Ülkücü harekette büyük değişim.. Bahçeli mi bize daha yakın, Akşener mi?

Ülkücü harekette büyük değişim.. Bahçeli mi bize daha yakın, Akşener mi?

"Millet İttifakı"nda  İyi Parti ve Akşener'e sempati büyük. CHP’liler, HDP’liler, liberaller onu hayli seviyor. Değme eski solcular arasında bile Akşener'e oy atanlar az değil. Tek tek kişilerin ona veya buna oy atmasının önem arzettiğini hiç söylemiyorum. Ben de bir nedenden ötürü o saçma sapan 2004 yerel seçiminde 4 oyumu partilere dağıtırken belediye başkanlığında Akşener'e oy atmıştım. Asıl önemlisi bunun teorisinin yapılması. Onun ciddi bir kurtarıcı figür olarak görülmesi. Bahçeli ve MHP ise yine “korkunç” bir nefret figürü olarak iş görüyor "muhalif" cephede. Bir bakalım, kim niye bize yakın, kim bizden uzak...

Önce şunu soralım: Biz kimiz? Solcular? Sol diye bir şey kaldı mı sahiden? Solculuk geçen asırda tanımlanmış bir kavram olarak pek çok temel ölçütüyle bugünkü siyasi yapılardan, kitlelerden neredeyse tümüyle silinmiş bir şeyse... Bu şey üstünden değerlendirme ve saflaşmalara girmenin bir anlamı var mı? Yine de var bence.. Kendi değil sadece adı ve hayaleti kalmışsa bile üst insani kültür açısından bir navigasyon ve anlatım kolaylığı sağlıyor. O halde devam edelim. Ülkücü hareket sol mu oldu da bize yaklaştı? Hayır, böyle bir şey yok. Daha doğrusu solculuk çok kolaylaştı, o yüzden aşırı sağcılar bile solcu görünebilir. Ya da şöyle diyebiliriz: Sol, 90'lardan bu yana o kadar net biçimde sağa yattı ki, aşırı sağ, yanlarında solcu kalıyor. Sol şerit, hatta orta şerit o kadar boş ki, sol pencereden elini çıkaran kişi solcu yerine geçiyor. Hayır... Tam böyle de değil.. Mesele çok daha esaslı. Sıkı bir incelemeyi çoktan hak etti, vakti dahi geçti... Bu yazı ancak bir giriş.

Bu ülkenin idealist, vatansever gençlerini birbirine kırdırdılar...

80 darbesinden sonra kaç ülkücü ile sohbet etmişsem söz birliği etmişcesine bu aynı klişeyi tekrarlıyordu. Ben de kimi zaman içimden, kimi zaman sesli biçimde aynı cevabı veriyordum: “Kısmen haklısınız da... Başka büyük gerçekler yok muydu? Kapitalizm sosyalizm çelişkisi... Büyük sermaye ve emekçiler arasındaki korkunç çelişki.. Emperyalizme hem ekonomik hem siyasal - sosyal anlamda kulluğumuz köleliğimiz. Bunun kavgası verilmeyecek miydi? İşte o kavgada siz yanlış yerdeydiniz, bizse doğru yerde.”

Şimdi asıl büyük soruna tekrar bakıyorum da... Nasrettin Hoca fıkrasını anımsatacak yönde hem bu klişe daha haklı görünüyor, (bugün PKK-HDP saflarındaki idealist, iyi niyetli gençleri de katarak söylüyorum), hem de bizim tezimiz yine haklı GİBİ... Niye "gibi" diyorum, şundan: Darbe’den sonraki 5-10 yıl içinde bizim sol cephe o kadar kolay satın alındı ki... O kadar kolay aklını ve vicdanını yitirdi ki... Başarıya ulaşıp devrim yapsaydık nasıl bir ülke yaratırdık... Düşünmek bile istemiyorum. Üstelik Sovyetler'in ya da Çin'in güdümüne girseydik şu an solculuğumuzdan ne kalırdı? Ve yine ABD o zaman bile solu dışarıdan içerden yönlendiriyordu...  Şimdi bu şartlarda o güdümü gönüllü kabul etmişiz… Hangi akılla bu işlerin altından kalkabilirdik?

Ülkücü bilinçte ilk olumlu kırılma..

“Yürüyün koçlar, biz arkanızdayız, dediler.. kendileri ordu evlerinde dans ederken.. şimdi yine ordu evlerinde balodalar, onların emriyle biz işkenceden geçiyoruz...” Birkaç kişiden de böyle duydum. Geniş çaplı bir infialin sembol sözlerindendir. 12 eylül rejimi binlerce ülkücüyü işkenceden geçirdi, birçoğu uzun yıllar hapis yattı. Bazıları idam edildi. İlk "bizi birbirimize kırdırıyorlar" isyanı böyle doğdu. İlk sol - sağ samimi diyalogları böyle ve o zor koşullarda gerçekleşti.  

İkinci büyük kırılma...

Sadece ülkücülerde değil generaller, subaylar, yargıçlar, bürokratlar, polisler içinde ülkücü olsun olmasın az çok yurtsever, Atatürkçü, milliyetçi kesimde 90'lı yıllar başında ikinci bir uyanış yaşandı. ABD'nin PKK ve onun siyasal kanadına açıkça yardım ettiğinin açığa çıkmasıyla. Avrupa bunu daha önce de yapıyordu, ama ABD o zamana kadar "bizim" en azından savaşta, en azından silahlı düşmana karşı “abimizdi, dostumuz, şefimizdi”. Tüm ABD'ci asker - sivil bürokraside, sivil milliyetçiler içinde NATO dahil tüm ittifaklar gizli açık sorgulanır hale geldi. Bu sorgulayanlar içinde kimileri öldürüldü…

Ve sonrasında... AKP iktidarı sırasında... AKP'nin en FETO'cu en Amerikancı olduğu ilk 11-12 yılında Devlet Bahçeli'nin MHP'si sıkı bir AKP karşıtıydı. Birçok solcu ve liberal AKP'yi desteklerken. Fakat biz bir kısım solcu bunu Amerikancı oyunun bir parçası olarak görmeye devam ettik. Kimi de “faşist, devletçi” refleksin gereği saydı.

Bir kırılma da “hendek kalkışması”ndan sonra...

ABD giderek AKP'yi gözden çıkarmaya, AKP de rotadan çıkmaya başladığında. ABD-FETO-PKK-HDP ortak harekatı başladı. Kürtlere, bölge halkına sorulmadan, nabız bile yoklanmadan. Bu kalkışma açık geniş topyekun içsavaş başlangıcıydı ve kesinlikle 15 Temmuz darbe girişiminden bile tehlikeli bir çılgınlıktı. MHP burada iktidar safında yerini aldı. Asker, polis içindeki milliyetçi güçlerle birlikte ırkçı-bölücü-Kürt ve Türk düşmanı kalkışma bastırıldı. Binlerce Kürt ve Türk genci öldü. Ama bastırılamasa savaş tüm ülkeye yayılacaktı. Başta CHP olmak üzere sözde sol ve sosyalist partilerin çoğu ABD ve içsavaştan yana tavır alırken; Devlet Bahçeli önderliğinde MHP ülke tarihinde ilk kez.. daha önce solun, sosyalistlerin cephesi olan anti-ABD cephede yerini aldı. Mahirler, Denizler ülkedeki gizli Amerikan işgaline karşı mücadelede yaşamlarını vermemişler miydi? Yeni sol, içinde kaynayan binlerce ajanıyla Batı’nın gözüne girme yarışındayken, isimsiz vatanseverler ülke için ölüyordu.    

15 Temmuz darbe girişimi ile AKP MHP ittifakı perçinlendi. İkisi de buna mecburdu ve bu mecburiyette haklı gerekçeleri bulunmaktaydı. Halen de aynı ortamdayız. Kürtlerin ve Türklerin birbirini kırmasından iktidardan daha fazla pay kapmak için yararlanmaya çalışan aşırı sağ yeni sol bu mecburiyeti yaratan temel etmendir.

Yakın zamana dek ben de AKP ve MHP’nin anti-emperyalistliğini oyun içinde oyun gibi görüyordum. Zaten ekonomik bağımsızlık girişimleriyle desteklenmezse dış güçlere kafa tutma gösterisi zaman içinde tavsamaya mahkumdur. Ama keşke rol icabı bile olsa muhalefet bu sertliğin çeyreğini gösterebilse… Atatürk ve birazcık da ilk Ecevit döneminden beri ilk kez baş kaldırma söylemini uygulamayla birleştiren bir Türkiye görüyoruz. Madem tiyatro.. Hadi biz de oynayalım, muhalefet de oynasın, öyle değil mi! Tamam, iktidar samimi değilse hangi noktalarda samimi değil ve siz hangi noktalarda samimisiniz? Bunlar açık konuşulmazsa insanlığımızı kaybederiz. Her tuttuğumuzu yalan haline getiririz. AKP’yi en çok aklayan muhalefetin bu yalan sarmalıdır.   

Akşener hangi ülkücülüğü temsil ediyor?

Sevimli, düzgün, harbi biri gibi görünüyor. Bir bakıma öyledir. Fakat Akşener ülkücü hareketin büyük küresel güçlerle gizli ittifakçı pragmatist yanını temsil ediyor. İdealist ve "saf" milliyetçi yanını ise şu anda Bahçeli'nin MHP'si... Akşener "demokrat", "özgürlükçü", "liberal" söylemde kuşkusuz ki MHP'nin birkaç fersah ilerisindedir. HDP’lileri seven, HDP’lilerin sevdiği bir ülkücü hareket! Öldük de cennette miyiz? Ama Tansu Çiller - Mehmet Ağar ikilisinin genç gözde içişleri bakanı olduğu akıldan çıkarılmamalı. Aydın cinayetleri, faili meçhuller döneminin son içişleri bakanlarından. Akşener sanki geçmişte arkadan emir veren elit üst tabakayı, Bahçeli ise öne sürülen Anadolu çocuklarını temsil etmektedir. Şüphesiz her iki tarafta da her iki türden insan yine vardır. Ne var ki siyasal tablo dışarıdan bunu göstermekte.

BU YAZIYI NİYE YAZDIM..

Bazı dostlar diyecektir ki şimdi... Sen sosyalistsen eğer, sana ne hangi ülkücü kanat ne yapıyor, ne konumda bulunuyor. Pek çok bakımdan bu böyle değil işte. PKK’lılarla aynı safta son derece rahat görünen ülkücülerle, ABD’ye karşı dişe diş mücadele eden ülkücüler… On yıl önce rüyamızda görsek gülerdik… Demek ki çok şeyler değişmiş. Bunu görmüyorsa bu ülkenin okumuşları, solcuları, onlar da tamamen bitmiş!

Şahsen büyük politika ve büyük ittifaklar sahası, oralarda tavır almak anlamında hiç kafamın ermediği, en ufak bir becerimin bulunmadığı sahalardandır. Ne var ki kör gözün parmağıma en basit gerçeklerin görmezden gelindiği ya da kasıtlı olarak çarpıtıldığı şu ortamda… Pek bir yarar getireceğine inanmasam da belki gelecek yıllar için papağan gibi aynı şeyleri yineliyorum. Devir sözcü cumhuriyet birgün okuyan, fox halk tv tele bir vole izleyen mükemmel insanların devridir. “Cennete mizah yoktur” demiş Mark Twain. O yüzden tunçtan heykeller gibi mizahsız, mimiksiz mükemmel muhalefetimiz muhalefette de değildir. Onlar bu mükemmellikleriyle her zaman iktidardadır. O yüzden 18 yıldır tablo değişmemektedir. Muhalefet muhalefet yapamayınca, kendini iktidar gördükçe Tayyip reis kendine muhalefeti de kendi kendine yapmaktadır. Daha etkin biçimde yapmaktadır.

Kendi yarattıği onca doğa kıyımının ortasında basbayagi çevreci söylemleri bağırıp duruyorsa... halkçı söylem ve pratikte sola her zaman fark atıyorsa... dinsel baskı ve sahtecilikle iyice mahvettikleri eğitim sistemimden en çok kendi yakınıyorsa… Kapitalizmi en saldırgan biçimde örgütlüyor, sonra ondan şikayet ediyorsaa.. TEKNOSA demeyeceğim.. Dönüp kendimize bakalım diyeceğim. Dönüp kendimize ve etrafımızdaki.. örneğin ülkücülerdeki büyük değişime bakalım, derim. Ülkücüler nasıl bizden daha solcu oldu?  

Büyük Bir Parti Ortadan Bölünmüşse Amerikan Parmağı Olasılığı?

CHP – DP

DSP – YTP

Saadet – AKP

MHP – İYİP

AKP – FETO - ??

Son Soru: Tüm partiler bölündü Türkiye’de… Bir tek HDP bölünmüyor.. Neden acaba?

Kaan Arslanoğlu


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • fahri kumbul

    fahri kumbul 09.10.2019

    İkisine de hayli uzağım, ama yazıda konu edilen Akşener’in “demokrat”, “özgürlükçü söylemini, MHP’nin idealist ve “saf” milliyetçi yanına tercih ederim. RTE’nin başında olduğu “ilk kez baş kaldırma söylemini uygulamayla birleştiren” Türkiye tanımlamasını, rahatsızlık verici boyutta iyimser buluyorum. “Ekonomik bağımsızlık girişimleriyle desteklenmezse dış güçlere kafa tutma gösterisi zaman içinde tavsamaya mahkumdur” şeklindeki yerinde uyarının yakın zamanda kokusunu çıkacaktır. RTE’nin amacı 2033’e kadar başta kalmaktır; o yüzden oya dönük söylemde bulunur ve hareket eder. Ayrıca, Putin ve Trump ile ve daha başka düzeylerde yapılan ikili görüşmelerde neler konuşulduğu topluma duyurulmadığına dikkat çekmek istiyorum.

  • Etyemez imamı

    Etyemez imamı 08.10.2019

    Kahrolsun ABD işbirlikçi YCHDPKK.

  • Muguet Bilgen

    Muguet Bilgen 08.10.2019

    E ) Hiçbiri EMPERYALİZMİN MAŞALARI OLARAK SOL OLUNABİLİR Mİ ? HDPKK CHPYİ PKK KİMLİĞİ İÇİN KAMUFLAJ OLARAK KULLANIYOR..BİR TÜR DERİ DEĞİŞTİRME ... TABİ BUNDA CHP NİN PAYI,ve ÇABASI GÖZ YAŞARTIYOR.. ,ALAN RAZI VEREN RAZI DURUMU ORTADA.. VE DİĞERLERİNİN DE ÖYLE.. DESTANSI BİR GEÇMİŞE SAHİP MİLLETTİN , TÜM BUNLARI VE ŞAİBELİ DAYATMALARI GÖZ GÖRE GÖRE, İÇİNE NASIL SİNDİREBİLDİĞİNİ İSE HİÇ ANLAYAMAYACAĞIM ..DEDİĞİNİZ GİBİ., ÇOK ŞEY DEĞİŞMİŞ..!

  • Bülent H. Sakızlıgil

    Bülent H. Sakızlıgil 08.10.2019

    Harika bir yazı... Vatan Partisi kokusu aldım; ama bence sakıncası yok. :) Nota bene: Bölünmeyen bir Parti daha var; ancak çok küçük olduğu için kayıtlarda yer alamıyor.

  • erkan demirci

    erkan demirci 08.10.2019

    devamını bekliyoruz eline saglık

  • Birol AKSU

    Birol AKSU 08.10.2019

    Yazında çok çarpıcı doğru tespitler var, ama tümüyle doğru diyemiyeceğim tespitlerinde var, nefes almadan okudum, kalemine sağlık..

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.