KİMYASAL PROVOKASYON

KİMYASAL PROVOKASYON

Sunu: Konu, Suriye rejiminin muhaliflere ve sivillere karşı sık sık kimyasal silah kullandığı iddiası. Ta başından beri propagandayı yürüten ABD. Bizim iktidar ve medyamız da iştahla ABD’nin yanında. Ama acaba? Böyle bir şey gerçekten var mı? Ya da varsa kimyasal silahları Esad rejimi mi kullanıyor? Yoksa?

 

Büyük Ortadoğu Projesinde ABD’ye kafa tutan diktatörler hep benzeri kampanyalar sonucu askeri saldırılarla düşürüldü… Güya Saddam’ın korkunç bir nükleer gücü vardı… Güya Kaddafi kendi halkını ikide bir kitle katliamıyla yok ediyordu… Bildik Amerikan, emperyalist yalanları…

 

Sait Kaya, tam da konunun yeniden alevlendirildiği bugünlerde eski bir yazısına ekler yaparak bilgileri güncelledi.

İşte işin kamuoyuna bahsedilmeyen farklı bir tarafı:  

 

KİMYASAL PROVOKASYON     

 

(Bu yazı ilk defa 01.10.2013 tarihinde, şimdi artık yayında olmayan ekonominingundemi.com sitesinde “Türkiye Kimyasal Saldırı Suçlamasıyla mı Karşı Karşıya Kalacak?” başlığıyla yayınlanmıştır.)

 

Tarih: 21 Ağustos 2013... Suriye'nin başkenti Şam'ın dış mahallelerinde bir kutunun kapağı açılıyor. İçindeki ölümcül gaz, rüzgârın da etkisiyle çevreye yayılmaya başlıyor. Sonrasını hepimiz biliyoruz. İzlerken gözyaşlarımızı kontrol edemediğimiz, sıra sıra yatan ölü çocukların görüntüleri... Ayrıntılı bir tasvire girişmek, aynı duyguları tekrar yaşatıp hepimizi üzmekten başka bir işe yaramaz. Bu yazıda, üzüntü dışındaki duygulara ve akla daha çok ihtiyacımız olduğunu göstermeye çalışacağım.

 

Medyamızın -sıkça kullandığım bir deyimle "Necip Türk Medyasının"- önemli bir bölümü, ertesi günü bu alçakça katliamdan Esad yönetimini ve Suriye ordusunu sorumlu tutan manşetlerle çıktı. Bugüne kadar da aynı çizgide bir yayın politikası izlendi. Hatta bir ara, ABD yönetiminin, kimyasal silah kullanımının "kırmızı çizgi" olduğu yolundaki açıklaması gereğince Suriye'ye yönelik bir saldırı başlatmasını beklemeye başladık. Birkaç gün boyunca da, bu saldırı hava harekâtıyla mı sınırlı olacak, Türkiye buna katılacak mı gibi sorular eşliğinde bu süreç daha da gergin bir bekleyişe dönüştü. Sonra ne olduysa oldu, birdenbire Rusya'nın bir öneri getirdiğini ve Obama'nın da bu öneriye dört elle sarılarak Suriye'ye yönelik saldırıdan vazgeçtiğini gördük. Birkaç gün sonra anlaşıldı ki Sen Petersburg'daki G-20 zirvesinde, yanyana poz verip vermeyecekleri tartışılan Obama ve Putin, bir zamanlar Rus Çarlarının kışlık sarayı olan ihtişamlı yapının koridorlarında bir süre kolkola yürümüşler. Artık nasıl bir kolkola yürüyüşse, Putin bu sırada Obama'yı vazgeçirmeyi başarmış.

 

ABD'nin Suriye'ye saldırmaktan neden vazgeçtiği, Rus önerisinin ne anlama geldiği, Obama'nın neden bu öneriyi çabucak kabullendiği gibi hususlarda ayrı ayrı ve uzun değerlendirmeler yapılabilir elbette. Nasıl ve nereden elde edildiği belli olmayan "Ortadoğu Uzmanı", "Strateji Uzmanı" gibi unvanlarla, "Filanca Stratejik Araştırma Merkezinin feşmekanca masası başkanı" gibi şatafatlı sıfatlarla her gün aklımızı taciz ve zekâmızla alay eden çok sayıda akademisyen ve gazeteci bunu fazlasıyla yapıyor. Biz ise bugüne kadarki tüm yazılarımızda yaptığımız gibi, spekülasyonlara ve çeşitli güç merkezlerince ortaya atılan tezlere kapılmadan, belgelere ve somut olgulara dayanarak olan biteni anlamaya çalışacağız.

 

Bu noktada daha önce bu köşede üç ayrı yazıyla sunduğum bir süreci hatırlatmak istiyorum.

 

 9 Mart 2012, “Amerikan Ergenekonu İşbaşında”,

 

4 Mayıs 2012, “İsrail Başbakanı'na "Neden Yahu" Diyenler Necip Türk Medyasında Yine Yok”,

 

7 Haziran 2012, “Amerikan Ergenekonunun 1 Numarası Belli Oldu”. (**)

 

Bu yazılarımda biraz da esprili bir dille, Özgürlükler Ülkesi(!) ABD'de "Askerî Vesayet"(!) tehlikesinin nasıl başgösterdiğini, 8 tane emekli general tarafından Obama'ya İran'a saldırmaması yönünde verilen muhtırayı, bu eğilimin yayılması sonucu İsrail Genelkurmay Başkanı'nın da aynı konuda kendi başbakanına karşı yaptığı çıkışı, İsrail'in çeşitli istihbarat kurumlarının yöneticilerinin de buna katıldığını anlatmıştım. Daha sonra bütün bu gelişmelerin arkasındaki kişiyi ve bu kişinin sözcülüğünü yaptığı çevreleri de saptayarak süreci yorumlamaya çalıştım.

 

Şimdi aynı sürecin devamı olarak değerlendirdiğim bir belgeyi sunacağım.

 

Obama'ya Muhtıra Üstüne Muhtıra!

Seçilmesini kurbanlar keserek kutladığımız Özgürlük ve Demokrasi Evliyası Hüseyin Obama, daha 1,5 yıl önceki muhtıranın şokunu atlatamadan ikinci muhtırayla yüzyüze geldi. Önceki olayda 8 emekli general, ABD'nin önde gelen bir gazetesine tam sayfa ilan verme yolunu seçmişlerdi. Biz de buna "muhtıra" yorumunu getirmiştik. Bu seferki adıyla sanıyla Muhtıra oldu.

 

Veteran Intelligence Professionals for Sanity (VIPS, Sağduyu için emekli istihbarat profesyonelleri) adlı kuruluş bünyesindeki 12 emekli istihbaratçı ve asker, "Is Syrie a Trap?" (Suriye Bir Tuzak mı?) başlığı altında ve bizzat kendileri tarafından yapılan Memorandum nitelemesiyle doğrudan Başkan Obama'ya iletilen bir muhtıraya imza koydular. Haber 6 Eylül 2013 tarihinde, Consortiumnews adında ve "Bağımsız Soruşturmacı Gazetecilik" logosuyla faaliyet gösteren bir internet sitesinde yayınlandı.

 

Bu gelişmeden haberdar olmamı ise Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'a borçluyum. Geçtiğimiz günlerde Lavrov'un, "Biz ayrıca eski CIA ve Pentagon çalışanları tarafından Başkan Obama’ya gönderilen ve Suriye hükümetinin kimyasal silah kullandığı iddiasının düzmece olduğu söylenen açık mektubu da biliyoruz." şeklindeki ifadelerini okuyunca, kısa bir araştırmayla yukarıdaki haber sitesinde yer alan muhtıra metnine ulaştım.

 

Biraz aşağıda kısmî bir çevirisini sunacağım bu metin, 7 Haziran 2012 tarihli yazımda yer verilen ve Henry Kissinger tarafından, “Amerika kendini, antidemokratik bir hükümete karşı ‘her’ halk ayaklanmasına destek vermeye zorunlu mu hissediyor?” şeklinde dile getirilen sorgulamayla birlikte değerlendirilmelidir.

 

Büyük Ortadoğu Projesi’nin yenilenen stratejisi

11 Eylül 2001 darbesini kurgulayarak Afganistan ve Irak saldırılarının yolunu açan güçlerin, bu süreçten çıkardıkları bazı dersler sonucu, bu sefer daha farklı bir strateji izledikleri anlaşılıyor. Önce bu değişikliğe neden olan "dersleri" sıralarsak, bunların ışığında bugünkü stratejiyi anlamamız kolaylaşacaktır:

 

1- Afganistan ve özellikle de Irak saldırılarının maliyetleri;

 

a) Ekonomik maliyet: Clinton'un danışmanlığını da yapmış olan Nobel ödüllü iktisatçı Joseph Stiglitz'in ifadesiyle 3 trilyon dolar,

 

b) İnsani maliyet: Cephede ölen binlerce asker ve buna yakın sayıda gerçekleşen asker intiharlarının yarattığı toplumsal tepkiler;

 

c) Siyasi maliyet: Dünya genelinde ABD yönetiminin önemli ölçüde meşruiyet ve güven kaybına uğraması ve tüm dünya halklarında zirve noktasına çıkan ABD düşmanlığı.

 

2-) Irak saldırısının da gerekçesi olarak ileri sürülen kitle imha silahları tezinin koca bir yalan olduğunun ortaya çıkması. Hatırlanacağı üzere dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Irak'ın elinde bulunduğu söylenen kitle imha silahlarına dair Birleşmiş Milletler'de gösterişli bir sunum yapmıştı. Irak bir harabeye dönüp yüzbinlerce insan öldükten sonra aynı Powell, "CIA bizi yanıltmış, tüm dünyadan özür diliyorum" diyerek kitle imha silahlarıyla ilgili tüm iddiaların asılsız olduğunu itiraf etmişti.

 

11 Eylül saldırısını haber alamadığı suçlamalarıyla zaten yıpranmış olan CIA'nın itibarı, bu olaydan sonra tümden yerlerde sürünmeye başlamıştı. Anlaşılan o ki CIA bürokrasisi bir kez daha günah keçisi ilan edilme tehlikesine karşı şimdiden bir direnç geliştiriyor. Şüphesiz bu direnç, sözünü ettiğimiz strateji değişikliği kapsamında ortaya çık(arıl)ıyor.

 

Öte yandan, Güneydoğu Asya üzerinden Çin’e yönelik büyük bir kuşatma stratejisi oluşturmaya çalışan ABD’nin, artık Asya-Pasifik bölgesine ağırlık vermek istediğini ve Ortadoğu meselelerini mümkün olan en az maliyetle çözmeye çalıştığını da not edelim.

 

Bütün bu etkenler ışığında emperyalist güç merkezlerinin yeni stratejisi, devirmek istedikleri rejimlere karşı doğrudan askeri harekâta girişmek yerine, geçmişte Libya ve şimdilerde Suriye örneğinde olduğu gibi, ülke içinde silahlandırdıkları çeteler eliyle bu rejimleri yıpratmak ve devirmek şeklinde özetlenebilir. Hedef aldıkları ülke içerisinden devşirilen grupların yanı sıra, zaten kendi imalatları olan ve yıllardır kullanageldikleri El Kaide ve uzantıları gibi "ithal" çetelerin de bu amaca hizmet ettiğini görüyoruz. Şüphesiz bu stratejide, bölge ülkelerine de istihbarat, lojistik ve askeri alanlarda önemli roller düşüyor. Ünlü vurguncu Soros'un, "Türkiye'nin en önemli ihraç ürünü ordusudur." sözünü hatırlarsak bu süreçte Türkiye'ye biçilen rol daha iyi anlaşılır. Eh paralar da petrol zengini Arap şeyhliklerinden gelince, oldu sana bedava BOP. Yeni adıyla “Arap Baharı”…

 

Şeyhler deyince, kadınların araba kullanmasını yasaklayan Suudi yönetiminin, “Suriye’de demokrasi yok” demesi de ayrı bir komedi.

 

"Muhtıra"da Türkiye'ye yönelik neler var?

Söz konusu "Memorandum"un Türkiye ile ilgili kısımlarındaysa, yazının başlığında da vurgulamaya çalıştığımız gibi, bundan çok daha ciddi ve ileride çok baş ağrıtabilecek suçlama ve tespitler yer alıyor.

 

Memorandum, Obama yönetiminin 21 Ağustos'ta Şam yakınlarındaki kimyasal saldırıdan Suriye hükümetinin suçlu olduğuna dair "sözde" (supposedly) yüksek güvenine rağmen, bir düzine eski asker ve istihbaratçının topladığı ve "Resmî Hikaye'yi kesip atan" (that undercats the Official Story) bilginin Başkan Obama'ya anlatımıdır, nitelemesiyle sunulmuş. Türkiye'ye dair kısmı, "The Intelligence" (İstihbarat) alt başlığı altında yer alıyor. 


Aşağıda bu kısmın benim tarafımdan yapılan bir çevirisini sunuyorum. Orijinal metni görmek isteyen okuyucular, yazının sonunda haberin yayınlandığı internet sitesinin bağlantısını bulabilirler. Muhtemel çeviri hatalarını düzeltmek ve metnin tümünün çevirisine katkıda bulunmak isteyen okuyucular olursa sayfanın altındaki yorumlar yoluyla ulaşabilirler.


 

“The Intelligence

Ortadoğu'da (çoğunlukla Suriye muhalefeti ve destekçileriyle ilişkili) pek çok kaynak, 21 Ağustos'ta gerçekleşmiş olan kimyasal olayın, Suriye muhalefeti ve onun Suudi ve Türk destekçileri tarafından önceden planlanmış bir provokasyon olduğu hususunda güçlü bir emare sağlıyor. Amacın, ABD'yi savaşa sokacak türden bir olay yaratmak olduğu bildirilmektedir.

 

Bazı raporlara göre, kimyasal silah içeren kutu, Şam'ın banliyösüne getirildikten sonra açıldı. Hemen yakınındaki bazı insanlar öldü, diğerleri yaralandı.

 

Bölgede kimyasal silah taşıma yeteneğine sahip bir Suriye füzesinin ateşlendiğine dair güvenilir kanıtlara sahip değiliz. Aslında bunun, kimyasal silahlar konusunda uzman bir Suriye askerî birliği tarafından yapılan bir saldırı olduğu iddiasını destekleyen inandırıcı kanıtlar olmadığının farkındayız.

Buna ek olarak, Batı destekli muhalif güçlerin, büyük bir askerî kaos (a major irregular military surge) için Türkiye'de önceden hazırlıklara başladığını, 13-14 Ağustos 2013 tarihinde öğrendik. Üst düzey muhalif komutanlar ve Katar, Türk ve ABD istihbarat yetkilileri arasındaki ilk toplantı, Türk askerî garnizonuna dönüştürülen ve şimdi Özgür Suriye Ordusu ve dış destekçileri tarafından komuta merkezi ve karargâh olarak kullanılan Antakya'da (Hatay ili) gerçekleşti.

 

İstanbul'dan gelen üst düzey muhalif komutanlar, yakında tırmanacak olan çatışmalar üzerine, savaşın gidişatındaki hangi gelişmelerin Suriye'nin ABD önderliğinde bombalanmasına yol açacağı hakkında bölgesel komutanları önceden bilgilendirdi.

 

Üst düzey Türk, Katar ve ABD istihbarat yetkililerinin katıldığı Antakya'daki harekât eşgüdüm toplantısında Suriyelilere bombalamanın birkaç gün içinde başlayacağı söylendi. Muhalefet liderlerine, ABD bombardımanından yararlanmak, Şam üzerine yürümek ve Beşşar Esad hükümetini düşürmek için güçlerini hızlı bir şekilde hazırlamaları emredildi.

 

Katar ve Türk istihbarat yetkilileri, Suriye bölgesel komutanlarına önümüzdeki saldırı için bol miktarda silah sağlanacağı güvencesini verdi. Ve 21-23 Ağustos tarihlerinde tüm muhalefet kampları kapsamında benzeri görülmemiş bir silah dağıtım operasyonu başladı. Silahlar, ABD istihbarat yetkililerinin sıkı gözetimi altında, Katar ve Türk istihbaratının kontrolündeki depolardan dağıtıldı.”

 

Muhtıra’nın arkasındaki güçler

Bir grup emekli asker ve istihbaratçının, çok sağlam verilere dayanmadan, doğrudan ABD başkanına yönelik böyle bir metne imza atmayacağını düşünebiliriz. Ayrıca dayandığı verilerden bağımsız olarak böyle bir muhtıranın verilmiş olması bile, bu metne imza koyan 12 kişinin, hangi güç merkezlerinin sözcüsü olduğunu sormamızı gerektirir. Herhalde entelektüel faaliyet olsun diye yazılmadı bu metin. Bu noktada bir kez daha yukarıda tarih ve başlıklarını sunduğum önceki yazılara vurgu yapmamız gerekiyor.

 

6 Eylül'de yayınlanan ve üç haftadır "Necip Türk Medyası"nda hiç bahsedilmeyen muhtıranın bir bölümü işte böyle. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov'un ifadeleri olmasa belki de Türkiye'de kimsenin dikkatini bile çekmeyecekti.

 

Medya eliyle yürütülen psikolojik harekât

Hiçbir egemen güç, sadece zorbalık ve şiddetle egemenliğini sürdüremez. Bir şekilde halkın rızasını ve onayını kazanmak zorundadır. İşte tam bu noktada, ünlü filozof Noam Chomsky'nin tanınmış eserinin de adı olan "Rızanın İmalatı" süreci devreye girmektedir. Bu "imalat" sürecindeki temel yöntem, eskiden "psikolojik harekât" denilen, şimdilerde ise daha kibarca "kamu diplomasisi" olarak adlandırılan eylem ve söylemlerdir. Bu eylem ve söylemlerdeki en önemli rol de şüphesiz medya ve akademia tarafından oynanıyor.

 

Medyada “Suriyeli Muhalifler” adıyla, Esad rejimine karşı sözde demokrasi mücadelesi veren bir güçmüş gibi sunulan çeteler, 15 yaşındaki çocukları kurşuna dizen, insan boğazlayıp videosunu internette yayınlayan, öldürdüğü Suriye askerinin kalbini çıkarıp dişleyen yaratıklardan oluşuyor. Bu katiller, savaşlarda bile hedef alınmayan okul ve hastane gibi yerleri bombalıyor, çocukları ve hastaları öldürüyor. Bu saldırıları da bizzat üstlendikleri halde, medyada bu katliamlar, Esad rejimi tarafından yapılıyormuş gibi gösteren yayınlar izliyoruz.


2 hafta önce de Tunus İçişleri Bakanı, cihatçı şebekeler tarafından kandırılan Tunuslu kadınların, seks kölesi olarak Suriye’deki El Kaide uzantısı örgütlerin eline düştüğünü ve 24 saatlik nikâhlarla bu çeteler arasında “takas” edildiğini açıkladı. İşte bu sapık sürülerinin Ortadoğu’ya demokrasi getireceğini söylüyorlar!

 

Özellikle dinsel konulara duyarlılıklarıyla öne çıkan bir kısım medyaya şimdi soralım: Cinayeti kimin işlediğini gördüğü halde parmağını uzatıp başkasını suçlamak hangi dinde var? Herhalde onca "uzman"ın içinden bu soruya da cevap verecek bir ulema çıkar...

 

Geçtiğimiz günlerde aramızdan ayrılan büyük sanatçı Tuncel Kurtiz, o eşsiz sesiyle okuduğu şiirde, "Bağdat'ta yanan çocuğun acısı kadar acımasız olacağız bu kovboylara" diyordu. Bizdeki liberal görünümlü faşistler ise bu kovboyların gönüllü seyisliğini yapıyorlar.

 

Bütün bu saldırı ve katliamları, "demokratikleşme", "Arap Baharı" gibi ambalajlarla bize yutturmaya çalışan gazeteci, aydın, akademisyen kılığına girmiş ideoloji despotlarını Tarih affetmeyecektir. Kanla beslenen "Küresel Çete"nin bu demokrat yüzlü ajanları, insanlık vicdanında ebediyen mahkûm olacaklardır. Bu yazıdaki maksadımız ise bu mahkûmiyetin sadece insanlık vicdanıyla sınırlı kalmayabileceğini ve uluslararası hukuktan doğabilecek sonuçları hatırlatmaktan ibarettir.

 

10.04.2018 tarihinde yazıya yaptığım ekleme: Suriye rejiminin kimyasal silah kullandığına dair provokatif spekülasyonlar ve bunlara dayalı olarak gerçekleştirilebilecek Suriye’ye yönelik bir emperyalist saldırı; her şeyden önce Fırat Kalkanı ve Afrin harekâtlarıyla Türkiye’nin elde ettiği bütün kazanımların boşa gitmesi anlamına gelir. Bugün Tomahawk güzellemesi yapan birtakım gafiller, farkında olmadan, Suriye harekâtlarındaki tüm şehitlerimizin boş yere yaşamını yitirmiş olacağı bir durumun ortaya çıkmasını teşvik ediyorlar. Gafletle ihanet arasındaki çizgi bazen çok incedir.

 

2002 yılında BM Genel Kurulu’nda ABD Dışişleri Bakanı Colin Powel’in, Irak’ın elinde bulunduğu iddia edilen kitle imha silahları hakkında yaptığı şov-sunumu tekrar hatırlatmak isterim. Bütün bu iddiaların yalan olduğu ortaya çıktığında Powell, “CIA bizi yanıltmış, çok utanıyorum” mealinde bir açıklamayla dünyadan özür dilemişti. Lakin arada Irak harabeye dönmüş, 1 milyondan fazla insan yaşamını yitirmiş, Iraklı çocuklar organ mafyası ve çocuk pornocularının eline düşmüştü. Bâde harab-ül Basra…

 

O gün Irak’a yönelik ABD saldırısını savunan ve emperyalist saldırıya karşı çıkanları da “Saddamcı” olmakla suçlayan haysiyet yoksunu tiplerin bugünkü medyadaki benzerleri, şimdi Suriye için aynı yalanlar üzerinden yaygara yapıyorlar. ABD saldırısına karşı çıkanlara da “Esadçı, Nusayri” v.s. diyorlar. Aynı filmi Libya’da da izledik ama ders alan kim. Yarın bu kimyasal saldırı iddialarının da yalan olduğu anlaşılacak. Lakin korkarım ki bu gidişle, Suriye’nin parçalanmış, Fırat Kalkanı ve Afrin harekâtlarının boşa yapılmış olacağı bir durum oraya çıkacak. O zaman birileri de Tomahawkları alıp kendinde kullanır artık.

 

BİLGİ NOTU: Birkaç gün önce Suriye-Doğu Guta-Duma’da gerçekleştiği iddia edilen kimyasal saldırı olayını yerinde incelemek için, Uluslararası Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü devreye girmiş durumda. Bu örgütün başında bir Türk vatandaşı olan Ahmet Üzümcü var. Ahmet Üzümcü aynı zamanda 2014 yılı Bilderberg toplantısı katılımcısı.

 

(**) Bahsi geçen bu yazıları, insanbu yönetiminin de mutabakatıyla en kısa sürede bilgilerinize sunmayı umuyorum.

 

Obama’ya verilen Muhtıra metninin orijinaline aşağıdaki bağlantıdan ulaşılabilir:

 

http://consortiumnews.com/2013/09/06/obama-warned-on-syrian-intel/

Sait KAYA

NOT: Sonradan eklenen yeni bağlantı: https://consortiumnews.com/2013/09/06/obama-warned-on-syrian-intel/


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Ç.

    Ç. 17.04.2018

    (Bkz: Ziyaret Et) emperyalizm güzellemesi yapan yazıyı yayınla sonra da ABD'yi protesto et. https://www.birgun.net/haber-detay/odp-ve-tkp-den-izmir-de-protesto-emperyalist-saldirganliga-karsi-suriye-halkiylayiz-212233.html

  • Bahadır Özdemir

    Bahadır Özdemir 15.04.2018

    Kimyasal bir tesis imha edildiğinde etrafa depolanmış kimyasallar yayılmıyorsa, buna bağlı olarak yüzlerce insan, kuş, kedi, köpek ölmüyorsa; siz buna rağmen yine de bombalanan yerlerin kimyasal tesisler olabileceğini düşünüyor ve filmdeki bu hatayı göremiyorsanız beyniniz kimyasal silahla öldürülmüş demektir. (B.Ö.)

  • Sait Kaya

    Sait Kaya 13.04.2018

    Geçmiş olsun. Umarım kolunuz çabucak iyileşir ve yazınızı da ilgiyle ve yararlanarak okurum. ABD saldırısını savunan elbette yok. Ben bunun altını çizerken (organ mafyası gibi konular gerçek dışı olsa bile) aslolanın emperyalizm karşıtlığı olduğunu vurgulamak istedim. Emperyalizmin saldırdığı ya da savaş çıkardığı coğrafyalarda en büyük zararı çocuklar görüyor. Afrika, Latin Amerika v.s. birçok ülkede bu durum açıkça görülen bir gerçek. Irak örneğinde, organ mafyası konusu, sözgelimi benim gazeteci tanıdıklarımın gözlemlediği 3-5 olaydan ibaret kalmış olsun, ne çıkar? Genel gerçeklik değişir mi? IŞİD’in seks kölesi yaptığı kadın ve çocuklar ortada değil mi? Bunlar arasında organ ticareti kurbanı olan hiç mi olmamıştır? Bu ticaretin benim ifade ettiğim gibi mi ya da sizin anlattığınız gibi mi gerçekleştiği bence önemsizdir. Lakin yine de yazınız çok yararlı olacaktır.

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 12.04.2018

    Anlaşıldı. Organ mafyası delüzyonları hakkında yazı yazmamız gerek. Problem değil. Ama kolumun ağrısı geçsin hele. Ha unutmadan, ABD saldırısını savunan yok ki burda. Var mı yoksa?

  • Sait Kaya

    Sait Kaya 12.04.2018

    Muhtıra linkini veriyorum. Eğer mümkünse bu linki yazının sonuna ekleyip bu yorumu silebilirsiniz. https://consortiumnews.com/2013/09/06/obama-warned-on-syrian-intel/

  • Sait Kaya

    Sait Kaya 12.04.2018

    Muhtıra metni aynı sitenin başka bir sayfasında mevcut. Bilgisayara geçince birazdan bağlantı vereceğim. Şimdilik komplo teorisi kurmaya gerek yok. Hatta önceki yorumumu silebilirsiniz. Organ gaspı ve çocukların hedef alınmasına dair gazeteci tanıdıklarımın verdiği net bilgiler var. İşgal döneminde Irak'ta adam kaybetmek zor veya riskli olmasa gerek. Kimin hesabını kimden soracaksınız? Velev ki bu iki husustaki iddialar tümden asılsız olsun. 1 milyondan fazla insan öldürüldü, onbinlerce insana akıl almaz işkenceler yapıldı, kadınlara tecavüz edildi. ABD saldırısı hiçbir koşulda savunulamaz.

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 12.04.2018

    Anılan ama şu an linkinden ulaşılamayan bildirinin konu edildiği (ve olumsuzlanarak konu edildiği) bi yazı var. Ona bu linkten ulaşabilirsiniz: (Bkz: Ziyaret Et) --- Yannııız, yazıda geçen bi ifadeye itirazım olacak. Iraklı çocukların çocuk pornosu sektörüne kurban gidip gitmediklerini bilemem. Ama organ mafyası işleri sandığınız (not "your chest") gibi değil. Irak önemli bi organ pazarıdır hala. Fekat yetişkinler donör olur. Ve gayet de rıza ile yürür o işler. Bu organizasyonları mafyatik, yapılan işleri gayri-etik bulabilirsiniz. Yine de, yapılan işlerdeki rıza gösterme hali, sizlerin oy verme süreçlerindeki özgürlüğünüzden daha kısıtlı değildir. Ben bildireyim de... Harbi bilirim bu sistemi. Çocuk kullanılmaz o işlerde. Adam kaçırmak da gayet manasız derecede riskli ve boş iştir. Değmez. Meraklısı olursa yazı bile çıkarırım da... Kolum ağrıyo. Hadi çüsss

  • Sait Kaya

    Sait Kaya 11.04.2018

    Yíllar önce bir ABD'li stratejin Türkiye ziyaretine dair bir yazı yazdığımda da aynı şey olmuş ve o ziyaret ve temaslardan söz eden sayfa 1,5 yıl kadar yayından kaldırılmıştı. Ben de yazıyı güncellerken baktığımda muhtıra metni yayındaydı, şimdi yok. Hakkınızı helâl edin. Başıma geleceklerden emperyalist küresel çete sorumludur. Mumcu, Hablemitoğlu ve Dink'i öldürenler kimse işte onlar.

  • editör

    editör 11.04.2018

    Vay canına, hay bin kunduz, sevgili Nihat Ateş. Yayına koyarken bizzat teyit ettim, var idi... Ne oldu acep? Yoksa Dünya İnsan BU'yu mu takip ediyor. :) :)

  • Nihat Ateş

    Nihat Ateş 11.04.2018

    Linkteki metin kaldırılmış, bilginize.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.