İnsanlığı şirketler mi kurtaracak?

İnsanlığı şirketler mi kurtaracak?

Biri Nazilere toplama kamplarındaki Yahudileri toplu imha edebilmeleri için Zyclon B gazını, diğeri ABD ordusu için yoksul Vietnam köylülerine karşı kullanılmak üzere portakal gazını üreten iki dev şirket, Bayer ve Monsanto, bugün “insanlığın geleceğini kurtarmak” için birleşti!

KENDİLERİ İÇİN BİR ŞEY İSTİYORLARSA NAMERTLER

Bayer ve Monsanto’ya göre insanlığın geleceği tehlikede. Bu tehlike “açlık” tehlikesi. Şirketler insanların büyük bir hızla ürediklerini, 2050 yılına gelindiğinde bugünkü dünya nüfusuna 3 milyar insan daha ekleneceğini ve dünyanın bu kadar insanı besleyemeyeceğini söylüyorlar.

Bu acil ve yakın tehlike karşısında insanlığa karşı sorumlulukları gereği harekete geçen Bayer ve Monsanto, dünyayı bekleyen açlık tehlikesine karşı birleşmeye karar verdi. Biri tarım, diğeri ilaç alanında dünya devi olan iki şirket, güçlerini birleştirerek üretecekleri tarım ilaçlarıyla yeterli, güvenli, sağlıklı ve ucuz gıda üretilmesine katkıda bulunacaklar, insanlığı yaklaşan felaketten kurtaracaklar.

Şirketler bunu yaparken “geleceğin tarımını şekillendirmeyi” de hedefliyorlar. Çiftçilere ürünlerini arttırmak için daha iyi seçenekler sunacaklar ve çiftçi toprağından her yıl daha, daha, daha, daha fazla ürün alabilecek. Dünya nüfusu arttıkça çiftçinin birim topraktan aldığı ürün miktarı da artacak ve böylece nüfus ne kadar artarsa artsın herkes, her zaman doyacak.

Bu hizmetlerine karşılık olarak hiçbir şey talep etmiyorlar. Ürünleri alınsın yeter.

MÜNAFIKLAR İŞ BAŞINDA

İki dünya devinin insanlığı kurtarmak için birleşmesi münafıkları hemen harekete geçirdi. Bazı münafıklar hemen geçmişi kurcalayıp, Monsanto ve Bayer’in kirli çamaşırlarını ortaya dökmeye başladılar.

Monsanto, ABD ordusu için portakal gazı üretmek dışında, dünyanın başına bela olan ve yıllardır kullanımı yasaklanmasına rağmen kalıntılarıyla hala doğayı ve insanları zehirlemeyi sürdüren DDT’yi de üretmiş. Şirket son yıllarda da münafıkların henüz insana ve doğaya zararlarını herkesin kabul edeceği şekilde kanıtlayamadığı GDO’larla anılıyor.

Bayer ise Monsanto’dan daha eski bir şirket olduğu için dosyası daha kabarık. 1900’lerin başında Aspirinle kazandığı şöhretin ardında kirli işlere giren Bayer, ilk olarak bağımlılık yapan diasetilmorfini, öksürük kesici ilaç olarak piyasaya sürüyor. Mesele aydınlanana kadar 10 yıl içinde voliyi vuran şirket, İkinci Paylaşım Savaşı sırasında başta Auschwitz olmak üzere toplama kampları yanına fabrikalar inşa ediyor ve uyku ilaçları deneyleri için kamplardan esir kiralıyor (bu deneklerin hepsi testlerde yaşamını yitirmiş). Bu arada gaz odaları için Zyclon B gazını üretiyor.

Nurnberg duruşmalarında Bayer’in Auschwitz’deki operasyonlarını yöneten Fritz ter Meer, 1948’de 7 yıla mahkum ediliyor, fakat 1951 yılında salıveriliyor ve hapisten çıkar çıkmaz yeniden Bayer’in başına geçiyor. Savaş sonrası çok zaman yitiren Bayer, 1960’lara Primodos adlı gebelik testiyle giriyor. Binlerce doğumsal defekte neden olduktan sonra 1970’lerin başında test piyasadan çekiliyor.

Bayer durmuyor, durdurulamıyor. 1990’larda ürettiği statin (Baycol) 52 kişinin ölümünden sorumlu tutularak yasaklanırken, Bayer insan hayatı pahasına karlarına kar katmayı sürdürüyor. Son olarak 2014 yılında Bayer CEO’su Marijn Dekkers’in, ürettikleri yeni kanser ilacını yoksul Hintliler için üretmediklerini, bedelini ödeyebilecekler için ürettiklerini açıkladığı anımsatılıyor.

HACI HACIYI MEKKE’DE

Hacı hacıyı Mekke’de, hoca hocayı tekkede, it iti dakkada bulur derler. Gerçekten de piyasada o kadar tarım ve ilaç şirketi varken, insanlığı kurtarmak için bunlar arasından Bayer ve Monsanto’nun neden bir araya geldiklerini, şirketlerin geçmişleri çok iyi anlatıyor. Biri tarımda, diğeri ilaçta faaliyet gösteren şirketler, aslında aynı kulvarda koşuyorlar.

Monsanto ve Bayer işbirliği 2011’de başlamış. Sistemik herbisitle kaplanmış GDO’lu soya fasulyesi tohumlarını satmak için güçlerini birleştiren şirketler, daha birleşmeden birlikte çalışmaya başlamışlar.

Münafıklar şirketlerin geçmişini didiklemekle yetinmiyor, bugünkü iddialarını da sorguluyorlar. Dünyanın yakın gelecekte tarımsal üretimin artan nüfusa yetmeyeceği iddiasını sorgulayan münafıklar, bunun “yalan” olduğunu söylüyorlar. Yaptıkları hesaplara göre bugün dünyanın toplam tarımsal üretimi, dünya nüfusunun 1,5 katını doyurmaya yeter düzeyde. Evet, dünyada milyonlarca insan açlıktan ölüyor, fakat bunun nedeni tarımsal üretimin yetersiz olması değil, ürünlerin insanlar arasında adaletsiz dağıtımıymış.

MEŞHUR BİR MÜNAFIK ŞARKILAR SÖYLÜYOR

Kanada’nın ünlü rock yıldızı Neil Young geçtiğimiz yılın yazında “The Monsanto Years” albümünü çıkartmıştı. Albümden bir bölümü https://www.youtube.com/watch?v=TBnDorxhi0g bağlantısından dinleyebilirsiniz. Young bu bölümde şöyle diyor:

“Çiftçi satabileceği şeyi üretmek zorunda olduğunu bilir, Monsanto, Monsanto.

Bu nedenle Monsanto ile yaşamı cehenneme çeviren GDO’lar için anlaşma imzalar.

Her yıl patentli tohumlar satın alır, şirketin gereksindiği hazır zehir, Monsanto”.

EN İYİ SAVUNMA SALDIRIDIR

Bayer ve Monsanto kendilerine yönelik eleştirileri yanıtlamak yerine, kendilerini eleştirenlere saldırmayı bir strateji olarak benimsemişler. Bu şirketlere göre kendilerini eleştirenler, sırtlarında yumurta küfesi taşımayan, topluma karşı hiçbir sorumluluk duymayan fanatikler.

Monsanto ve Bayer’in savunduğu “kimyasal tarım” karşısında “organik tarımı” savunanlar, hayalperestlikle suçlanıyor. Monsanto ve Bayer’e göre organik tarım insanlığın yüz yüze olduğu felaketi önleyemez. Açlık tehlikesi romantizmle değil, “gerçekçi” olmakla önlenebilir. Bunun için tarımsal üretim hızla arttırılmalıdır ve bunun tek yolu tarımda daha fazla kimyasal kullanımı ve GDO’lardır.

Çözüm bilime ve teknolojiye gözleri kapatmak değil, bilime ve teknolojiye daha sıkı sarılmaktır diyen şirketler, organik tarımcıları insanları yeniden mağaralara tıkmaya çalışmakla suçluyorlar.

EĞİTİM ŞART!

Bayer münafıkların kendisine karşı başlattığı kampanyaya bir “eğitim hamlesiyle” yanıt veriyor.

Bayer’in bir yan kuruluşu olan Currenta uzun bir süredir kamusal eğitimin içinde. Bugünlerde yayınlarıyla anaokullarına da el atan Currenta, mobil kimya laboratuvarı ile okul okul dolaşarak, kimyanın ve genetik mühendisliğinin “mucizelerini” tanıtıyor. Öğretmenler için ücretsiz eğitimler düzenleyen kuruluş, okullara da milyonlarca Euro bağışlarda bulunuyor.

Anaokulu öğrencilerine yılbaşı hediyesi olarak dağıtılan resimli kitaplarda kimya sanayi, içinde rengarenk balonlar, palyaçolar olan eğlence alanları olarak tanıtılıyor. Bayer Bilim tarafından üretilen başka bir kitapta (Tobby ve Arılar) arıcı, çocuklara arıların Bayer tarafından üretilen sistemik pestisitler yüzünden değil, maytlar nedeniyle hastalandığını anlatıyor.

İNSANLIĞI ŞİRKETLER DEĞİL, SOSYALİZM KURTARACAK

Sınıfın Sağlığı bugüne kadar birçok kez beslenme ve ilaç konularını ele aldı. “Biyoteknolojiye toplumcu yaklaşım” başlıklı yazı dizimizde ilaca toplumcu yaklaşım aktarıldı. “Kent tarımı, permakültür ve sağlık” ve “Küba’da sürdürülebilir kent tarımı” başlıklı yazılarımızda Küba’nın sosyalist organik tarım pratikleri tanıtılmaya çalışıldı.

Bu yazılarımızı izleyenler, aslında beslenme ve sağlık sorunlarının çözümünde kullanılan “araçların” dünyanın her yerinde aynı araçlar olduğunu gördüler. Farkı yaratan bu araçların hangi amaç için kullanıldığıydı.

Elbette insanlığın geleceğinde tarım teknolojisi ve biyoteknolojideki ilerlemeler önemli bir rol oynayacak, fakat sorun bu teknolojilerin hangi “amaçla” kullanıldığında.

Kapitalizm bu teknolojileri “karlarını arttırmak” amacıyla kullanırken, sosyalizm “insan” için kullanıyor. Aradaki farkı yaratan da bu. Bayer ve Monsanto’nun derdi, insanların beslenme sorunu üzerinde kar sağlamaktır. Bu şirketlerin tarihleri, kar uğruna neleri göze alabileceklerinin örnekleriyle doludur.

Bazıları Bayer ve Monsanto’nun birleşmesinin yol açabileceği tehlikeleri çok abarttığımızı, bu şirketlerin de neticede bu dünyada yaşadığını ve dünyanın sonunu getirmekten bir çıkarları olmayacağını düşünebilir. Bu dostlara kurbağa ile akrebin öyküsünü anımsatmak isteriz:

Derenin karşısına geçmek isteyen akrep, kurbağadan yardım ister. Kurbağa akrebin kendisini sokacağını düşünerek kabul etmez. Akrep, kurbağayı ikna etmeye çalışır: “seni sokarsam ikimiz de boğuluruz, merak etme sokmam”. Kurbağa ikna olur ve akrebi sırtına alır. Derenin ortasına geldiklerinde kurbağa ağrıyla sarsılır, akrep sokmuştur. Batarlarken akrebe bunu neden yaptığını sorar. Yanıt, “ne yapayım, doğam böyle” olur.

Kar için insan, hatta insanlığın yaşamını hiçe saymak Monsanto ve Bayer’in doğasındadır. Ellerinden başka türlüsü gelmez. 

Akif Akalın

Bu yazı www.sol.org.tr den alındı.


Yorumlar

Maximum : 1000 Karakter / Karakter Sayısı: 
0
Yorumlara gerçek ad ve soyadınızı yazmanız onay kolaylığı sağlar.
Mail adresinizi yazmanız keyfinize kalmıştır. Yorumlarınızın onaylanması da
editörlerin tamamen keyfine bağlıdır. 4 yıllık deneyim sonucu bu bizde böyle.
  • Akif Akalın

    Akif Akalın 20.10.2016

    Her zaman söylerim ve iddialıyım. Türkiye'ye bir gün yanlışlıkla komünizm gelirse, buradan pılısını pırtısını toplayıp ilk kaçacak olanlar kendilerini komünist sanan soytarılar olacak. Aslında bir fırsat olsa Küba'ya gidebilseler (turist olarak değil, yaşamaya) ve orada kendilerine eğitimlerine, kariyerlerine vb bakılmadan diğer insanlar gibi EŞİT davranılsa komünizmin ne demek olduğunu anlarlar. Mesela Türkiye'de kendisine komünist diyen, hatta belki komünistlikten içeri girmiş, işkence görmüş bir doktor, Küba'ya gitse ve orada kendisine Kübalı doktorlara verilen maaş verilse hala komünist olmaya devam eder mi? Aslında bunu 12 Eylül'de gördük. Türkiye'den kaçanların ancak parmakla sayılacak kadarı sosyalist ülkelere kaçtı. Oysa Nazım Hikmet gibi gerçek komünistler dünyada kendisini baş tacı edecek bir sürü yer varken ölümü göze alarak Sovyetlere kaçmıştı. Bu nedenle yurdum komünistinin Mehmet Ağar'dan medet umması beni hiç şaşırtmaz.

  • arif yavuz aksoy

    arif yavuz aksoy 20.10.2016

    Dünyayı şirketler mi kurtaracak bilemiyorum. Ama solcularımızın kallavi bi kısmını Tufan'ın anca paklayacağını bugün anladım. Neymiş? Mehmet Ağar "solcular aslında çok cici insanlar" diyesiymiş. Zavallı solcularımızın arasında da buna sevinenler olmuş. Cici olduğunuzun tasdik makamı, icazetçibaşısı Mehmet Ağar'sa siz yanmışsınız. Vay ki ne vay! Ateş sizi çağırıyo! Yanarım diyene Tufan da var. a.y.a. şaşsss

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan www.insanbu.com sorumlu tutulamaz.