirmek için verdiği ve yönettiği vekâletler savaşı projenin ilk adımlarıdır.

Arap karnı baharının çiçeklenmesiyle, Suriye’de Türkiye-ABD ortaklığının geldiği yer belleklerde tazedir. Yukarıda Türkiye’nin Cerablus harekâtına kadarki politikalarına dair özet şeyler söyledik. Asıl üzerinde durulması gereken ABD-Türkiye ilişkilerinde kırılma, bunun nerelere everilebileceği ve ne gibi sonuçlar doğuracağı üzerinde durmak gerekir.

Suriye’de iç kargaşanın silahlı bir kalkışmaya dönüşmesinin ardından, Esad rasyonel bir akıl oyunu kurarak, sınırları içinde Kürtlerin yaşadığı bölgelerde kendisine karşı olan cepheyi küçülmek için, bu bölgeleri PYD güçlerine bıraktı. Türkiye, İŞİD’in Suriye’ye girip ele geçirdiği TELABYAT üzerinden Kobani’yi işgali, ABD’nin PYD’yi Kobani’de askeri ve siyasi doğrudan destelemesi sonrasında da, ABD destekli PYD güçleri tarafından TELABYAT’ın alınması ile Türkiye- Suriye sınırında 800 km’lik bir coğrafyada defakto Kürt bölgesi yaratılması, ilişkilerde büyük kırılma yarattı. Bu durum ABD’nin BOP ‘sinin içinde son derece stratejik önem taşıyan BÜYÜK KÜRDİSTAN yaratma idealinin ilk ayağıdır.

İşgal sonrası Irakta kurulan yeni devlet yapısının etnisite ve mezhep temelleri üzerinden oluşturulması; Irak’ın yeni yapısı, Sünni Arapları son derece mağdur etti. Zaten var olan ve ABD’nin uyguladığı politikalar neticesi büyüyüp güçlenen Irak EL Kaide’si IŞİD dönüştü. IŞİD’in ırak-Suriye’de oynadığı role, Suriye’de oluşan Kürt koridoruna bu merkezden bakarsak, ABD’nin Büyük Kürdistan planlarına uygunluk arz ettiği anlaşılır bir vakıadır. Burada ABD büyük bir koalisyon kurarak IŞiD’le savaşıyor bunu niye yapsın ki sorusu sorulabilir. Strateji olarak kurulan akıl oyunları siyasi mühendisliktir. Hedeflenenlerin dışına çıkılabileceği durumlar da hesap edilerek alt oyunlar da kurulur. Böyle durumlarda Kaos yaratma ve “Kaosu yönetme” stratejisi ile ana hedefe gidişin yollarını açma yöntemleri uygulanır. IŞİD böyle bir proje olamaz mı? EL NUSRA lideri açıklama yapıyor “ABD bize silah veriyor diyor” Hani NUSRA ABD’nin terörist örgütler listesindeydi.

BÜYÜK KÜRDİSTAN denilince hemen akla ortalıkta dolaşan haritalar ve burada Türkiye’den koparılmış bölgeler gelir. Türkiye sınırlarının değişmesi, yani bölünme. Peki, bu mümkün müdür? Cevap Hem evet, hem hayır. Emperyalistlerin böyle bir projesi olduğu çok açık ve belirgindir. Bu tür Etnisite sorunlarının bulunduğu ülkelerde, dış güçlerin projelerinden daha çok egemen devletin içte uyguladıkları politikalar son derece belirleyicidir. Onların kurdukları akıl oyunlarını bozacak aklı ve basiret gösterebilirlerse emperyalistlerin iradelerini kursaklarına tıkmak mümkündür. Etnik sorunların çözümü çok büyük oranda aidiyet meselesine odaklıdır. Toplumsal Aidiyet: toplum sözleşmesi ile doğrudan iç içedir. Türkiye’de bu mesele sorunludur. PKK Türkiye’yi bölemez. Alın elinden bir iki şeyi marjinal bir terörist örgüt olarak kalır. Ayrı bir tartışma konusu. Bu meseleyi burada keselim.

ABD’nin Suriye politikası gayet nettir.

Türkiye sınırına paralel fiili defakto olarak kurulmuş olan Kürt koridorunu korumak. Bu koridor artık bir realitedir. Hararetle Uluslararası sistem tarafından tanınmasının alt yapısı hazırlanmaktadır. PYD’nin bürüksel yapılan kongresinde 169 devletin temsilcisi hazır bulunmuştur. ABD, Fransa, İngiltere’nin doğrudan desteği vardır. Suriye’de bir Kürt koridorunun kurulması önlenebilir miydi?  Evet önleyebilirdi. Türkiye’yi yönetenlerin Suriye’de rejimi devirmek ve İslamcı cihatçıları yönetime taşımak stratejisi yerine, Suriye’de işlerin bu noktalara geleceğini ön görerek, Esad’la görüşmeleri devam ettirerek; Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasına destek olacak siyaset yürütebilirdi ancak tersini yaptı. Esad’ın savaş cephesini küçülmek için Kürt kentlerinde yönetimi onlara bırakmasının ardından Kürtlere karşı IŞİD’i desteklemezdi. ABD koridoru Fırat’ın batısına Minbiç’e taşıyarak Türkiye’yi Suriye’nin için çekerek IŞİD’le savaşmaya mecbur etti*

Suriye’yi üniter yapısın parçalayıp 3’e böldürmek. Kuzeyde Kürt bölgesi, ortada Sünni bölgesi ve batıda Esad’ın kontrolünde bir bölge. Ve olabilirse federal bir Suriye. CIA yöneticilerinin ve pentagon temsilcilerinin beyanatları da bu minvaldedir.

Rusya’nın Suriye’de egemen etkinliğini kırmak. Suriye’de kazanını Rusya olduğunu ABD’lilerde kabul ediyor. Virginia senatörü Richard Belek bir yorumunda Durumu değerlendirip “Bu bağlamda Rusya, Suriye’de en etkili güç “diyor. OBAMA da “Rusya’nın Suriye’de gidişatı şuursuzdur. Afganistan daha zor duruma düşecek” diyen demeçler veriyor. Son dönemlerde ABD ile Rusya arasında harp sanatını hileleri icra edilerek bir birlerine el ense çekişleri gözleniyor. Dery ez zor’daki Suriye askerlerinin ABD tarafından vurulması, Halep bölgesinde bir takım yerleri Rusya – Suriye kava kuvvetlerinin bombalamaları ilişkileri germeye başladı. Oysa Yakın geçmiş günlerde bu ikilinin Suriye de sorunların çözümünde sona geldikleri söylemleri ayyuka çıkıyordu. Rusya şatları tüm kamuya açıklayalım derken ABD anlaştık ama açıklamayalım diyordu. Bugünlerde gidişat iyi değil, ilişkiler sonlanabilir diyorlar. Savaşan tarafların yakın gelecekte bir anlaşmaya varmalı mümkün değildir. Suriye gelecek seyrinde çok şeylere gebedir.

ABD Erdoğan’ın “onu alma beni al” diyen tekliflerinden sonra Kürtleri satamaz mı? Bunca yıllık kurumsal NATO müttefiki, yakın gelecekte RAKKA-MUSUL operasyonları var, her şeye gönüllü Türkiye’yi ve ordularını PYD niye tercih etmesin?

ABD BÜYÜK KÜRDİSTAN projesinden vaz geçmez. Bu proje ABD’nin orta doğuda uzun erimli bir idealidir. Gerçekleşebilir mi? Türkiye Kürtleri koparılabilir mi? Ayrı bir tartışma mevzuu olduğunu yukarıda ifade etmiştik. Ancak ABD Suriye’de oluşan Kürt koridorunun Fırat’ın batısına geçmesini durdurur. Sen işgal ettiğin yerlerde istediğin gibi güvenli bölgeni kur bizde yardım edelim, ama kuzeydeki Kürtlere dokunma teklifini sunar. Ve bir türlü anlaşabilirler. Bu Türkiye’yi de Kürtleri de(PYD’yi) biraz buruklaştırır ama her iki tarafın birbirleriyle savaşması büyük sorunlara gebedir. Sonuçta böyle bir anlaşma ile ABD –Türkiye ortak noktada buluşarak birlikte operasyon yapabilirler.

ABD’nin Suriye politikalarında seçimlerinden sonra köklü değişiklikler olabilir mi? Olabilir. Ancak Clinton Trump’la yaptıkları TV tartışmasında Suriye’de izleyeceği politikanın hatlarını çizdi. “ IŞİD’le savaşta Kürt ve Arap savaşçılarımızla devam edeceğiz” diyor. ABD’nin Suriye savaş sahasında farklı organlarının farkı müttefikleri var. CIA İslamcı cihatçılarla her türlü dümen çevirirken- NUSRA komutanını ABD den silah desteği alıyoruz demeçleri- Pentagon Kürtlere her tür desteği veriyor.  Kürt gençleri ölmeye ant içmiş ABD'nin gönüllü askerleridir. RAKKA’ya yapılacak seferde binlercesi yine telef olacak. Ya Türk askerleri? Türkiye RAKKA operasyonuna katılırsa onlara da aynısı olacak.

Suriye topraklarında yaşanan savaş asla Suriye’nin bir iç savaşı değildir. Mezopotamya dan Akdeniz’e uzanan coğrafyada uluslararası güçlerin vekâlet savaşıdır. Dünyanın en büyük enerji havzasında egemenlik alanlarına sahip olma savaşıdır. Süreç içerisinde nerelere everileceğini bugünlerden kestirmek mümkün değildir. Ama bir kutuplar savaşıdır. Bir kutupta ABD ve ardılları diğer tarafta Rusya, İran ve rejimin yanında tavır alıp destekleyen Çin. Ve bende Suriye’nin yanındayım diyen Hindistan.

Taraflar birbirleriyle sert çarpışmalara girerler mi? Bugünkü konektörde böyle bir savaşı göze alamazlar. Vekâlet üzerinden yürüttükleri savaşta bir yerde uzlaşacaklardır. Her taraf güç ve avantaj peşinde. Nerde ve nasıl uzlaşırlarsa uzlaşsınlar; Suriye iç istikrarsızlık çok uzun seneler devam edecektir. Etnisite ve dini mezhepler temelinde ayrılık ve dökülen kanlardan sonra, tarafların bir toplum Sözleşmesi’nde anlaşmaları, son derece güçlü akli ve ruhi irade gerektirir. Toplumları bu kadar travmadan sonra bir araya getirecek sosyal psikolojinin oluşması zaman gerektirir. Bir diğer sorun Kürtler dışında, Esad yönetimindeki kesimde de Sünni cihatçılar kesiminde de olası bir barış sonrasında silahlı milislerin kontrolü ayrı bir sorundur. Silahla yaptırım gücüne ulaşan bu yapılar, sonrasında kendi içlerinde otonom güçlere dönüşürler ve büyük sorun oluştururlar. Yazık binlerce yılık medeniyetlerin beşiği topraklar yok ediliyor.  Suriye Emperyalist egemenlik ve sömürü çarklarının dişlileri arasında vahşice yok edilen mazlum ve onurlu bir ülkedir. Ruhum Suriyeliler için ağlıyor ve direniyor.

Türkiye “Fırat kalkanı” harekâtı ile hedeflerine varabilir mi?

Askeri harekâtlar bir strateji kurulmadan yapılamaz. Yukarıda siyasi iradenin harekâtın amaçlarını tanımladığı nokta üzerinde kısaca durmuştuk. “Fırat kalkanı” harekâtının üzerinden 1 ay geçti. Sorulması gereken birçok soru hala cevapsız. Ülkeyi yönetenlerin beyanatları da sorulara cevap vermiyor. Merak bu ya biz anlamak için soru sormaya devam edelim.

 

Türkiye’nin bu harekâtla ulaşmak istediği siyasi hedefler ve stratejik sonuç ne?

İstenilen stratejik sonuçlara ulaşmak için askeri hedefleri ne?

Harekâtın amaçları belli ise, araçları neler? Ortakları, düşmanları, düşman –ortakları kimler? Bunlarla ilişkiler nasıl gerçekleşecek, nasıl düzenlenecek? Karşılıklı neler alınıp neler verilebilecek?

Türkiye için Suriye kaynaklı risk ve tehditler neler?

Suriye’ ne kadar kalınacak? Çıkış stratejisi ne?

Bu operasyonda Suriye de tüm taraflarca düşman olarak görülen IŞİD,  AZEZ-Cerablus arası bölgeden temizlenmesi ile hedef gerçekleştirilmiş oldu. Türkiye bu harekâtı yaparak, yalıtılmış olduğu durumdan kurtularak Suriye’de sahaya tekrar döndü. Ancak PYD’nin Fırat’ın doğusuna çekilmesi hedefi gerçekleşmedi.

Operasyon ortakları, düşmanları, düşman-ortakları meselesi çok bilinmeyenli, integral denklemi. Çözümü çok zor olan Yüksek matematik.

Eğitip donattıkları, Tankların önünde yürüyen piyade gücü ÖSO askeri yapısı, disiplini, bileşenleri ve bileşenlerinin yapısı bileşenlerinin beklentileri, Türkiye’nin bunlardan beklentileri (13 ayrı gurup ve ideolojik yapıları ve hedefleri, düşman ve dost gördükleri kesimler birbirinden faklı. Olması gereken asgari bütünlükten uzak) dikkate alındığında bir bölgeyi, alma ve elde tutma yeteneğinin olmadığı görülüyor. Yandaş basından iki alıntı: 23 Eylül’de Yeni Şafak’ta yayımlanan “ABD’nin Bab oyunu” başlıklı “haber”: “Mehmetçik desteğiyle hızlı yürüyen Fırat Kalkanı harekâtı, sahaya Amerikalıların gelişiyle yavaşladı. Pentagon destekli bazı grupların sabotajı ve Coniler’e tepki gösteren bir kısım muhaliflerin cepheden ayrılışı, terör örgütü DEAŞ’a yaradı. İki gün önce 7 köyde kontrolü yeniden ele geçiren DEAŞ, önceki gece ise 5 köyü muhaliflerden geri aldı. (...) TSK destekli muhaliflerin son günlerde birçok sorunla boğuşması, Suriye PKK’sı için fırsat niteliği taşıyor. (...) ÖSO bileşenleri arasına nifak sokarak Fırat Kalkanı’nda suyu bulandıran ABD’nin bir yandan muhaliflere karşı DEAŞ’a istihbarat sağlarken diğer yandan Türkiye’nin hedefindeki el-Bab’a PYD’lileri sokacağı ileri sürülüyor. (...) Kilis’e 7 kilometre uzaklıkta bulunan terör örgütü DEAŞ’ın kent merkezini hedef alan roketli saldırılarının artması, ABD’nin Fırat Kalkanı operasyonuna dönük sabotajına delil olarak gösteriliyor.” 

Okan Müderrisoğlu’ndan da bir başka alıntı “Harekâtın en büyük riski gösterildiği gibi ABD ile karşı karşıya gelme veya YPG unsurlarıyla çatışmaya girilmesinden ibaret değil. Türkiye’nin Rusya ile karada karşılaşması ihtimali, istenmeyen senaryo. (...) ÖSO ile birlikte Türk özel kuvvetlerinin ineceği derinlikte Rus askeri veya paramiliter unsurları ile provokatif karşılaşmanın içine sürüklenmesi riski çok hassas bir konu.” Sabah gazetesi.

“Düşman- dostlar” Yani ABD. Türkiye’nin PYD ile savaşında düşman, IŞİD ve rejimle savaşında dost. Yukarıda değindiğimiz Erdoğan’ın Bab, Rakka, Musul operasyonlarına katılmak için ABD’ye yaptığı “onu alma beni al” teklifleri.... Akıl oyunları, strateji kurma, rasyonel akıl. Peeeh, peeeh,

Yandaş Müderrisoğlu Bab meselesinde doğru tespitte bulunuyor. Bab’ta ÖSO başarılı olamazsa; Asker oldum piyade, Mehmetçik nöbete...

Ya gönüllü oldukları RAKKA? Tam bir tuzaktır. Rakka Suriye’nin doğusunda bulunuyor. Türkiye’nin önerdiği kara gücü ÖSO veya Türk askeri Rakka ’ya nereden girecek. Kaç km? Ya EL BAP üzerinden(burasının alındığında) Ya da KOBANİ- TELABYAT üzerinden. Bu stratejide iki yol var. Ya PYD’yi tanır kabul edersiniz, ya da çatışırsınız. Bunun sonuçları içerde nelere sebep olur? Asker stratejitsler “Siyasette de askerlikte de en önemli stratejik kural hedef prensibidir. Bunu göz ardı ederseniz kaybolursunuz” diyor. Türkiye’nin hedefi Rakka mı, yoksa toprak bütünlüğünü korumak mı?” 

MUSUL operasyonuna katılma aşkı: Irak merkezi yönetimi, Kürtler, İran Türkiye’nin katılmasını istemiyor. Ne yapacaksınız?

Son olarak; Suriye’de ne kadar kalınacak? Nasıl çıkılacak? Mehmetçik Arap çöllerinde ne için şehit olacak? Analar Yemen'den sonra Cerablus Türkülerini hangi vatan toprakları için yakacak? Hafızamız vicdanımızdır. Hafızasını kaybeden vicdanını kaybeder. Dönün ATATÜRK’ÜN “savaş zorunlu olmadıkça vahşettir” sözüne “Yurtta sulh cihanda sulh” umdesine vicdanınızı kurtarın. Ama siz iktidarınızı kurtarmaya çalışıyorsunuz.

 

Türkiye’yi yöneten siyasal İslamcı aklın, başından beri yürüttüğü Yeni Osmanlıcı, yayılmacı politikalardan geriye dönüşü diye bir şey yoktur. Aksine asıl gerçek, yürütülen siyasetle; ABD ile arayı düzeltip “göklerden gelen karar” da bu yönde olursa; Halep sınırından başlayıp Türkiye sınırının altında 90x50 km’lik bir coğrafyasında uçuşa yasak bir güvenli bölge kurdurula bilinirse, ABD’nin doğrudan desteği ile oluşturulan Kürt koridorunun en azında Fırat’ın batısına geçmesi önleyebilirse, iktidarlarını konsolide etmek,  hatta kazandıkları ‘başarıyı’ yeni seçimlere havale ederek başkanlık rejimine geçmektir.

Kıssadan hisse, “Ortadoğu bataklığı”na daldıysanız, ister etnik, ister dinsel saiklerle olsun; otoriter ya da totaliter güzergâhlarda debelenmeniz kaçınılmazdır.  Savaşlar diktatörlük doğurur. Türkiye bu badireden Cumhuriyetin temellerini sağlam attığı, kurucu babaların koyduğu dış politikalara dönerek bu maceradan kısmen kurtulabilir. İlk seçimlerde de AKP’yi iktidardan indirerek klasik demokrasi rotasına dönebilir. Yegâne çare laik, demokratik, toplumcu sol bir cumhuriyettir. Mücadeleye devam.

Haydar ÜNSAL


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Cemil Yılmaz

    Cemil Yılmaz 18.10.2016

    Günümüze ve geleceğe ışık tutan güzel ve katıldığım bir yazı.Yazara ve Kaan Arslanoğlu'na teşekkür ediyorum.

  • Hürriyet Yaşar

    Hürriyet Yaşar 06.10.2016

    Benim kaygılarımın kaynağı olan bütün çelişkilerin varlığını doğrulayan, "ABD'ye rağmen..." diye giden ve hepimizin katılması istenen sevinçli söylemlerin içindeki çelişkilerin tartışılmasının istenmediğini gösteren, uzunluğunu da hak eden bir yazı bu. Okuyan paylaşmalı, önermeli. Çünkü toz duman içinde göz gözü görmesin, neler yapıldığı anlaşılmasın, her kesim onaylasın, kimse sorgulamasın isteniyor. Haydar Ünsal imzasının sahibine de, Kaan Arslanoğlu'na da teşekkürler.

  • yusuf bodur

    yusuf bodur 05.10.2016

    otuz iki kısım tekmili birden. Ne olup bittiğini ve nelere gebe olduğunu konunun karmaşıklığı göz önüne alındığında; bu kısa yazı ile bundan iyi açıklamak çok zor.Teşekkürler

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.