MUHALİFLER İKTİDARIN İŞBİRLİKÇİSİ… HEM DE TÜMÜYLE…

MUHALİFLER İKTİDARIN İŞBİRLİKÇİSİ… HEM DE TÜMÜYLE…

Doktorlar daha çok kendi branşlarıyla ilgili hastalıklara yakalanırlar… Evlerden ırak… Tek tek örnek verip saymayalım… Başka branşlara bulaşmayalım, psikiyatristlerle ilgili rivayet en yaygın bilineni.

Son yıllarda bu geleneğe uygun biçimde tırlattığımı düşünüyorum. Bir tür paranoya… Kafam biraz yatıştığında içgörü kazanabiliyorum, başka deyişle hastalığımı fark edip kabullenebiliyorum. Ama bu da insanı depresyona sokuyor. Paranoya daha iyi. Paranoyaklaştığım zamanlar ki dörtte üç böyle dönemlerdeyim, her şey pek açık görünüyor. Medyadaki kalbur üstü şahısların tamamına yakını ajan… Politik kişiliklerden neredeyse hepsi işbirlikçi. Hem de aynı anda birçok gücün işbirlikçisi… ABD’nin, AB’nin, AKP’nin, Almanya’nın… Bakın zaten birçoğu A ile başlıyor, bu rastlantı değil.

İşin tuhafı yıllardır bu ajanlığın, işbirlikçiliğin belgelerini, kanıtlarını da yayımlayıp duruyorum. Son derece açık seçik ve de uluortalar, bir o kadar da tutarlı ve mantıklı. Bunların tümünün hezeyandan ibaret bulunduğunu kimsenin böyle şeyleri takmamasından anlıyorum. İşte içgörü kazandığım, görece sakin o ara zamanlarda.

Kimse herkesin işine karışamaz… Yok, bu uygun düşmedi. Bilincim de dağılıyor az buçuk normal zamanlarımda… Uygun söz neydi bu durumu açıklayan. Hah, Dirican’dan duymuştum: Bu kadar çok insan yanılmıyor olamaz… Böyle miydi? Neyse, bırakalım aforizmaları.

Herkes AKP işbirlikçisi… Üstelik muhalif keskinlik artınca işbirliği düzeyi de artıyor. Her şey tezgah… Her şey oyunun parçası… Trajikomedi de değil… Öyle alengirli kavramlarla bir işi olmaz bizim milletin. Düz, salak kandırmaca. Seyircisi, oyunbazı hepsi işin içinde. Haşa, yanlış anlaşılmasın, seyirci de salak değil. Kahir ekseriyeti bunun  bir oyun olduğunu, kendilerine verilen kızgın muhalif seyirci rolünün de oyun olduğunu domuz gibi biliyorlar. Ya kandırılan kim peki? Tüm bu delaware kimin için? Benim için, belki bana benzer üç-beş bin kişi için…

Dedik ya, bu gazeteler, bu yayınlar, alayı tezgah… Muhalifler aslında iktidarda… İktidarda bir “iktidar iktidarı” var, bir de “muhalefet iktidarı”. Ballı börek düzenin nimetlerini, çikolatalı, meyveli, franbuazlı pastalarını paylaşıp duruyorlar. Franbuazlı pastalarını boğazda yiyip boğazlarını tıka basa dolduruyorlar. Bu olmadı, çağrışım bozukluğu, fikir uçuşması.. şizofrenide olur daha ziyade. Ziyade… Ziya: Işık demek. Ziyade ne demek, ışıkta demek mi? “Çok” ile ne alaka? Boşverin.

Şimdi diyorlar ki, üfürüyon, kanıt nerede? Dedik ya elli bin kere yazdık kanıtları. Ama muhalif kitlemize verilen senaryo metinlerine göre hep bu soruyu sormaları gerekiyor. Onlara da saygı duyuyorum, hepsi okumuş çocuklar, işlerini yapıyorlar, herkes işini yapacak! Ben şimdi kanıtları yeniden vereceğim, onlar da okuyor gibi yapacaklar… Ama yönetmen “okuyor gibi yap, okuma” dediği için okumayacaklar. Ben tekrar bir şey dediğimde onlar yine soracaklar. Çoğu sormaz aslında. Binde biri sorar. Çünkü binde doksan dokuza görev verilmiştir: İlgilenme, sorma, gözüne bir şey soksalar da görmemiş gibi yap. Sen texte sadık kal. İşte o sormakla görevli küçük bir grup yine soracaktır.

Şimdi her seferinde aynı şey aynı şey… Ben de böyle uyandım. Veya böyle tırlattım. Farkı nedir bilmiyorum. O halde yeniden kanıt, argüman, mantık vs. sunmaktansa başka bir yol deneyeyim.

Paranoyamın Güçlü Dayanakları

Şimdi diyorum ya, bu sözde muhalif yayınların hepsi tezgah… Buralarda yazanlar, haber yapanlar… Hepsi artist…

Niye diyorum bunu? Farkı göstermek için, benim, bizim dert ettiğimiz konuları, gündemleri özetleyeyim… Bir de bunlara bakın aynı bağlamda… Bizim dert edip yazdıklarımızı hiç bunlar dert edip yazmış mı? Bir tartın.

BİR - Bilirsiniz, seçim dönemleri bir hareket, bir umut, bir yüksekten atmalar… Muhalefette… Bir nane olmadıklarını bildiğimiz halde bizi bile gaza getirirler her seferinde… Destekleriz bir yığın mankafayı, ajanı. Mankafa veya ajan olduklarını bildiğimiz halde. Ama bir yandan da uyarırız. Bu seçimde de iktidar numara yapacak bak! Seçim galibiyeti oy sayımı demek değildir, kavga dövüş oyuna sahip çıkmaktır. Yok, derler, bu sefer şöyle sağlamız, böyle kararlıyız… Seçim gecesi ya kaybolurlar ya da biz kazandık diye sırıta sırıta koltuklarına sı… lar. Her sefer aynı, bazen de bir değişiklik yapın kardeşcağızlar. Peki o liderlerin o gece, ertesi gün ne yaptıklarını, niye böyle konuştuklarını, işin aslını astarını ben mi sorgulayacağım sadece? Bu yayınlar bu işler için çıkmıyor mu? Bu gazeteciler bundan kazanmıyor mu maddi manevi… Araştırsınlar, gündemden düşürmesinler, her gün kurcalasınlar. Bu çok önemli arkadaşlar. Tüm bu muhalefet liderleri bir şeyden mi korkuyor? Neden korkuyor? Korktukları halde neden hala o koltuktalar? Eğer korkmuyorlarsa o daha da kötü. Bu tezgah değil de nedir? Muhalif yayınların bu işin üstüne gitmemesi de işbirliğinin dik alası değil midir?

İKİ - Paranoya bu ya! Ben bunların herbirinin, muhalefetin elli ton grisinin, iktidarın, ABD işbirlikçisi olduğunu, herkesin patronunun aynı olduğunu düşünüyorum. Seçim öncesi, seçim sırası, seçim ertesi, seçim araları… Patron aynı olduğundan kelli tüm bizim yaşayıp gördüklerimiz havadan atılan iktidar senaryolarını kimin nasıl yakaladığı, birbirinden nasıl kaptığı, o hengamede nasıl okumaya çalışıp role yansıtabildiği ile ilgili curcunadır. Öyle bir hengame yaşanmaktadır ki, bazen küçücük bir muhalefet partisi, bir şekilde plonjon yapıp bloke ettiği metni hızla içselleştirmekte ve o dakikalarda adeta iktidarın merkezindeymiş gibi konuşabilmekte, ama kağıdı elinden kaptırmağılan birden bire yine eski keskin muhalefetine dönebilmektedir. Şimdi buna “komplo teorisi” diyecek bir yığın insanı hayal eder gibiyim. Bir Hollywood filmi kuyruğunda ya da Iphone’larını karıştırırken veya kola içip humburger yerken... Bunun başka türlüsünü düşünmek esas komplo teorisi.

ÜÇ - Bakın bir de HDP olayı var. Ülkede zaten normal zamanda HDPsever bir sürü Amerikanomanyak, katliamperver var. Seçim dönemleri katlanarak büyür sayıları. Neymiş, muhalefet hep bir olacakmış, CHP-HDP-İYİP vs. vs. bir olacakmış… 1+1+1+1+1= 5, iktidarda da var 5… Az buçuk fazla çalışma, 5.5’a 4.5 ilen AKP-MHP’yi düşüreceklermiş. Bin kere anlattık, on milyon kere anlamadılar. HDP evet 1 ama eksi 1… Ona yaklaşan eksiye geçer. Zaten AKP’ye karşı muhalefette asla güvenemezsiniz… Hadi güvendiniz, sizi yine eksiye sürükler. SAVAŞTAYIZ SAVAŞTA… İki taraftan elli binden fazla insan ölmüş… Ve bu savaş devam ediyor. Yüzlerce, binlerce, on binlerce sol teorisyen matematik hesabı yapıyor. Sözcü, Çölaşan, Özdil gibi ulusalcılar da bu zeka yarışmasına en önden katılıyor. Öbürleri bilmez de, bu son dediklerim gerçekten zekidir. Sonucu bilmezler mi? Bilirler… Ama sonra hepsinin patronu aynı, tüm bunlar ondan oluyor deyince, kızıyorsunuz.

Biz ne diyoruz. Her seçim ne diyoruz. Açık ve net: İsterse seçimde yüzde 70 alın. Bu iktidarı HDP ile birlik olana vermezler. Kim vermez, niye vermez… Gazeteci, medyacı, TV’ci, partici olan bunlar, onlar araştırsın bulsun. Araştırmaya bulmaya gerek de yok, her şey ortada… Seçimi kandırmaca için yapıyorlar. Sonuçlar önceden belli. Seçime muhalif girenler de tezgahın içinde. Tabii ki yazmazlar, konuşmazlar… Hepsi düzenin insanları, hepsi aynı patronun adamları…

DÖRT- Tek hayalleri şu: En aşağıdaki kitleden en üstteki lidere kadar. ABD, Almanya, AB… Üç A bir olacak, müdahale edip öteki A’yı yıkacak. Niye yapsınlar bunu! Böyle çok daha iyi. Bunu isteseler de hemen başaramazlar zaten, pek de istemezler öte yandan. Ne zaman çok isterler, ne zaman başarırlar. Bu her bir yanı yaralı, çökmüş, çörtlemiş iktidar muhalefettten daha alt düzeye indiği zaman. Güç olarak, vizyon olarak, karizma olarak, örgütlülük olarak… Bu bakımlardan şu an muhalefetin hepsini toplasan iktidarın yarısı etmez. Muhalefette gençlik yok bir kere gençlik… Muhalefet ihtiyar… Muhalif keskinler gençlerini çocuklarını pamuklara sarmışlar. Pamuklara sarılan gençler de olsa olsa Pamuk okur ve ancak bu kadar olur.

BEŞ - Muhalifler, en tepeden tırnağa… İktidarın ekonomisini pek iyi bilir ve sergilerler. Emperyalizm ile ilişkilerini, sınıfsal yapısını, zenginlerini, zenginlerinin zenginlik kaynaklarını, yolsuzlukları, hırsızlıkları… Döndürdüğü dolapları. Ya muhalefetin aynı şeyleri yaptığını neden görmezler. Pastayı birlikte yediklerini. Sözde muhalefetin sınıfsal yapısını neden anlatmazlar. Hepsini bildikleri halde. Sermaye gruplarıyla ilişkilerini, muhalif belediyelerde dönen dolapları.

Sözde muhalif medyanın uluslararası ilişkilerini bilirler de neden bilmezler. Tek tek insanlar bazında her şey apaçıktır aslında ama dokunma bile dokunmazlar. Hatta en keskin sol muhalif yayınlar bu işbirlikçilerden, ajanlardan kendilerine göz kırpanları nasıl da alır baş tacı ederler.  

Medyada, ulu aydınlar, popüler ünlüler katında, edebiyatta, sanatta… Meslek odalarında…  derinde demeyelim, az biraz altta, politika falan olmadığını veya politikanın tam da bu olduğunu, nasıl AKP-Muhalif Parti-Radikal sol farkı kalmadığını… bilirler de nasıl bilmezden gelirler. Birbirine kıran kırana girermiş gibi yapan sözde karşıt yazarların nasıl çıkar ortaklığına girdiğini… Anlattık bin defa… Kültür bakanlığı fonları, yazar pazarlama ağı, ödül şebekeleri… Hem muhalif! hem iktidarla kol kola starlar. Nasıl da bilir ama bilmezler. Bunları ortaya çıkaracak, belgesini koyacak (ki biz çok koymuşuzdur) tüm bu yayınlar, gazeteciler, sözde muhalif TVciler bilmem ne değil midir? Ama niye yapsınlar. Onlar da oyunun içindedir. Tüm bu Amerikan, Alman, Fransız kaynaklı, biraz da Rus ve Çin… medyadan, vakıflardan, uluslararası lobilerden informatif, maddi, manevi beslenen, aynı kaba işeyen güruh… Sadece birini söyleyeyim, 66’sını daha önce söylemiştik. CNN’de program yapan tüm medyacıların ABD bağlantısını araştırın. Tümünü diyorum. Mutlaka bir şey bulursunuz. Onlar oradan sözde kovulduğu zaman onlara kucak açan tüm “sol” yayınların ABD bağlantısını araştırın!

Tayyip Erdoğan İle Görüşmelerim.

En az üç-dört kez görüştüm kendisiylen. Birkaçı bayağı bir samimi havada geçti. Birkaçı biraz gergindi. Mesela birinde yan odada biriyle konuşuyor, ben de bu odada oturuyorum. Göz ucuyla da bana bakıyor. Birazdan kalkıp gidebilir, o zaman da yanımdan geçecek. Şimdi yanımdan geçip giderken ayağa kalkayım mı kalkmayayım mı? Normalde odaya bir genç bile girse kalkarım. Ama buna tepkiseliz ya, kalkmayayım diyorum. Neyse, konuşması bitti, tahmin ettiğim gibi tam yanımdan geçti. O esnada ben de kalkmakla kakmamak arası şöyle bir doğruldum, o da bana soğuk bir selam verdi, gitti. Başka birinde onun evindeyiz. Ailecek, çoluk çocuk, eşi hanımefendi de var. Tayyip dahil hiçbiriyle bir şeyler konuşmadım veya hatırlamıyorum, ama ortam son derece samimi, dedim ya. Niye bu samimiyet, ona da bir anlam veremiyor, biraz şaşkın etrafa bakıyorum güleç bir yüzle.

Uydurmuyorum. Bunlar oldu. Ama tabii rüyalarımda. Rüyalarıma niye giriyor, onu siz yorumlayın. Bir türlü gizli işbirliği arzusu mu, yoksa ünlü - önemli biri olma beklentisi mi? Freudyen izah getirenler de çıkabilir, ama peşin söyleyeyim onlara basarım küfrü. İşte bizim işbirliğimiz de bu düzeyde seyrediyor. Benden başka ne olsun?

Nereden aklına geldi bu rüyaları anlatmak derseniz, biraz manyaklıktan biraz da şu son İlber Ortaylı, Ara Güler tartışmalarından. Ben o tartışmaya girmeyeceğim.

Yalnız bir tek şey diyeceğim. Siyasi hasım güçlerin en tepesindekilerle görüşmek ayıplanacak bir şey değil. Cumhurbaşkanı veya başka bir üst makam sahibiyle. Önemli olan o görüşmeden önce ne çizgide, hangi duruştaydınız; görüşmeden sonra hangi duruş, ne çizgidesiniz.

Tabii bunlar herhangi bir duruş veya çizgi sahibi olanları ilgilendirecek şeyler. Duruş, çizgi denen şeyleri çocukluk oyunlarında bırakmış şahsiyetlere herhangi bir mesajım yok. Onları alkışlayanlara da sözüm yok diyecektim.. ama var.

Birçok yaramaz kişiyi ünlü, popüler, dokunulmaz, ne halt işlese ayıplanmaz kılan, onları alkışlayan kitledir. Ama bu kitlenin çok büyük çoğunluğunu uyarmaya da gerek bulunmamakta. Çünkü onlar kendi alkışlarına hayran, dahası aşıktırlar, onlar oyunun parçasıdırlar ve hatta bunu da bilmektedirler.

40-50 kişi kalmışsa eğer bu oyunun bir parçası olmak istemeyen. Onlara da alkışlamalarını, oyuna girmelerini öneririm. Çünkü direnmenin sonu paranoyadır. Paranoyada da bir numara yok. Kişiye kendini önemli hissettirmesine hissettiriyor, lakin o bile son derece sıkıcı bir şey…

Ama ben, siz ne kadar üstüme gelseniz de paranoyamdan dönmem…

Felek her türlü esbâb-ı cefasın toplasın gelsin

Dönersem ne olayım paranoya yolunda bir azîmetten                                                 

Son bir şey: Bir daha bana yansıyacak şekilde seçimlerden, hele ki oy vermekten bahsetmeyin. Kişiliksiz, nepotik partilerinize oy atıp durdum, dahası oy çağrısı yaptım 59 yaşıma dek. Yoksa fena dalga geçerim, incinirsiniz… Benden çok sayıda oyu  (nereden baksanız 5’e yakın) kaybettiniz şimdiden, bilesiz…

Not 1: Konuyla ilgili şu makaleyi de okuyabilir merak edenler: Siyasete İlgisiz Genç Kuşaklar ve Onların Aşırı Politik Ana-Babaları… İhtiyar Muhalefet… AKP’nin Hiç Takmadığı…  http://www.insanbu.com/Felsefe-Haberleri/712-siyasete-ilgisiz-genc-kusaklar-ve-asiri-politik-ana-babalari-ihtiyar-muhalefet-akpnin-hic-takmadigi

Not 2: Bir de şu var: Aldatılıyorsunuz… Muhalefette Zannettikleriniz Aslında İktidarda… http://www.insanbu.com/Siyaset-Haberleri/680-aldatiliyorsunuz-muhalefette-zannettikleriniz-aslinda-iktidarda-en-buyuk-kumpas-bu

Kaan Arslanoğlu


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Engin İnce

    Engin İnce 24.10.2018

    Okurken çok zevk aldım değerli hocam.

  • fahri kumbul

    fahri kumbul 24.10.2018

    Politikacıların, hele radikal tipli görünenlerin ağzından çıkan tek renkli sözcük, “Kırmızı çizgidir”. Ama hiçbirinin “Olmazsa olmazı” olmadığı gibi, yalamadıkları tükürük yoktur. Bence çocukların çizgileri hiç değilse daha eğlenceli. Örneğin seksek çizgileri..

  • Ahmet Ölmez

    Ahmet Ölmez 24.10.2018

    Osmanın rakısı bize iyi gelir.

  • Neo Paladyum

    Neo Paladyum 24.10.2018

    değerli kaan bey.. yazınızı okudum; içerik olarak çok beğendim ! Fekat.. çözüm yöntemleri konusunda mutabık değilim.. ! bence sizlerin bu çok değerli bilgileri; bu kesime aktarma, iletme konusunda yönteminiz yanlış ! 18 yy. sonlarındaki teknolojik ve bilimsel verilerle formatlanmış, kayıtlanmış, kilitlenmiş.. o dönemin materyalist madde dünyası hamuruyla yoğrularak, babaannesinin büyükbabasının teorileriyle nöron-snaps bağlantı genom haritalarını oluşturmuş iş bu insanlara.. fikir ve çözümlerinizi; kitap, web sitesi ve Feys'ten anlatabilmeniz mümkün görünmüyor.. bence iletişim yöntemini değiştirerek telgraf çekmeniz çözüme bir nebzede olsa çare olacaktır. İletişim uzmanı olarak nacizane önerim budur ! hörmetlerimi sunarım.

  • yusuf bodur

    yusuf bodur 24.10.2018

    Bu şamarları ve çok daha fazlasını kendi adıma hak ediyorum..İhtiyaç da duyuyorum daha sık ve şiddetli olması dileklerimle..Saygılar..

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.