EKREM İMAMOĞLU’NUN POLİTİK KİŞİLİĞİ VE YARATTIĞI SÜRÜ PSİKOLOJİSİNİN ÇÖZÜMLEMESİ

EKREM İMAMOĞLU’NUN POLİTİK KİŞİLİĞİ VE YARATTIĞI SÜRÜ PSİKOLOJİSİNİN ÇÖZÜMLEMESİ

BÖLÜM 1 –

Laf olarak bilinip, savunulan doğruların onda biri uygulansaydı dünya çiçek bahçesine dönerdi. Temel “doğruluk” sözlerini gayet iyi bildiğimizi “zaten o yoldayım” edasıyla birbirimize tekrarlarken her birimiz pek mükemmeliz de… Yaşamda bunların gereğini yerine getirmeye kalktığımızda “Dur orada” denir. “Aptallık etme.” “Siyaset böyle yapılmaz.” “Hayalciliği bırak!”

Milyonlarca kişi Marksistir mesela bu ülkede, güya… Ama tam da Marx’a ihtiyaç duyulduğunda kahir ekseriyeti ondan habersiz görünür. Büyük çoğunluk dindardır ama dinsel iyiligin tam da işe yarayacağı sırada bir avuç insanı zor bulursunuz. İzmir Marşı’nı okurken herkes Atatürkçüdür, amma ve lakin “emperyalizme karşı ideolojik savaş” dediğinizde “Bırak bu boş işleri, hayat öyle gitmiyor” diye söz ağzınıza tıkanır.  

Aslında pek de hayalci değilim ve insanı bu günübirlik milyonlarca siyaset dehasından çok daha iyi tanıyorum. Çünkü en başta onların ne olduklarını biliyorum.  Yaptığım şey de siyasetten önce insan olma mücadelesidir, doğru duruş, doğru yaşam felsefesi kavgasıdır.

Siyasette her zaman o günün çobanları ve o günün sürüleri vardır. Siz mesela “Siyaset kitleleri gütme sanatıdır” derseniz, “Ne harika, ne doğru laf” diye sizi alkışlarlar. Zannederler ki kendileri o gerçekliğin dışında ayrı, bir üst yerdedir. Bunun böyle olmadığını iki dakika sonra görürsünüz: Çoban onları ilk çağırdığında meleyerek koşarlar. Kimseyi suçlamıyorum, bu insan soyu olarak doğamızda vardır. Sürü psikolojisi genetiğimizde bulunur, ayrıca lider tapınıcılığı… Bu konuda çok sayıda kitap yazdım, esas alanımdır ve o kitaplar sadece Türkiye’deki siyasi, kişisel deneyimlerim üstüne değil, dünyadaki yığınla araştırma ve yayının üstünde şekillenmiştir. Arayışımız hem gerçekliği daha iyi görebilme, hem de “daha iyisi nasıl olur”un çözümlerine yaklaşma uğraşıdır. BAŞKA BİR SÜRÜ MÜMKÜNDÜR! Daha iyi, bilinçli sürüler. Başka tip liderler ortaya çıkabilir. Temel gerçeklik öğrenilir, buna uygun davranılır, dik durulursa şayet.

O yüzden gerek sürüye kapılanları, gerek iktidardaki lidere kapılanları, gerekse onlardan kurtulmak için yeni sürüler, yeni liderler arayanları anlayışla karşılamam doğaldır. Ama anlayışla karşılamak başka, gayet iyi görüp bildiğim gerçekleri saklamamı istemeleri, susmamı buyurmaları başka. Ekrem İmamoğlu’na oy verenlere de en ufak olumsuz bir şey demiyorum. Zaten şu yüzden de diyemem: Daha altı ay öncesine dek ben de onlar arasındaydım. Kütüğüm İstanbul’da olsa 31 Mart’ta belki ben de ona atacaktım. Zaten daha önce de Muharrem İnce beyefendiye oy vermiştim. Lakin Muharrem beye oy atarken de niye verdik, ne bekledik, ne alabilirizi söyleye tartışa oy vermiştim. Bu dönemde de son seçim öncesi en azından bir buçuk ay susarak ve de seçimin tekrarını yanlış bulduğumu belirterek İmamoğlu’na kendimce dolaylı destek sundum.

Ancak sürü, tıpış tıpış gidip oy vermemi, dahası seçimden sonra da eleştiriyi bırakmamı istiyor. İstemek şöyle dursun böyle davranmadığınızda kitlesel biçimde hakarete başlıyor. Tüm bu yalan dolan, karalama ve aşağılama teröründe Ekrem İmamoğlu’nun da kuşkusuz siyasal sorumluluğu büyüktür. Ne var ki bu yazı geçmişte çok yazdığım adli raporlar gibi nesnel, tarafsız ve bilimsel olmak zorundadır.  

Bu son seçimde toplumda, medyada, sosyal medyada dünya yalan rekorları kırıldı. Gerçekten abartmıyorum, gördüklerimiz iğrençti. Muhalefet iktidarı az farkla geçti. Kirli ittifaklara girmede iki taraf da sınır tanımadı. Muhalefet iktidara fark attı.

Şimdi bu iktidardan çok çekmiş insanlar olarak şu muhalefet profili iktidara gelse “her şey çok güzel olacak” diyebilir miyiz? Siz dersiniz de, ben diyemem. Yaşarsak, bir yıl sonra, üç yıl ve beş yıl sonra karşılaştırıp tartışalım. Eyy, yan çizici arkadaşlarım. Yalan üstüne bina edilmiş bir toplumdan güzellik beklenir mi?

Bunu sormak siyaset mi? Kötü, yancı, yandaş veya duygusal siyaset mi?

Hadi siyasetten ben anlamıyorum, öyle bir iddiam yok zaten… Sahtekar ve yalancı bir toplumda, ahlaksızlığa karşı amansız bir savaş açmadan iyilik yeşerir mi?

Bilim gelişir mi BİLİM? Yalancıların bizleri ezim ezim ezdiği yerde bilim gelişir mi? Edebiyat gelişir mi? Sanat? İyi insanlar yetişir mi? Siyasi olarak çürümüş bir ülkede toplumun da çürüdüğünü… Toplumun çürüdüğü yerde siyasetin çürüdüğünü her yıl yaşayarak görüyoruz. Ancak siyaseti sürüye kapılıp melemek zanneden büyük uzmanların, umut edebiyatı gazetecilerinin böyle şeyler umurunda değildir. Okumaz, okuduğunu anlamaz, küfürbaz, Batı yalakası bu büyük kitlenin iki paralık değerlerine savaş açmadıkça bu ülkeden güzellik çıkar mı?

Tüm bu yalan dolan, kirli ittifaklardan iktidar başta sorumludur, 17 yıldır iktidarda olduğu için ağırlaştırılmış sorumludur. Ama muhalefeti incelediğimizde en başta Kılıçdaroğlu ve İmamoğlu sorumludur.  

AKP iktidara gelirken de benzeri bir tabloyla karşılaşmıştık. AKP iktidarda iyice güçlenirken rüzgar dayanılmaz bir hal almıştı. AKP’yi eleştirmek demokrasi düşmanlığı, Kürt düşmanlığı, ırkçılık, faşistlik, ilkellikti o büyük kampanyada. Çiğnendik, sıfırı tüketmekten zor kurtulduk. Bire bir neredeyse bugünkü aynı güçler. ABD-AB medyası, gizli servisleri, büyük sermaye, Koçlar, Sabancılar, satılmış medya, sol yalaka medya, liberaller, sosyalistler vb.. Değil bizleri, koskoca “Kemalist” orduyu ezdiler geçtiler. Şimdi bu tsunami-vortex’i yaratanlar İmamoğlu girdabını yarattılar. Dün çürümüş toplumu daha da çürüterek nemalananlar onlardı, şimdi de aynıları. İçlerinde 90’lı kokuşmuş yılların siyasi liderleri, medyacıları bile var. Faili meçhuller döneminin içişleri bakanı bile var.

Sürünün dışına çıkmak, gerçeği anlatmak tabii yine en doğal görevimiz. Fakat bunu yaparsanız eğer, en hafifinden “duygusal” ve hatta “haris” diye suçlanırsınız. Girdaptan manen, maddeten yararlanmaya bakanlar ise “iyicildir”. İmamoğlu vortex’ine kapılan büyük çoğunluğa kötücül falan demiyorum. Bu son seçimde “yetti artık!” dediler, AKP’liler bile yüzbinlercesiyle İmamoğlu’na oy verdiler. Yetti artık, doğru, ama bizim görevimiz de tıpkı AKP’nin altın döneminde yaptığımız gibi bir süre sonra bir şeylerden pişman olacağınızı size anlatmak. Zaten iktidar anlamında bir değişiklik yok daha.. Bu dinamiklerden önceki yazımız, yazılarımızda epeyce söz etmiştik.  

Dedik ya, bu iş zor, sıkıcı, meşakkatli iştir. Bir getirisi yoktur, götürüsü her bakımdan çoktur. Vazifemiz olduğu için yapıyoruz. Bunu yapan aydınlar eskiden çokça bulunurdu. Güçlü sosyalist-komünist partiler sorunlara müdahale ederdi. Onların baskısı ortadakilere de bir çeki düzen verir, onların sağa fazla savrulmasını engellerdi. Şimdi o devirler geçti. Şimdi beş on kişi kaldık. Çok olsak herkes sorunun bir tarafından tutar, eleştiri yazılarımız da daha barışçıl, yumuşak, hafif çıkardı. Şimdi 100 yazarın yapacağı işi tek yazara bindirdiğinizden dolayı makaleler biraz yoğun ve sert geliyor. Mideye oturuyor. Bundan dolayı da kiminiz yine bizi suçluyorsunuz, kendi kabahatinizi bize atıyorsunuz. Doğaldır. İnsan BU.

Umarım en doğru ve en uygun zamanda tamamen kendi eşsiz sezgi ve duyarlılıklarınız sayesinde (biz söylediğimiz ve bugün öyle olduğu için değil, siz öyle uygun görüp durumun değiştiğine karar verdiğinizde) gerçekleri görürsünüz. Fakat ne yazık ki.. Her yalan salgını bir insanlık eksilmesidir ve ona kapılanların ruhlarında radyografiyle gösterilemeyen enfarktlar (dumur alanlar) oluşturur. O zaman henüz yalan enfraktları ile ruhları eksilmemiş yepyeni  kuşakları beklemekten başka çare yok.

Plastik bir gülümseyiş

Muharrem İnce’yi sevmiştim. Hakkında birtakım olumsuz şeyler de söyleniyordu, ama düz ve doğruca bir insan gibi görünüyordu. Suratı, konuşması CHP ortalamasına göre bir hayli candan ve doğaldı. İmamoğlu’nu ilk gördüğüm ve dinlediğim andan itibaren doğal ve yakın bulamadım. Belki yorgunluğumuzdan diye düşündüm. CHP ve Kılıçdaroğlu çok yordu bizi. Baştan onu da sevmiştik. Fakat konuşmalarını, o kabız tekrarlarını, söylemiyle  gerçekler arasındaki müthiş uçurumu izledikçe çökertti bizi. Kendisi, sonra Ekmeleddin bey, ardından Muharrem İnce… Yıprattılar muhalefeti.  

Devamla… 31 Mart’ta seçilene dek epeyce tanımaya başladım Ekrem İmamoğlu’nu. Seçimi kazanınca yayımladığım değerlendirme yazısında onun hakkındaki kuşkularımı, beklentilerimi, sorularımı sıraladım: http://www.insanbu.com/Siyaset-Haberleri/771-imamoglu-nasil-bir-lider

Sonraki süreçte ise bu raporu tastamam bitirecek kadar net bir kanaat oluştu bende. Ömünüzdeki süreçte hep birlikte izleyeceğiz. Yanlışımız çıkarsa düzeltiriz.

Evet, önce şu yapay gülüşü. Bu onun değil, seçim kampanyasının ve imaj meykırların eseri galiba diye düşünüyordum. Kampanya öncesi Ekrem İmamoğlu herhalde çok daha doğal yüzlü, içten ifadeli, doğru ve düz konuşan biriydi diye düşünüyordum.

Fakat gördüm ki 2016’da çıkan “Benim Sevgili Başkanım” adlı Ekrem İmamoğlu kitabının kapağında aynı gülümseme. Rötujlu, fotoşoplu gülümseme diyebiliriz buna. İmamoğlu’nun daha üç yıl önceden böyle bir kitap hazırlatması liderlik vasıfları açısından olumlu puan. Demek ki daha tanınmadığı yıllarda bile büyük düşünüyormuş. İleriyi görebiliyormuş.

http://www.milliyet.com.tr/anap-li-ailenin-chp-li-cocugu-siyaset-2798083/

O kitapta hayat hikayesi anlatılıyormuş. Ben Milliyet’ten özetini okudum. Başka kaynaklardan da biyografisini inceledim. Girip sizin de okuyacağınız ayrıntıları buraya koymayacağım. Benim içim önemli bazı satır başları yeterli.

Trabzonlu olan ailesi 1987’de İstanbul’a göçüyor. 90’lı yıllarda hızlı bir zenginleşme sürecine girdikleri anlaşılıyor. Sektör inşaat sektörü. Ekrem bey 70 doğumlu. Lise yaşamı, çocukluğu Trabzon’da geçiyor. Sporla uzun dönem aktif uğraşı… Okul yaşamı pek başarılı sayılmaz. Üniversite giriş sınavını kazanamayınca Girne Amerikan Üniversitesi’ne kaydını yaptırıyor. 3. sınıftan sonra yatay geçişle İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme bölümüne giriyor. Ve oradan mezun olup diplomasını alıyor. Bir özel üniversiteden de yüksek lisans belgesini alıyor.

Tayyip Erdoğan’ın diploması, Ekrem İmamoğlu’nun diploması…

Muhalefet uzun yıllardır Tayyip Erdoğan’ın diplomasına takmış durumda. Diplomasının sahte olduğunu, aslında diplomasız olduğunu ısrarla ileri sürenler var. İddialar ciddi, ama iktidar tarafı bu işi önemsemez, üstünde durmaz görünüyor. Muhalefet partileri zaman zaman atağa kalkıyor ve de sosyal medyada konu sürekli kaşınıyor. Şahsi fikrimi altta söyleyeceğim.

Muhalefet kanadı bunu yapar da iktidar kanadı durur mu. İktidardan yana gibi de durmayan ilginç bir gazeteci, Emre Erciş İmamoğlu’nun diplomasını kurcalamış. Yandaş basın da bu konuyu seçim öncesi hayli işledi.

https://www.siyasetcafe.com/imamoglunun-diploma-skandali-ortaya-cikti-hulle-mi-yapti-52426h.htm

Efendim konu şu: Üniversiteyi kazanamayan zengin çocukları o dönem bilhassa Kıbrıs üniversitelerini Türkiye üniversitelerine hülle yöntemi (yatay geçiş) ile transfer için basamak olarak kullanıyorlar. Öğretim üyelerinin çoğunun karşı çıkmasına ve de öğrencilerin isyan etmesine karşın fakülteler her yıl belli kısıtlı sayıda hülle kadrosu açıp bu öğrencileri alıyorlar. Yönetimin savunduğu şey şu: ABD ve Avrupa’daki önemli üniversitelerden öğrenci alırsak kalitemiz yükselir. Ama Kıbrıs üniversiteleri o dönem pek tercih edilmiyor kalite sorunu yüzünden. Kıbrıs’tan çok az sayıda öğrenci hülle yapabiliyor. İşte Ekrem İmamoğlu da az sayıdaki şanslı öğrencilerden biri. İyi ki şanslıymış, işte İstanbul’umuzun okumuş br başkanı oldu. Almanlar ise Hitler Viyana’daki Güzel sanatlar Akademisi sınavını kazanamadığı için çok şanssızdı. Her işte bir hayır, bazen de hayırsızlık vardır.

Tayyip Erdoğan’ın diplomasına gelince… Benim bildiklerim ve görüşüm şu: Erdoğan 1980 öncesi şu anda Marmara Üniversitesi Rektörlüğü olarak hizmet veren binada bulunan İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde  (Sultanahmet) öğrenci imiş. O yıllar çok kanlı siyasi çatışma yılları. Sonunda bizim taraf okulu işgal etmiş ve ülkücüleri okula sokmamaya başlamışlar. Tayyip beyin de içinde bulunduğu İslamcı kanat ise ortada kalmış. Bizimkiler bu kanattan kendilerine kısmen biat edenleri okula sokuyor, etmeyenleri almıyorlarmış. Biatın göstergesi ise devrimcilerin bastığı ders notlarını (teksirleri) alıp almamak imiş. Tayyip bey birkaç kez teksirlerin bulunduğu standa gelmiş , bizimkilerle konuşmuş, fakat biat etmemiş, teksir almamış. Devrimci hegemonya döneminde bir daha da okula gelmemiş. Bunu Kayıp Devrimin Öncesinde adlı romanımda yazmıştım. (2013) (O okuldan güvenilir arkadaşlarımdan birinden doğrudan duyum.) 80 sonrası okula tekrar geldi mi, kaydı yanmış mıydı, aftan mı yararlandı, diplomayı aldı mı.. bilmiyorum.

Ama böyle bir dönem için diploma sorgulamayı abes ve haksız buluyorum. Yahu o dönem öğrenim sistemi diye bir şey mi vardı? Siyasi hedefler ne yasa tanıyordu ne kural. Örgüte adam ve para kazandırmak için giriş sınavlarına başkaları yerine girip dururduk. Ben de kimleri nerelere soktum. Sağ da yapardı sol da. Şimdi baktığımda gayet çirkin ve ayıp bir davranış. Devrim için her şey mubahtı. Bizler de okul, mezuniyet derdinde falan değildik, kelle koltukta işimiz başkaydı. Gerçi o zaman bile etik kırmızı çizgilerimiz şimdikilere göre çok daha sağlam ve kalındı. Her neyse. Herkes sınavlara birbiri yerine girer, yoklamalara birbiri yerine imza atardı. Kaç arkadaşımız mezun olamadan öldü, kaçı hapse düştü, bir daha dönmedi. Bazıları aftan yararlandı, alelacele mezun edildi. 80 öncesinde 3 ay hızlandırılmış eğitimle binlerce kişi yüksek öğrenim bitirdi.. Falan.. Adamı kaç yıl okula sokmamışız, şimdi 40 yıl sonra birileri diyor ki: Okumuş mu okumamış mı? Diploması velev ki yok, o yılların haksızlıkları içinde sonradan alındı. Ne çıkar bundan. Bu kişi akademisyense hadi sorgulayın. Siyasetçi. O zaman da siyasiymiş. Anlayın işte.

Tayyip Erdoğan’nın diplomasını sorgulayacaksanız Ekrem beyin hüllesini de sorgulayın. Ya da ikisinden birden vazgeçin. Adalet bunu gerektirir. Bu ülkede hangi kurum gerçekten etik veya yasal işliyor ki! 

Aslında bu konuyu niye açtım? Hani Ekrem bey o tartıştığı esnaf gence “sen ne okudun?” diye sorduydu ya. O da “okumadım” deyince sosyal medyada “çomar.. çomar” diye bir yığın hakaretle bahsedilmişti ya… Ondan ötürü… Hatta bir site şöyle yazmıştı: “Ekrem Bey’in tartıştığı genç meğer Sorbonne mezunu, Oxford mastırlı imiş… Şaka la.. şaka .. bildiğin sığır…”

İmamoğlu’nda liderlik damarı var..

Bir süre sonra babasının kurduğu şirkette yönetici duruma gelen Ekrem bey, medyada fazla tanınmasa da yavaş yavaş liderlik karakterini konuşturmaya başlar.

Hakkında yazılan kitaptan öğrendiğimize göre ailesi ANAP’lıdır, fakat o, içindeki derin Atatürk sevgisi nedeniyle merkez sağ fikirlerden uzaklaşmaya, kendini CHP’ye, sosyal demokrasiye yakın görmeye başlar. (30 yaşından sonra.) Bu arada Trabzonspor kulübünde yöneticiliğe seçilir. Büyük bir kulüpte yönetici olabilmek eğer tanınmış bir spor adamı değilseniz hiç kolay değildir. Ya büyük zenginlik ya büyük kişilerden sıkı destek ya da üst düzey ilişki yetenekleri gerektirir, bazen üçünü birden. Sonrasında Beylikdüzü Belediye Başkanlığı. Belediye başkanlığı hele İstanbul gibi mega kentin bir ilçe belediye başkanlığı az deneyim getirmez ve oraya gelmek hayli yetenek ister. Demem o ki, Ekrem İmamoğlu bu son seçim öncesi birden bire ortaya çıkmış veya paraşütle indirilmiş bir yönetici değildir. Liderlik mayasını çok önceden belli etmiştir. (Bunu dedik diye abartanlara da hemen katılmıyoruz. Şu ana dek 3. düzey bir liderdi. Kendi başına bir politik çizgisi, mücadelesi, örgütlenmesi yoktu. Eğer oligarşi onu seçmese kesin değil, büyük olasılıkla o düzeyde kalacaktı.)

Ekrem beyin İBB adaylığı için uygun görülmesi de herhalde ince okunup sık dokunan bir sürecin sonundadır. Ama o aynı zamanda geniş bir ittifakın ortak adayıdır. Abdullah Gül ile eski tanışıklığı biliniyor. Onu Abdullah Gül’ün önerdiği veya en azından Abdullah Gül’le anlaşma sonucu adaylığının belirlendiği iddiaları güçlü. Mazbata geri alındıktan sonra Ekrem beyin Abdullah Gül’e “susmayın” çağrısı ve bunun karşılık bulması benim gözümde bu iddiayı doğruluyor. Ekrem İmamoğlu normal şartlarda CHP’nin sağ muhafazakar kanadında yer alacaktı. Ama onu “solcular” öne çıkardı! Atatürk’ü sevdiğinden kuşku yok, laik, ama aynı zamanda dindar bir insan. Böylesi özelliklerin liderlikte getirisi fazladır. Merkez bir parti için zaten makul bir şey.  Ancak İmamoğlu’nun dincilerle ilişkisi çok da alışıldık Atatürkçülüğe benzemiyor. Hakkında Suriyede’ki cihatçılara lojistik destek sağladığı doğrultusunda yoğun suçlamalar bulunan İHH hareketine Beylikdüzü’nde hayli destek vermiş, yardım tırları göndermiş. Zaten şimdi de bundan iftiharla bahsediyor. Başka yandan FETO medyasıyla gayet iyi ilişkiler, FETO dersaneleriyle dostluklar.. Ve bir yandan böyle olacaksınız ve bir yandan da CHP içindeki radikal Atatürkçülerle (pek bir azınlık kaldılar) ve dahası sözde sol HDPci hakim kanatla iyi anlaşacaksınız. Öte yandan İYİ parti’yi idare edeceksiniz. Başka taraftan FETO’yu, PKK-HDP’yi… Bu işlerin üst bir eşgüdüm, “üst akıl” bulunmadan yürümesi çok zor. Bugüne kadar başarıyla yürütüldü, İmamoğlu da orada büyük yetenek gösterdi… Fakat sonrası ne olur, bilinmez…

Bazen bir lider ilk çıktığı zaman küçümsenir. Bazense abartılır. İmamoğlu için bu geçtiğimiz aylarda her ikisi de yaşandı. Bazıları “Nereden çıktı bu adam, liderlik ömrü kısa olur” diye küçümsemeye çalıştı… Ama Ekrem bey onları yanılttı. Yine de sonrası bilinmez. Bir belediye başkanı olarak kalıp yatay bir başarı seyri mi izleyecek, yoksa tepelere mi tırmanacak? Bir yandan koşullar ve ittifak güçleri bir yandan kendi yeteneği belirleyecek bunu.

Bazen herkesin onaylayabileceği ve kimsenin kendine büyük rakip görmediği biri, geçici olarak bir yere uygun görülür. Bu kişi kimi zaman kendine verilen misyonu tamamlar ve sonrasında fişi çekilir. Bazense sadece kimse karşı çıkmadığı için oraya getirilen görece silik o lider kendini oraya getirenleri hakimiyeti altına alıp yerini perçinler… Hatta onu oraya getirenleri tasfiye eder. İmamoğlu’nda bu potansiyeli çok güçlü görmüyorum ama olmaz da demiyorum. Bir enerji var içinde.

Tabii şimdiden şişirenler, onu Atatürk’le bile kıyaslayanlar az değil. Kimi de bu girdabın yaydığı umudu abartıyor, adeta kanatlanıp uçuyor. Kimi inanarak yapıyor bunu, kimi de popülist dalgadan manen yararlanmak için. Maddiyatı şimdiden planlayanlar da hiç yok değil aralarında. Tuhaf tarafı, o abartılı ifadeleri kendi cephelerinden doğru dürüst eleştiren kişi görmüyorum. Onlar açısından da tehlikeli bir şey bu. Benim açımdan zaten külliyen “basitlik”. İşte önemli itiraz noktalarımdan biri daha: Tamam oy verin, başkan seçin… Ama ne bu.. koca koca adamlar.. yaşlı başlı kadınlar.. pop star fanı ergenler gibi çığlık çığlasınız!

Ekrem beyin hitabeti ve de imamın fikri:

Hitabeti çok iyi değil, ama iyi. İlerde gelişebilir. Zengin hitabet için yeterli donanımı yok. O da bir ölçüde gelişebilir. Fakat işi de olağanüstü zordu. Bir yandan yasal olarak iki partinin adayısınız, öte yandan başka bir parti sizi destekliyor, ama hem onlara teşekkür edeceksiniz, iyi şeyler söyleyeceksiniz, hem bunu belli etmeyeceksiniz. Öte yandan yasadışı iki oluşum FETO ve PKK sizi destekliyor, bundan hiç söz etmeyecek, onları kırmayacak, ama onlardan gibi de görünmeyeceksiniz. Güldür Güldür’de Ali Sunal bazen oyunculara imkansız görevler verir. Ona benziyor. İşi iyi kıvırdı İmamoğlu. Başkan adayı beni seçseler örneğin, böyle bir deli gömleği içinde paniğe kapılır, kem küm etmeye başlardım. O ise çok zaman teklemeden konuştu.

Tabii hep yuvarlak konuşuyor. Hiçbir köşe ve somutluk içermeyen ardı sıra hızlı cümleler. Bu da bir yetenek. Bir kere CHP’nin bir iktidar programı yok. Var da… İş olsun diye hazırlanmış kof metinler. Belediyecilik anlayışları da yok. Ekrem beyde de yok. El yordamı, kör tuttuğunu.. hesabı götürüyorlar işi. Ne desinler. Fazla atsalar… para yok düşerler, az söyleseler beğenilmezler. Ortaya karışık little little in the middle… idare ediyorlar. Önümüzdeki dönemde CHP ve belediyeciliği için ciddi bir sorundur. AKP, başarısını, yiyen ama yediren idealist kadrolarının çalışkanlığına borçluydu. CHP’de, muhaleftte böyle bir özgecilik yok. Gelişir mi? Çok zor. Bir ideolojik akım değil CHP.

TV programında Ekrem beye çok somut bir soru sordular: Haklarındaki en büyük suçlama, en çok konuşulan konulardan biri. Mealen: Böyle iddialar var, sizin FETO ve PKK’ya karşı tutumunuz ne olacak? Ekrem beye demişler ki o konulara girme. Sıkıştığın yerde topu taca at. Ekrem bey de İstanbul’a gelmiş anadolu takımı oyuncusu gibi topu durmadan taca atıyor. Psikiyatride buna yandan cevap denir. Ganser sendromu. Alay eder gibi ilgisiz, saçma cevaplar vermek… Fakat buradaki yapay bir Ganser sendromu. Evet, bu soru geldi ve Ekrem bey kısa bir tereddütün ardından topu taca atmak için abandı. Top doksandan kendi ağlarında. Bu kadar somut ve kısa soruya Ekrem beyin cevabi ilk cümlesi: “Gelsinler, birlikte yönetelim.” Elbette PKK’yı, FETO’yu kast etmiyordu, suçlayanları, iktidar kanadını kast ediyordu: Gelsinler, birlikte yönetelim… Gazetecinin şaşalaması ve “PKK ve FETO mu?” demesi üzerine lafı toparladı.

İktidar kanadı durur mu? “İmamoğlu belediyeyi PKK ve FETO ile birlikte yönetecekmiş…” Tabii ucuz ve basit bir suçlama. Daha ustaca ele alınsa prim yapardı, ama böyle mızıkçı bir çocuk gibi dillendirilişi istenen etkiyi yaratmadı.

Ancak psikolojik-psikiyatrik açıdan ele alındığında bu hakikaten sadece bir gaf değil, söze yanlış başlama değil. kafa karışıklığının, alttaki asıl niyetin dışa vurumudur. Freud tek kelimede geçenlere “lapsus” der. Dil sürçmesi… Buradaki tek kelimelik değil üç kelimelik. “Ağzından kaçırma” diye bir deyişimiz vardır, bilirsiniz. Bilinç altını şak diye dışa vurur. Freudcu değilim, dedemizi ve teorisini pek sevmem, ama kuramında bu ve buna benzer akılcı çıkarımlar çoktur. Freud da aslında geleneksel halk kültüründen, mitlerden ve hatta belki bizden almıştır o tezini: Bin yıldır bilenen bir söz: İmamın fikri neyse, zikri de odur…   

Konuyla ilgili bir önceki yazım: http://www.insanbu.com/Siyaset-Haberleri/777-akp-yakinda-gider-belki-ama-insanliktan-geriye-ne-kalir

 

BÖLÜM – 2

Çok tehlikeli sistematik yalanlar

Türkiye’yi hiç tanımayan birini dışardan getirin ve son seçim kampanyasını izlettirin.

Ona mevcut iktidarın 18 yıldır başta olduğunu söylemeyin. AKP iktidarının şu özetini anlatmayın:

Onların zamanında ekonomi muazzam büyüdü. Refah belirgin oranda yükseldi.  Kentleşme iyice hızlandı ve kent modernleşmesi, kent hizmetleri Avrupa’yla yarışır hale geldi. Ulaşım, sağlık, konut, turizm ve başka birçok alanda geçmişle kıyaslanmayacak iyileşme, ilerlemeler görüldü. Devlet ve özel sektör alanlarında hizmet kalitesi olağanüstü arttı. (Tuhaftır, tüm bunlardan en çok yararlanan muhalif kesim bunları hep inkar etti.) Sosyal yardımlar rekor buyutlara çıktı. Alt tabakaya ilk kez değer verilmeye başladı…

90’lı yıllara kıyasla demokrasi bazı alanlarda arttı, bazı alanlarda geriledi. Gelir  eşitsizliği rekor boyutlara çıktı. Haksızlık, kuralsızlık, yolsuzluk görülmemiş düzeylere katlandı. Kültür düzeyi ortalamada arttı, ama derinliği, kalitesi daha da azaldı. Eğitim için de aynı şeyleri söyleyebiliriz. Tüm dinsel hakimiyete karşın ahlaki çöküş alabildiğine hızlandı. İsraf korkunç boyutlara çıktı. Doğa katliamı endişe verici düzeye fırladı. Keza betonlaşma… Cumhuriyet kurumları, laiklik, temel uygarlık ilkeleri ayaklar altına alındı. Devlet, ordu tarikatlara teslim edildi. O tarikatlerden biri kanlı bir darbe yapmaya kalktı, bunun kabahati de muhalefete yıkıldı. Yalan siyasette temel kural haline getirildi. İnsanların özel yaşamlarına küstahça karışıldı. İmam ve hatip ihtiyacının yüzlerce katını karşılayacak yaygınlıkta imam-hatip okulları açıldı. Dinde baskı olmaz yalanı altında herkes çocuklarını bu okullara göndermeye zorlandı. Ve sonunda… Ekonomik büyüme milli varlıkları satma ve bir de inşaaat-yol yapım sektörüne dayandığından, temel üretim alanlarında ciddi bir gelişme sağlanmadı, deniz bitmeye başladı.

Millet, AKP tabanı dahil, samimiyetsiz ve despot dinsel baskıdan ve bir de ekonomik krizden ötürü isyan noktasına geldi…

Evet, bunları hiç anlatmadan o yabancı şahsa son seçim kampanyasını izlettirin… Bulanık, karman çorman muhalefetin halini tuhaf bulur, merak eder, az incelerse... Şunları görecektir:

Bu ülkede PKK diye bir terör örgütü de varmış. Bu örgüt 30 yıldır Türkiye ile savaş halindeymiş. 100 bin insan ölmüş. Bu örgüt solcu bilindiğinden ve solcu gibi olanlarla ittifak yaptığından ülkede sol diye bir şey kalmamış. Değdiği yeri kurutmuş. Sağı abat etmiş. İşte onun siyasal kanadı ise meclisteymiş. PKK liderleri dağdan seçime müdahale ediyor, adaylardan birini hararetle destekliyormuş. Siyasal kanat HDP ise aynen bu emirlere uyuyor, şevkle bir aday için çalışıyormuş. O adayın arkasında tüm muhalefet ve yedi düvel toplanmış. Kaybedeceğini sezen iktidar aynı örgütün hapiste tecritteki eski büyük liderinden yardım almış. O da para etmemiş. Muhalefet çoğunluğu, ellerinde PKK bayrakları, HDP flamaları tuttukları halde bunun farkında değilmiş gibi… “Vay, teröristle işbirliği ha!” deyip iktİdarı makaraya almış…

Peki bu şahıs, o adayı, yani PKK’nın desteklediği İmamoğlu’nu ekranlarda, mitinglerde izlese ne kanaate varır?

Bu adam gözümüzün içine baka baka yalan söylüyor. PKK adını hiç anmıyor. Sanırım talimat vermişler. “Onları incitecek en ufak şey söyleme” demişler. “PKK beni mi destekliyor… Destekler desteklemez, benim çizgimi etkilemez. O bir terör örgütüdür ve ben elbette onun karşısındayım” diyemiyor. HDP ittifakını bile itiraf etmiyor. Ben sadece bir partiyle (İyi Parti) ittifak yaptım, diye yalanı sürdürüyor.

ASLINDA SORUN İMAMOĞLU SORUNU DEĞİL.. ŞAHISLAR SORUNU DA DEĞİL..

“AKP'ye karşıyız, tamam da...

Muhalefette en çok katlanılmaz şey ne biliyor musunuz? Amerikancılık? Hayır! Şükür ki ona biz bile alıştık. Herkes Amerikancı, iktidara gelmek isteyen Amerikancı olmak zorunda, zaten hep onların yönetimindeyiz… falan deyip akla uydurabiliriz.

Laiklikten verdikleri ödünler de değil. Gelirlerse AKP’den birkaç tık daha laik olmaları yeter de artar diyebiliriz. Din düşmanı değiliz ne de olsa.

Ama PKK-HDP’ciliği ne yapacağız? Tüm muhalefet onun denetiminde. Atatürkçüsünden, sözde ulusalcısına, hatta ülkücü geçinenlere varıncaya dek, HDP ile açık işbirliği yapıyor ve de gözümüzün içine baka baka hâlâ cumhuriyet savunuculuğu yaptıklarından bahsediyorlar. HDP-PKK ayrı bir hareket olarak gücünü kullansa onu da kabulleneceğiz. Bir de CHP içine girmişler, üst tabakada çoğunluğu ele geçirmişler, CHP’yi yönetiyorlar.

Hadi o da olsun… AKP gitsin de… Ama savaş var. Silahı bırakmamışlar ki. Türkiye’ye karşı savaşıyorlar. Ne yapacağız?

Bir de bunların Kürtlerin temsilcisi olduğunu söyleyenler katlanılmaz. Nereden temsilci oluyorlar? Referandum mu yaptınız? Seçimler öyle göstermiyor. Kürt haklarını savunuyorlarmış. En büyük Kürt düşmanı onlar. Kürtlerin ölme “hak”kından başka hiçbir hakkını onlar kazanmadı. Olası ekonomik, sosyal, siyasi ileri kazanımları sürekli engellediler. Kürtlerin çoğu bunu görüyor aslında. İçimizdeki zombiler farklı şey söylüyor. Kürtlerin haklarını savunmak demek önce bu ölüm makinesini durdurmak demektir. Başka türlü bırakınız haklarda ilerlemeyi, sağlıklı bir tartışma ortamı bile doğmayacaktır.

HDP'CİLİK SALGIN BİR BEYİN İLTİHABIDIR. Virüsü alan zombiye dönüşür ve daha önce hangi görüşten olursa olsun her türlü değerini inkar edip aynı kaydı tekrarlamaya başlar. Korkunç bir salgın. Bu salgın olmasa İmamoğlu belki böyle olmazdı. Daha samimi olurdu. Biz de onu daha bir anlayışla karşılardık.

Sorun İmamoğlu sorunu, şahıslar sorunu değildir gerçekten. PKK-HDP ile iş tutan, onu hoş gören herkes, tabandan tepeye insanlıktan çıkar. Beyniyle, vicdanıyla düşünmeyen bir zombidir artık. Ölümlere kayıtsızdır. Sonra da haz duymaya, her katliam haberinden sonra kafasındaki kaydı tekrar etmekten zevk duymaya başlar. Yalan insan olur. Su gibi yalan söyler. Kendi gibi düşünmeyen herkesin ortadan kalkmasını ister. Bu bir salgındır. Günlük yaşamda, sosyal medyada yüz binlerce örneğini görebilirsiniz. Ve ne yazık ki söylediklerimde hiç abartı yoktur.”

Yakınlardaki bir paylaşımızdan bölümdü. Yeri geldi, ekledim rapora.

ÖNEMLİ BİR KONUDA YALAN SÖYLEDİNİZ Mİ GERİSİ PEŞİ SIRA GELİR, ARTIK O KİŞİYE YA DA ÇEVREYE BAŞKA KONUDA DA İNANAMAZSINIZ

İmamoğlu’nun bu çok tehlikeli yalanı talimat gereği bile olsa, kendini destekleyen kitleyle paylaşıldığı için ve aslında kitlesinin ruh ve akıl halini yansıttığı için çok daha tehlikeli hal alır. Demokrasi basamaklarında dünyada ortanın altlarında yer alan bir ülkede bu büyük bir sorun teşkil etmiyor elbette. Ancak tek bir yalan bile o pek örnek alınan Batı’da bir adayın çekilmesini gerektirebilir.

Tüm bu gerçeğe karşın muhalif kanattan bazıları PKK’nın İmamoğlu desteğinin AKP oyunu olduğunu iddia edebilmektedir. İmamoğlu’nun kampanya boyunca kamuoyunda PKK hakkında söylediği en olumsuz söz: “Umursamıyorum!” oldu. Ancak Apo “tarafsız kalın” çağrısını yaptığı anda “iktidar takla üstüne takla atıyor” diyerek aslında hayli umursadığını gösterdi. Akıl tutulmasının boyutunu göstermesi bakımından bahsediyorum.

PEKİ BU KİTLE, GÖZÜYLE GÖRDÜĞÜNÜ NEDEN İNKAR EDİYOR.

Tek ve önemli bir gerekçeleri var: Erdoğan’dan, AKP’den ne pahasına olursa olsun kurtulmak…

Böyle yaparak… AK’den daha AKP olarak AKP’den kurtulabilirler mi? Onu çok tartıştık.

Kurtulsalar bu toplumdan hayır gelir mi? Ülke daha mı iyi olur, daha mı kötü? Onu da tartışıyoruz.

YİNE DE İMAMOĞLU’NU DESTEKLEYEN KİTLENİN İSYANI ÇOK HAKLI YÖNLER İÇERİYOR…

Nedir bu haklı yönler? Tekrarlıyoruz: Saygısızca insanların yaşamına karışılması… Dinsel baskının artması… Ekonomik daralmanın altında geniş kitlelerin gözüne Saray kaynaklı israfın, sistem kaynaklı yolsuzlukların daha da batması… En kötüsü insanların çocuklarını nerede ve nasıl okutacağına zor yoluyla karışılması…

Bu isyana imam-hatip mezunlarının ve imam-hatip okulu velilerinin de yoğun biçimde katıldığını muhalefet görmeli, iktidar daha çok görmeli..

7-8 yıldır şuna benzer şeyler söylediğimde çokları gülüyordu… 2016’daki bir yazımdan:

“Örneğin çocuklarımıza, yeni nesillere o çok sevdiğimiz, önemsediğimiz sol lafazanlıkla yaklaşmanın onları solcu yapacağı saplantımızı kökten değiştirmemiz gerekmiyor mu? En azından çocuğun duruşunu ailesinin ve eğitimin belirleyeceği saplantısını? Solcu çocuklarının onca sol zevzekliğe karşın solcu olmaması daha birçok şey düşündürmemeli mi bize? Belki de umudumuz İmam-Hatiplerde. İddia etmeyelim, ama neden olmasın. Yüksek paralı okullarda okuyan ve sonra da halka değil yurt dışına giden oğlumuz-kızımız neden solcu olsun? Ne kadar solcu olsun? Bir imam-hatiplinin devrimci olma ihtimali daha yüksek değil mi? Kendi çocuklarımızı etkileyemeden büyük laflarla halkı etkilemek... Hayal değil mi?”

BU BÖLÜMÜN SON SÖZÜ: İmamoğlu aslında kısa dönemde kamyon yüküyle gaf yaptı, yalan söyledi… Ama başarılıydı… Niye başarılıydı? Çünkü durumu yine de iyi idare etti. Kendi ittifakları açısından büyük hata yapmadı. Kendileri açısından düzgün durdu, bir şeyler anlattı, laf çevirdi… Rüzgar arkanızdaysa ne kadar hata yapsanız bunlar meziyetmiş gibi görünür. Yakın zamana dek Tayip Erdoğan da o durumdaydı. 

 

BÖLÜM – 3 (SON)

İmamoğlu’nun seri yalanları, gafları…

Anıtkabir’i ziyareti ve görevlilere “belediye başkanı olarak değil, CHP heyeti olarak geldik” dedikten sonra ziyaretçi defterine “belediye başkanı” diye imza atması… İlk duyduğumuz yalanı ve basit davranışıydı.

Tek başına bu, seçim sonuçlarıyla oynananacağı korkusu sonucu siyasi bir hamle gibi okunabilir ve mazur görülebilir.

Öfke denetiminin pek iyi durumda bulunmadığını gösterir ilk işaret “İmamoğlu bir esnafla tartıştı” başlıklı haberlerle geldi. Hükümet tarafı ve yandaş medya olayı “İmamoğlu kendisiyle tartışan genci tokatlı” feveranıyla verdi. İktidar tarafının yaptığı şey yeni bir çiğlikti ve olayı abartarak puan toplayacaklarını düşündüler.

Görüntüleri izlediğimizde, abartarak yansıtmakla iktidar tarafının aslında rahatlıkla alacağı puanları kaybettiğini gördük. Hadise İmamoğlu için zaten yeterince olumsuzdu. Medyada her yerde “esnaf” diye geçen (aslında nuhtemelen dükkan çalışanı olan) genç, saygısız sayılmayacak bir tarz ve dille (yanılmıyorsam sürekli “siz”li konuşarak) İmamoğlu’nu dinlemeyeceğini, çünkü İmamoğlu’nun TV’de “belediyeyi FETO ve PKK ile birlikte yöneteceklerini” söylediğini belirtiyor. Öfkelenen İmamoğlu, genci ikna etmek veya galiba sindirmek ve çekimlerde propaganda yapabilmek için, çocuğun üstüne üstüne gidiyor. Konuşması saygısız ve küçümseyici. Gence defalarca dokunuyor, zorluyor, sonunda güya babacan, ama sinirli bir ifadeyle yanağını patpatlıyor, eliyle. Sert tartıştığınız bir insanın yüzüne güya “hadi yavrum” dercesine elinizi sürmeniz ayrı bir aşağılamadır. Ve oradan kalabalık heyeti ve korumaları eşliğinde kızgın bir ruh haliyle ayrılıyor. Giderken de mealen “sen ne okudun?” (cahilsin, tahsilin yoktur anlamında) ve “yazık sana” “beynin uyuşmuş” türünden hakaretimiz şeyler söylüyor.         

Aynı sinirlenme, soruyu hesap sorarak yanıtlama tavrını Pontus meselesinde de görüyoruz. Bir dizi karartma, yalan beyan ve dürüstlükle bağdaşmayan tutumla beraber. Bir Yunan gazetesinin “İstanbul’u Bir Pontuslu” kazandı yolunda sevinçli bir haberinin ardından iktidar kanadı Ekrem beye taarruza geçiyor. Ekrem bey ve muhalefet bu taarruzu püskürtmekle kalmıyor, “AKP Trabzonlulara Pontuslu diyor” diyerek üste çıkıyor. Bu da kara propaganda. İki TV sohbetinde kendisine bu konuyu soran gazetecilere (biri Ahmet Hakan) öfkelenerek, konuyu dile getirenlere hakaret ederek, üstü kapalı yanıtlar veriyor. Önce “o pek önemsiz bir internet yayınıdır” diyerek konuyu önemsizleştirmeye çalışıyor, sonra o gazeteyle söyleşi yaptığı ortaya çıkıyor, gazetenin hiç de önemsiz olmadığı anlaşılıyor. Dahası (fotomontaj yalanması duymadım) Yunanistan ziyareti esnasında çekildiği öne sürülen Pontus haritası önünde fotoğrafı ortaya çıkıyor. OdaTV’ye göre güya söz konusu gazete AKP ile yakın ilişkideymiş, bu olay bir kumpasmış.. Bir yığın karşılıklı suçlama ve bilgi kirliliği, karartma… Fakat bizim dürüst ve düz sözlü olmasını beklediğimiz İmamoğlu çıkıp da “Rum olmak ayıp değil, ama ben Rum değilim (veya bende Rumluk var.. her neyse) ve de etnik köken üstünden insan karalama siyasetini kınıyorum, Pontus hayallerini, Pontusçuluğu da kınıyorum” diyemiyor. (Benim izlediğim tartışma programlarında, en geniş halkın izlediği yayınlarda. Küçük sohbetlerde dedi mi, bilemem) Soruları sürekli taca atmaya devam ediyor. Bıktırıcı biçimde soruya soruyla karşılık verme, kelime oyunu, laf kaydırmaca.. Bu arada pek sevmem ama Ahmet Hakan’a medyada, sosyal medyada bir sürü hakaret..

Ordu’daki Basitlik!

Ordu’daki VIP olayı ise tam bir skandal. Ekrem beye yine kumpas kurulmuş! Kumpası Ordu valisi kurmuş! Muhalif tabandan kimse sormuyor: Seçim kampanyasında oralarda dolaşmak çok mu gerekliydi? Hani başka çok hayati sorular karşısında “bu İstanbul seçimi, o konulara girmeyelim” diyordunuz! Kimse sormuyor: Niye özel uçakla gidiliyor oraya? Hani Ekrem bey israfa çok karşıydı! O uçak kimindi diye de kimse sormuyor. (Koç Grubu ile yıllara dayanan sıkı ilişkisi saklanmayan gerçek.) Ekrem bey neden illa VIP salonlarını, geçişlerini kullanmak istiyor? Batı'da, Latin Amerika’da siyasi liderler ne kadar mütevazı davranırlarsa o kadar puan toplarlar, mütevazı değilseler bile toplum kültürü gereği öyle davranmaya çalışırlar… Bizde tam tersi.. Ne kadar zengin görünür, pervasız davranırsanız o kadar seviliyorsunuz. Sevenler de “sol” seçmenler. Türkiye’de sol kalmadı, derken abartı olsun, ilgi çeksin diye yazmıyorum. Yıllardır böyle binlerce çirkin olguyu inceliyorum ve onlar üzerine yazıyorum.

Ardından görevlileri itip durmalar. Ve vali için “itlik yapıyor” diye hakaret etmeler. Hakaretleri yinelemeler, refakatindekilerin de polislere hakaret etmesi. Konu ne peki? Bunca çıngarın sebebi onlara yapılan bir saldırı veya hakaret mi? Hayır… VIP sınıfına sokulmamak. Ne kadar önemli!  

Ekrem beyin sesli-görüntülü kayıtlara rağmen hakareti kabul etmeyip, “basitlik dedim” diye çarpıtması, özür bile dilememesi ayrı garabet. Ekrem beyde buna benzer hadiselerin daha önce de yaşandığını biliyoruz.

Altı aydır mahvettiler bizi. Hayatımızdan en az altı ayımızı daha çaldılar. Her iki ittifak… Gecemiz gündüzümüz onlarla.. Kafa bırakmadılar millette. Neymiş… Seçim yapıp belediyeleri paylaşacaklarmış.

Kibrim tavan yapmış!

Susup susup arada sırada bir şey demeye çalıştığımızda bir yığın aşağılama, hakaret, çarpıtmaya maruz kalıyorum. Kısacık yazılarımızı bile okumadan saldırı. Saldırı çok büyük oranda “muhalefet” kanadından geliyor. Diyeceksiniz ki AKP’li okurun az, o yüzdendir… O kadar da az değil, ama büyük çoğunluk muhalif, doğru. (Hani AKP’liydik, niye AKP’li okurumuz az, diye sormuyorum, tabii muhalif çoğunluk bunu mu değerlendibilecek!) Üstelik çok sayıda Aktrol dolaşıyor sosyal medyada. Ama hakaretlerin yüzde doksanına yakını muhalif kanattan geliyor. Sosyal medyada bu olguyu birçok kez test etmiştik daha önce. Küfür yediğimiz için değil, nasıl bu kadar düşük IQ’lu okumuşlarımız var, diye diye üzülüyoruz daha çok. Bu düzeysizlikte başı Sözcü okurları en önde olmak üzere CHP seçmeni çekiyor.

Neyse… Şahsımın da sert bir dili var, ama yazılarımda kişiselleştirilmiş hakarette neredeyse hiç bulunmam. Zeka ve akıl durumuyla ilgili saptamalarım ise tamamen bilimseldir. İnanınız hakaret amacı taşımamaktadır. Öyle görünebilir, ancak cidden çalışma alanımla ilgilidir. Birtakım patolojileri hiç tepki uyandırmayacak kibar kavramlarla ifade edemeyiz. Böyle bir “Kibar ve İncitmeyecek Bilimsel Terimler Sözlüğü” henüz çıkmadı.  

Aynı şeyi yineleyeceğim ki, yazıların hayli sert algılanması bir de böyle şeyleri çok az kişinin yazmasından. Birçok yazar dostum, yorumlarda usta ve cevval pek çok okurumuz var. Bizim bazı diyeceklerimizi de onlar dese keşke. Sağolsunlar yardımcı olanlar da hayli fazla. Ama ekseriyet seyrediyor, hatta bir kısmı küfürbazları değil sanırım bizi kınıyor. Sertlik  biraz da çok yoğun karşı etkiye tepki. Yüzlerce kanaldan, yüzbinlercesinden geliyor kirli bilgi, akla ziyan yorumlar…

O bakımdan önüme serilen küfür ve hakaret ziyafetinden, İmamoğlu’na başka yerlerde şevkle arka çıktıkları halde, ait oldukları sürüdeki düzeysizliği görmeyen ve hatta bundan hoşlanan arkadaş ve dostlarım da nasiplensin istiyorum. Öyle uzak durmayın, çekinmeyin. Allah ne verdiyse paylaşalım, acı tatlı yararlanalım… Çömün hele.. suyundan da banın.. üstten üstten kaşıklayın.. yemişinen barabar.. Gelmeyenlere ben her gün paketliyorum içimden zaten. Take away (Türkçe “tak.. eve”)

Bir de eleştirilerim karşısında “egonuz tavan yapmış”, “çok kibirliniz”, “üsttencisiniz”, “insanları küçük görüyorsunuz” türünden daha ağır abi, hanım abla eleştiriler… Boş ver demeyeceğim, çünkü tam da konumuzla ilgili.

Kim kibirli, kim üstten bakıcı, kim insanları küçük görücü? VIP salonlarına girmeye çalışanlar, ayrıcalık tanınmadı mı çıngar çıkaranlar, yalnızca zenginliği ile bir yerlere gelenler, yoksul insanları, emekçileri küçümseyenler, insanların öğrenim düzeyiyle, kılık kıyafeti ile dalga geçenler. Bunlar değil mi kibirliler? Yaşamım boyunca bu tutumlara karşı mücadele verdim. Kitaplarım, makalelerim hep ezilenden yanadır. Yaşamda da yazdıklarıma uygun davrandığımı sanıyorum. Bu yazı da zaten ekonomik ve sosyal kibir sınıflarına karşı açılmış bir bayrak.  

Ve ilaveten bazıları da bizim CHP liderleri olduğumuzu sanıyor galiba. AKP’den tam kurtulacaklarmış, böyle çomak sokmalar yüzünden kurtulamıyorlarmış. Neredeyse onu diyecekler. Bildim bileli en çok CHP’ye oy attık. Dara düştü destekledik, sokağa çıktık güç verdik. Bunların genel başkanı var, yüzlerce profesyonel kadrosu var. Milletvekili oluyorlar, dünyanın maaşını alıyorlar, Hazine’den karun gibi para alıyorlar, iş takipleri, komisyonlar, belediyelerden büyük gelirler… Sermaye ve medya da yanlarında. Ve iktidar olamıyorlar. (Aslında bal gibi iktidardalar) Suçlusu kim peki? Benim gibiler mi? Liderlerinden hesap sormayı ne zaman öğrenecek bu halk? 

Burada yazdıklarım önümüzdeki yıllar yaşayacağımız, hep birlikte göreceğimiz CHP ve İmamoğlu gerçeği ile örtüşmezse, hata yaptığım anlaşılırsa yine defalarca özür dilemeye hazırım. Dahası, içtenlikle yanılmak isterim. Dediklerim doğru çıkmasın isterim.

İsraf

Ekrem beyin kampanyada en öne çıkan mesajlarından biri “israfa karşı” olmaktı. İsrafa karşı olmaktan başka çaresi yok, çünkü öncekilere göre daha kısıtlı bütçeyle çalışacak. Umarım o kısıtlı bütçeyle iyi hizmetler verir, devasa sorunları çözer. Yalnız kabaca baktığımda Beylikdüzü Belediyesi bütçesini denkleştirmede hiç de başarılı olmadığını görüyoruz. Bilgi kirliliği had safhada elimizdeki bilgilere güvenemiyorz, ancak “israf” noktasında önceki karnesi umut vermiyor. Umarım internette dolaşan bilgiler AKP tarafının çarpıtmalarıdır. Bu konuyu merak edip araştıran bir arkadaş çıkarsa onun katkılarına da her zaman açığım.

Ekrem bey İstanbul’un yeşil alanlarını belirgin oranda artırırsa buna hem doğa teşekkür eder, hem hep birlikte teşekkür ederiz.

Binali beyle düello ve İsmail Küçükkaya olayı

Binali bey, jest olsun ve de meydan okuma anlamında “sizin istediğiniz tartışma yöneticisini kabul ederim” dedi ve İsmail Küçükkaya üstünde anlaşıldı.

İsmail Küçükkaya Fox TV sunucularından biri. Fox TV bir emperyal medya uzantısı ve muhalefetin sesi. Küçükkaya’yı pek izlemem. Çok nadir sabahları… Bir de seçim akşamları… Ne zaman seçim akşamı kendisini görsem HDP’yi bir fırsatını bulup yüceltmeye çalışan ve hatta iyice abarttığında Fatih Portakal’dan bile ayar alan şahıs. Bir çokluk (Choke: boğucu şey.. anlamında) çıkacak diye düşünmedik değil.

Nitekim sayın İmamoğlu’dan geldi ilk şikayet: “Küçükkaya Binali Yıldırım’a soruları vermiş!” Küçükkaya hemen bunu yalanladı. Sonrasında Küçükkaya’nın İmamoğlu’ndan taraf tartışma yönettiği programı hep birlikte seyrettik. İki adayın “aslında yok birbirimizden farkımız” dışında ayrılık noktalarına fazla değinmedikleri yavan bir bir çekişme.

Ancak Küçükkaya tarihe geçecek o kült sözü ile hepimizi güldürdü sonunda. O bizi güldürdü Allah da onu güldürsün… Yarışmacılara sorduğu son soru: “Beni nasıl beğendiniz?”

Yeni skandal ondan sonra patlak verdi. Meğer Binali bey soruları aldı, diyen Ekrem bey, bir otel odasında 46 dakika soruları Küçükkaya ile çalışmış. Daha doğrusu Küçükkaya soru vermemiş… Soruları Ekrem beyden almış.

Önce bu görüşmeyi gizleyen İmamoğlu, ardından ısrarlar üzerine 2-3 dakika görüştüğünü kabul etti, sonra da topun oyunda olmadığı dakikaları ilave etmiş ki süreyi 15-16 dakikaya çıkardı.

Gerçeğin bu şekilde ortaya çıkması normal koşullarda o adayı bitirir. Hollywood filmlerinde hep öyle olmaz mı? Yeşilçam’da da benzerlerini görmek mümkün. Fakat devir değişti, ortam farklı. Muhaliflerin pek sevdiği “Çukur” dizisi atmosferindeyiz artık.     

BÖYLE YALANLARA İNANAN ARTIK HER YALANA İNANABİLİR, RUHUNU HERKESE SATABİLİR…

İmamoğlu’nun yalan zinciri üç ay içinde besili bir tenya kadar uzadı. Hepsini saysak dosya iyice şişecek. Birkaçından bahsedelim: “Hakkınızda süren bir dava var mı?” “Hayır.” Halbuki var. “CNN’de programımı çeken kameramanlar kovulmuş.” Kovulmamış. “Oyların tekrar sayılmasına CHP itiraz etmedi.” Oysaki etmiş. Böyle devam edip gidiyor.

İmamoğlu üç aya sığdırdığı bunca gaf ve yalana karşın “başarılı” bir profil çizdi. Çünkü ortak adaydı ve girdap ondan yanaydı. Önceki bölümde “işi iyi kıvırdı”, yani başarılı yürüttü, demiştim ya… Bu “sonuç açısından” başarıydı. Hani bir takım kötü oynar, ama şans, hakem desteği, seyirci müdahalesi vb. gibi etmenlerle kazanır ya… o hesap. Ayakta durdu, maçı bırakmadı, o anlamda. Yoksa danışman denetiminden, talimatlardan çıktığı anlarda daha sık hata yaptı. Kazandı, güzel. Ancak böyle devam ederse şansını fazla zorlar. Her zaman herkes imama bayılmaz, papaz da sürekli pilav yemez. 

SONUÇ: İmamoğlu proje mi değil mi? Gençliğinde Alan Parsons Project’i çok dinlemiş, o yüzden alan, parsel, proje işlerine girmiş. Oradan da daha büyük proje için seçilmiş… Şaka bir yana.. Yineliyorum, sorun İmamoğlu şahsi sorunu değildir. Koalisyon sorunu, bundan sonra yapacakları, girdaba kapılan kitlenin bir arada tutulup tutulamayacağı sorunudur. Türkiye’nin genel sorunudur.

Erdoğan’dan kurtulmak isteriz ama, her ne pahasına olursa olsun değil. Halimizden hiç memnun değiliz ama, daha kötüsünün gelebileceği (daha kötü bir iktidar veya açık içsavaş) ihtimalini göstermek boynumuzun borcudur.

Suriyeli göçmenler sorununda ırkçılık ve mülteci düşmanlığı yaparak oy topladılar (tamam büyük bir sorun ve çözülmesi gerek, ama bu kafayla değil). Öte yandan Suriyelileri başımıza saran, Suriye savaşının en büyük kışkırtıcısı Davutoğlu sizin adayınızı destekliyor. Gül ekibinin Cihatçılara yardım tırları gönderen İHH’nın dostunu özellikle tercih etmesi boşuna mı! Tehlikeli ittfakların içindedirler, insanı ister istemez kaygılandırıyor.

Şu anda dönüp dolaşıp kurucu değerlerimizle yeniden kucaklaşmış bulunuyoruz muhalefet olarak. 1. Cumhuriyet kurucu değerleriyle değil,  2. Cumhuriyet kurucu değerleriyle. AKP iktidarının altı yıl önceki ayarlarına  dönmüş durumdayız.

Döndük dolaştık… 2002’deki muhalefet olduk. Yeniden özümüze, ilk AKP’nin kucağına kavuştuk.

18 yıl biz bu çoku  niye yedik o zaman. Onca ölü bırakarak!

Tayyip bey de gelsin, kadro tamam olsun. Önümüzdeki dönem, iktidar ile iktidarı paylaşmış muhalefetin ortaklığı ve mücadelesi ile geçecek. Ortaklık mı, kavga mı öne çıkacak? Bekleyip göreceğiz.

Çocuklarınızın zorla imam-hatiplere gönderilmesi, türbana zorlanması, yaşamınıza karışılması elbette büyük sorun. Ama sizin de büyük katkılarınızla PKK savaşında her gün insanların ölmesi, içsavaşın yaygınlaşması tehdidi de büyük sorun deği mi? Onların da üstünde zaten çirkin olan bu insanlığı daha da çirkinleştiren, her yere her yıl savaş ve katliam götüren şu emrinde olduğunuz emperyalizm- kapitalizm büyük sorun değil mi? 

Kaan Arslanoğlu

 


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • editör

    editör 08.07.2019

    Face sayfalarımızda da ilginç tartışmalar yürüyor. Biri: İBB özel kalem müdürü Yavuz Saltık’ın biyografisinde, eğitim verdiği örgütlere bir baktığımızda, bunların üç harfli devletin üç harfli istihbarat örgütünün legal yan kuruluşları olduklarını görüyoruz. On yıllardır çok bilinen, konuşulan şeyler. Dünyaya özgürlük ve barış siyaseti götürmek için yanıp yakınan işbu örgütlerin sayfalarına isterseniz kendiniz bakın. Üç harfli devletin dışişleri bakanlarının, senatörlerinin “board”larda yer aldığını göreceksiniz. Saltık daha önce de İmamoğlu’nun kalem müdürüymüş. TANRIM BENİ BAŞKAN YARAT diye de bir kitabı varmış. Biyografi şöyle diyor: “ARI Hareketi, KA-DER, International Republican Institute (IRI), National Democratic Institute (NDI), Konrad Adenauer Vakfı ve Toplum ve Demokrasi Derneği’nin çalışmalarında eğitimci olarak yer aldı.” Face sayfamızda bu örgütlerin ne olduklarını gösterir çoğu dış kaynaklı çok sayıda belgeyi koyduk.

  • AHMET CEMAL ÇOBANDEDE

    AHMET CEMAL ÇOBANDEDE 03.07.2019

    YARIN ÖLDÜ, HEMDE BUGÜN...UMBERTO ECO OYSA İNSANLARIN YALANDA OLSA UMUDA İHTİYACI VAR, ENSEYİ KARARTMAYALIM... FAHRİ KUMBUL'UN YORUMUNA BİREBİR KATILIYORUM

  • Akif akalin

    Akif akalin 03.07.2019

    Burada tartışan insanların ne kadar samimi ve dürüst olduklarının yegane kriteri mesela 6 ay sonra burada söylediklerinin özeleştirisini yapmalarıdır. Bunu Çipras vakasında gördük. Çipras seçildiğinde zil takıp oynayanlar birkaç ay sonra ne mal olduğu ortaya çıkınca ağzını açmadı. Fakat en utanmazca olanı daha sonra sanki Çipras'ı destekleyenler kendileri değilmiş gibi eleştirmeleriydi. Aynısı İmam'da da olacak ve bugünkü İmamcılar yarın burada yazdıklarını unut(tur)up İmam için neler söyleyecek göreceğiz.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 02.07.2019

    Sayın Tekalan, mantığınız bana karşı önyargılı ve çarpık. İmamoğlu gibi bir çapsız, düzgün olmayan bir kişiye umut bağlayan yine yamuk ve çapsız bir kitlenin umudu ne kadar gerçekçi olabilir. Umut gerçekten az. Az olan umut da çıkarsız olarak gerçekleri savunan bizim gibi edebiyatçılarda ve siyasilerde var. Bizim küçük umudumuz emperyal uşaklarının büyük büyük umutlarından daha yüksek... Kimliğiniz hakkında bilgi verseniz iyi olur. Çünkü kimliği belirsiz, birden bire ortaya çıkan şahısların polemiği sürdürmesine kurallarımız gereği izin vermiyoruz.

  • Tarık Tekalan

    Tarık Tekalan 02.07.2019

    Neden gerçek yazarlar umuttan sadece piyasacı olunca mı bahseder? "Dünyayı güzellik kurtaracak." diyen veya hristiyan anarşizmi hayal eden, Diriliş'te toprak reformu öneren yazar gerçek değil miydi? Ümitsiz, kısır fikirler yaratan estetiğin içeriği, boş duygusallıktan veya piyasacılıktan daha mı doludur?

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 02.07.2019

    Tarık Tekalan bey, tabii isminiz gerçekten buysa.. Size üzücü şeyler söyleyeceğim. Gerçek yazarlar sizin dert ettiğiniz şeyleri dert etmez. Yalabık piyasa yazıcılarına göre bir yazar ve gelecek şeması çizmişsiniz ki, bu düşünce tarzı tek kelimeyle çöplüğü hak eder. Ve kısa süre içinde zaten orayı boylar. Sahte umutlar, yalanlar üstüne bir yazarlık geleceği bina etseydik, sosyalist olmaz, devrimci fikirleri savunmazdık. Başka bir kötü haber: İmamoğlu rüzgarına kapılanların da önemli bir kısmı rüyadan uyanıyor, daha da uyanacak. Üstelik onca küfür, ahlak ve akıl fukarası saldırıya rağmen (bu da çok etkili olduğumuzu, rahatsız ettiğimizi gösteriyor) bu yazılara ilgi ve destek büyük. Belki de sırf benim için kaygılandığınız için bu yorumu yazdınız samimiyetle. Eğer öyleyse sevinebilirsiniz. Durumlar o kadar da kötü değil. Dostlar az değil. Sadece demiri bilerek fazla tersine büküyoruz.

  • Tarık Tekalan

    Tarık Tekalan 02.07.2019

    Başkasına güvenmeyen kendisine hiç güvenemez. Ama RTE'nin peşindeki , di güzellemeli kitaplar yazan lideriyle zamanın ruhu peşinde VP'yi vatansever, AKP'yi MHP'yi solculardan daha solcu ilan etmek oldukça tuhaf. Size kim güvenecek, resminizi koyup samimiyetsizlik okuması yapacak. Gerek yok. Bu zekanızın, hayal edilebilecek tüm gelecek olasılıklarını alaya alacağınız kesin. Zihniniz kaderinizdir. Geleceğinizde bir umut görünmüyorsa kim sizi desteklesin. Arkadaşınız bile bıkar bu umutsuzluktan. Haksız mı?

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 02.07.2019

    Solcularda en olması gereken şey çok eksik: Eşitlik duygusu. Sonra adalet, doğruluk. Geçmişe bakıyorum. Çoğu kişi moda olduğu için, bir şeyler elde etmek için solcu olmuş. Liderlerimizin çoğu halk için, vatan için değil, sözleri dinlensin diye siyaset yapmışlar. İyilerin çoğu öldü veya siyasetten çekildi. Zamanla her şey açığa çıktı. Şimdikiler daha öyle. Birbirimizle iletişimimiz, bizden olmayana bakışımız korkunç tuhaf. Hemen herkes kendisi için siyaset yapıyor. Fırsat elimize geçer geçmez sistemin en has elemanları oluveriyoruz. O yüzden sol, sol olamıyor bir türlü. O yüzden İmamın oğulları peşi sıra geliyor. O yüzden o kibirli havamıza nispet, güdülüyoruz. Ve bunu fark ettiğimizde, söylediğimizde onların gözünde artık AKP’liyiz. Koç solcu, biz sağcıyız. Gül muhalif, biz iktidar uşağıyız. FETO devrimci, biz faşistiz. HDP sosyalist, biz ırkçıyız. Kelle koltukta AKP’ye direnenler CHP’ye oy atmamışsa hain, yetmez ama evet tayfası, düne kadar AKP’den ballı börek yiyenler vefalı.

  • Nedim Pala

    Nedim Pala 02.07.2019

    ... tamam ! sizi de anlıyorum, bazen hak verdiğim de oluyor ! bunların en uyanık, yalamış, okumuş yutmuş cenahlarından / Selahattin'den bir siyaset gurusu.. mazlum bir barış güvercini çıkaranlar .. A.Gül'den demokrasi âbidesi, Babacan'dan ekonomi mimarı.. Devid'in oğlundan; akp'yi bölüp parçalayacak politika cambaz ve dehası üretenler, umut besleyenler .. beklentiye girenler var ! bütün bu zehirli radyasyon serpintileriyle hep beraber torbaya girerek, cephe kurarak çıkış yapmak isteyenler de mevcuttur ! ama !! netice olarak insandırlar / diğer 4 ayaklılardan 2 gen farkları vardır ! bizim bahçedeki dere otunda 33 bin gen çeşidi varkene ? bunlarda da bizim gibi 22 bin gen vardır / unutmamak, hoşgörmek.. bi yerden sonra da, 'sal çayıra, gerisini mevlâm kayıra' seçeneği de.. insanbu güvercinler fraksiyonu teorisyenleri olarak ajandamızda durmaktadır.

  • Nedim Pala

    Nedim Pala 02.07.2019

    yazıktır, günahtır .. insanlara eziyettir ! câiz midir ? değil midir ? onu bilmiyorum.. ama, neticede; onlar da insandır / 17 yılın negâtif birikimiyle; bazıları.. bunlar gitsin de abd- nato bile gelip bize ayar verebilir / veya fetö -hdp-pkk ihanetleri cinayetleri bile reyizin- mevcut iktidarın yıkılması için ehveni şerdir ! gibi .. psikopatik nevrotik sendromlara da girmiş olabilirler. ama .. yine de beklemek lâzımdır, tanrıdan ümit kesilmez.. belki düzelebilirler ? ben şahsen .. ''insanbu''nun ; güvercinler kanadı mensubuyum ! halâ bi umudum var / bu güzel rüyalarından, emperyalizmin pembe bulutlu nurlu ufuklarındaki alçaktan uçuş hülyalarından uyanabilirler / son 5 aydır.. hale, jale ve bütün mahalle olarak .. imamın kayığıyla girdikleri girdaplardan - ters akıntılı radyasyonlu vortexlerden belki de kurtulabilirler ? yazıktır, günahtır .. üzerlerine fazla gitmeyelim ! demeyelim bunlar niye bööle ? belki de yerincedir ! onlar ööle.

  • Fahri Kumbul

    Fahri Kumbul 02.07.2019

    Sayın Hocam; PKK, Esnaf, Pontus, VİP Salonu, Düello vb. konularda İmamoğlu’nun nasıl davranması, kendisini hangi cümlelerle savunması gerektiği üzerine verdiğiniz örnekler mükemmel ötesi! Ama gerçekçi değil. Beklentiniz çok yüksek; düşsel bir İmamoğlu karakterinden beklenen yanıt örneklerini yazmışsınız. İmamoğlu, sosyalist doğruculuğu içselleştirmiş, sular seller gibi ezberlemiş bir tip olsaydı bile bu seçim ortamı (Savaş ortamı) gerginliği içinde bu yanıtları veremezdi. İmamoğlu, oyunu kurallarına göre oynadı ve kazandı. Tam da iktidara 17 yıldır seçim kazandıran kurallara göre oynadı. AKP'lileşerek kazandı. Doğruya doğru…

  • Özgür Coşar

    Özgür Coşar 02.07.2019

    Alan Parson's Project :) çok iyi buluş

  • Fahri Kumbul

    Fahri Kumbul 01.07.2019

    Solun tüm dünyada görece daha tutulduğu yarım asır öncesinde; 1965 seçimlerinde TİP’e oy veren 276 bin kişiyi (oyların %2,9’unu) Marksist kabul etsek ve solun geçirdiği birçok olumsuz evrelere karşın yine de bugünün Saadet Partisi tabanı (31 Mart seçiminde oyların %2,7’si) ölçeğinde tabanını koruduğunu ve -olanaksız ama- hepsinin de tek bir Marksist partide birleştiğini var saysak; son seçimde ancak 1,3 milyon kadar oy alabilirdi.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 01.07.2019

    DEVAM: Ama ben bu kampanya sırasında tam beş kişiyle bir konuda tartıştım. CHP'li.. kişiler. Israrla PKK'nın tüm bu açıklamaları AKP emriyle yaptığını söylüyorlardı. :) İsterseniz tviti ve videoyu izleyin.. yine kelime oyunları, yine laf yuvarlama..

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 01.07.2019

    DEVAMLA: Hatta evinde ne konuştuğunu da yayımlayabilir belki. Beni ilgilendiren TV konuşmaları, ona gazeteci mülakatlarında sorulan sorulara ne cevap verdiği, mitinglerde ne konuştuğu... Arkadaşım, benim yanlışımı bulmaya gayret edeceğinize az biraz peşinden gittiğiniz kişinin ne olduğunu anlamaya çalışın. Benim hayatım yanlış olsa ne olur! Kaç kişiyi etkilerim? Oysa bunlar toplumun kaderiyle oynuyor. Biraz daha iyi niyet lütfen.. :( Ne demiş burada? Terör örgütü beni ilgilendirmez diyor. O kadar. Tüm kınaması bu. Umursamıyorum diyor. Bunu yazdım. Yazıda var. İlgilendiriyor ama. Apo "tarafsızlık" çağrısı yapınca hemen iktidarı suçladı. Bırakın onu CHP lideri de PKK'nın adını anmakta çok zorlanıyor. Birçok katliamdan bahsetmiyor bile. Seçim kampanyası sırasında da aynı şey yaşandı. Siviller öldü, 3 işçi öldürüldü, hiçbirinden ses yok. Ya da bana ulaşmıyor. Çok kısık sesle söylüyorlar. Bilmiyorum. Belki kabahat bendedir. ++++

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 01.07.2019

    Bir arkadaş (mustafa tabak) Face sayfamda şöyle bir eleştiride bulunmuş (İmamoğlu'nun attığı bir tviti ve oradaki kısa videoyu koyarak. : Buna benzer çok bilgi yanlışı var yazınızda, niye bu kadar dikkatsiziniz, anlamakta zorlamıyorum 😉 “Bu adam gözümüzün içine baka baka yalan söylüyor. PKK adını hiç anmıyor. Sanırım talimat vermişler. “Onları incitecek en ufak şey söyleme” demişler. “PKK beni mi destekliyor… Destekler desteklemez, benim çizgimi etkilemez. O bir terör örgütüdür ve ben elbette onun karşısındayım” diyemiyor...” (Bkz: Ziyaret Et) CEVABIM ŞÖYLE OLDU: Hadi beee... Sürü saf tamam, ben de sürüden sayılırım, tamam.. Ama o kadar da saf değilim. Şuna bahse girerim İmamoğlu kendi evinde PKK'ya galiz küfürler de ediyordur. PKK'yı hiç sevmediğine bahse girerim. Hatta HDP'yi de... Böyle tek tek şahıslarla olan konuşmalarından (seçim bittikten sonra) bazı parçalar bulabilirsiniz. Bana ne? ++++

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 28.06.2019

    Son isimsiz yorumcu altta yorum yapan hanım yorumcu olmalı. O sanarak onaylıyoruz. Yoksa isimsiz yorumları onaylamıyoruz. Egom tavan yapmışmış. Velev ki yapmış. Güçlü bir ego olmadan bunca aptallık ve karaktersizlige nasıl direnebilirdim? Buna direngenlik ve inatçılık desek? Egosu tavan yapan gizli ve açık faşist sizlersiniz. Egosu tavan yapan ve ustelik bu egoyla topluma zarar veren peşinden gittiginiz ihtiraslı şahıslar olmasın sakın. Belediyeyi milyonlarca dolar borca sokmadım ben. Belediye mallarını ben satmadım. Ünlülerle iliskim olsun diye korkunç masraflı konserler ben düzenlemedim. Beni vipe sokmadilar diye hic çıngar çıkarmadım. Bunlardan zerre anlamayacağınızı bile bile yazmaya devam ediyorum. Nasıl tavan yapmış bir egoysa artık...

  • 28.06.2019

    Size değer verip, okumaya devam, egonuz tavan yapsa da... Kendimce elimden geleni yapıyorsam da içim rahat degil. Düzenin değişmesinden yanayım, o yüzden de yorum yapıyorum. Psikoloji, felsefe en çok da insanları anlamaya yarar biliyorum, yermeye değil...

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 28.06.2019

    Neslihan hanım, burada hatırlar mısınız bilmem, defalarca çözüm önerileri getirdik. Ama başından da dedik ki, "biliyoruz, bu size çok fazla gelecek, bunları değil tartışmak yanından bile geçemezsiniz". Nitekim öyle oldu. Siz popstarlara sevinmeye devam edin. Hakikaten üzülmektense gülmek iyidir. Hep eleştirmek kolaydır, bir de çözümlere odaklansanız lafınızı ise bu yüzden ciddiye bile almıyorum. Keşke siz bir şeyler yapsanız, hep eleştiyor dediklerinizin onda biri kadar iş yapsanız da, biz sizi eleştirebilsek. Ben yine de uyarayım. Bu yaşamda kendi yetersizlikleriniz, açmazlarınız yüzünden daha çok rahatsız olacaksınız. Çünkü bu cehennemi siz yaratıyorsunuz. Beni ise okumazsınız biter gider. Beni okumayınca hayat güzel oluyor mu. Denemesi bedava. Deneyin ve görün. :) Saygılar...

  • Neslihan Üstündağ

    Neslihan Üstündağ 28.06.2019

    Biraz doğru dürüst birini bulunca hemen altından birşeyler aramaya başlarız... Siz görev edinmişsiniz, biz de okuruz elbette. Her fikir önemlidir, yeter ki insanca olsun. Evet, çok sevindik, sizin kabaca söylediğiniz, popçu yıldızlara hayran ergenler gibi... Çünkü yıllardır, o kadar çok yanlışa üzülmüştük ki adeta patlama oldu...yazmaya devam edin, Bizler de sevinmeye, kimse dört dörtlük değildir, siz de dahil. Sistem kötü, ama bu durumda yapabileceğimiz iyi niyeti, doğruluğu görmek, desteklemek, yanlışları olunca da söylemek... Bir de hep eleştirmek kolaydır, keşke çözümlere odaklansanız. Geçmiş değil şimdi yapılanlar önemli, diktatörlüğü yenmek sevincini keşke siz de yaşasaydınız, bizler de mutlu olurduk...her yaşta sevinmek güzeldir. Somurtkan, kin, nefret dolu yüzler görmek, yazılar okumak istemiyoruz. :)

  • Kaan Arslanöğlu

    Kaan Arslanöğlu 28.06.2019

    Ülkenin demokrasisi ilkokul seviyesinde, sizin yazdıklarıniz post doktora sözünü atlamışım ÇOBANDEDE..oradan bakınca yorumun bir yere oturuyor. Benimki de acele cevap ışte. :) recai'ye de teşekkürler.. :)

  • Recai Kulaksız

    Recai Kulaksız 28.06.2019

    Yazdıklarınızı okuyunca Veryansın TV'de Nihat Genç'in söyledikleri geldi aklıma. Söylediklerinizde haklılık çok. Saygılar.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 28.06.2019

    Çobandede kardeşim, Fikirlerimin neresi gerçeküstü, bunlar tarihler ve ülkeler üstü evrensel yasalar. Bilime gerçeküstücü diyenler de çıkmaya başladı.. ba ba ba... Ha.. zaten sürüler var, bunlar değişmez, niye uğraşıyorsun dersen, onda haklılık payı var. HDP lilerin bir kısmı PKK’yı eleştiriyormuş. Ne değişir ki, bu yazıda zaten bunu anlatıyorum. Kandil’den emir geldiğinde HDP buna harfi harfine uymak zorundadır. HDP seçmeni de kendine en ufak bir şey sorulmadığı halde gidip oyunu vermekle hükümlü hisseder kendini. CHP için de aynı şey geçerli. Sabah akşam Kılıçdaroğlu’na küfreden CHP’li, hem de yönetici tanıdıklarım var. Kılıçdar bunlara hiç sormadan adayları belirler. Bunlar da zombi gibi, uyur gezer gibi gidip oylarını atarlar. AKP’de bu 18 yıldan sonra kırılmaya başladı. CHP ve HDP için de bir o kadar zaman lazım. Ya da yenisi çıkana kadaa :)

  • AHMET CEMAL ÇOBANDEDE

    AHMET CEMAL ÇOBANDEDE 28.06.2019

    fikirleriniz gerçeküstü, ülkenin gerçekleriyle bağdaşmıyor yanlış demiyorum, çokluk doğru ama gerçeküstü ülkenin demokrasisi ilkokul seviyesinde, sizinkilerse doktora, post doktora ülke daha orta, lise, üniversite okuyacak, yüksek lisans, doktora yapacak, yani kırk fırın ekmek yiyecek, yani sizin teoriler uzun bir müddet raflarda bekleyecek, dost acı söyler birde bütün hdp seçmenine pkk gözüyle bakmanız oldukça yanlış, içlerinde pkk yı destekleyenlerde var, desteklemeyenler de.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.