Diyabet Hastalığını Önleyebilir miyiz? - Tartışma -

Diyabet Hastalığını Önleyebilir miyiz? - Tartışma -

Editör’ün sunusu: Değerli yazarımız Dr. Emel Sakınç’ın gönderdiği Diyabeti Önleme ile ilgili yazıyı altına sağlık editörümüzün katılım, katkı ve itirazlarını koyarak yayımlıyoruz. Birbirimizden öğrenelim, tartışalım, bilgi ilerlesin… Okur ise farklı görüşleri birlikte bilsin, hangisini seçeceğine kendi karar versin. Bu konuda tıpta, doktorlar arasında tam bir fikir birliği yok ki, biz tam bir fikir birliği tablosu sunabilelim.


Diyabet Hastalığı Önlenebilir mi ?

Diyabete yakalanan hasta sayısı tüm dünyada giderek artan bir hızla çoğalıyor. Diyabet hastalarındaysa hastalığın  gelişimine de neden olan sağlıksız beslenme koşulları, hareketsiz yaşam tarzı, eğitim eksikliği gibi faktörlerin devamlılığı da diyabete bağlı komplikasyonları, kalp damar hastalıkları, böbrek yetmezliği, görme kaybı, enfeksiyonlar ve ölüm oranını artırıyor. 

Uluslararası Diyabet Federasyonu tahminlerine göre tüm dünyada 2015’te,          

-11 yetişkinden 1’i diyabetli. (415 milyon) %9

            -2 diyabetli yetişkinden 1’ine (%46,5) teşhis konulmamış yani diyabetli olduğunu bilmiyor.

            -7 doğumdan 1’i gebelik diyabetinden etkileniyor.

            -Diyabet hastalarının dörtte üçü (%75) düşük ve orta gelir ve eğitim düzeyindeki ülkelerde       yaşıyor.

            -542,000 çocuk tip 1 diyabet hastası.

            -Her 6 saniyede 1 kişi diyabet hastalığından hayatını kaybediyor. (hayatını kaybedenlerin sayısı 5 milyon)

            -Küresel sağlık harcamalarının %12’si, diyabete harcanıyor. (673 milyar ABD Doları)

2015-2040 yılları arasındaki tahmini prevelansın % 8,8 (%7,2-11,4) 'den %10,4 (%8,5- 12,5)' e çıkması bekleniyor.

 

             Türkiye'deyse 2010 yılında açıklanan TURDEP-II çalışması (Türkiye Diyabet, Hipertansiyon, Obezite ve Endokrinolojik Hastalıklar Prevalans Çalışması) ile ortaya çıkan sonuçlara göre 12 yılda diyabet sıklığının %90 artarak, %7.7’den %13.7’e çıktığı saptanmıştı. İlki 2006’da yapılan ve toplam 5 yıllık dönemdeki değişim oranlarını gösteren CREDIT İnsidans çalışmasına göre, 2006’da %12,7 olan diyabet sıklığı, 2011 yılında CREDIT-2 çalışmasında %18,3’e yükseldiği gözlenmiş. Türkiye obezite ve diyabet gelişiminin hızlı olduğu ülkeler arasında yer aldığından diyabet prevelansının artışının da küresel tahminlerin üzerinde olması söz konusudur.


            Orta, ileri yaşta ortaya çıkan şeker hastalığı genetik mirasımızdan etkilendiği gibi beslenme şeklimize, yeterince hareket edip etmememize ve obeziteye bağlı gelişir. Ailede özellikle birinci derece akrabalarda 2.tip şeker hastalığı olması kişide şeker hastalığı gelişmesini olası kılmaktadır. Ancak genetik olarak şeker hastalığına yakalanma olasılığınız çok düşük olsa bile  sağlıksız beslenme, aşırı karbonhidrat tüketimi, hareketsiz yaşam tarzı ve akabinde gelişen obezite şeker hastalığı gelişimi için asıl risk faktörüdür. Bu bağlamda genetik mirasımızı değiştirmek şu an için uygulanbilir olmasa da şeker hastalığına yakalanma riskini azaltmak, şeker hastalığı gelişen hastalar için hastalığın yol açtığı yıkıcı sonuçları en aza indirmek hatta ortadan kaldırmak olasıdır.

İnsülin, pankreastan salınıp alınan besinlerin dokular tarafından kullanılmasını sağlayan temel hormonlardan biridir. Yiyeceklerle aldığımız şekerin dokulara alınıp kandaki şeker oranının düşürülmesi insülinin temel işlevidir. Şeker hastalığı temel olarak iki gruba ayrılır. 1.Tip, genellikle çocuk ve gençlerde görülen pankreasın insülin üretemediği durumda ortaya çıkar. Kanda yeterince hatta fazlaca insülin bulunmasına rağmen insülinin işlev göremediği 2. Tip şeker hastalığı ne yazık ki artık genç hastalarda da görülmekteyse de daha ileri yaşlarda beklenen şeklidir. Gerek insülin yokluğunda gerekse insülinin işlevselliğini yitirmesinde ortaya çıkan sonuç besinlerle alınan şekerin dokular tarafından kullanılamadan kan düzeyinin yükselmesidir. Kan şekerindeki yükseklik ise şeker hastalığının böbrekler üzerinde, kalp damar sistemi üzerinde, sinirler üzerindeki hasar yaratıcı etkilerinden sorumludur.

İnsülin salınımı iki fazlıdır. Süreli olarak düşük miktarda salınımı besin alımıyla gerçekleşen artışlar izler. Aldığımızın besinlerin yapı taşları olan karbonhidrat ve yağ asitlerinin hücrelere, dokulara girmesi ancak insülinle hücre arasındaki sağlıklı iletişimle mümkündür. Bu bağlamda insülini depo yapıcı hormon olarak tanımlamak mümkündür. Uzun süreli yokluğunun yaşamla bağdaşmadığı aşikar olan bu hormonun vücutta fazla salınması, kanda yüksek miktarda bulunması da insülinin hücre düzeyinde dirençle karşılaşması ve insülin direnci dediğimiz diyabet öncüsü duruma yol açmaktadır. Hipoglisemi olarak tanımlanan, kanda şeker miktarının olması gereken sınırların altına düşmesi de kanda insülin düzeyinin yüksek olmasıyla gelişir. Ani gelişen ileri hipoglisemi sürekli şeker yüksekliğinden daha da tehlikeli sonuçlara yol açabilir.

İnsülin yediğimiz her yiyecekle aynı miktarda salınmaz. İnsülinin aşırı miktarda salınmasına sebep olan yiyecekler olduğu gibi sağlıklı yiyecekler daha yavaş, daha düşük oranda ve daha kararlı insülin salınımı sağlar. İnsülinin yavaş ve yeterli düzeyde salgılanması alınan karbonhidrat ve yağların kararlı bir şekilde kullanılmasını sağlar, kan şeker düzeyinde ani düşüş ve yükselmeler gözlenmez, daha uzun süreli tokluk hissedilir. Sürekli insülin salınımında ani artışa sebep olacak yiyecekler tüketmek kanda insülin artışına ve akabinde dokuların insüline duyarsızlaşmasına sebep olur. Önlem alınmazsa prediyabet olarak adlandırılan, insülinin işlevselliğini yitirmeye başladığı bu aşama 2.tip diyabet hastalığına ilerler.

Ani gelişen kan şekeri düşmesini, vücutta yaşanan panik hali olarak tanımlayabileceğimiz kan şekerini yükseltici hormonların salınması sonucu aşırı şeker yükselmesi takip eder. Kanda aniden yükselen insülin seviyesi hızla kan şekeri düşüklüğüne neden olup kısa sürede tekrar yeme isteği yaratması nedeniyle de istenmeyen, sağlıksız bir durumdur. Reaktif hipoglisemi denilen, özellikle ağır yemeklerden sonra gelişen şeker düşmeleri 2.tip diyabet hastalığının başlangıç aşamasında sık izlenir. Yemekten sonra gelişen baş ağrısı, halsizlik,aşırı tatlı yeme isteği gibi şeker düşmesi belirtilerinin varlığında kan şekeri ölçümü yapılmalı ve doktora başvurulmalıdır. Bu dönemde yapılacak beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri ve laboratuvar sonuçlarına göre gerektiğinde ilaç desteği şeker hastalığı gelişiminin önlenmesinde katkı sağlar.  Ağız kuruluğu, çok su içme, sık idrara çıkma, anormal kilo verme gibi yakınmalarsa şeker hastalığı gelişmiş olabileceğini düşündüren bulgulardır.

Yiyeceklerin kandaki insülin seviyesini yükseltme özelliklerine ''glisemik indeks'' denir. İnsülin seviyesinde ani yükselmeye sebep olan yiyecekler yüksek glisemik indeksli, daha kararlı,düşük seviyede insülin salınımına yol açan yiyecekler düşük glisemik indeksli yiyeceklerdir. Düşük glisemik indeksli yiyeceklerin tüketilmesi alınan besinlerin kararlı bir şekilde kullanılmasına, daha uzun süreli tokluk hissine sebep olur.Yüksek glisemik indeksli yiyeceklerse kan şeker seviyesinde ani değişikliklere neden olur. Alınan karbonhidrat ve yağların yeterince kullanılamayıp doğrudan depolanmasına yol açar. Yemek sonrası kısa sürede tekrar yeme isteği gelişir. İnsülin seviyesinde ani yükselmeye sebep olan yüksek glisemik indeksli yiyecekler tüketmek sürekli açlık hissi, tatlı, karbonhidratlı yiyecekler yeme isteği yaratarak obezite gelişimini kolaylaştırır. Biliyoruz ki obezite şeker hastalığının olduğu kadar hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, kalp ve damar hastalıklarının da önemli bir sebebidir.

Kanda insülinin aşırı salınmasına sebep olan, diyabet ve obezite için risk oluşturan yiyecekler nelerdir ?

Obezite ve diyabetin son yıllarda gerek ülkemizde gerekse tüm dünyada hızla artış gösterdiği göz önüne alınırsa bu sorunun yanıtını toplumun beslenme alışkanlıklarındaki değişikliklerde aramak gerekir. Bu artışın yanında orta ve ileri yaşlarda görülmesi gereken bir hastalık olmasına rağmen daha genç yaşlarda hatta çocuklarda dahi 2.tip diyabet görülmesi beslenme alışkanlıklarımızda kötü yönde değişiklikler olduğunu göstermektedir.

Besinlerin içerdiği lif miktarı arttıkça kan şekerinde ani yükselmelere sebep olma özellikleri yani glisemik indeksleri azalır. Gerek glisemik indeks düşüklüğü gerekse protein ve lif içeriği bakımından tüketilmesi en çok tavsiye edilecek yiyecek türü kuru baklagillerdir.

Özellikle çocuk ve gençlerin yoğun olarak tükettiği fast-food beslenme tarzını oluşturan patetes kızartması, şeker içeriği yüksek, beyaz undan yapılan, kızartılarak pişirilen tatlılar, glisemik indeksi çok yüksek, şeker hastalığı ve obeziteye sebep olan yiyecekler listesinin ilk sıralarında yer almaktadır. Aynı zamanda bu yiyecekler aşırı tuz ve yağ içerdiğinden hipertansiyon ,kalp ve damar hastalıklarına yakalanmayı kolaylaştırmaktadır. Her ne kadar reklamlar, yiyeceklerin yanında verilen oyuncaklar gibi promosyonlarla fast food beslenme çocuk ve gençler için çekici hale getirilmeye çalışılsa da çocuklarımızı bu tür beslenmeden mümkün olduğunca uzak tutmaya çalışmak gerekiyor. Bugün biliyoruz ki gerek şişmalık gerekse diyabet, hipertansiyon, kalp hastalıkları çocukluk çağında atılan temellere dayanmaktadır.

Glisemik indeks değerleri, yiyecekler doğal hallerinden uzaklaştıkça artmaktadır. Rafine gıdalardan, beyaz, işlenmiş un ve şekerden uzak durmak, öğünlerde liften zengin yiyeceklere ağırlık vermek, tam buğday unundan yapılmış ekmeği tercih etmek sağlıklı bir beslenme biçimi olacaktır. Üzerinde durulması gereken önemli bir konu da ağır diyetlerin, aşırı kalori kısıtlamanın ve öğün atlamanın, özellikel kahvaltısız başlanan bir günün son derece sağlıksız bir beslenme tarzı olduğudur. Vücudunuzun günlük olarak ihtiyaç duyduğu kalori miktarını aşırı derece kısıtlarsanız bazal metabolik hızınız yavaşlamakta, uyku halinde, istirahatte temel vücut ihtiyaçları için harcanan kalori azalmaktadır. Bu durumun başka bir açıklaması da aldığımız kaloriyi harcamamızın zorlaşmasıdır. Bunun aksi düşünüldüğünde insülin salgılatma özelliği düşük besinlerden oluşan doyurucu bir diyetin sık öğünlere bölünerek alınması metabolizmanızın sağlıklı bir şekilde çalışmasını, fazla kilolarınızdan daha kolay kurtulmanızı sağlayacaktır.


            Düşük Glisemik İndeksli Besinlerin faydaları:

-Kilo vermeyi ve zayıf kalmayı sağlar.

-Açlığı azaltır ve uzun süre tok hissetmeyi sağlar.

-Vücudun insülin duyarlılığını arttırır.

-Kan kolesterol seviyelerini düşürür.

-Diyabet tedavisini kolaylaştırır.

-Kalp damar hastalığı,kalp krizi riskini azaltır.

 

Sağlıklı Beslenme Notları:

Yağlı yiyeceklerden uzak durulmalı:

Tam yağlı ürünler yerine, az yağlı ürünleri tercih etmeniz daha az kalori almanızı sağlayacaktır. Yağı azaltılmış ürünleri tercih ederek kolesterolünüzün, kan yağlarınızın normal sınırlarda kalmasını sağlayabilirsiniz. Light ürünler kalorisiz değildir. Bu ürünleri normalden fazla tüketmek de kilo vermek yerine daha fazla kilo almanıza neden olabilir.

 

Beyaz ekmek yerine tam tahıl ekmeği tüketilmeli:

Tam tahıl ekmeğinin kalori miktarı, beyaz ekmekten çok farklı olmasa da lif içeriğinin fazla olması ve sağlamış olduğu tokluk süresinin uzun olması en önemli avantajdır.

Sabah kahvaltıyı atlamayın:

Kahvaltısız başlanılan günü kaybedilmiş bir gün olarak düşünebiliriz. Özellikle uyandıktan sonra bir saat içerisinde kahvaltı yapmak metabolizmanızın düzenli olarak çalışmasını sağlar.

Lifli besinleri tercih edin:

Lif içeriği yüksek olan besinleri tüketmek daha uzun süre tokluk sağlayacağı için daha az besin tüketimini sağlayacaktır. Sebze, kurubaklagil, salata, tam tahıllı ekmek, meyve gibi lifli gıdaların tüketimine özen göstermelisiniz.Öğünlerde protein içeren gıdaların bulunması da metabolizmanızı hızlandıracaktır.

Ara öğünleri unutmayın:

Gerek metabolizmanızın hızlanması gerekse çok acıkıp ardından fazla yenen öğünlerden kaçınmanız açısından ara öğün almalısınız. Önemli olan doğru zamanda doğru ara öğün seçimleridir. Şekerli besinler, kek, pasta, çikolata gibi besinler yerine ölçülü kuruyemiş, kuru meyve, yoğurt, ayran ve taze meyveleri ara öğünlerinizde tercih edebilirsiniz. Özellikle yemeklerden hemen sonra meyve ve tatlı tüketiminden kaçınılmalı.

Etiket bilgisi edinin:

Hazır besin tüketimimiz her geçen gün artmaktadır. Bu kadar çok çeşit arasından kendiniz için doğru olan ürünü seçebilmek için ürünlerin üzerinde yer alan light, yarım yağlı, yağsız, şekersiz, gerktiğinde glutensiz  gibi ibarelere dikkat etmek, besinlerin içeriğindeki yağ, protein, karbonhidrat, şeker, tuz miktarlarını incelemek önemlidir.

Egzersiz yaşam biçimi haline getirilmeli :

Sağlıklı beslenme gibi egzersiz de bir yaşam biçimi olmalıdır. Hayatın her anında olması gereken egzersiz için ayırabilecek zamanınız yoksa en mantıklı seçim daha fazla yürümektir.

Düzenli uyuyun:

Belirli saatte uyumak ve uyanmak, vücut saatinizin düzenli çalışmasını sağlayacaktır. Bu durum metabolizma hızınızın yavaşlamasına engel olur. Gün içerisinde uyumak (özellikle dolu bir mide ile) ise metabolizma hızınızda yavaşlamaya neden olabilir.

            Fazla kilolu olmamanızın kalp damar hastalıkları, felç gibi ölümcül durumlarla karşı karşıya kalma riskinizi önemli oranda azalttığını, özellikle ileri yaşlarda eklenen eklem sorunlarını da düşündüğümüzde yürüyebilme, merdiven inip çıkabilme, başkalarına bağımlı olmadan hareket edebilme imkanı vereceğini hatırlayın.

Sağlıklı günler dilerim…

Emel Sakınç

Editör notu :

Değerli arkadaşımız diyabetle ilgili temel bilgileri ve güncel tabloyu güzel bir şekilde toparlamış ve toplum sağlığını tehdit eden bu önemli soruna bir kez daha dikkatleri çekmiş.

Beslenme önerilerinin ise çoğuna katılmadığımızı belirteyim. Buna rağmen "karbonhidrat tüketimi"nin risklerini kararlı biçimde vurgulamasını değerli buluyoruz. Ayrıca kuruyemiş, yoğurt, protein, taze meyve, posalı beslenme gibi önerilere de hiç itiraz yok! Ancak bunların dışındaki beslenme önerileri bizim karşı çıktığımız yerleşik anlayışla oldukça örtüşüyor :

1) Kurubaklagiller : Hem protein hem karbonhidrat içermesi, liften ve bazı vitamin-minerallerden zengin olması, hayvansal proteinlerden ucuz olması, vejetaryen anlayışlara uyması ve lezzetli olmaları bu besinleri cazip kılıyor. Ne yazık ki sanıldığının aksine diyabette yüksek tokluk şekerine neden oluyorlar, bazı anti-besinler ve hücre zararlıları içeriyorlar, sindirimleri zor... Bu nedenle ön planda olmamalı.

2) Glisemik indeks : İnsülinin hızlı salgılanması kadar, hatta daha da fazla, çok salgılanması önemli. Bu nedenle dikkatler besinlerin glisemik indeksinden çok glisemik yüklerine yönelmiş durumda. Ayrıca besinler genelde tek tek değil menüler şeklinde yendiğinden zeytinyağlı salata, yumurta ve peynir üstüne yenen pekmezin glisemik indeksi tek başına yenen ve hele "az" yağlı pişirilmiş makarna veya kurufasulyeden daha düşük olacaktır. Tam buğday yalnızca lifi değil, ruşeym ve kabuğunda bulunan demir, protein, vitaminler yönünden de değerlidir. Ancak genetiği süreç içinde değişmiş buğday, çölyak riski, ekmek dışında da buğdayın her kılıkta karşımıza çıkması nedeniyle ekmek hemen hemen beslenmeden çıkarılmayı veya çok sınırlanmayı hak eder duruma gelmiştir. Ayrıca yenen karbonhidrattan örneğin spor sonrası glikojen depolarını yerine koyma veya proteinli bir öğünden önce geçici enerji takviyesi bekleniyorsa miktarı az fakat glisemik indeksi yüksek besin o an için daha akılcı olacaktır.

3) Yağlar : Kanda total kolesterol yüksekliği ve besinlerde yağ oranının yüksekliğinin birer tehlike, birer zarar olmadığı ayrı ayrı, çeşitli yönleriyle dünya ve ülke literatüründe ve tarafımızdan da kaleme alınan yazılarda gözler önüne serilmekte. Özellikle karbonhidratları azaltırken proteinleri hafifçe, sağlıklı yağları da daha belirgin arttırmakla metabolizmada harika sonuçlar alınıyor. Yağı azaltılmış besinler ise yüzyılın yanılgısı! Yağlar posadan da daha etkin doyma araçları. Sindirim sistemini yormadan uzun süreli doygunluk sağlıyor. İçeriğinin faydaları ise burada saymakla bitmez.

4) Ara öğünler : Ara öğünler pek fizyolojik değil. Arada yalnız su içilmesi, aşırı sıcak ve hareket nedeniyle terleme varsa elektrolitli sıvı veya az miktarda tuzlu besinle su içilmesi önerilmeli. Üçüncü maddede söylediğim beslenme şekli zaten şeker dalgalanmalarını yok ediyor.

İlknur Arslanoğlu


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Deniz Can

    Deniz Can 15.09.2016

    Sayın Aya açıklamalarınız için teşekkürler. Tıbba ilgi uçakların mekanik aksamına olan ilgi ile kıyaslanamaz boyutta ve bu ilgi de üzerinde fazla yazılıp çizilmesine sebep, arz talep meselesi. kansere çare bulundu ya da diyabetli insan kalmayacak gibi haberler en başta hastaları mağdur ediyor. Sağlık belki de üzerinde en çok konuşulan konu memleketimde ama Akif Akalın'ın dediği gibi sağlık sosyal yönüyle, önleyici tıp boyutuyla bir bütün olarak düşünülmüyor bile, sadece tedavi boyutuyla tartışılıyor ve herkes doktor, hatta uzman sanki, tedavi hatta ilaç önerebiliyor. Tartışmaları diğer boyuta taşımak gerekiyor.

  • Ç.

    Ç. 15.09.2016

    Yorumunuz açıklayıcı oldu. Daha önceden de konuya ilişkin açıklamalarda da bulunmuştunuz. Ben de farklı bir gelişme olup olmadığını soracaktım. Sayenizde işin gerçeğini öğrenmiş olduk. Facebook'ta yapılan sonraki yorumları da okudum. Yorumları da anlamamakta ısrar edilmesine rağmen sert bir üslup da cevap da vermemişiniz. İlknur Arslanoğlu'nun paylaştığı yorum ve görsel de sitede paylaşılsa güzel olur.

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 15.09.2016

    Sevgili John Dennis, siyah şerit'in dün paylaştığı (feysbuk) habere kontryorumla gömçürdümdü. Kanserin çaresi değil o aşı. 4. Evre akciğer kanserlerinde (onların da alt bi grubunda - teknik ayrıntı) sağkalımı biraz uzatıyo. Bu bi dezenormasyon işte. Ama kabahat tabii ki sizde değil. Bu haberleri böyle sunanlarda. Ha, Küba'nın başarısını küçümsemiyorum. Fekat bu işler uzmanlık işidir. Şöyle misal vericem. Ben her hafta ortalama 3 kez uçağa biniyorum. 1 gün bile uçak motorlarındaki aksamın detayını sorgulamadım. Teknolojik gelişim çizgisini çok az okudum. Bi bok anladım diyemem. Kasmıyorum da. Yani? Uçak da insan hayatıyla ilgili. Düşerse ölüyosun. Hem de topluca! Ben bu halimle uçağın her Gadget özelliğini sorgulamıyosam bi zahmet ahali de tıptaki her antijen, antikor, epidermal growth factor gelişmesini sorgulamasın. Bu işlerde demokrasi işlemez. Kamusal bilgilendirme o yüzden anlamsızdır. Hizmeti alırsın ya da almazsın. Uçağa binersin ya da binmezsin. O kadar! a.y.a. o kadarsss

  • Deniz Can

    Deniz Can 15.09.2016

    Kübalı doktorlar kanser aşısı uyguluyormuş, başarılı sonuçlar elde etmişler. kanserin çaresini zengin kapitalist ülkeler değil de Küba buluyorsa bu çok anlamlı ve güzel.

  • Ç.

    Ç. 16.05.2016

    Ulusalı unutmuşum. Kontrat ilişkileri olan sitelerdeki yazıları okurken dikkat ediyoruz. Yoksa kontratımız yokken kontratı olanları destekler konuma geliriz.

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 16.05.2016

    Ulusal'ı da var Ç'cim. Ulusal dezenformasyon müdürü soner aga. UDMSA. Bu arada şu hakikati de unutmamak gerek: taşeronlar kendi iradeleriyle eylemde bulunmazlar; kontratı kimle yapmışlarsa onların âli menfaatleri doğrultusunda hizmet verirler. Hamdolsun, kimseyle kontrat yapmadık bu zamana kadar. a.y.a. hamdoldi fıkrasını hatırlasss ve kıs kıs kısss

  • Ç.

    Ç. 15.05.2016

    Dezenformasyon müdürü ( telif i size ait) sağlık alanında da dezenformasyon yapın talimatı vermiş. Yine iyi ağız kokusunu gidermek için sarımsağı önermemiş.

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 15.05.2016

    O yazıyı öğlen okuma listeme almamıştım bile. Ama sen de linkini gönderince okumak ve karşılıklı makaraya almak farz oldu Ç'çim. Gözüm ilk olarak hemEroid diye yanlış yazdıkları maddeye takıldı. Cafer-i Sadık buyurmuşmuş ki tereyaa, iğde ve havuç çok iyi geliyomuş hemOroide. Nasıl kullanılacağı belirtilmemiş. Ben bi an fantazi alemine gittim ve geri geldim. E ne de olsa mevzubahis anüs! Pırasa da ağız kokusuna iyi geliyomuş. Artık 8. yüzyıl ortadoğusunda ağız kokusu ne iğrençmişse pırasayla anca bastırabiliyolarmış. Var gerisini sen düşün. Yalnııız... Bak kuzu eti ve sığır eti konusunda katılıyorum o yazıya. Neyse. Sonra daha konuşuruz. Benim tuvalete gitmem gerek. Bıldırki iğdeler hemorroidimi tirmeler. a.y.a. üveze niye hurma dendiğini anlayamasss

  • Ç.

    Ç. 15.05.2016

    (Bkz: Ziyaret Et) meyvelerin-efendisi- hangisi-1505161200 .html odatv'den dev sağlık hizmeti :)

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 13.05.2016

    Koşmak öldürür. Sağlıklı yaşam için koşmak deli saçmasıdır. İnsan türünün evrimi gereği kaçma refleksleri ve av dışında koşması anlamsızdır. Oyun amaçlı yapılan ya da profesyonellikte icra edilen koşma eylemi başka bi konseptte ele alınır. 40 yaşındaki banka memurunun akşam 8'de koşu yapması sağlıklı yaşam için olamaz. Egzersiz iz nat iğkuğıl koşmak. Ben kimseye hareket etmesinler demiyorum. Ama koşmak, hele de 35-40 yaşına kadar koşmamış bireylerin koşması... No, no, no! a.y.a. koşmaya kesinlikle karşı dursss. İşin içinde başka işler varsss

  • Akif Akalın

    Akif Akalın 13.05.2016

    Sorun hepimizin ne demek olduğunu çok iyi anladığımızı sandığımız bazı sözcüklerden (politika, devrim, sosyalizm vb) aslında kendi istediğimiz şeyleri anlamamızda. Sağlıklı beslenme çok "politik" bir eylem olabilir. "Kendine kalan 2 - 3 saati yemek yaparak geçirmek", "akşam spor" yapmak pekala çok "devrimci" eylemler olabilir. Bir şeyi "politik" veya "devrimci" yapan, onu "nasıl" yaptığınızdır (örgütlediğinizdir). Gandhi'nin el çıkrığıyla iplik eğirmesi bizim Türkiyeli solcuların maalesef kavrayamayacağı ölçüde devrimci bir eylemdir. Hem de İstiklal Caddesine çıkıp üç - beş polisle cebelleşmekten çok daha politiktir. ABD'de sihayilerin otobüse binmeyerek işe yürüyerek gitmeleri yine bizim anlayamayacağımız kadar politik ve devrimcidir. Yeter ki neyi ne için yaptığımızı bilelim.

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 13.05.2016

    Sağlıklı yaşam için halkta bir talep, bir isyan duygusu yaratmak duygusundan bile yoksunlar. Bu kadar aptallık artık bezdirdi beni dostlar. Bunun sonucu ne? Solcu TTB kafası. Düzeni değiştiremediğimize göre en çok nemalanarak yaşayalım. Bir ev kadını kadar bile bilincimiz olmasın hiçbir özel konuda. Genel olarak devrimciyiz ya, bitti gider. Ben böyle devrimciliğin... Yetti artık yahu...

  • Kaan Arslanoğlu

    Kaan Arslanoğlu 13.05.2016

    AYA'cığım NEO'nun yazısı boktan bir yazı. Senin niyetin galiba beni herkesle kavga ettirmek. Kışkırtmana gerek yok, ediyorum zaten. Olayı hiç kavrayamıyor, kavrayanı da göstermemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Neymiş, solcuymuş, sosyalistmiş. Devrime kadar hiçbir şey düzeltmeyeceğiz. Sağlıklı beslenme kişisel sorumluluk değildir. Yok yaaaa! O zaman devrime kadar ben de faşist olurum, solcuların çoğunun olduğu gibi... Kafalarının çalışmadığı her şeye murdar diyen bir solcu tipi, doğrudan faşizmden ne farkları kalıyor. Hani koruyucu hekimlik??? Yok tabii, tın tın! Hani toplumcu tıp... O sadece Akif'te. Devrime kadar eşek gibi yaşayalım, devrim bizi kurtarsın. Bu kafayla mı? Doğru hiçbir şeyin yanında yer almayacağız devrime kadar. Ee, senin niye yazıyorsun o zaman. Yap devrimi. AYA'cığım sen önce şu alkol illetinden kurtul, cidden çok endişeliyim, özelden mailden yazacaktım, ama konuyu sen açtın. Bırak uyma sen içindeki NEO'lara, akla hiç uydurma.. Lütfen...

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 13.05.2016

    (Bkz: Ziyaret Et) /yazarlar/nevzat-evrim - onal/ saglikli-beslenme- ideolojisi-155432 --- NEO yine doğru yazmış. bi de adam beyefendi. ben olsam direkt kafa-göz girer, allah yarattı demezdim sağlıklı yaşam için spor yapalım ve keten tohumu yiyelim diyenlere. kaç sefer elim gitti şunu yazmaya. ama sırf bu hırçınlığım yüzünden yine anlaşılmam deyu geri durdumdu. neyse ne işte. söylenecek çok şey var. var da... önce "koşma"yarak işe başlamalı. çünkü KOŞMAK ÖLDÜRÜR. KOŞTURMAK DA HER İŞİ BERBAT EDER. YAVAŞ İYİDİR. a.y.a. miskinsss

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 09.05.2016

    "7 doğumdan 1’i gebelik diyabetinden etkileniyor"muş. "Diyabet hastalarının dörtte üçü (%75) düşük ve orta gelir ve eğitim düzeyindeki ülkelerde yaşıyor"muş. 1. gestasyonel diabet bambaşka bi konsepttir. bu tartışma başlığı altında anılması bence çok gerekli değil. 2. amariha + kanada + kanguru/koala ülkeleri + caponlar + güney kore + eski varşova paktı hariç evropa + zorlarsan bi de güney afrika = 325 + 35 + 30 + 125 + 50 + 500 + 55 = 1120 --- YANİ? 7.4 milyar nüfusta 1120 milyon ne ediyo? %15. geri kalanları çöplük sayarsanız (ki tıbbi istatistik normu zaten diğerlerini çöp sayar) dünya nüfusunun %85'inden hastalıklı popülasyonunun %75'i çıkıyo. YİNE YANİ? bu durumda diabet bi zengin hastalığıdır. ben SKABİEZ'i öyle bilirdim. ama olsun. vat iz dı morıl ov dis sıtori? bu çok önemli bi yazı olmuş. diabet önlenebilir bi hastalıkmış aslında. YETER Kİ FAKİR OLALIM; NE DİABET KALIR NE HİPERTANSİYON, ALİMALLAH!!! a.y.a. tıbbi istatistiğe girsss ve sarkazma devamsss

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.